Ülkenin yetimleri

Abone Ol

1789`da Fransa`da krallık kaldırılır, cumhuriyet ilan edilerek 'Fransa insan hakları beyannamesi`` ilan edilir.

1900`larda Rusya`da çarlık rejiminin kaldırılması ile ezilmiş halk kitlelerine özgürlük, adalet getirme adına komünizm getirilir. Devamında ise yine Osmanlı hanedanlığı yıkılarak cumhuriyet ilan edilir. Her üçünde de amaç, mazlum ve mustazaf halklara özgürlük, hak ve hukuk getirmekti.

Gel gör ki, ne Fransa`da beklenilen oldu, ne Rusya`da ezilmiş halka adalet getirilebildi, ne de Türkiye`de insanlar gerçek özgürlüğü yaşayabildi.

Tamam Türkiye`de elit grup yapılan seri inkılaplardan faydalanarak, istedikleri çağdaş medeniyetler topluluğuna yaraşır(!) hayatı her ne kadar yaşadılarsa da, halkın mazlum ve mustazafları hiç de gönlünce özgürlüğün tadını çıkaramadılar.

Ülkenin çok saygı değer güzide karakterleri hep mahzun, garip bir nevi yetim gibi yaşayıp, kimi zehirlenerek, kimi zindanlarda çürüyerek, kimi de bire bir darağaçlarında sallandırılarak hayatlarına son verildi. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ve kılık kıyafetin yasaklanması ile hayatları çekilmez hale getirilmişti. İstediklerini yaşayamaz, yapmak istediklerini yapamaz olmuşlardı.

Çağdaş medeniyetler aşığı olan kadınlar başlarını açıp, modern kıyafetler ile objektiflere poz vererek kendilerini kanıtlama sarhoşluğuna girerken, erkeklerde şapka modelleri kapışılıyordu. Ezan, Türkçe okunacaktı; köylüler ne zaman Arapça ezan okutmak istemişlerse, köylerin dışında bekçiler koydurup ezan okutmuşlar. Erzincanlı 'Gülşah Nine' Kur`an okuttuğu için tırnakları sökülmüştü. O dönemlerin kıymetli zatlarından İskilipli Atıf Hoca, yasak kararından önce yazdığı 'Frenk Mukallitliği ve islam' isimli eserden dolayı irticai faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla kendisi ile beraber müftüler, müdürler, hocalar ve gazeteciler yakalanıp 'Zalim ile katiller ile elbette mahşer gününde hesaplaşacağız' sözleri ile ipe çekildi.

Yine o döneme damgasını vuran Şeyh Said, cumhuriyetin getirdiği İslam dışı ideolojik yapılanmaya baş kaldırarak, hanımının 'Bizi bırakıp nereye gidiyorsun' sorusuna aldırış etmeden kıyam ediyor ve arkadaşları ile idama mahkûm ediliyordu. Ve o da 'Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm İslam ve Allah içindir' mısralarını yazarak darağacına yürümüştür.

Ve tabi ki adını anmadan geçemeyeceğimiz 1900`lerin başında ülkenin doğusunda bir ışık gibi doğan zamanın güzelliği manasına gelen 'Bediüzzaman' lakaplı Said Nursi hazretleri… Padişaha karşı cesur ve kararlı bir şekilde konuşmasından dolayı 'deli' damgası vurularak ortadan kaldırılması istenirken, mazlum olarak hayatını hastaneler, hapishaneler, sürgünler, zindanlar ve zehirlenmeler ile geçirmiş. 1960`da vefat edene kadar ülkenin yetimlerinin sesi olmuştur.

1990`larda Yusufi medreseleri mesken eden ağabeylerimiz çok genç yaşta girerek, olgun yaşlarda çıkan kardeşlerimiz sizleri de bu kervanda görüyoruz.

Ve özellikle 2011`de belki de Şeyh Said`in hanımı gibi 'bizleri bırakıp nereye gidiyorsunuz' diyen hanımlarınızın sözlerine sessiz kalmayan Necati kardeşim ve arkadaşları, hemşerilerim sizler de bu kervanda yerlerinizi aldınız.

Hiç şüphesiz o mübarek zatların yolundasınız.

Hiç şüphe yok ki yolunuz Allah ve resulünün yoludur. Rabbim yardımcınız olsun.