Bismihi Teâlâ
Türkiye’de yabancı okullar, günübirlik tartışmanın ötesinde…
Osmanlı’ya dek uzanan derin bir mazisi vardır.
Faaliyet gösteren bazı yabancı ve azınlık okulları,
asırlık bir mirasın ürünüdür.
Bu mirasın kökeni özellikle Fatih’e kadar uzanır.
Mesela, Fener Rum Okulları en belirgin olanıdır.
Elbette bu okulların ortaya çıkışı tesadüfi değildir.
Dönemin siyasal dengeleri bu süreci tetiklemiş olabilir.
Kapitülasyonlar mı o da cabası.
Çok uluslu imparatorluk yapısı bu zemini hazırlamış,
desek yanılmış mı oluruz?
Osmanlı, farklı din ve milletlerin birlikte yaşadığı bir yapıya sahipti.
Dolayısıyla azınlıkların kendi dilinde eğitim görmesi tabiiydi.
Zaten devlet erki, bu hakkı güvence altına almıştı.
Ancak asıl mesele, eğitimin sınırlarını aşmasıyla başladı.
Eğitim, zamanla siyasal ve kültürel nüfuz aracına dönüştü.
Bilhassa 19. yüzyıldan itibaren yabancı okullar hızla arttı.
Fransız, Amerikan ve Alman menşeli okullar öne çıktı.
Bu okullar eğitimin yanı sıra kendi kültürlerini,
dahası siyasal dünya görüşlerini de aktaran yapılar hâline geldi.
Bu durum, “etki alanı oluşturma” eleştirilerini beraberinde getirdi.
Cumhuriyet’in kuruluşuyla konu yeniden ele alındı.
Lozan, Türkiye’nin egemenliğini tanıdı deniyor.
Lakin ecnebiler,
kendi değirmenine su taşıyan kimi uygulamaları hukuki zemine oturttu.
Bugün yabancı okulların çoğunun Fransız menşeli olması bu sürecin sonucudur.
Asıl sorun, eğitim hakkı değildir.
Yabancıların ya da azınlıkların eğitimi tartışma konusu olamaz.
Kimsenin ana diline itiraz edilemez.
Tartışılması gereken başka bir noktadır.
Müfredatlar, öğretmen kadroları ve ideolojik yönelimler sorgulanmalıdır.
Çünkü eğitim yalnızca bilgi aktarmaz.
Aynı zamanda kimlik ve aidiyet inşa eder.
Tarih bize bazı gerçekleri açıkça göstermektedir.
Bazı yabancı okullar, ayrılıkçı fikirlerin taşıyıcısı oldu.
Misyoner faaliyetler bu kurumlar üzerinden yürütüldü.
Bugün ise yöntemler değişmiştir.
Kültürel kuşatma daha örtük, daha sessiz biçimde sürmektedir.
Devletin görevi bu okulları toptan reddetmek değildir.
Aynı şekilde görmezden gelmek de doğru değildir.
Asıl görev, bu yapıları şeffaf ve denetlenebilir kılmaktır.
Milli eğitim hedefleriyle uyum sağlanmalıdır.
Eğitim, bir ülkenin geleceğini belirleyen en stratejik alandır.
Sonuç olarak;
yabancı okullar ne mutlak tehdit ne de sorgusuz kabul edilebilir.
Mesele, kime ve neye hizmet ettikleridir.
Nasıl denetlendikleri belirleyicidir.
Geçmişten ders alan, bugünü doğru okuyan bir eğitim politikası şarttır.
Kalın sağlıcakla…