Arabulucular, garantör ülkeler ve Barış Konseyi gibi süslü kelimelerle Filistinlilerin haklarını koruyacak girişimler, yılbaşından bu yana Gazze’de sessiz ölümleri artırıyor. Kimsenin görmek istemediği ve barış denince tek taraflı olarak algılanan süreç, her gün ama düzenli ölümler doğuruyor. Bisikletini süren çocuğu, su taşıyan kadını ve bastonuna dayanarak güçlükle yürüyen ihtiyarı atış talimi yaparcasına vuran işgalci askerler…
Gazze’ye göreve giden bağımsız batılı kurum ve kuruluşlar bünyesinde yer alan kimi doktorlar, yaşanan vahşeti birinci ağızdan paylaşarak bu zulmün ifşasına katkıda bulundular. Aksa Tufanı’ndan bu yana katlanarak akıl almaz düzeyde artan işgalci zulmü, ABD’nin yardım ve desteğinin gölgesinde kesilmeksizin devam ediyor. Özellikle karşılıksız olarak Almanya ve kimi Avrupa ülkeleri, tıpkı ABD gibi bu insanlık suçunun ortakları olarak Lahey veya Uluslararası Adalet Mahkemesinde olmasa da insanlık vicdanında mahkûm edilmişler. Dünyanın en sevilmeyen ve en nefret edilen insanı/ırkı olmak işgalciyi nasıl bir psikolojiye sokmuş, görebiliyoruz.
Bu ortamda işgalci rejim, 2026 yılının ilk beş ayında yani yukarıda bahsettiğimiz gibi ocaktan bu yana yaptığı bu sistematik soykırımı yani sivilleri çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmadan hedef aldı. 534 şehit, 1782 yaralı buna delil olarak Gazze İnsan Hakları Merkezinden veri olarak basına servis edildi. İşgalciyi ne Barış konseyi ne garantör ülkeler ne de arabulucular durduramıyorsa bu girişim niye? Söz konusu ölümler tersine olsaydı yani 534 olmasa da 10-15 işgalci asker bir defada öldürülseydi, mevzu bahis sözde anlaşma havada kalacağı gibi hem Barış Konseyi hem garantör ülkeler hem de arabulucular HAMAS’a karşı anlaşmayı ihlal ve daha sert cezalandırma konusunda aslan kesilecek açıklamalarda bulunurlardı. Mazlumun sahibi Allah’tır. Zalimler ve onlardan yana olanlar O’na hesap verecekler elbette.
HAMAS Sözcüsü Hazım Kasım da bu örtülü ve sessiz gerçeğe dikkat çekmek için bu soykırımı durdurmak veya kınamak gerektiğini dile getirmiş. Başta Arap Birliği ve İslam Birliği Teşkilatı olmak üzere herkesi harekete geçmeye çağırmış. Bunun ahlaki, tarihi bir sorumluluk olduğunu vurgulamış. Aynı zamanda uluslararası toplumu, vicdan sahibi insanları BM kuruluşlarını da yaptırım mekanizmaları oluşturup belgelenmiş suçların sorumlularından hesap sormaya davet etmiş.
Ah Hazım Kasım kardeşim, kimi kime şikâyet ediyorsun? Sen de iyi biliyorsun ki yaşanan sessizlik kampında, ölümler izzetle oluyor. Lakin çağırdıkların, davet ettiklerin yaşayan birer zombiler. Çağrı ve davet ölülere fayda vermez. Ne varsa sizin izzetli omuzlarınızda direniş direniş yükseliyor. Açtığınız çığır, sadece Filistin’de değil, dünyanın vicdanlı insanlarında da yeni hayatlara yeni başlangıçlara sebep oluyor. Dünya artık bu aşamadan sonra eskisi gibi olmayacak. Ölümleriniz insanlığın gönlünde yeşeren tohumlardır inşallah.