Türkiye Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde Salı günü gerçekleşen silahlı okul baskının şokunu yaşarken Çarşamba günü bir saldırı haberi de Kahramanmaraş'tan geldi. Olay, Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu'nda yaşandı.
Saldırıda 10 kişi yaşamını yitirirken 6'sı ağır, 13 kişi yaralandı. Saldırıyı gerçekleştiren 8. sınıf öğrencisi 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli'nin de intihar ettiği açıklandı. Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, saldırıyla ilgili olarak, "Eski emniyetçi babasının silahlarını aldığını tahmin ediyoruz. 5 silah ve 7 şarjörle gelmiş, 2 sınıfa girmiş" bilgisini verdi.
Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), saldırıyı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli'nin babası Uğur Mersinli'nin tutuklandığını bildirdi. Açıklamada, silahlı saldırı olayına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, yapılan ilk incelemelerde şahsın WhatsApp profilinde 2014 yılında ABD'de saldırı gerçekleştiren Elliot Rodger'e atıfta bulunan bir görsel kullandığı tespit edildiği belirtildi.
Tam ismi Elliot Oliver Robertson Rodger olan saldırgan, 23 Mayıs 2014 yılında ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Isla Vista bölgesinde gerçekleştirdiği silahlı ve bıçaklı saldırıda 6 kişiyi öldürmüş, 14 kişiyi yaralamıştı. 22 yaşındaki saldırganın katliamdan önce internete yüklediği videoda "Yarın insanlıktan intikamımı alacağım gün olacak" dediği ortaya çıkmıştı.
Saldırıdan sonra intihar eden Elliot Rodger, “manifesto” adı verilen bir günlük bırakmış; günlüğünde, küçüklüğünden beri yaşadığı sorunları anlatmıştı.. Sık sık okul değiştiren Rodger, okula gitmekten nefret ediyordu, akran zorbalığına uğradı ve okul arkadaşlarına karşı da düşmanlık besliyordu.
Saldırının faili İsa Aras Mersinli'nin evinde yapılan aramada ise kişisel bilgisayarı ve cep telefonu gibi dijital materyallerine el konuldu.
Dijital materyal üzerinde yapılan ilk incelemede failin bilgisayarında 11 Nisan tarihli bir belgeye ulaşıldı.
Söz konusu belgede, saldırganın yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair not bulundu
BABANIN İFADESİ ORTAYA ÇIKTI: POLİGONDA ATIŞ YAPTIRDIM
Saldırganın babası Uğur Mersinli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Bir polis müfettişi olan baba Mersinli’nin ifadesinde; evdeki cephaneliği, oğlunun dijital dünyadaki içe kapanıklığını ve saldırıdan kısa süre önce bizzat yaptırdığı atış eğitimini itiraf etmesi, "ihmal" tartışmalarını derinleştirdi.
İfadesinde, oğlu İsa Aras’ın olay günü yatak odasında muhafaza ettiği silahlardan 5’ini alarak olay yerine götürdüğünü belirten baba, silahların kilitli sandıklarda saklandığını ancak oğlunun bu sandıkları açmayı öğrenmiş olabileceğini söyledi. Silahların şarjörlerinin ayrı tutulduğunu ve normalde güvenlik önlemlerine dikkat ettiğini ifade etti.
Baba Mersinli, toplam 7 adet ruhsatlı tabanca ve 2 av tüfeğine sahip olduğunu, tüm silahların yasal çerçevede kayıtlı olduğunu dile getirdi.
İfadesinde oğlunun davranışlarına da değinen baba, İsa Aras’ın bilgisayar oyunlarına yoğun ilgi duyduğunu, odasına girildiğinde ekranı kapattığını söyledi. Bir süre önce bir psikoloğun, oğlunun topluma uyum konusunda sorun yaşayabileceğini ve takip edilmesi gerektiğini belirttiğini aktardı.
Babanın verdiği bir diğer kritik bilgi ise olaydan kısa süre önce oğluna silah kullandırmış olması oldu. Kendi beyanına göre, pazartesi günü emniyet poligonuna giderek oğluna birkaç el atış yaptırdığını ifade etti.
YİNE ÇETELER ORTAYA ÇIKTI
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarının ardından, sosyal medyada yeni eylem çağrıları yapan siber çetelere yönelik geniş çaplı operasyon başlatıldı. İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla harekete geçen güvenlik birimleri, Telegram üzerinden örgütlenen “C31K” ve “TETİKCİLER” isimli grupları mercek altına aldı.
Siber istihbarat ekiplerinin tespitlerine göre, söz konusu gruplarda okulları açık hedef haline getiren paylaşımlar yapılırken, “cinayet fiyat listesi” adı altında suç tarifeleri yayımlandı. Listede “gözdağı verme” 2 bin TL, “adam dövme” 5 bin TL, “adam öldürme” 10 bin TL ve “mekân kurşunlama” 15 bin TL olarak yer aldı. Paylaşımlarda ayrıca öğrencilere yönelik saldırılar için “indirim” teklif edilmesi kamuoyunda büyük tepki çekti.
Yazışmalarda bazı okulların doğrudan hedef gösterildiği ve açık adres paylaşıldığı da ortaya çıktı. Bir kullanıcının silahla evinde beklediğini söyleyerek meydan okuması üzerine güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı.
Gelişmelerin ardından İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve savcılıklar eş zamanlı harekete geçti. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, “halk arasında korku ve panik yaratmak” suçundan resen soruşturma başlattı.
Yetkililer, dezenformasyon ve tehdit içerikleri yayan 591 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı. Fiziki operasyonlar kapsamında ise Sivas’ta okul saldırısı paylaşımı yaptığı belirlenen 2009 doğumlu bir lise öğrencisi gözaltına alındı. İstanbul Valiliği de benzer içerik paylaşan kişilerin anlık olarak tespit edilerek işlem yapıldığını duyurdu.
Söz konusu çetenin daha önce de kamuoyunun gündemine geldiği ortaya çıktı. “C31K” adlı yapı, Kadıköy’de öldürülen 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin annesine yönelik ölüm tehditleriyle tepki çekmişti. Adalet arayışı için eylem yapan anneye yönelik tehditler sonrası soruşturma başlatılmış, bazı şüpheliler yakalanmıştı.
Zonguldak’ta bir lise öğrencisinin sınıf arkadaşlarına yönelik tehdit içerikli mesajlar paylaşması üzerine başlatılan soruşturma, okul güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Fener Anadolu Lisesi’nde eğitim gören 17 yaşındaki B.T.A., WhatsApp grubunda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılara benzer bir eylem yapacağını ima eden mesajlar attı.
İhbar üzerine harekete geçen güvenlik güçleri, Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla öğrencinin evine operasyon düzenledi. Yapılan aramada B.T.A.’nın odasında 6 adet kurusıkı tabanca mermisi ele geçirildi. Gözaltına alınan öğrenci, Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerince adliyeye sevk edildi.
Polisle yapılan ilk görüşmede B.T.A.’nın, daha önce eğitim gördüğü Karaelmas Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde sınıfta torpil patlatması nedeniyle disiplin cezası aldığı ve okuldan uzaklaştırıldığı öğrenildi. Öğrencinin ifadesinde tehdit içerikli mesajları “şaka amacıyla” attığını, mermileri ise hatıra olarak sakladığını söylediği belirtildi.
Güvenlik kaynakları, bu tür dijital yapılanmaların özellikle gençler arasında yaygınlaşan silahlanma eğilimi ve “cezasızlık algısından” güç aldığına dikkat çekerken, hem siber hem fiziki operasyonların kararlılıkla süreceğini vurguladı.
OKULLARDA DİSİPLİN EREZYONU
Son dönemde okullarda artan şiddet ve tehdit olayları, eğitim sistemindeki yapısal sorunları yeniden gündeme taşıdı. Eğitimciler ve uzmanlar, disiplin mekanizmalarının zayıflaması, öğretmen otoritesinin aşınması ve akran zorbalığındaki artışın, bu tür olayların zeminini hazırladığı uyarısında bulunuyor.
Değerlendirmelere göre, öğretmenlerin sınıf içindeki etkisi giderek azalırken, disiplin uygulamalarında caydırıcılığın büyük ölçüde ortadan kalktığı ifade ediliyor. Eğitimciler, öğrenciler üzerinde yalnızca ders saatleriyle sınırlı bir sorumluluk bırakıldığını, davranış takibi ve rehberlik süreçlerinin ise zayıfladığını belirtiyor.
Velilerle yaşanan gerilimler de bu tabloyu derinleştiriyor. Öğrencilerin davranışlarına ilişkin yapılan uyarıların bazı durumlarda öğretmenlere yönelik şikayet ve baskıyla karşılık bulduğu, bu nedenle birçok öğretmenin müdahale etmekten çekindiği dile getiriliyor. Bu durumun, sınıf içi otoriteyi zedelediği ve öğrencilerde “yaptırım yok” algısını güçlendirdiği ifade ediliyor.
Uzmanlara göre son dönemde gündeme gelen okul saldırılarının arka planında çoğu zaman uzun süreli akran zorbalığı bulunuyor. Okullarda zorbalık vakalarının arttığına dikkat çeken eğitimciler, bu sürecin erken aşamada tespit edilememesinin daha büyük krizlere yol açabildiğini vurguluyor.
Psikologlar ise özellikle ergenlik dönemindeki bireylerde dışlanma, baskı ve zorbalık deneyimlerinin ciddi davranışsal kırılmalara neden olabileceğini belirtiyor. Bu tür durumların zamanında müdahale edilmemesi halinde şiddet eğilimlerinin artabileceği uyarısı yapılıyor.
Artan risklere karşı okullarda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, disiplin süreçlerinin yeniden yapılandırılması ve aile-okul iş birliğinin artırılması gerektiğini ifade ediliyor. Eğitim sisteminde otorite, güven ve denge unsurlarının yeniden tesis edilmemesi halinde benzer olayların artabileceği değerlendiriliyor.
SORUN OKULDAN ÖNCE EVDE BAŞLIYOR
Okullarda artan şiddet olayları yalnızca eğitim kurumlarını değil, aile yapısını ve dijital kültürü de tartışmaya açtı. Eğitimciler ve psikologlar, yaşanan vakaların arka planında çoğu zaman okuldan önce başlayan bir süreç olduğuna dikkat çekiyor.
Şiddet içerikli dizi, film ve oyunlara yoğun maruziyet; zayıflayan aile bağları ve kontrolsüz ekran kullanımı, çocukların davranış dünyasını doğrudan etkiliyor. Özellikle dijital içeriklerin sürekli tüketimiyle birlikte çocuklarda duyarsızlaşma, empati kaybı ve gerçeklik algısında bozulma görülebiliyor.
Aile içi iletişimin zayıflaması ise bu süreci daha da derinleştiriyor. Uzmanlar, çocukların giderek daha fazla yalnızlaştığını, ekran başında geçirilen sürenin artmasıyla birlikte sosyal etkileşimlerin azaldığını belirtiyor. Bu durumun, gençlerde izolasyon, içe kapanma ve “robotlaşma” eğilimi oluşturduğu ifade ediliyor.
Eğitimciler, okullarda karşılaşılan akran zorbalığı ve şiddet olaylarının çoğu zaman bu süreçlerin bir sonucu olduğuna dikkat çekiyor. Evde başlayan kopuşun, okulda davranışsal sorunlara dönüştüğü; zorbalık, öfke kontrolü problemi ve saldırganlık gibi davranışlarla kendini gösterdiği vurgulanıyor.
Toplumsal değerlerde yaşanan aşınma da sürecin önemli bir boyutu olarak öne çıkıyor. Saygı, sorumluluk ve sınır bilinci gibi temel değerlerin zayıflaması, gençlerin davranışlarını doğrudan etkiliyor.
Bu tablo karşısında çözümün yalnızca okul içi tedbirlerle sınırlı kalamayacağına dikkat çekiliyor. Uzmanlara göre, aileden başlayan ve toplumu kapsayan bir rehabilitasyon süreci şart.
Ailelere yönelik bilinçlendirme çalışmaları, dijital içerik denetimi, çocuklarla sağlıklı iletişim kurulması ve rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
ASOSYALLİK OYUN BAĞIMLILIĞI VE SONUNDA ŞİDDET
Kahramanmaraş’taki saldırının ardından ortaya çıkan detaylar, tartışmayı yalnızca güvenlik boyutunun ötesine taşıdı. Saldırganın asosyal bir yapıya sahip olduğuna yönelik beyanlar dikkat çekerken, baba ifadesinde de benzer şekilde çocuğun içe kapanık davranışlar sergilediği ve uzmanlar tarafından takip edilmesi gerektiğinin belirtildiği ortaya çıktı. Bu tablo, son dönemde sıkça gündeme gelen “oyun bağımlılığı, sosyal izolasyon ve şiddet” ilişkisini yeniden tartışmaya açtı.
Özellikle sosyal olarak izole bireylerde dijital oyunlar yalnızca bir eğlence aracı değil; aynı zamanda bir kaçış ve kimlik alanına dönüşebiliyor. Yoğun ve kontrolsüz kullanımda ise bu durum, bireyin gerçeklik algısını ve davranış kalıplarını etkileyebiliyor.
Araştırmalar, şiddet içerikli oyunlara uzun süre maruz kalan bireylerde beynin ödül sisteminin farklı çalışmaya başladığını ortaya koyuyor. Dopamin temelli bu sistemde, oyuncu her başarılı hamlede ödül hissi yaşarken, bu döngü davranışın tekrarını teşvik ediyor. Özellikle Call of Duty ve Counter-Strike gibi yüksek tempolu oyunlarda bu süreç daha yoğun işliyor.
Bu durumun bazı bireylerde “transa yakın” bir bilinç hali oluşturduğu belirtiliyor. Oyuncu zaman algısını kaybederken dış dünyaya karşı duyarsızlaşabiliyor. Bu süreçte şiddet, ahlaki bir eylem olmaktan çıkarak teknik bir görev gibi algılanmaya başlayabiliyor.
Özellikle sosyal izolasyon yaşayan, aile içi iletişimi zayıf ve akran ilişkilerinde sorun yaşayan bireyler bu süreçten daha fazla etkileniyor. Bu bireylerde oyun, yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir kaçış ve kimlik inşa alanı haline geliyor.
Bu durumun en çarpıcı yansımaları bazı saldırı vakalarında görüldü. Columbine Lisesi katliamı, Erfurt okul katliamı ve Parkland okul saldırısı gibi olaylarda faillerin sosyal izolasyon, öfke birikimi ve davranış bozuklukları dikkat çekerken, oyun alışkanlıkları da bu profilin bir parçası olarak değerlendirildi.
Özellikle Christchurch cami saldırısı, şiddetin sunum biçimi açısından farklı bir boyut ortaya koydu. Saldırının birinci şahıs kamera açısıyla canlı yayınlanması, dijital oyun estetiğinin gerçek dünyaya yansıması olarak yorumlandı.
Örneğin YouTube’daki “Minecraft Parodileri” gibi kanalların şiddeti sıradanlaştıran dili de, uzmanlar tarafından ciddi bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor.
7,5 milyon takipçisi bulunan ve her videosu milyonlarca izlenen bu kanalda, okul ortamı bir eğitim yuvasından ziyade, silahların, tehditlerin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir "savaş alanı" gibi resmediliyor. Bu dehşete düşüren videoların Youtube'un çocuklar için özel hazırlanan platformu 'YouTube Kids'te de görünmesi olayın ciddiyetini daha da artırıyor.
Bir sahnede öğretmenin sınıfa gerçek bir silahla girdiği, öğrencileri "Sizi öldürürüm, deşerim!" diyerek tehdit ettiği ve kaçmaya çalışan çocukların arkasından yaylım ateşi açtığı görülüyor. Sınıf ortamı disiplin değil, askeri bir baskı alanı olarak sunuluyor. Videolardaki öğretmen figürleri kendilerini "komutan" olarak tanımlıyor, öğrencileri "bayıltmakla, kemiklerini kırmakla" tehdit ederek onlara fiziksel ve psikolojik işkenceyi meşrulaştırıyor.
Uzmanlar, oyunlar ve videoların tek başına şiddet üretmediğini ancak özellikle asosyal bireylerde mevcut riskleri derinleştirebileceğini vurguluyor.
Artan risklere karşı dijital platformların daha sıkı denetlenmesi ve gençlerin bu alanlarda bilinçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Oyun bağımlılığı ve sosyal izolasyonun birleştiği noktada, bireyin davranış dünyasında ciddi kırılmalar yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.
İÇTEN GELEN SALDIRI NASIL ÖNLENECEK?
Kahramanmaraş’ta yaşanan ve toplumda derin bir travmaya yol açan okul saldırısının ardından “her okulun önüne iki polis görevlendirilmesi” kararı verildi. Ancak eğer tehdit dışarıdan değil de doğrudan okulun içinden geliyorsa, kapıya konulan güvenlik neyi ne kadar önleyebilir?
Saldırganın bir öğrenci olması ve silahı aile içinden temin etmesi, klasik güvenlik yaklaşımının sınırlarını net biçimde gösterdi. Okul kapısında polis bulunması, dışarıdan gelebilecek riskleri azaltabilir; ancak sınıfın içinde büyüyen bir tehdidi durdurmak çoğu zaman mümkün değil.
Dünya genelindeki araştırmalara göre de ile içi iletişimin zayıf olduğu, çocukların duygusal olarak ihmal edildiği ya da davranışlarının yeterince izlenmediği ortamlarda, risk faktörleri sessizce büyüyor. Özellikle silah bulunan hanelerde bu risk daha da kritik hale geliyor. Çünkü uluslararası veriler, bu tür saldırılarda kullanılan silahların büyük bölümünün aile bireylerine ait olduğunu ortaya koyuyor.
Bu nedenle birçok ülke, çözümü yalnızca okul güvenliğinde değil, doğrudan silaha erişimin sınırlandırılmasında arıyor. Silahların kilitli tutulması, mühimmatın ayrı saklanması ve çocukların erişiminin fiziksel olarak engellenmesi gibi önlemler, saldırının daha en başında önünü kesmeyi hedefliyor. Ancak uzmanlara göre bu da tek başına yeterli değil. Çünkü günümüzde silaha ve suç ağlarına erişim yalnızca evle sınırlı değil.
Son dönemde güvenlik birimlerinin dikkat çektiği bir diğer kritik alan ise dijital platformlar. Özellikle bazı mesajlaşma uygulamaları ve kapalı gruplar üzerinden örgütlenen çetelerin, çocukları hedef aldığı, onlara silah, uyuşturucu temin ettiği ya da suç faaliyetlerine yönlendirdiği yönünde ciddi bulgular bulunuyor. Bu tür yapıların iletişim aracı haline gelen kanalların sıkı takibi, yalnızca siber güvenlik değil, doğrudan toplumsal güvenlik meselesi olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre bu noktada çok yönlü bir mücadele gerekiyor. Çocukları suç ağlarına çeken yapılarla etkin şekilde mücadele edilmesi, bu tür faaliyetlere karışanlara yönelik caydırıcı cezaların uygulanması ve dijital platformlarda örgütlenen grupların erken aşamada tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle oyun grupları ve gençlerin yoğun bulunduğu dijital alanların, bu tür yapılanmalar için bir “geçiş zemini” haline gelmesi, riskin boyutunu daha da artırıyor.
Dünya genelinde uygulanan önlemler, yalnızca “okulu korumaya” değil, saldırıyı doğuran süreci yönetmeye odaklanıyor.
ABD, bu konuda en sert güvenlik modelini uygulayan ülkelerin başında geliyor. Okullarda metal dedektörler, silahlı güvenlik görevlileri, tek giriş-çıkış sistemi ve “aktif saldırgan” tatbikatları artık sıradan uygulamalar haline gelmiş durumda. Ancak buna rağmen saldırıların tamamen önlenememesi, bu modelin sınırlarını da ortaya koyuyor. Çünkü saldırgan çoğu zaman o okulun öğrencisi oluyor ve sistemin içinden hareket ediyor.
Avrupa ülkeleri daha dengeli bir yaklaşım benimsiyor. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde güvenlik önlemleri tamamen terk edilmese de asıl ağırlık, riskli öğrencilerin erken tespitine veriliyor. Okullarda psikologlar, rehberlik servisleri ve öğretmenlerden oluşan ekipler, öğrencilerin davranışlarını yakından takip ediyor. Amaç, saldırı gerçekleştirecek bireyi yakalamak değil; o noktaya gelmesini engellemek.
İngiltere’nin yaklaşımı ise daha kökten. Bu ülkede odak noktası okul güvenliği değil, doğrudan silaha erişimin engellenmesi. Bireysel silahlanmanın son derece sıkı kurallara bağlı olması nedeniyle öğrencilerin silaha ulaşması neredeyse imkansız hale getiriliyor. Böylece saldırı ihtimali daha en başta ortadan kaldırılıyor.
Japonya disiplin ve sosyal kontrol modeliyle öne çıkıyor. Okul-aile ilişkisi son derece güçlü tutulurken, öğrencilerin davranışları erken aşamada izleniyor. Psikolojik sorunlar büyümeden müdahale ediliyor ve sosyal uyum ön planda tutuluyor. Bu nedenle Japonya, okul saldırılarının neredeyse hiç görülmediği ülkelerden biri.
Avustralya ise radikal bir karar alarak silah yasalarını kökten değiştiren ülkeler arasında. Geçmişte yaşanan büyük bir saldırının ardından sivil silahlanma ciddi şekilde sınırlandırıldı ve geniş çaplı silah toplama programları uygulandı. Bu adımın ardından okul saldırıları neredeyse tamamen ortadan kalktı.
Kanada’da da daha kontrollü bir model uygulanıyor. Silah edinimi belirli kurallara bağlı ve sıkı denetleniyor. Okullarda ise hem güvenlik önlemleri hem de psikolojik destek sistemleri birlikte yürütülüyor. Bu sayede risk tamamen ortadan kalkmasa da ciddi şekilde azaltılıyor.





