Siyonist israilin Tutmayan Hesapları!

Abone Ol

Siyonist israilin hezeyanlarına göre “Büyük israil devletinin” kurulabilmesi için büyük bir kaos ve savaşın çıkması gerekmektedir. Yıllardır bu kaos ortamını oluşturmak için zemin hazırladıkları görülmektedir. Bu savaşın fitilini ateşlemek ve ABD’yi doğrudan savaşa dâhil etmek için uzun süre çaba sarf ettiler. Obama ve Biden dönemlerinden sonra bu süreci Trump ile gerçekleştirdiler. Trump’ı savaşa dâhil ettikten sonra ise dört temel planla yola çıktılar.

Birincisi: Sözde “Büyük İsrail devletinin” önündeki en büyük engel olarak gördükleri İran’ın etkisiz hale getirilmesiydi. Bu hedef doğrultusunda, ABD’nin desteğiyle NATO ülkelerinin de savaşa katılması ve geniş çaplı bir destekle başta İran rejiminin çökertilmesi, ardından savaşın tüm bölgeye yayılması planlanıyordu.

İkincisi: Körfez ülkeleri, İran tarafından kendilerine yapılacak saldırılar ve “sahte bayrak operasyonları” sayesinde, İran’a karşı cephe alacak, mezhepsel ve etnik temelli çatışmalar derinleşecekti. Böylece “Büyük israil devleti” hedefinin önündeki engeller kaldırılacaktı.

Üçüncüsü; İlk etapta Lübnan’ın işgal edilmesi, ardından Suriye ve Irak topraklarına yönelmesi planlanıyordu. Nitekim İran savaşıyla birlikte Siyonistler tarafından Lübnan’a yönelik saldırılar bu düşüncenin ilk adımları olarak görülmektedir.

Dördüncüsü: Başta Türkiye olmak üzere güçlenme potansiyeline sahip bölge ülkelerinin zayıflatılması, tasfiye edilmesi ve ardından geniş çaplı bir işgal sürecinin başlatılması hedefleniyordu.

Peki, sonuç ne oldu?

Gelinen noktada, savaşın 36. gününde Siyonist israilin hiçbir planı beklendiği gibi gerçekleşmedi. Hem kendi kamuoyu nezdinde hem de dünya genelindeki imajı açısından ciddi bir darbe aldı. Planın ilk adımı olan ABD’yi savaşa dâhil etme girişimi gerçekleşmiş olsa da bugün ABD, bu çatışma ortamından çıkış yolları aramaktadır. Trump’ın sık sık değişen açıklamaları ve son olarak “İran’dan çekilme” yönündeki ifadeleri bu durumu açıkça göstermektedir. ABD’nin artan savaş maliyetleri, iç kamuoyundaki tepkiler ve Körfez’deki askeri kayıplar, geri adım arayışını hızlandırmıştır.

Siyonist israilin NATO ülkelerini de savaşa dâhil etme planı başarısız olmuş, Avrupa ülkeleri bu süreçte ABD’ye karşı mesafeli bir tutum sergilemiştir. Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan gerilimler ve karşılıklı sert açıklamalar bu ayrışmayı gözler önüne sermiştir.

Aynı şekilde Körfez ülkelerinin İran’a karşı cephe alması yönündeki beklenti de gerçekleşmemiştir. Mezhepsel çatışma senaryoları istenilen düzeye ulaşmamış, aksine bölge ülkeleri daha temkinli bir tutum benimsemiştir. Bu süreçte körfez ülkeleri açısından İran’ın askeri kapasitesi de daha görünür hale gelmiştir.

Sonuç olarak; Siyonist israilin planlarının hiçbiri beklenen şekilde işlememiş, tam tersi aleyhinde bir sürece dönüşmüştür. Gazze’de başlayan, ardından İran ve Lübnan ile devam eden katliamlar dünya kamuoyunun dikkatini çekmiş ve siyonizme karşı tavır alma konusunda geniş yankı uyandırmıştır. Siyonist tehlikeyi fark eden dünya kamuoyunda ciddi tepkiler oluşmaktadır. Dünya kamuoyunda oluşan bu durum, Şeyh Ahmet Yasin’in “2027’de israil yok olacaktır” şeklindeki tezini güçlendiriyor.