Üçüncü “No Kings”( Krallara Hayır) protestosu, ABD genelinde Trump yönetiminin kararlarına karşı çıkan milyonları sokağa döktü. 50 eyaletin tamamında ve 16 ülkede düzenlenen eylemler, ABD tarihinin en büyük protestolarından biri oldu. Gösterilere en az 8 milyon ABD’linin katıldığı bildiriliyor.
Aralarında “otoriterlik karşıtı” gruplar Indivisible ve 50501 hareketi, sendikalar ve çeşitli taban örgütlerinin bulunduğu organizatör koalisyonuna göre, cumartesi günü ülke genelinde 3 binden fazla noktada protesto düzenlendi. Aynı zamanda bir düzineden fazla ülkede de gösteriler yapıldı.
Indivisible’ın kurucu ortaklarından Ezra Levin, eylemler öncesinde yaptığı açıklamada 28 Mart’ın Amerikan tarihinin en büyük protestosu olabileceğini ifade etti. Daha önce Ekim ayında düzenlenen ikinci “No Kings” protestosuna yaklaşık 7 milyon kişi katılmıştı.
Minnesota’daki Minneapolis ve St. Paul şehirlerinde gerçekleştirilen ana etkinlikte yaklaşık 200 bin kişi eyalet meclisi çevresinde toplandı. Kalabalık, Trump yönetimine karşı tepkisini dile getirirken aynı zamanda dayanışma ve anma etkinlikleri gerçekleştirdi.
‘TRUMP BİZE YALAN SÖYLEDİ’
Bağımsız Senatör Bernie Sanders, konuşmasında ultra zenginlerin siyasetteki etkisini ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaşı eleştirdi.
Sanders, Amerikan halkının geçmişte olduğu gibi bugün de savaş politikaları konusunda aldatıldığını söyledi. Yaptığı konuşmada Vietnam ve Irak savaşlarını hatırlatarak, “Amerikan halkı Vietnam Savaşı konusunda aldatıldı, Irak Savaşı konusunda aldatıldık ve bugün İran’daki savaş konusunda aldatılıyoruz” ifadelerini kullandı.
Trump’ın seçim kampanyasına da değinen Sanders, mevcut politikaların verilen sözlerle çeliştiğini vurguladı. Sanders, “Son seçimde Trump, Amerika’yı yeniden inşa etmek için harcanması gereken büyük kaynakların savaşlara ayrıldığını söylemişti. Kendisini barış yanlısı bir aday olarak tanıttı ve sonsuz savaşlar başlatmayacağına söz verdi. Ancak bize yalan söyledi” dedi.
Eylemlerde Sanatçı Bruce Springsteen ise ICE’nin eyalette neden olduğu yıkımı konu alan bir şarkı seslendirerek kalabalığı “ICE dışarı” sloganlarıyla harekete geçirdi.
Minnesota Valisi Tim Walz, yaptığı konuşmada Amerika’nın “krallara değil, halka ihtiyacı olduğunu” vurguladı. Trump’ın gönderdiği federal ajanların Minneapolis’te Renee Good ve Alex Pretti adlı iki kişinin ölümüne yol açtığı belirtilirken, bu isimler protesto pankartlarında sıkça yer aldı.
New York’ta ise Times Square ve çevresinde farklı protesto grupları birleşti. Central Park’tan başlayan yürüyüşte eyalet başsavcısı Letitia James, kamu denetçisi Jumaane Williams, aktör Robert De Niro ve sivil toplum temsilcileri ön saflarda yer aldı. Taşınan pankartlarda demokrasi, eşitlik ve komşuluk vurgusu öne çıktı.
Gösterilerde Filistin bayrakları dikkat çekerken, sloganlarda Trump karşıtlığı, göçmen politikalarına tepki ve savaş karşıtı mesajlar öne çıktı. Katılımcılar, ekonomik sıkıntılar, sağlık hizmetlerine erişim ve altyapı sorunlarını da dile getirdi.
Washington DC’de Filistinli annelerden oluşan bir grup Lincoln Anıtı önünde büyük bir Filistin bayrağı açtı. Katılımcılar, ABD vergilerinin savaşları finanse ettiğini ve bunun halkın temel ihtiyaçlarını karşılamasını zorlaştırdığını ifade etti.
Chicago’da binlerce kişi Grant Park’ta toplanarak “Trump gitmeli” ve “ICE dışarı” sloganları attı. Belediye Başkanı Brandon Johnson, kalabalığa hitaben hareketin büyüdüğünü ve kararlılığın arttığını söyledi. Konuşmalarda işçi hakları ile göçmen ve trans bireylerin güvenliği de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Organizatörler, protestolara katılanların büyük bölümünün büyük şehirlerin dışında, Cumhuriyetçi eğilimin güçlü olduğu bölgelerden geldiğini belirtti. Pennsylvania, Texas ve Idaho gibi eyaletlerde de yüzlerce kişi sokaklara çıktı.
Gösteriler sadece ABD ile sınırlı kalmadı; Tokyo, Paris, Berlin, Roma ve Sidney gibi şehirlerde de eş zamanlı protestolar düzenlendi.
Eylemlerin arkasında ICE baskınları, oy hakkı tartışmaları, ekonomik sorunlar ve İran’daki savaş gibi birçok farklı başlık yer aldı. Organizatörler, artan yaşam maliyetleri ve dış politikadaki gelişmelerin halkta ciddi bir tepki oluşturduğunu ifade etti.
Bazı bölgelerde Trump destekçisi karşıt gruplar da protestolara katıldı ve zaman zaman gerginlik yaşandı. Buna rağmen organizatörler eylemlerin tamamen şiddet içermeyen bir çerçevede gerçekleşmesi için önlemler alındığını belirtti.
Beyaz Saray ve Cumhuriyetçi çevreler ise protestoları küçümseyerek “Trump sendromu” olarak nitelendirdi. Yönetim, eylemlerin sol gruplar tarafından organize edildiğini savundu.
Öte yandan Trump yönetiminin, özellikle ICE karşıtı protestoculara yönelik federal soruşturmaları artırdığı ve bazı göstericilerin ağır suçlamalarla yargılandığı bildirildi.
Organizatörler, “No Kings” protestolarının tek günlük bir eylem olmadığını, daha geniş bir toplumsal hareketin parçası olduğunu vurguladı. Amaçlarının yerel düzeyde örgütlenmeyi güçlendirmek ve Trump yönetimine karşı uzun vadeli bir baskı oluşturmak olduğu ifade edildi.
TRUMP’A DESTEK DÜŞTÜ
ABD İç Güvenlik Bakanlığı ise Los Angeles’ta yaklaşık 1000 kişilik bir grubun federal bir binayı kuşattığını ve iki kişinin federal güvenlik güçlerine saldırı nedeniyle gözaltına alındığını açıkladı. Cumhuriyetçi Ulusal Komite ise protestoları “Amerika karşıtı” olarak nitelendirdi.
Bu protestolar, son bir yıl içinde düzenlenen üçüncü büyük “No Kings” eylemi oldu. Hareket, geçen yıl ilk gösterilerde 4 ila 6 milyon kişiyi sokağa çekerken, ekim ayında bu sayı yaklaşık 7 milyona ulaşmıştı.
Gösteriler, Trump’ın kamuoyu desteğinin düştüğü bir dönemde gerçekleşti. Reuters/Ipsos anketine göre Trump’ın destek oranı yüzde 36’ya geriledi. Aynı zamanda özellikle göç politikaları ve İran’a yönelik savaş nedeniyle yönetim üzerindeki baskı artmış durumda.
Trump’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı başlattığı savaşın ardından destek oranı, başkan olduğu günden bu yana en düşük seviyeye geriledi. Kamuoyunda savaş politikalarına yönelik destek azalırken, askeri seçeneğe karşı geniş çaplı bir muhalefet oluştu.
CUMHURİYETÇİLER İÇİNDE DE israile TEPKİLER ARTIYOR
ABD’de israille ilişkiler uzun yıllar boyunca Cumhuriyetçi Parti içinde tartışmasız bir destek alanı olarak görülüyordu. Ancak son dönemde bu tablo değişmeye başladı. Özellikle genç kuşakla birlikte bazı Cumhuriyetçi isimler de Washington-Tel Aviv hattındaki yakın ilişkiyi ve bu ilişkinin ABD’nin çıkarlarına etkisini daha açık şekilde sorgulamaya başladı. Eski Kongre üyesi Matt Gaetz israilin adını doğrudan anmasa da ABD siyasetindeki israil etkisine yönelik örtük bir eleştiri yaptı.
ABD ile israilin İran’a karşı yürüttüğü savaşın ilk ayında yapılan bu açıklamalar, CPAC’te dikkat çekici bir gerilim oluşturdu. Gaetz’in sözleri, özellikle genç Cumhuriyetçilerin israile verilen desteği sorgulamaya başlamasıyla parti içinde büyüyen ayrışmayı gözler önüne serdi.
Genç Cumhuriyetçiler arasında artan bu sorgulama, askeri müdahalelere yönelik genel bir güvensizlikle de bağlantılı. Bu yaklaşımda, ABD politikasında israilin aşırı etkili olduğu yönündeki söylemleriyle öne çıkan Tucker Carlson gibi isimlerin etkisi bulunuyor
İran savaşı ve israilin bu savaştaki rolü, uzun yıllardır Cumhuriyetçi siyasetçilerin ve aktivistlerin ana buluşma noktası olan CPAC’te en tartışmalı başlıklardan biri haline geldi.
Muhafazakar yorumcu Jack Posobiec, 45 yaşın bir kırılma noktası olduğunu, bu yaşın altındaki seçmenlerin israile verilen desteği daha fazla sorguladığını belirtti. Posobiec’e göre bu durum ilişkinin amacı ve niteliğine dair bir sorgulama.
Benzer tartışmalar Demokrat Parti içinde de yaşanıyor. Bazı siyasetçiler ve adaylar, israil yanlısı lobi grubu AIPAC’tan uzaklaşmaya başlarken, israilin askeri politikalarına yönelik rahatsızlık giderek artıyor.
Bu mesele artık Cumhuriyetçi Parti içinde de ciddi bir fay hattı oluşturuyor. 2024 seçimlerinde Trump’ın zaferinde etkili olan genç seçmenlerin uzaklaşma ihtimali, partinin yaklaşan ara seçimlerdeki dengelerini zorlaştırabilir.
CPAC’e ilk kez katılan gençler de bu tabloyu doğruluyor. 17 yaşındaki Noah Bundy ve 18 yaşındaki Ryder Gerrald, İran’a yönelik savaşa karşı olduklarını ve bu sürecin israilin çıkarlarını öne çıkarıp çıkarmadığını sorguladıklarını ifade etti. Gençler, ABD kaynaklarının ülke içi ihtiyaçlara yönlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Buna karşın, partinin israil yanlısı çizgisi özellikle Evanjelik taban ve yaşlı seçmenler arasında güçlü şekilde desteklenmeye devam ediyor. Bu kesim, israili dini ve ideolojik bir çerçevede değerlendiriyor.
İslam düşmanı Rahip Franklin Graham, Trump’ın İran’a yönelik hamlesini kutsal metinlerdeki Ester figürüyle ilişkilendirerek, bunun ilahi bir görev olduğunu iddia etti.
Öte yandan İran savaşı ve artan yaşam maliyetleri, Trump’ın kamuoyu desteğini düşürdü. Son anketlere göre destek oranı yüzde 36’ya gerileyerek en düşük seviyesine indi.
israil tartışması, aynı zamanda MAGA hareketinin geleceğine dair daha geniş bir iç çekişmeyle de bağlantılı.
Gaetz, konuşmasında muhafazakarlar arasında farklı görüşlere alan açılması gerektiğini vurgulayarak, “Uzak bir ülkeye körü körüne bağlılık” anlayışını eleştirdi. Ayrıca antisemitizmin her eleştiriyi susturmak için kullanılan bir etiket haline getirilmemesi gerektiğini ifade etti.
israil YANLISI RUBİO DEĞİL VANCE YÜKSELİYOR
ABD’de Cumhuriyetçi tabanda yalnızca liderlik yarışı değil, dış politika yaklaşımı da yeniden şekilleniyor. Özellikle israille ilişkiler konusunda parti içinde farklı tonların ortaya çıkması, yeni dönemin en dikkat çekici kırılmalarından biri olarak öne çıkıyor.
Yapılan bir ankette ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, muhafazakar tabanda Trump sonrası için en güçlü Cumhuriyetçi aday olarak öne çıktı. Kamuoyu yoklamasına göre Vance oyların yüzde 53’ünü alırken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio yüzde 35 ile ikinci sırada kaldı.
Anket, Teksas eyaletinin Grapevine kentinde düzenlenen Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı (CPAC) kapsamında gerçekleştirildi. Cumhuriyetçi siyasetçilerin, aktivistlerin ve olası adayların buluştuğu bu etkinlik, özellikle MAGA tabanının eğilimlerini yansıtması açısından önem taşıyor.
Sonuçlar yalnızca bir liderlik yarışını değil, aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti içindeki dış politika ayrışmasını da gözler önüne serdi. Marco Rubio, uzun süredir israile güçlü ve koşulsuz destek veren isimler arasında yer alırken, JD Vance’in daha temkinli ve yer yer mesafe koyan bir çizgide durması dikkat çekiyor.
Bu durum, özellikle genç muhafazakar seçmenler arasında israille ilişkilerin sorgulanmaya başlandığı bir dönemde Vance’in yükselişini daha anlamlı hale getiriyor. Parti içinde geleneksel “koşulsuz destek” yaklaşımı ile daha eleştirel ve içe dönük bir politika anlayışı arasındaki fark giderek belirginleşiyor.
Trump’ın 2028’de yeniden aday olamayacak olmasıyla birlikte halef tartışmaları hız kazanırken, “No Kings” protestoları ve kamuoyu yoklamalarında yaşanan destek kaybı da bu süreci etkiliyor. Bu tablo içinde Vance’in öne çıkması, Cumhuriyetçi tabanın yalnızca lider arayışında değil, dış politikada da yeni bir yön arayışında olduğuna işaret ediyor.





