Utanma ve Hayâ Kalmadı! Ne Hâle Düştük?

Abone Ol

Zamane insanları içinde bulundukları bolluk ve refaha bir de teknoloji ve rahatlık da eklenince ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar? Maalesef bu durumdan ve yaşam şeklinden Müslümanlar da etkileniyor ve başta eleştirseler de zamanla onlar da aynı kalıba girmekten kendilerini kurtaramıyorlar.

İslam coğrafyası ateş çemberi, her taraf kan revan içinde ancak toplum ve insanlık sanki her yer süt limanmış, hiç zulüm ve katliamlar yaşanmıyor gibi hayat düzenlerinden ve keyiflerinden ödün vermiyorlar.

Gazze’de Aksa Tufanı Hareketinden beri dünya ve insanlık tarihinde görülmemiş katliamlar, abluka ve her türlü vahşice soykırım saldırıları ve uygulama yaşandı ve sözde ateşkese rağmen halen devam ediyor.

Batı Şeria’da ve Kudüs’te baskınlar ve alıkoymalar ile insanlıktan çıkan siyonist Yahudi çetelerin Filistinli Müslümanlara yönelik toprak gaspı, öldürme ve saldırılar ile tarım arazilerine zarar verme, ekinlerini yakma, zeytin ağaçlarını sökmeye kadar yapmadıkları vahşilik kalmıyor.

Lübnan’da sözde Nisan ayında açıklanan ve ABD’de yeni imzalanan sözde ateşkes özde teslimiyet anlaşmasına rağmen siyonist terör rejimi saldırı, tehdit ve katliamlarına devam ediyor.

ABD ve terör rejiminin İran’a saldırısı ve sağlanan mutabakata rağmen saldırılar yeniden başladı. Yemen, Doğu Türkistan, Sudan ve Libya gibi İslam coğrafyasında saldırı veya emperyalist-siyonist çetenin fitnesi sonucu çıkan iç savaşlarda kanımız akıyor.

Coğrafyamızın ve insanlığın içinde bulunduğu savaşlar, açlık, sömürü ve fakirlik karşısında hiçbir şey yokmuş gibi davranmamız kalbimizin öldüğünü, vicdanımızın köreldiğini gösterir.

Gazze’de terör rejimi saldırısında çocuğunu kaybeden bir babanın feryadına bakalım: “Ateşkes nerede? Tüm dünya, dünya kupasını izliyor. Herkes dünya kupasına bakıyor, kimse bize bakmıyor? Kimse Gazze’ye bakmıyor? Nereye kadar? Kan göllerine dönmüş Gazze, Gazze kan ağlıyor. Tüm Dünya uykuda, tüm Avrupa uykuda, herkes dünya kupasını izliyor, Gazze kan ağlıyor… Biz ölürken siz Dünya Kupası izliyorsunuz. Yazıklar olsun size.”

Bunun gibi her gün her saat yaşanan mezalim ve ciğer parçalayan feryatlara rağmen biz nelerle uğraşıyoruz? Bir taraftan önümüze konulan sanal gündemlerle meşgul olurken, bir taraftan dünyevileşme hastalığı ile maddiyata meftun (tapmak demek istemiyorum) bir şekilde her şeyi maddeye göre değerlendiren bir topluma dönüştük. Bir taraftan da utanma ve hayâ duygusu körelen birçok insanımız TV’lerde ve özellikle sosyal medyada etkileşim ve beğeni kasmak uğruna yapmadıkları şaklabanlık maalesef kalmıyor. Normalde ölçüsüz davranışlarda bulunmayan insanlar, sosyal medyayı görünce ne oldum delisine ve “medya maymununa” dönüşüveriyorlar.

Geçmişte insanların yalnızken bile yapmaya utandıkları ve tabudan da öte olan bazı konuşma, davranış ve giyim tarzı, şimdi açık açık ve görüntülü bir şekilde utanmazca ve hayâsız bir şekilde yapılıyor ve yayınlanıyor.

Her Cuma hutbede okunan ayette “hayâsızlık, fenalık ve azgınlıktan” bahsediyor. Ama kim anlayıp idrak ediyor?

Utanma ve hayâ duygusu; insan üzerinde bir otokontrol mekanizması kurar, insanı kötülüklerden alıkoyar. Vicdanlı, adaletli ve merhametli olmaya yönlendirir. Zamane insanlarda bu iki fıtri duygu körelince, her türlü çirkefliği çok rahat sorunsuz bir şekilde yapıyorlar ve yaşanan vahşet ve soykırımları umursamıyorlar?

Yazımızı konuyla ilgili ayet ve hadisle noktalayalım:

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl Suresi: 90)

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “İnsanlık, ilk günden beri bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri bir söz bilir: Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!” (Buhârî, Edeb, 78)

Evet, utanmayanlar dilediğini yapmaya devam etsin lakin hesap gününü de unutmasın. Vesselam…