Suriye, Oyunla Değil Oyun Bozmakla Kazanır

Abone Ol

Emperyalist güç ve odaklar, tarih boyunca ümmet coğrafyasını paylaşılacak bir pasta gibi görmüş. ABD şeytanı son günlerde, mazlum beldelere tamamıyla çökmek ve üşüşmek niyetiyle gardını edepsizce, sınırsızca ve insafsızca almış, almaktadır.

Büyük şeytan ABD ve israil gibi şerir yedekler, kendi habis hesaplarını öne alarak Türkiye ve bölge ülkelerini bir kaos, güvensizlik, çatışma ve yeis tandırında yakmak, bir hedefsizlik ve köleleşme anaforunda boğmak istemekteler. Bu yakıcı tandır ve boğucu anafor Müslümanların bireysel ve kitlesel her adım ve kazanımını flulaştırmaktadır.

Dünden bugüne Suriye toprakları farklı niyet ve hesaplarla Rusya, ABD, Türkiye, İran ve Suud için güç ispatlama adına bir deney alanı olmuştur. Suriye sahasındaki kavga, karşıtlık, çatışma ve savaş gâh vekâlet gâh asıl güçler eliyle sürdürülmüş, sürdürülmektedir. DAİŞ, SDG ve PYD vb. örgütlü yapılar da bu ali(!) menfaatlerin eldesi adına ilgili devletlerin aparatları olmuş. Haliyle geldiğimiz zaman itibariyle gerilen ipler koptu ve ipi gerdiren taraflardan bazıları düştü.

Manzara aynı zamanda -maalesef- israilin arz-ı mevud hedefine yaklaşmasının, ABD şeytanının ümmetin mazlum coğrafyasında kovboy/şerif kibrinin ilanıdır. Suriye'de toprak bütünlüğü, yönetim istikrarı ve hedef birliği önemlidir, gereklidir. Böyle bir netice, tüm ümmet coğrafyasının özgürlüğü adına önemli ve gereklidir. Ama kimin eli kimin cebinde, kimin kuvveti kime kuvvet katıyor bilmecesi ve belirsizliği bir bütünlük, bir istikrar ve bir birlik umudunu zayıflatıyor. Doğru, zamanlı, güvenli ve adil adımlardan yoksun bir sürecin daha tehlikeli mecralara evirileceğini hissettirmektedir.

ABD, AB ve NATO, Gazze, Yemen, İran ve Suriye dahil bu savaşta alacağını fazlasıyla aldı, alma noktasında da yerinde durmak ve doymak bilmiyor. Tuğyan olarak bir Firavun, hedefsizlik olarak bir deli dana gibi ortalığı toza dumana katan sarı çıyan daha önce sahaya sürdüğü diktatörleri sahadan çekiyor. Milyar dolarlar harcayarak karıştırmayı arzuladığı bölge; maalesef bir kuruş bile harcamadan –üstelik harcamalarını da fazlasıyla kukla yönetimlerden tahsil ederek- grup taassubu, mezhep bağnazlığı ve ırk övüncüyle istediğinden daha fazla karışık bir durumdadır.

Irk, mezhep ve menfaat tahrikiyle devlet, grup ve örgütler birbirine hasım oldu. Biri diğerini boğazladı, bombaladı, tezyif etti. Zevkten dört köşe avuçlarını ovuşturan ABD ve israil ise bir abi ve kurtarıcı(!) edasıyla bu savaşa her seferinde hile karıştırdı ve silah taşıdı.

ABD, bir yandan A ülkesini pohpohladı, sırtını sıvazladı ve büyük abi havası verdi. Diğer yandan yerine göre hasım olan B ve C ülkelerine göz yumdu. Birbirine komşu, dost ve kardeş olan bu ülkeler ve paravan yapıları birbirinin kuyusunu kazar oldu.

Sözün kısası Suriye sahasında dün oynanan oyun ve bugün de açılan kart açık ve nettir:

İslam ümmetinin sınırlarını -daha doğrusu sınırlandırılmışlığını- yeniden belirlemek…

Kendisinin yaktığı, üflediği ve tutuşturduğu çatışma ortamına akabinde sinsice bir hakem ve arabulucu gibi girip çözümcü kesilmek…

‘Demokrasi, insan hakları ve güvenlik’ diyerek petrol, doğalgaz, altın gibi kaynaklarla güç devşirmek ve enerji koridorunu sürekli olarak elinde tutmak…

Ve belki de en tepe nokta ve asıl hedef olarak bu çatışmalı ve hasımları çok ortamın karışıklığı üzerinden vahşi Siyonist çetenin arz-ı mevud hedefini gerçekleştirmek.

İran, Türkiye, Suriye gibi Müslüman devletler bu savaşı büyümeden, daha hesaplı kitaplı, incitmeden ve yaralamadan halledebilirdi. Ama öyle olmadı. Batı’nın yerine göre allayan pullayan demeçleri, yerine göre suçlayan, tehdide varan beyanları Müslüman ülkelerin her birinin etken ve hakem olma sorumluluğunu boşa çıkardı.

Savaşa kör dövüş ve dalış felaket getirir. Yerine göre müdahale, dik duruş ve mazlumları kollayan bir konum, renk ve dil ayrımı gözetmeden tam hak teslimi ise kurtuluş ve güçlü bir ümmet demektir.

Leha ma kesebet ve aleyha maktesebet / Leh ve aleyhteki her sonuç çabayla olur.