Bismihi Teâlâ
İbrahim ailesi…
Bir evden daha fazlası.
Bir mektep.
Bir istikamet.
Bir teslimiyet hikâyesi…
Kur’an, Hz. İbrahim için:
“Şüphesiz İbrahim tek başına bir ümmetti.” (Nahl, 120) der.
Ne büyük bir tarif…
Bugün milyonlarca Müslüman,
Onun attığı adımların izinden yürüyor.
Hacda yapılan her menasik,
biraz da İbrahim ailesinin hatırasını taşıyor.
Hacer’in tevekkülü…
İsmail’in teslimiyeti…
İbrahim’in sadakati…
Asırlar geçiyor ama bir ailenin Allah’a bağlılığı hâlâ insanlığa yön veriyor.
İşte insanı asıl hayrete düşüren de bu.
Bir aile düşünün…
Çölün ortasında yalnız.
İmkân kıt.
İmtihan büyük.
Fakat aralarında sarsılmaz bir güven var.
Birbirlerini Allah’a yaklaştıran bir muhabbet var.
İlahi emir karşısında tereddütsüz bir teslimiyet var.
Şeytan vesvese veriyor;
onlar teslim olmuyor.
Nefis zorluyor;
onlar direniyor.
Hayat ağırlaşıyor;
onlar dağılmıyor.
Çünkü vahiy, o evin merkezinde duruyor.
Pekiyi, bizler neyi merkeze koyuyoruz?
Çocuklarımızı konuşuyoruz.
Gençliği konuşuyoruz.
Aileyi konuşuyoruz.
Ama çoğu zaman sadece şekva ediyoruz.
Sistemi suçluyoruz.
Sosyal medyayı suçluyoruz.
Çevreyi suçluyoruz.
Çağı suçluyoruz.
Pekiyi, bütün bunlar bizi ne kadar haklı çıkarır?
Sorumluluğumuzu ertelemek, çözüm mü?
Öğrenilmiş çaresizlik, gerçekten kader midir?
Belki hiçbirimiz İbrahim değiliz.
Ama İbrahim’in gösterdiği iradeye muhtacız.
Çünkü bugün en büyük ihtiyaç;
vahiy merkezli evlerdir.
İçinde Kur’an’ın konuşulduğu,
sabırla merhametin buluştuğu,
eşlerin birbirine omuz verdiği evler…
Zira güçlü toplumlar önce ailede kurulur.
Ve aileyi ayakta tutan şey;
sadece sevgi değil,
ortak bir hakikate bağlılıktır.
“Andolsun ki Allah, müminlere;
içlerinden kendilerine ayetlerini okuyan,
onları arındıran,
kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle
büyük bir lütufta bulunmuştur.”
(Âl-i İmrân, 164)
Kalın sağlıcakla.