Trump’ın adaleti(!)

Abone Ol

Tarih okuyanlar hep güçlü ile zayıfın mücadelesini okuduklarını zannederler. Vakıa ise zalim ile mazlumun öyküsüdür. Zalim güçten, mazlum zayıflıktan dolayı var değildir. Gücün yanlış ellerde bulunması, zulme karşı sesin yükselmemesi her iki unsurun doğuşunu hızlandırır.

Bu durumun ana etkeni de adalet olgusunun yaşatılmamasıdır. Dünya nice Neronları, Cengizleri, Hülagüleri görse de Hz. Ömerleri ve Nuşirevanları da görmüştür. Tıpkı günümüzün Trump’ı, Netenyahu’su gibi zalimlerin varlığı gibi... Tarihi, zalimler mazlumların kanıyla yazabilir ama günün sonunda lanetle yad edilenler zalimler, rahmetle yad edilenler mazlumlar olacaktır. Asıl yenilgi ve zafer, bu ölçüde gizlidir.

Kimse yüzyıl sonra ne Trump’ı ne de Netenyahu’yu hayırla yad etmeyecek, belki de Hitler, Musolini, Mao veya Lenin/Stalin gibi faşist diktatörlerle berber anacaktır.

Trump’ın İran’ı savaş gemileriyle kuşatmaya, barış anlaşması dediği dayattığı yok oluş şartlarını imzalamaya zorlaması dünyada bloklaşmanın farklı bir yöne doğru evrildiğinin göstergesidir. Trump engel olmaya çalışsa da Kanada ve İngiltere, Çin ile ekonomik ilişkileri geliştirmeye karar verdi. Almanya yani Avrupa Birliği de bu adımları atmaya başladı. Gümrük vergilerini bir silah gibi kullanan Trump’ın Amerika’ya verdiği zarar ve izlediği ürkütücü politika, bir ekonomistin ‘dolar çökecek, altın yerini alacak’ tespitine doğru yol alıyor.

Devletler, şirket değildir; bir insan gibi ruhi ve fiziksel özelliklere sahiptir. Huzur olmazsa toplum çöküşü beraberinde sokaklara ve meydanlara yansıtır. Bu da yıkılışı beraberinde getirebilir. Huzur, maddi değildir. Manevi bir olgudur, maddeye de yön verir. İnsanlar birbirinin kurdu değil yurdu olur. Kalpler yakınlaşır ve birlik, toplumsal bir ruh oluşturur. Bencillik ve enaniyet, tevazu ve cömertliğe evrilir.

Amerika toplumunda bu huzur yok. Soğukta ölenler evsizlerdir. Savaşlarda ölen askerler paralıdır. Vatandaş, maddi imkanına göre değerlendirilir. Kıymet zahiredir, mananın bir önemi yoktur. Toplum, yönetime; yönetim topluma yabancıdır. Derin ve siyonist yaklaşım, Amerika’yı ele geçirmiş ve uyanış başlamıştır. Hristiyan toplum, neden işgalci israili beslemek zorunda olduğunu yüksek sesle tartışır olmuştur.

Bu gidişatın sonunda bir yıkılışın ayak izleri var. Bunun temelinde ise mazlumun kanı üzerinde inşa edilen derin siyonist yönetim bulunmaktadır. Adaletin olmadığı bir toplum, yok oluşa mahkumdur.

Nuşirevan hastalanır ve “bir harabede bulunan baykuşun etini yersem iyileşirim” der. Oğulları memleketi karış karış gezerler, lakin ne bir harabe ne de üzerine tünemiş bir baykuş görürler. Üzülerek babalarına bunu söylediklerinde bunu bilmesine rağmen Nuşirevan, memleketinde her yerinin bayındır olmasına sevinerek ölür. Oğullarına da bir mesaj vermiş olur.

Ülkeler zorbalıkla alınabilir, ancak alınamayan ve korunan tek şey adalettir. Mevlan’a ile bitirelim: “Adâlet nedir? Meyve ağaçlarını sulamaktır. Zulüm nedir? Dikenleri sulamaktır.” “Adâleti bilmeyen kişi, kurt yavrusunu emziren keçiye benzer.”