YALANDAN HAYIR GELMEZ!

Abone Ol

Bir Mübarek Ramazan ayının daha sonlarına geliyoruz.

Son birkaç senedir olduğu gibi yine İslam dünyasının bazı bölgelerinde Ramazan ayının huzur ile idrak edilemediğini, ezan seslerine bomba gürültülerinin karıştığını görüyoruz.

Soykırımcı katiller, yine mübarek ayı zehir etmek için vahşi saldırılara giriştiler.

İçimiz yanıyor; ama bu Ramazan ayının iklimini unutmamız, tümüyle kendimizi kahredip gereksiz mecralarda zaman tüketmemiz gerektiği anlamına gelmiyor.

Kur’an ayında Kur’an ikliminden faydalanmak, arınma çabasına girişmek, muhasebelerde bulunmak ya da en azından bunlar için çaba harcamak gerekir ki, zaten nasibi olan her ortamda bundan faydalanabiliyor.

Savaşın yıkıcı ortamından uzakta olsak da zulme ve zalime karşı mazlumun yanında olmak, tarafını iyi seçmek son derece önemlidir.

Midemize oruç tutturduğumuz gibi başka uzuvlarımıza da oruç tutturmamız gerektiğini unuttuğumuzda yanlışlar yapabiliyor, bazen de hak ve hakikati değil de “taraftarlığı” öne çıkarıp yanlış yapanların yanlışlarına devam etmesi için destek verebiliyoruz.

İthamlara edep ölçüsünde cevap vermenin bile hikmete ne kadar uygun olacağı konusunda hiç kafa yormuyor, yanan ateşe malzeme taşıyarak daha da canlanmasına neden olabiliyoruz.

Bir de hak adına doğru ya da yalan olduğundan emin olmadığımız şeyleri yayabiliyor, yalan ile tatmin olan kitlelere yardım ettiğimizi düşünebiliyoruz.

Kur’an ayında bu konudaki Kur’anî ölçüye bir göz atalım:

"Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü göz, kulak ve kalp hepsi sorumludur, mutlaka sorguya çekilecektir." (İsra/36)

Sorguya çekildiklerinde ise bunların insanın lehinde ya da aleyhinde şahitlik edecekleri yine Kur’an-ı Kerim’de belirtilir.

“O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır.” (Nur/24)

Sosyal medyada yazdıklarımızı, söylediklerimizi, yaydıklarımızı bir usulle silebiliriz belki; ama onu kayıt altına alan “hazır gözetleyiciler” için yapabileceğimiz bir şey yok!

"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen ve dediklerini kayda geçen bir melek hazır bulunmasın." (Kaf/18)

Duyduğumuz ya da gördüğümüz bir haber hoşumuza gittiğinde genellikle doğru ya da yalan olma ihtimaline dikkat etmeden yaymaya kalkışıyor ve bazen maalesef bir yalanın yayılmasına katkıda bulunabiliyoruz.

Yalandan hayır gelmez!

Günümüz teknolojik ortamında yalanların nasıl değiştirilip servis edildiğini bildiğimiz halde bazen gerçeğin bizi rahatsız edebileceğini düşündüğümüz için yalana inanmak ve onu yaymak daha cazip gelebiliyor.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam şöyle buyurur.

“Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!" (Müslim, Mukaddime 5)

Biz “el Emin” olan Peygamberin ümmetiyiz.

O, davasını tebliğ ettiğinde kavmi onun kişiliği konusunda şahitlikte bulunmuş ve “Sen hiçbir zaman yalan söylemedin” demiştir.

Lâ ilâhe illallâhu’l melikül hakku’l mübîn

Muhammedün rasulullah sadiku’l va’di’l emin

Öncümüz, rehberimiz, efendimiz Muhammed’e salat ve selam olsun.