Dünyanın ilk su altı tuzdan arındırma tesisi, okyanusun doğal basıncından yararlanarak tuzdan arındırma işlemini gerçekleştiriyor ve geleneksel karasal tesislere kıyasla enerji kullanımını ve sera gazı emisyonlarını yüzde 50’ye varan oranda azaltıyor. Operasyonların deniz tabanına taşınmasıyla, karadaki tuzdan arındırma tesislerinin yol açtığı yüksek maliyetler, çevresel tahribat ve yoğun enerji tüketimi gibi temel sorunlar da hedef alınıyor.

Flocean tarafından geliştirilen teknoloji, 300–600 metre derinlikte çalışarak deniz suyunu içilebilir hale getiriyor. Bu derinlik, mühendislik açısından kritik bir avantaj sağlıyor. Doğal okyanus basıncı, suyun arıtma membranlarından geçirilmesi için gereken itici gücü sağlayarak enerji ihtiyacını önemli ölçüde düşürüyor. Bu sayede, geleneksel kara tabanlı tesislere kıyasla yüzde 30 ila 50 arasında enerji ve emisyon tasarrufu elde ediliyor.

İlk aşamada Flocean One tesisi günlük 1.000 metreküp içme suyu üretecek. Ancak modüler mimarisi sayesinde sistem hızla ölçeklendirilebiliyor ve kapasite günde 50.000 metreküpe kadar çıkarılabiliyor. Bu da şehirler, sanayi tesisleri ve tarım alanları için yeterli su anlamına geliyor.

Dünya, ciddi bir tatlı su kriziyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler verilerine göre bugün dünya nüfusunun yarısı ciddi tatlı su sıkıntısı yaşıyor ve 2030’a kadar talebin arzı yüzde 40 oranında aşması bekleniyor.

Kuraklıklar, nüfus artışı ve yüksek su tüketen sanayiler, su talebini mevcut kaynakların çok ötesine taşıyor. Bu durum, çağımızın en belirleyici sorunlarından biri olarak öne çıkarken, geleneksel çözümler bu hızla artan ihtiyaca yetişemiyor.

Bu noktada tuzdan arındırma, okyanus suyundaki tuz ve minerallerin ayrıştırılarak içme, tarım ve sanayi kullanımına uygun tatlı su elde edilmesini sağlayan kritik bir teknoloji olarak öne çıkıyor.

Flocean ise, bu teknolojiyi okyanusun yüzlerce metre altına taşıyarak tuzdan arındırmayı adeta yeniden icat etmeyi hedefliyor.

Geliştirilen su altı ters osmoz sistemi, 200 metrenin altındaki derin deniz koşullarından doğrudan faydalanıyor. Bu derinliklerde güneş ışığının neredeyse tamamen yok olması, fotosentezi durduruyor; bu da bakterilerin ve organik kirleticilerin ciddi ölçüde azalmasını sağlıyor. Böylece filtrasyon süreci çok daha basit ve verimli hale geliyor.

Aynı zamanda, bu derinliklerdeki yüksek hidrostatik basınç, suyun arıtma membranlarından geçirilmesi için gereken kuvveti doğal olarak sağlıyor.

Bu yaklaşımın avantajları yalnızca enerji tasarrufuyla sınırlı değil. Yeni sistem birim kapasite başına 7–8 kat daha düşük yatırım maliyeti sunuyor, yüzde 95 daha az kıyı alanı gerektirerek izin ve arazi sorunlarını ortadan kaldırıyor, ön arıtma altyapısında yüzde 60 azalma sağlıyor,

Hassas ekosistemlerin yakınında toksik tuzlu su deşarjını tamamen ortadan kaldırıyor; kimyasal içermeyen deşarjlar güvenli biçimde derin denizde gerçekleşiyor.

Her bir modüler pod, günlük yaklaşık 37.500 kişiye yetecek miktarda temiz su sağlayabilecek kapasiteye sahip.

Muhabir: Mehmet Yaman