Yalanlar Çağında Tek Doğru Adres

Abone Ol

Gençlik yılları.

Hepsine gülünmezdi ama soğuk esprilerin bile henüz bayatlamadığı zamanlardı işte.

Merhum Mehmet Yavuz, lisede matematik hocasının bir gün derste şöyle bir soru sorduğunu anlatmıştı:

“Dalda üç tane kuş var. Baştaki kuş; solumda iki kuş var, sağımda yok diyor. Ortadaki kuş; solumda bir kuş var, sağımda bir kuş var diyor. Sondaki kuş ise; sağımda iki kuş var, solumda bir kuş var diyor. Bu sonuncu kuş, ne demek istiyor?”

Sınıfta herkes bir şey söylüyor. Hoca, her söylenen fikri “hayır o değil” diye reddedince haliyle, “hocam izahı nedir çok merak ettik” diyorlar.

Hoca; “üçüncü kuş yalan söylüyor” diyor.

Şimdiki çocuklara bahsedince, “eee ne var bunda?” diyorlar ya bu defa da tuhaflıkların sıradanlaşması espriye dönüşüyor.

Fıkralar makul olmak zorunda değil fakat minicik de olsa rasyonel bir yönü olmalı ki beyin bir şeylerle kıyaslasın ve ona göre ya gülmeye değer bulsun ya da ibret çıkarsın.

İyi de herkesin farklı bakış açısına göre mâkuliyet de göreceli değil midir?

Eyvallah, gülmece garantili fıkra yoktur lakin anlatılan şeyi eleştirmek bile ondan çıkarılmış bir hisse olacağına göre hikmetin peşini bırakmamak lazım.

“Hikmet, müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir.” Sonuçta bu hadiste, hikmete bir sıfat, bir sınır konmadı.

Sınıftaki diyalog, muhtemelen şöyle ilerledi:

⎼ Tamam da hocam kuşlar yalan söyler mi?

⎼ Kuşlar sağımda bu var, solumda şu var dediğinde neden, tamam da hocam kuşlar konuşur mu demediniz?

⎼ Hayvanları insan gibi şahsileştirip konuşturan teşhis ve intak sanatına göre onların konuşturulması masalda yaygın bir yöntem değil mi?

⎼ Masallar gerçek mi?

⎼ Masallar gerçek değil tabi. Fakat orada bile kuşlar yalan söylemez.

⎼ Peki tilki ile karga masalında tilki niye yalan söylüyor. Kurt ile kuzu masalında kurt niye yalan söylüyor. Eee hayvanlara demek ki yalan söyletmişler.

Elbette ki bu tartışmanın sonu yok. Yalnız mesele; yalanın kendisinden ziyade yan yana geldiği varlık, olay, konu, durum, zemin ve zaman.

Zihin, öğretmenle yalanı bir arada düşünemez, matematikle, okulda ciddi bir ders ortamıyla yalanı bir arada düşünemez, bir dersin öyküsü dışında da hayvanlarla yalanı birlikte düşünemez.

Hırsızlık yapsa da zina etse de Müminin asla yalan söylemeyeceğini bildiren Nebevi uyarı da "yalanı ancak iman etmeyen kimse uydurur.” uyarısıyla biter.

Öyle garip bir zamanda yaşıyoruz ki, tarihçi olduğunu söyleyen kimileri, tarihe yalan söyletiyorlar.

Gazeteci, analist olduğunu söyleyenler habere, vakıaya yalan söyletiyorlar.

Halkın oylarıyla bir belediye başkanı olan şahıslar, devlet tarafından filan makama atanan şahıslar, yetkiye yalan söyletiyorlar.

Dünyanın ümüğüne çöken emperyalistler, paraya, güce, kuklalarına, uşaklarına ve ellerindeki her vasıtaya yalan söyletiyorlar.

Teknoloji ve konfor satanlar, sattıkları sosyal medya araçlarına yalan söyletiyorlar.

Siyonistler, başta Amerika olmak üzere iplerini ellerine geçirdikleri herkese yalan söyletiyorlar.

İşte bu yüzden yalan dolanla işini yürütenlerin dünyasında zihinler hayli yorgun. Çünkü sürekli yan yana gelmemesi gereken zıtlıkları çözmeye çalışıyor ve çoğu zaman pes ediyor.

Böyle bir zihni rahatlatmanın tek yolu var.

Zerre kadar yalan içine sızamayan Kur’anla yaşamak.

Ve zerre kadar yalan söylememiş Muhammed-ül Emin ile dirilmek.

Hoş geldin ya Resulallah(sav).