Suriye`nin ateşi ümmeti yakıyor

Abone Ol

Suriye`de devam eden savaşın ateşi, İslam ümmetini yakıyor. İslam ümmetinin maddi ve manevi varlığı bu değirmende öğütülüyor. Maddi anlamda milyar dolarlarla ifade edilen kayıplar var. Yıkılan şehirlerin onarılması ve ihyası belki on yılları alır ve bu güne kadar harcanandan kat kat fazla maddi kaynak gerektirir. Yıkılmış ve harabe olmuş beldelerin onarımı için ise, bu gün savaşı çıkaranların, Suriye`nin kaynaklarını talan etmesi söz konusu olacaktır. Bütün bunlardan daha da önemlisi, İslam ümmetinin insan kaynağı burada tüketiliyor. Yüz binlerce insan bombalarla can verdi. Yardım bahanesi ile Suriye topraklarını istila eden işgalciler, İslam`ın evlatlarını pervasızca katlediyorlar. Kadınlar ve çocuklar bu katliamlardan fazlasıyla nasiplerini alıyorlar.

İslam ümmeti mefkûresi ve Müslümanların kardeşliği, Suriye`ye gömülmek isteniyor. Artık pratikte neredeyse ümmet kavramı kalmadı. Suriye`de bu kavram lime lime edilip tarihe gömülmek isteniyor. İslam ümmeti kavramı reel karşılığı olmayan, sembolik bir kavrama dönüştürülmek isteniyor. Ebediyen bir araya gelemeyen, dahası ebediyen birbirine düşman olan Müslüman halklar inşa edilmek isteniyor.

Kıyamete kadar Müslümanlar arasına fitne, kin ve nefret tohumları ekilmek istenmektedir. Suriye`de etkin birer aktör konumunda olan devletler ve örgütler bu gerçeği görmelidirler.

Her geçen gün bu süreç bir çıkmaza doğru gitmektedir. Artık resmen ve alenen Rusya ve Amerika, Suriye sahasında oyun kurucu olduklarını açıkça ortaya koydular. Olaylar, neredeyse tamamen Müslüman aktörlerin kontrolünden çıkmak üzere. Artık bir aşamadan sonra, olumlu adımları atmanın imkanı kalmayabilir. Bu yüzden başta İran ve Türkiye olmak üzere, halkı Müslüman olan devletler, müzakere zemininin tesisi için silahların susmasının teminini sağlamalıdırlar. Silah ve çatışma ile bir yere varılamadığı veya varılmasına müsaade edilmediği görülmelidir. Bu savaşın kontrolünü Amerika ve Rusya devraldığında, bu felaketin ve yıkımın boyutları genişler. Bu yüzden, acilen İran, mezhep eksenli politikalarından vazgeçmeli ve Suriye sahasındaki askeri varlığını ve nedenlerini gözden geçirmelidir. Örneğin, İran kuvvetlerinin ve Hizbullah mensuplarının Türkmen sahasındaki varlığı sorgulanmalıdır. Bundan sonra atılacak keskin adımlar, süreci mezhep savaşına doğru evirebilir. Bu ise; İslam ümmetinin keskin kamplara ayrılmasını ve İslam ümmetinin Suriyeleşmesinin kapısını açabilir. O zaman tarihi ve geri dönülmez bir felaket yaşayabiliriz. Çünkü mezhepsel açıdan kırılgan bir yapı arz eden birçok İslam ülkesi vardır. Bu fitne ateşi tutuşursa, bu yangını söndürmek mümkün olmayabilir. Yıllar sonra geriye bakıldığında, kaybolan yıllar ve harap olan beldeler ve talan olan kaynaklardan dolayı herkes üzülecektir. Ama iş işten geçecektir.

'Basra harap olmadan', sorunlarımızı aramızda müzakere ve karşılıklı fedakarlıkla çözmeliyiz. Savaş ile elde edilecek kazanım, kesinlikle müzakere ve uzlaşı ile elde edilen kazanımlardan daha karlı olmayacaktır. Karşılıklı fedakarlıkta, herkes iddia ettiği haklardan biraz fedakarlık edecektir. Ama neticede tüm tarafların kazanabileceği bir noktaya gelinebilir. Adalet temelinde geliştirilecek olan çözümler, kesinlikle emperyalistlerin kapısında yapılan dilencilik neticesinde elde edilecek geçici hak ve mevzilerden daha büyük ve anlamlı olacaktır.

Şu anki İslam ümmetinin durumu, buldukları peyniri paylaşamayıp maymunu hakem yapan kedilerin durumuna benziyor. Maymun, peyniri adilce paylaşma bahanesi ile her defasında ayırdığı parçalardan ufak ufak parçalar kopararak yiyor ve adalet konusunda hassas olduğunu iddia ediyor. Kediler bakıyorlar ki, maymun her seferinde parçalardan ufak parçalar yiyor ve bu şekilde peynirin tamamı bitecek, taksimata razı olduklarını ve kalan paylarını almak istediklerini söylüyorlar.

Ama peynirin tamamını, adaleti sağlama bahanesi ile yemeyi kafasına koyan maymun şöyle der:

'Siz razı olsanız da benim adaletim buna razı olmaz. Mutlaka adaleti sağlamalıyım.'

Derken, bütün peyniri yiyip bitirir ve kediler de çaresizce peynirin tamamını kaybetmiş halde oradan ayrılırlar. Çok pişman olurlar; ama iş işten geçmiştir. Oysa bir parça anlayış ve fedakarlık, iki taraf için kazançlı olurdu.

Günümüzde sorunlarımızın halli için aramızda müzakere zemini inşa etmek yerine, başta Rusya ve ABD olmak üzere, Batılıların hakemliğine başvurmanın, maymunun hakemliğine başvurmaktan hiçbir farkı yoktur. Hikayedeki gibi nedamet duymadan evvel, kendimize dönelim.

Zira son pişmanlık fayda vermez.