Suriye yönetimi, Kürtlerin siyasal, kültürel ve toplumsal haklarına ilişkin bir dizi yeni adımı hayata geçirdi. Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın son dönemde yaptığı açıklamalar, SDG dışındaki Kürt yetkililerle gerçekleştirilen görüşmeler ve yayımlanan resmi kararnameler, yeni Suriye yönetiminin Kürtleri Suriye’ye entegre etmeyi hedefleyen bir yaklaşım benimsediğini ortaya koyuyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, verdiği bir röportajda Kürtlerin güvenliği ve haklarının korunmasının silahlı yapılarla değil, yeni Suriye devletine tam entegrasyonla sağlanabileceğini belirtti. Şara, Kürtlerin PKK ile ilişkilendirilmesini, çocukların silahlandırılmasını ve zorunlu askerlik uygulamalarını sert ifadelerle eleştirerek, bu yöntemlerin Kürtleri korumadığını, aksine Suriye’yi yeni çatışmalara sürüklediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Şara, Kürtleri parlamentoda, bakanlıklarda, güvenlik kurumlarında ve devletin tüm kademelerinde görmeyi arzu ettiğini belirterek, devletin ancak Kürtlere kapılarını kapatması halinde farklı arayışların meşru hale gelebileceğine dikkat çekti. “Eğer Suriye Devleti ‘Kürtleri istemiyoruz, yönetime katılmalarını istemiyoruz’ derse, o zaman başka seçenekler arama hakları olur.” dedi.
Kürt Yetkililerle Kritik Görüşme
SDG ile gerilimin arttığı bir dönemde Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın, geçtiğimiz hafta Kürt yetkililerle özel bir görüşme gerçekleştirdiği öğrenildi. Görüşme, Rakka’ya bağlı Tabka bölgesine yapılan önceden duyurulmayan bir ziyaret sırasında gerçekleşti. Toplantıya, Kürt siyasi yelpazesinin farklı kesimlerinden temsilciler katıldı.
Kaynaklara göre Şara, bu görüşmede SDG liderliğini Kürt haklarından ziyade toprak kontrolüne öncelik vermekle eleştirdi. Şara’nın temel hedefinin çatışmaları sona erdirmek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu vurguladığı aktarıldı. Görüşmede, yeni hükümet döneminde Kürtlerin sivil ve kültürel haklarının korunacağı yönünde güvence verildi.
Kürtçe Devlet Okullarında Seçmeli Ders Oluyor
Suriye’de Kürtlerin kültürel haklarına ilişkin somut adımlar da atılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara tarafından imzalanan kararnameyle Kürtçe, devlet okullarında seçmeli ders olarak okutulacak. Suriye Milli Eğitim Bakanlığı, söz konusu düzenlemeyi geçtiğimiz haftalarda yayımlamıştı.
Kararnameye göre Kürtçe, Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde öğrencilerin talebi doğrultusunda eğitim programına dahil edilecek. Dersin notu öğrencilerin genel başarı ortalamasını etkilemeyecek. Müfredat hazırlama görevi Ulusal Eğitim Müfredatını Geliştirme Merkezine verilirken, programların ulusal eğitim çerçevesiyle uyumlu şekilde bir yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.
Öğretmenlik yapacak kişiler için ise bakanlık tarafından düzenlenecek kurslara katılım ya da yazılı ve sözlü yeterlilik sınavı şartı getirilecek.
Resmi metinde, Ahmed el-Şara’nın 2026 yılına ait 13 numaralı kararnamesine atıf yapılarak, Suriyeli Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliklerinin ülkenin ulusal yapısının ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Devletin bu çeşitliliği koruma sorumluluğu üstlendiği belirtilirken, Kürtçe’nin “ulusal bir dil” olarak tanındığı ve eğitim sisteminde yer almasının güvence altına alındığı ifade edildi.
Kürtlere Vatandaşlık Süreci de Başladı
Öte yandan Suriye İçişleri Bakanlığı, Kürtlere Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören cumhurbaşkanlığı kararnamesinin uygulanması için fiili sürecin de resmen başlatıldığını duyurdu. Bakanlık, kararın hayata geçirilmesi amacıyla Nüfus ve Medeni İşler Genel Müdürlüğü’ne gerekli uygulama talimatlarının hazırlanması yönünde resmi yazı gönderdi.
16 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından imzalanan 13 sayılı kararname, Kürtlerin Suriye halkının asli ve ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Kararnamede, Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliğinin, Suriye’nin çok kimlikli ve bütüncül ulusal yapısının ayrılmaz unsurlarından biri olduğu ifade ediliyor.
Cumhurbaşkanı Şara, yayımladığı mesajda Kürtlere “fitne söylemlerine itibar etmemeleri” çağrısında bulunarak, yeni düzenlemenin Kürtlerin haklarını ve toplumsal özelliklerini anayasal güvence altına aldığını belirtti.
1962’den Gelen Sorun
Suriye’de Kürtlerin vatandaşlık sorunu, 1962 yılında Haseke’de yalnızca bir gün süren olağanüstü nüfus sayımına dayanıyor. Bu uygulama sonucunda Kürtler; vatandaşlığa sahip olanlar, “yabancı” statüsüne düşürülenler ve resmi kayıtlarda hiç yer almayan “kayıt dışı” kişiler olmak üzere üç gruba ayrılmıştı. Bu durum, on binlerce kişinin eğitim, mülkiyet, çalışma, evlilik ve nüfus kaydı gibi temel haklardan mahrum kalmasına ve kuşaklar boyunca süren bir vatansızlık sorununa yol açmıştı.
İçişleri Bakanlığı, ilgili birimlerden kararnameye ilişkin uygulama talimatlarının en geç 5 Şubat 2026’ya kadar hazırlanmasını isterken, işlemlerin Kürtler için mümkün olan en sade ve hızlı şekilde yürütülmesi talimatını verdi.
Sekiz maddeden oluşan kararnameyle kültürel ve dilsel çeşitlilik devlet güvencesi altına alınıyor. Bu kapsamda Kürtçe, “ulusal dil” olarak tanımlanıyor ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya kültürel faaliyetler kapsamında öğretilmesine izin veriliyor.
Kararname ayrıca, 1962 nüfus sayımına dayanan tüm istisnai uygulamaların yürürlükten kaldırılmasını, kayıt dışı olanlar dahil ülkede yaşayan tüm Kürtlere Suriye vatandaşlığı verilmesini ve diğer vatandaşlarla tam hak ve yükümlülük eşitliğinin sağlanmasını öngörüyor.
Söz konusu adım, Şam yönetiminin kısa süre önce PKK/SDG ile imzaladığı ateşkes ve bu yapıların devlet kurumlarına entegre edilmesini içeren anlaşmanın ardından geldi. Bu gelişme siyasi sürecin hız kazandığı bir dönemde atılmış önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
HÜDA PAR: Kürtlerin Vatandaşlık Hakkı Gecikmiş Ama Doğru Bir Adımdır
HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Suriye yönetiminin Kürt vatandaşlararına Suriye vatandaşlığı verilmesine yönelik başlattığı süreci kapsamlı şekilde değerlendirdi. Gazetemize konuşan İmir, Suriye halkının özellikle Fransa mandası ve Baas rejimi dönemlerinde ağır zulümlere maruz kaldığını, bu zulümlerin Kürt, Arap ya da Türkmen ayrımı yapılmaksızın tüm toplumu yaraladığını ifade etti.
Ancak Baas rejimi döneminde uygulanan sistematik ayrımcı politikaların Kürt nüfus üzerinde çok daha yıkıcı sonuçlar doğurduğunu belirten İmir, 1962 yılında gerçekleştirilen nüfus sayımıyla on binlerce Kürdün bir gecede vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldığını hatırlattı. Bu uygulama sonucunda Kürtlerin kayıtsız veya yabancı statüsüne düşürüldüğünü ifade eden İmir, kimliksiz bırakılmanın ağır sonuçlarına dikkat çekti.
İmir, vatandaşlık hakları elinden alınan Kürtlerin pasaport, mülkiyet hakkı, eğitim ve kamu hizmetlerinden yararlanma gibi en temel insan haklarından dahi mahrum bırakıldığını vurgulayarak, bu sürecin yalnızca hukuki bir kayıp değil, aynı zamanda aidiyet duygusunun, geleceğe dair umudun derinden sarsılması anlamına geldiğini ifade etti. Kürt nüfusunun önemli bir bölümünün fiilen vatansız bırakıldığını belirten İmir, insanların kendi yurtlarında yabancı olmanın ağır yükünü taşımak zorunda kaldığını söyledi.
Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte Suriye halkının yüreğinde yeniden bir umut filizlendiğini dile getiren İmir, mevcut Suriye hükümetinin Kürtlerin haklarının resmi olarak tanınması noktasında attığı adımların doğru olduğunu ve desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bu umut ikliminde en büyük beklentinin, yüzyılı aşkın süredir zulme maruz kalan Kürt halkının yaşadığı mazlumiyetin sona ermesi ve adaletin kalıcı biçimde tesis edilmesi olduğunu ifade etti.
Yeni yönetimin Kürt vatandaşları Suriye’nin ayrılmaz bir bileşeni olarak tanımasını ve Kürtlerin vatandaşlık almasının önünün açılmasını son derece kıymetli ve umut verici adımlar olarak değerlendiren İmir, Kürtlerin bu ülkenin asli unsurlarından biri olarak kabul edilmesinin ve birinci derece vatandaşlık statüsüyle görülmesinin bir eşik olduğunu vurguladı.
Bu yaklaşımın samimiyetle sürdürülmesinin büyük önem taşıdığını belirten İmir, atılan adımların tek başına yıllardır biriken sorunları çözmeye yetmeyeceğini, ancak adaletin tesisine giden yolda güçlü bir başlangıç anlamı taşıdığını ifade etti.
Bugüne kadar yaşanan acı tecrübelerin, çatışma ve şiddet ortamının en fazla sivil halka zarar verdiğini açıkça gösterdiğini söyleyen İmir, şehirlerin ve gelecek umutlarının bu süreçte büyük ölçüde tahrip edildiğini belirtti. Daha huzurlu ve güvenli bir yaşamın inşası için silahların değil sözün, gerilimin değil diyalog ve müzakerenin esas alınması gerektiğini vurguladı.
Suriye’nin 1946’dan bu yana şeklen bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürdüğünü ancak bugün ülkenin siyasi ve toplumsal yapısının yeniden şekillendiği kritik bir geçiş sürecinden geçtiğini ifade eden İmir, birçok meselenin zaman içinde daha net bir zemine oturacağını söyledi. Bu süreçte atılacak her adımın kapsayıcı, adil ve toplumsal barışı güçlendirici nitelikte olması gerektiğini vurguladı.
Kürtçenin seçmeli dersler arasına alınmasının ilk adım açısından önemli olduğunu ancak yeterli olmadığını belirten İmir, bu düzenlemenin olumlu bir işaret olmakla birlikte sorunun köklü çözümü için daha kapsamlı ve anayasal güvencelere dayanan adımların zorunlu olduğunu ifade etti.
Suriye’nin asli unsurlarından biri olan Kürt halkının kendi ana dilinde eğitim almasının en temel insan haklarından biri olduğunu vurgulayan İmir, dilin korunmasının yalnızca kültürel bir talep değil, aynı zamanda kimliğin, aidiyetin ve toplumsal barışın teminatı olduğunu söyledi.
İmir, yapılması gerekenin hakları bir lütuf olarak sunmak değil, eşit vatandaşlık ilkesinin doğal bir gereği olarak görmek olduğunu belirtti. Farklı kimlik ve dillerin bir tehdit değil, toplumsal zenginlik olarak kabul edildiği yeni bir toplumsal sözleşmenin inşa edilmesi gerektiğini ifade eden İmir, diyalog ve müzakere zemininde atılacak samimi adımların geçmiş mağduriyetlerin giderilmesine ve Suriye’de kalıcı huzur ile kardeşlik hukukunun tesisine önemli katkı sağlayacağını vurguladı.