Tırmanan Gerginliklere Farklı Gözlükler

Abone Ol

Göze konan iki camdan oluşan ilk gözlük, 1280 yılında yaşlıların yakını okuması için Venedik’te icad edilmiş. Uzak için kullanılan gözlükler ise 1450 yılında yapılmış. Gözlüğün tarihi de 1306’da, Floransa’lı rahip Giordano da Pisa’nın, vaazındaki şu cümlesinden tespit edilmiş: “Gözlük yapma sanatı henüz yirmi yıl bile olmadı keşfedileli.”

Şimdi bir keşfe daha ihtiyaç var: Yorum, rey, kanaat, fikir gözlükleri nasıl ve ne zaman icat edildi? Çünkü yakın gözlüğü, uzak gözlüğü, güneş gözlüğü gibi herkesin her mesele için farklı kullandığı yorum gözlükleri var. Bazen bu “at gözlüğü” de olabiliyor.

Konu Suriye’nin yeni yönetimi olunca bir gözlük, oradaki YPG olunca başka bir gözlük, İran olunca öteki bir gözlük, siyonistler olunca değişik, Ankara olunca ayrı bir gözlük..

Herkesin zihni gözlükçü dükkanı.

Kastımız “doğrusu bu değil mi?” diye mevzuyu tartışmak değil.

Üstadın “kırk yaşımda ve otuz yıllık ilim tahsilimde dört kelime ile dört kelam öğrendim” derken saydığı dört kavramdan biri nazar idi. Yani bakış açısı. Arapçada ona reyden farklı olarak “vichetün nazar” diyorlar. Rey, biraz daha esnek ve tahlile açık kanaatleri ifade ederken, bakış açısının daha sert ve değişime dirençli olduğunu söylüyorlar.

Ve Bediüzzaman şu sözüyle nazarın (bakış açısının) önemini özetlemiş gibidir: “Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa, marifet-i İlâhîyedir.”

Haliyle bakış açısının kıymeti ne adına, kimin hesabına olduğuyla alakalı. O yüzden “Allah’ın adıyla” diye tercüme edilen Bismillah’ı, Üstad Hazretleri, Kur’an’da bir çok ayette açıklandığı şekliyle yani “Allah namına” diye açıklar. Ve Birinci Sözün sonunda; “Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız” der.

Bugün sosyal medyadaki yorumların filtresi, süzgeci, eleği de bu olmalı. Beyanların çok hissi olması etkileyici sayılabilir. Ancak bakış açısı, Allah adına ve Hak namına değilse, kişinin İslami ve vicdani yönleri çok tutarlı gözükmüyorsa, dünü bugünü çok çelişkili ve adalet ibresi çok oynak ise herhalde “baş göz üstüne” denmez.

Bununla beraber asgari müştereklere zıt olmaması şartıyla illâ ki, hadiste geçtiği gibi “müminin araması gereken yitik malı” hükmündeki hikmet de, insanı muhtelif bakış açısına sevk eder.

Mısır’lı meşhur filozof Zeki Necip Mahmud (1905-1993), “Bakış Açısı” eserinde şöyle diyor: “Her birimizin, diğerlerinden farklılaşan veya onlarla örtüşen bir bakış açısı vardır. Bu bakış açısı sayesinde hangi yoldan gittiğimizi ve hangi yöne doğru eğildiğimizi biliriz. Bazen kendimizle çelişebiliriz; bugün inandığımızı yarın inkar edebilir, şimdi savaştığımızı daha sonra benimseyebiliriz. Yine de, bakış açımız her zaman kaydedilmeye ve belgelenmeye değerdir.

Kardeşlik, akrabalık, komşuluk, millet ve müslüman halklar gibi nice alakaya vurgu yapan temel İslami disiplin; “Ümmetin ihtilafını (çeşitliliğini) rahmet” olarak görmekle beraber aralarındaki çekişmeyi, husumeti men eder, bağları zayıflatan her türlü fiili sözü yasaklar. Hatta bakış açılarının birbirine karşı keskinleştiği yoğun fitne zamanlarında “susan kurtuldu” der.

Her çeşit yakınlık, kişinin başından geçen duygusal hikaye, okunan eser, irili ufaklı aidiyetler ve daha bir çok etken bakış açılarını sürekli besler, tahkim eder de mesele yukarıda dediğimiz gibi; hangi gözlüğü kim adına ne hesabına taktığımızdır.

Yine Üstadın rh, İşârât-ül İcâz’daki vecizesiyle; "En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir."

Bu zamanda da en çok yapılması gereken şu duayla bitirelim:

“Allahümme erinal hakka hakkan verzukna ittibaahu veerinal batıla batılen verzukna ictinabeh”

Amin.