Dünyada sol, antiemperyalist bir çizgi izlerken Türkiye’de dindar neslin seküler yaşama alıştırılmasının bir argümanı olarak kullanılmıştır. Bu sayede Osmanlı bakiyesi muhafazakâr Anadolu insanı laisizmi benimseyecekti. Türkiye’nin Batı illerinde daha çok örgütlenme imkânı bulan sol kesim, Kürtlerin uğradıkları hak gasplarının da farkında olarak Doğu’ya sirayet edebilmiştir.
Kürtçü solun geçmişi İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar geriye gider. Bu yıllarda okul okumak için Batı metropollerine giden Kürt gençleri, solcuların ilgisi ile karşılaşıyorlardı. Özellikle İstanbul Vezneciler’de açılan Dicle Öğrenci Yurdu, bu amaca matuf bir okul niteliğinde idi.
Özellikle 27 Mayıs’tan hemen öncesinde meydana gelen "49’lar Hadisesi", Kürt solunun önemli dönüm noktalarından biridir. 17 Aralık 1959’da İstanbul ve Ankara’da başlatılan tutuklamalarda 50 kişi gözaltına alınır. Bunlardan biri ölür ve sayı 49’a düşer.
Tutuklamaların ana sebebi Kürtçülük faaliyetleridir. Bu sürecin sonundaki en önemli gelişme ise Kürtçü sol liderlerin ortaya çıkmasıdır. Tutuklamalar, Kürt solunun gelişimi için çok önemli bir ivme oluşturmuştur.
Milli Birlik Komitesi "Kürt" kelimesine bile karşıdır; herkesi Türk olarak gördüklerini ifade ederler. Bu durum, blok olarak Kürtleri sola doğru itekliyordu.
27 Mayıs darbesini yapanlar, Kürt illerinden topladığı 485 kişiyi Sivas’ta bir kampta topladılar. Solcu Kürtler bu ve buna benzer baskıları propaganda malzemesi yaparak halkın teveccühünü kazanırlar. Sivas Kampı, Kürtçülüğün gelişiminde önemli bir sıçrama taşı görevi görür.
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat... Bütün bu darbelerde rejimin baskı ve zulümleri Kürtleri solculara doğru iteklemiştir. Sanki görünmez bir akıl, sürekli olarak Kürtlerin gayri İslami yapılara meyletmelerini sağlıyordu.
Aslında Kürt solu kendi başına ayakta duracak durumda değildi. Onun için Türk solunun içinde kökleşmeye ve filiz vermeye çalıştı. Bunun için en uygun zemin Türkiye İşçi Partisi (TİP) idi. Nitekim Kürt solunun özgün kuruluşu olan Devrimci Doğu Kültür Ocaklarına (DDKO) kadar bu vazifesini yerine getirdi.
Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi solcu kişiliklerin siyaset yaptıkları bu partide ilk etapta bir "Doğulular Grubu" mevcut oldu. Kürt solu üzerinde etkin olan kişilerden bazıları daha sonra müstakil partiler kurdular.
Yapılan yerel seçimlerde TİP, Kürtlerden önemli oranda oy aldı. Bu başarı elbette ki 1961 Anayasası’nın sunduğu imkânlar ile mümkün olmuştur. Ayrıca TİP’in kendi içerisinde kurduğu öğrenci örgütlenmesi olan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) uygun bir tartışma ortamı yaratır. Kürt solu bu imkânlardan yararlanıp kendi ayakları üzerinde duracağı günü bekler.
Nitekim beklenen günün ayak sesleri "Doğu Mitingleri" ile duyulur. Nihal Atsız’ın, Ötüken dergisinde Kürtleri memleketten kovmak gerektiğine dair yazdığı yazı, Kürt soluna istediği pası vermiş olur. Solcu Kürtler bu yazıya çeşitli bildiriler ile tepki vermekle kalmazlar; çeşitli Doğu il veya ilçelerinde 7 büyük miting yaparlar.
Kürt mahallesinde etkin olmaya yönelik bu mitinglerden Silvan’da olanını TİP İlçe Başkanı Mehdi Zana örgütler. Diğerleri de buna benzer bir şekilde yapılır ve tarihe "Doğu Mitingleri" diye kaydedilir. Diyarbakır, Silvan, Siverek, Batman, Tunceli, Ağrı ve Ankara’da yapılan bu mitingler sayesinde halk nezdinde bir ivme kazanırlar.
12 Mart Muhtırası verilince TİP kapatılır. Artık zamanı gelmiştir; Kürtçü sol, Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) ismiyle müstakil olarak kurulacaktır.
Özetle söyleyecek olursak Kürtçü sol, Türk solundan doğmadır. Bazı yazarlar biraz çarpıcı da olsa, "Kürt solunun Türk solunun rahminde şekillendiğini ve Abdullah Öcalan ile PKK’nın bunun doğal bir sonucu olduğuna" vurgu yapmışlardır.
Hâlihazırda TİP Genel Başkanlığını yapan Erkan Baş’ın üstenci konuşmaları, partisinin geçmişte PKK’ya ocaklık etmiş olmasından ötürüdür.