Sönmesin Mel’unu Kül Eylemedikçe

Abone Ol

Geçen gün, Sahih-i Buhari’de geçen şu Hadis-i Şerif gözümüze ilişti: "Hicaz kıtasında bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Öyle bir ateş ki Busrâ'daki' develerin boyunlarını ışıklandıracaktır."

Hicaz deyince sadece Mekke ve Medine ile bu iki mukaddes şehrin yakın çevresi akla gelir. Oysa kitaplar Hicaz’ın sadece bugünkü Suudi Arabistan değil, Filistin’den Yemen’e, Suriye’den Irak’a kadar olan bütün Arap Yarımadası ve Körfez bölgesi olduğunu da kaydediyor. Haliyle Hadis’te geçen ve Kudüs’le Şam’a yaklaşık aynı mesafedeki (140 km) Busra şehrinin Hicaz’dan sayılması da normal oluyor.

Busra, Siyer’den de hatırladığımız bir şehir. Çünkü Peygamber Efendimiz(sav) bu şehre iki defa uğramıştı. Birincisi henüz 12 yaşında iken amcası Ebu Talib ile beraber çıktıkları ticaret yolculuğu ve orada rahip Bahira ile karşılaşması. İkincisi de 25 yaşında iken Hz. Hatice annemizin kervanının başında oraya varması ve rahip Nestura ile karşılaşması.

Bu şehir Romalılar döneminde görkemli olduğu gibi Selahaddin Eyyubi rh döneminde de kendisine önem atfedilmiş ve Efendimiz(sav)’in ayak bastığı yerlere Mescid yaptırmak da ona nasip olmuştur.

Tekrar Hadis-i Şerif’e dönersek, metinde özellikle Busra’nın zikredilmesi, -Allahu alem- söz konusu ateşin Mekke ve Medine’nin merkezinden ziyade etrafında zuhur edeceğine işaret eder.

Yine Resulullah (sav); "Kıyametten önce, Hadramevt'ten -veya Hadramevt denizinden- bir ateş çıkacak, insanları toplayacak." dediğinde, "Ya Resulallah o vakte erişirsek ne yapmamızı emredersiniz?" diye sordular da "Size Şam'ı (yani Suriye'ye gitmenizi) tavsiye ederim." buyurdular."

Hicri 654 ylında Medine civarında volkanik bir patlama ile etrafı aydınlatan bir ateşin görüldüğüne dair nakil çoktur. Ancak İbni Hacer rh, insanları toplayacak olan ateşin başka bir ateş olduğunu ve Kurtubî rh gibi alimlerin de böyle düşündüğünü söyler.

Tabi ki, kıyamet alametleri hakkında verilen haberler için, “işte o vakıa sadece budur” denmez. Ancak hangi olay, bu fiten ve melâhim hadislerindeki detaylarla daha fazla örtüşüyorsa o mevzu, daha dikkate şâyân hale gelir.

Hadramevt en güneyde, Busra ise kuzeyde olunca, o coğrafyanın dört bir tarafında çıkacak bir ateş anlaşılıyor. Zikredilen ateşin insanları toplayacak olması da, bunun yanardağ filan değil de beşer eliyle çıkacağını nazara veriyor.

Hem afetlerden kaynaklı ateşlerin de ta uzaktan develerin boynunu aydınlatması pek mümkün gözükmüyor.

Velhasıl, Hadisi okuyunca ilk akla geldiği gibi sanki herkesin boynunu eğip baktığı ekranlardaki füzeler, patlamalar ve onların yaydığı ışıktan başka bir anlam çıkmıyor. En azından günümüz için öyle olduğunu söyleyelim.

Kaldı ki, şu an yaşanan şeyler, tarihin ıskalayıp geçeceği sıradan basit hadiseler midir?

Binlerce insan kısa süre içinde bu ateşlerle katlediliyor. Milyarlarca insanın, kültürünü, medeniyetini sanatını, maddi ve manevi yönünü doğrudan etkileyecek devasa bir hercü merc gerçekleşiyor.

Tüm dünya ahalisine yalan söyleyen ve hiçbir konuda sınır tanımayan bol köpüklü iri cüsseli zalimlerin tutuşturduğu çılgın bir ateş bu.

Ve Kur’an-ı Kerim, son noktayı koyuyor:

"Onlar (yahudilerin azgınları) ne zaman savaş için ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür." (Maide 64)

Denir ki Hz. Ali (kv) Celcelutiye'nin altıncı beyiti bu tür ateşlerin sönmesi için de okunur:

“Bi samsâmin tamtâmin ve yâ hayra bâzihın
Bi mıhrâsi mihrâşin bihin nâru uhmidet.”

“Ey yaratma mertebelerinin en yükseğinde bulunan Allah'ım! Sabit ve Cebbar isimlerinin hakkı, uyumaz sıfatın ve ateşleri söndüren Halim isminin hürmetine bu fitne ateşi sönsün.”

Beyitte sertlik, keskinlik ve baskınlık hissi veren kelimelerin fonetiği aynı zamanda kılıcın kınına girmesi yahut bir dalganın ateşi yutmasını andırır.

Soykırımcı zalimleri süratle kül ettikten sonra bu ateşi söndür Ya Rab.