Dünya, yapay gündemlerin, siyasi çekişmelerin ve ekonomik krizlerin gürültüsünde sağır edici bir sessizliğe gömülürken, insanlığın ortak vicdanı, Gazze şeridinde her gün biraz daha can çekişiyor. Medyada artık daha az yer bulan ve uluslararası diplomasi koridorlarında ikinci plana atılan Gazze, modern tarihin en sistematik katliamlarından birini yaşamaya devam ediyor. Ne acıdır ki, insanlığın bu sorunu yok sayarcasına unutması, trajediyi bitirmiyor; aksine, zulüm daha da artıyor, zalimler daha da vahşileşiyor.
Geçtiğimiz aylarda büyük bir diplomatik zafer gibi takdim edilen, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de onayladığı o meşhur "Kapsamlı Barış Planı" ve ateşkes kararları bugün nerede? Kâğıt üzerinde kalan bir anlaşma, sahada neredeyse hiçbir şey değiştirmedi.
Katliamlar ve yıkımlar olduğu gibi devam ediyor. ABD yapmış olduğu diplomatik manevara ile adeta sorun çözülmüş gibi bir hava oluşturdu. Dünyadaki anti siyonist rüzgar zayıfladı. Tüm dünyayı saran protestolar adeta durma noktasına geldi. Adeta tecrit edilen terör örgütü israil, boğazını sıkan elden kurtuldu.
Her gün bombalanan Gazze'de, masum çocuklar çadırların içerisinde diri diri yakılıyor.
On binlerce diyabet hastası ve diğer kronik hastalık mağdurları yavaş yavaş ölüyor.
Dünyanın gözü önünde Gazze can çekişiyor, yavaş yavaş ölüyor.
Resmî olarak bir "ateşkes" döneminin içinde olduğumuz iddia edilse de, sahadaki gerçekler bu iddiayı kanlı bir yalanla yüzleştiriyor. Birleşmiş Milletler raporları, sözde ateşkesin başladığı günden bu yana bine yakın Filistinlinin israil hava saldırıları, keskin nişancı ateşleri ve bombardımanlar nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkça ortaya koyuyor. israil, taahhüt ettiği sınır çizgilerini çoktan aşarak Gazze topraklarının yüzde 60’ından fazlasını askeri kontrolü altında tutmaya devam ediyor. Netanyahu, dünyanın gözünün içine bakarak, Gazze'nin yüzde 70'ini işgal edeceğini söylüyor; ama garantör devletlerden herhangi bir yaptırım görmüyor.
Bu nasıl bir ateşkestir ki, her gün çocuk tabutları taşınmaya, annelerin feryatları göğe yükselmeye devam ediyor?
Buradaki en büyük trajedi, israilin saldırganlığının artık kanıksanmış olmasıdır. Tel Aviv yönetimi, arkasına aldığı koşulsuz Batı desteği sayesinde, masadaki hiçbir kurala uymayacağını defalarca kanıtladı. Siyasi bekasını, savaşın devam etmesine bağlayan bir liderlik vizyonu, barışı kurumsal bir tehdit olarak görüyor. Ateşkes şartlarını sürekli yokuşa süren, insani yardımların Gazze’ye girişini bir silah gibi kullanan ve bölgeyi adeta açık hava hapishanesinden bir toplu mezara dönüştüren bu zihniyet, küresel hukukun acizliğiyle besleniyor.
Bugün Gazze’de hastanelerin hiçbiri tam kapasiteyle çalışamıyor. Temiz su, bir milyondan fazla çocuk için ulaşılması imkânsız bir lüks haline gelmiş durumda. Birleşmiş Milletler yetkilileri, Gazze’nin insani yardım ulaştırmak için dünyadaki "en tehlikeli yer" olduğunu haykırırken, uluslararası toplum sadece izliyor. Yıkılan altyapının ve haritadan silinen mahallelerin maliyeti on milyarlarca doları buldu. Ölen insanlığa gelince, bunun ise bir ölçüsü yok.
İşgalci israilin ateşkesi uygulamama ısrarı, sadece askeri bir strateji değil; Filistin halkının iradesini ve yaşam hakkını tamamen kırma politikasının bir parçasıdır. Dünya "başka krizlere" odaklanmışken, Gazze halkı açlıkla, salgın hastalıklarla ve tepelerinden eksilmeyen bombalarla yapayalnız bırakılmıştır. Ukrayna’da ya da dünyanın başka bir yerinde uluslararası hukuku hatırlayan muktedirler, söz konusu Filistinli çocuklar olduğunda üç maymunları oynamaktadır.
Bugün sessiz kalanlar, yarın insanlık tarihinin utanç sayfaları yazılırken o mürekkebin suç ortağı olacaklar. Muharrem ayında bulunduğumuz bu günlerde şu gerçeği hatırlayalım:
Gazze, günümüzün Kerbela'sıdır. Dün Kerbela’daki vahşete sessiz kalanlar nasıl lanetleniyorsa, bu gün de Gazze'deki katliama sessiz kalanlar, yarın lanet ve utanç ile anılacaktır.
Bu gün zulme ve zalime karşı öyle bir sesimizi yükseltelim ki, gelecek nesiller ve torunlarımız şöyle desin:
"Onlar adamdı!"