Trump Batı’da israil’in Ortadoğu’daki konumuna düştü!

Abone Ol

Donald Trump’ın başkanlık dönemi, yalnızca Amerika’nın iç siyasetini değil, Batı dünyasının dengelerini de derinden etkileyen bir kırılma süreci olarak hatırlanacaktır. “Önce Amerika” sloganıyla yürütülen politikalar, küresel liderlik anlayışını kökten değiştirdi. Ekonomik korumacılık, ticaret savaşları, çok taraflı anlaşmalardan çekilme kararları ve sert diplomatik üslup, ABD’nin geleneksel müttefikleriyle arasına ciddi mesafe koydu. Bu süreçte Washington, birleştirici güçten çok baskın ve dayatmacı bir aktör olarak algılanmaya başladı.

Trump’ın ekonomik politikaları, küresel ticaret sistemini zorlayan gümrük tarifeleri ve Çin ile başlatılan ticaret savaşlarıyla şekillendi. Ancak bu yaklaşım yalnızca Pekin’i değil, Avrupa ekonomilerini de doğrudan etkiledi. Almanya ve Fransa gibi ülkeler, ABD’nin ekonomik hamlelerini müttefiklik ruhuna aykırı buldu. Dünya Ticaret Örgütü’nün zayıflatılması ve uluslararası ticaret kurallarının esnetilmesi, Batı içinde güven krizini derinleştirdi. Güçlü olmak başka, güvenilir olmak başkaydı; Trump dönemi bu farkı görünür kıldı.

Siyasi alanda ise Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme, İran nükleer anlaşmasının iptali ve NATO’ya yönelik eleştirel söylemler Avrupa başkentlerinde ciddi rahatsızlık yarattı. Washington’un tek taraflı kararları, müttefiklerin dışlandığı hissini güçlendirdi. Trump’ın diplomatik dili çoğu zaman müzakere değil meydan okuma üzerine kurulu. Bu üslup, ABD’nin uzun yıllar boyunca inşa ettiği yumuşak gücü aşındırdı.

Askeri alanda da benzer bir tablo ortaya çıktı. Trump yönetimi bir yandan “sonsuz savaşları bitirme” söylemini dile getirirken, diğer yandan güç gösterisi politikasını sürdürüyor. Ortadoğu’da ani çekilme kararları ve ardından gelen sert yaptırımlar, ABD’nin stratejik tutarlılığını tartışmalı hale getirdi. Avrupa kamuoyunda Amerika’nın artık istikrar sağlayıcı değil, öngörülemez bir aktör olduğu yönünde görüşler güçlendi.

Bu durum bazı gözlemciler tarafından israil’in Ortadoğu’daki konumuna benzetiliyor. israil, askeri üstünlüğüne rağmen Filistin meselesindeki politikaları nedeniyle bölgede siyasi yalnızlık yaşamış, eleştirilerin odağı haline gelmişti. Benzer şekilde Trump dönemi Amerika’sı da askeri ve ekonomik gücünü korurken, Batı içindeki moral liderliğini sorgulatır hale geldi. Güç, meşruiyet üretmediğinde yalnızlaşma kaçınılmaz olur.

Batı ülkelerinde yükselen eleştiriler doğrudan düşmanlıktan ziyade artan bir mesafe ve güvensizlik şeklinde tezahür ediyor. Avrupa Birliği içinde “stratejik otonomi” tartışmaları hız kazandı. Savunma ve enerji politikalarında ABD’ye bağımlılığı azaltma fikirleri daha açık konuşulmaya başlandı. Bu, Washington’a duyulan hayranlığın değil, ihtiyatın arttığını gösteriyor.

Trump’ın destekçileri bu politikaları güçlü liderlik olarak savunsa da, küresel sistem açısından bakıldığında Batı içi dayanışmayı zayıflatan bir dönem yaşanıyor. ABD hala dünyanın en büyük askeri ve ekonomik gücü olabilir; ancak liderlik yalnızca kuvvetle değil, güvenle sürdürülebilir. israil’in bölgesel deneyimi gösteriyor ki askeri üstünlük, siyasi kabulü garanti etmez.

Trump dönemi, Batı dünyasında Amerika’nın rolüne dair yeni bir sorgulama başlattı. Eğer küresel liderlik yeniden tesis edilecekse, bu yalnızca ekonomik yaptırımlar ve askeri kapasiteyle değil, müttefiklerle kurulan eşitlikçi ve istikrarlı ilişkilerle mümkün olacaktır. Aksi halde Amerika, Batı içinde gücü olan fakat giderek yalnızlaşan bir aktöre dönüşme riskini taşımaya devam edecektir. Gazze’ye selam, direnişe devam!