Sorumluluk Bilinciyle Geleceğe Hazırlık

Abone Ol

Hayat kimse için sonsuz bir tolerans alanı değildir. Bir noktadan sonra insanın kendi ayakları üstünde durması, kendi kararlarını alması ve sonuçlarına katlanması gerekir. Çocuklukta kazanılamayan sorumluluk duygusu büyük bir boşluk yaratır.

Sorumluluk bilinci yeterince gelişmemiş çocuklar, bunun bedelini en ağır şekilde yetişkinlikte öder. Çünkü çocuklukta ertelenen her sorumluluk, büyüdükçe katlanarak geri döner.

Bugün birçok yetişkin, neden başladığı işleri bitiremediğini, neden sürekli başkalarından destek beklediğini ya da neden en küçük zorlukta vazgeçtiğini sorguluyor. Bu soruların cevabı çoğu zaman çocukluk yıllarında gizlidir. Çocukken onun yerine sorumluluk alan, hata yapmasına izin vermeyen, düştüğünde hemen kaldıran, her sorunu onun adına çözen yetişkinler; farkında olmadan çocuğun hayata karşı bağışıklık sistemini zayıflatır.

Sorumluluk almayan çocuk, aktif bir özne olmayı öğrenemez. Çünkü onun adına düşünen, karar veren ve harekete geçen birileri hep vardır. O çocuk, bir süre sonra sorumluluğun kendisine ait olabileceğini bile düşünmez. Karşılaştığı her zorlukta suçu başkasında arar. Öğretmen suçludur, arkadaş suçludur, aile suçludur, sistem adaletsizdir. Oysa gerçek şudur: Sorumluluk almayan birey, sonuçlarla yüzleşemez. Yüzleşemeyen insan da gelişemez.

Bu durumun en belirgin sonucu özgüven eksikliğidir. Çünkü özgüven, başarıdan değil; denemekten, yanılmaktan ve yeniden ayağa kalkmaktan doğar. Çocuk, kendi çabasıyla bir işi başaramadığında değil; hiç deneme fırsatı bulamadığında özgüvenini kaybeder. Sürekli yardım bekleyen, kendi kararlarını alamayan bir birey, zamanla kendine olan inancını yitirir. Hayatının sorumluluk alması gereken dönemine geldiğinde bile başkalarının desteğine ihtiyaç duyar. Bu da hem bireysel hem toplumsal anlamda ciddi sorunlara yol açar.

Oysa hayat, kimseye sürekli destek sunmaz. Hayat adil değildir. İnişleri vardır, çıkışları vardır, sert virajları vardır. Çocukları bu gerçek hayata hazırlamak gerekir. Onları cam fanuslarda büyütmek, her türlü zorluktan korumak iyilik değil; uzun vadede büyük bir kötülüktür. Çünkü hayat, düştüğünde elinden tutup kaldıracak birilerini her zaman karşına çıkarmaz. Bazen tek başına ayağa kalkman gerekir.

Çocuğa sorumluluk vermek, onu yük altında ezmek demek değildir. Yaşına uygun sorumluluklar vermek; onun birey olduğunu kabul etmektir. Odasını toplamak, ödevini takip etmek, yaptığı hatanın sonucunu yaşamak… Bunlar çocuğun canını yakmaz; aksine onu güçlendirir. Hata yapmasına izin verilen çocuk, hatadan korkmaz. Düşmesine izin verilen çocuk, kalkmayı öğrenir.

Cesaret, konfor alanında gelişmez. Özgüven, sürekli korunarak inşa edilmez. Çocuk, zorlukla karşılaştığında “ben bunu yapabilirim” diyebilmeli. Bunu diyebilmesi için de daha önce küçük sorumlulukları almış, küçük mücadelelerden geçmiş olması gerekir. Her başarının ardında, bir zamanlar üstlenilmiş küçük sorumluluklar vardır.

Bugün güçlü, dirençli ve özgüvenli bireyler yetiştirmek istiyorsak, çocukların yerine hayatı yaşamaktan vazgeçmeliyiz. Onlara yol göstermekle, yolu onlar adına yürümek arasındaki farkı iyi bilmeliyiz. Çünkü sorumluluk, öğretilmez; yaşatılır. Ve çocukken kazanılamayan sorumluluk bilinci, yetişkinlikte çok daha ağır derslerle öğretilir.

Hayatın sert yüzüyle ilk kez yetişkinlikte tanışan bireyler için bu dersler çoğu zaman yıpratıcı olur. Oysa çocukken düşüp kalkmayı öğrenenler, hayatın karşısında daha dimdik durur. Çünkü düşmek değil, düştüğünde kalkamamak kaybettirir.