Süresiz Nafaka Zulmü Bitiyor mu?

Abone Ol

Anayasa Mahkemesi'nin süresiz nafaka uygulamasına ilişkin verdiği iptal kararı, yıllardır kamuoyunda tartışılan bir sorunun yeniden değerlendirilmesi açısından çok önemlidir. Uzun zamandır birçok kesim tarafından eleştirilen bu uygulamanın yeniden ele alınacak olması, adalet ve hakkaniyet adına önemli bir fırsattır.

Boşanma, iki insanın ortak hayatlarını sonlandırma kararıdır. Elbette boşanma sonrasında ekonomik olarak zor durumda kalan tarafın korunması gerekir. Ancak bu koruma, bir kişinin ömür boyu diğerinin sorumluluğu altında bırakılması anlamına gelmemelidir. Bir gün, bir yıl ya da birkaç yıl sürmüş bir evliliğin ardından taraflardan birinin hayatı boyunca nafaka ödemeye mahkûm edilmesi, toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir adaletsizliğin yaşandığını gösteriyor.

Yoksullukla mücadele etmek devletin sosyal politikalarının temel görevlerinden biridir. Boşanma sonrasında ekonomik destek ihtiyacı doğan bireylerin korunması sosyal devlet anlayışının gereğidir. Ancak bu yükün tamamen boşanılan eşin omuzlarına bırakılması hakkaniyetli değil. Bir kadının ya da erkeğin hayatını, yıllar önce sona ermiş bir evliliğin ekonomik bağına mahkûm etmek insanlıkla bağdaşmaz.

Süresiz nafaka uygulaması sadece nafaka ödeyen tarafı değil, nafaka alan tarafı da olumsuz etkiliyor. Çünkü sistem, bireyleri uzun yıllar sürecek bir bağımlılık ilişkisi içine sürüklüyor. Boşanma ile sona eren bir birlikteliğin ekonomik bağlarla ömür boyu devam ettirilmesi, sağlıklı bir sosyal düzenin kurulmasına da katkı sağlamaz.

Üstelik mesele yalnızca nafaka ödemesinden ibaret değildir. Her yıl açılan nafaka artırım davaları, icra takipleri, avukatlık ücretleri ve tahsil süreçleri taraflar arasında yeni gerilimlerin oluşmasına neden oluyor. Nafaka borcunun ödenememesi durumunda uygulanan tazyik hapsi ise yıllardır en çok tartışılan konuların başında geliyor. Milyonlarca liralık ticari borçlarda dahi uygulanmayan bir yaptırımın yalnızca nafaka borçlularına uygulanması, hukuk ve adalet açısından sorgulanması gereken bir konudur.

Bugün binlerce insan, nafaka nedeniyle oluşan borç yükü altında yaşam mücadelesi veriyor. İşsiz kalan, ekonomik sıkıntıya düşen veya sağlık sorunları yaşayan kişiler, ödeme güçlüğü çekmelerine rağmen aynı yükümlülüklerle karşı karşıyalar. Bu durum yalnızca maddi değil, aynı zamanda ciddi psikolojik ve sosyal sorunları da beraberinde getiriyor.

Süresiz nafakanın aile kurumuna olumsuz etkileri göz ardı edilemez. Evliliğin ömür boyu sürecek mali yükümlülüklere dönüşebileceği endişesi, özellikle gençler arasında evlilik konusundaki çekinceleri arttırıyor. Günümüzde evlilik yaşının yükselmesi ve evlilik oranlarının düşmesi gibi birçok sosyal sorunun bulunduğu bir dönemde, aile kurumunu güçlendirecek politikaların geliştirilmesi çok önemlidir.

Boşanma sonrasında ekonomik olarak zor durumda kalan tarafın korunması insani ve hukuki bir gerekliliktir. Ancak nafakanın süresi, miktarı ve şartları belirlenirken hem nafaka alanın hem de nafaka ödeyenin hakları gözetilmelidir. Adalet, yalnızca bir tarafın mağduriyetini gidermek değil, her iki tarafın hakkını da koruyabilmektir.

Türkiye'nin aile yapısına, toplumsal gerçeklerine ve kültürel değerlerine uygun, dengeli bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Yeni yapılacak yasal düzenlemeler; kadınları korurken, erkekleri de mağdur etmeyen, çocukların menfaatini önceleyen ve aile kurumunu güçlendiren bir anlayışla hazırlanmalıdır.

Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karar bu açıdan önemli bir dönüm noktasıdır. Şimdi yapılması gereken, ideolojik yaklaşımlardan uzak, toplumun tüm kesimlerini dikkate alan adil bir sistem oluşturmaktır. Çünkü aile sadece kadından ya da erkekten ibaret değildir; aile, anne, baba ve çocukların birlikte oluşturduğu toplumun temelidir.

Toplumun beklentisi, kimsenin mağdur edilmediği, hak ve sorumlulukların dengeli biçimde paylaşıldığı, adalet duygusunu güçlendiren yeni bir nafaka düzenlemesi. Temennimiz, bundan sonraki süreçte atılacak adımların hem aileyi koruyan hem de hakkaniyeti esas alan kalıcı çözümler üretilmesidir.