Bizde siyaset eşittir yalan diye bilinir. Bu sebeple de doğru konuşan siyasetçiye pek itibar edilmez. “Dün dündür; bugün bugündür”, “Herkese iki anahtar”, “Mazot 1 lira olacak”, “Her köylüye Traktör” gibi yalanlar, vaatler üzerine kuruluydu.
Dünyada siyaset ise bir nebze olsun daha bir devlet ahlak ve adabı üzerine kurulu olarak devam ediyor, şeklen de olsa bir nezaketle yürüyordu. Uluslararası sorunlar, diplomatik görüşmelerle hallediliyor; kişiselleştirilmiyordu.
Ne zamana dek? Elbette Trump’ın siyasete girme sürecine dek işler böyle yürüyordu. Trump’ın ABD adına tek temsilci olduğu düşünülürse, siyasetteki davranışları buna yakışır bir devlet ahlak ve adabı olması gerekirken, yerini tüccar ahlaksızlığı ve edepsizliğine bıraktı.
Bu yazımızda özellikle son günlerde söylediği yalanlara örnekler vermeye çalışacağız:
Şöyle dedi Trump, Japonya için: “Japonya’da 92 yaşındaki Bay Toyota ile tanıştım. Dedim ki, Toyota’da ne işin var? O da “Onun sahibi benim.”dedi. Sonra ABD’ye 10 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti.” Trump bile bile yalan söyledi. Gerçek ise şu: Toyota’nın sahibi zaten 2023’te öldü ve mevcut CEO, sadece 65 yaşında.
Trump “Çin ile İran’a silah tedarik etmeme konusunda anlaştık. Onlarla konuştum." dedi. Çin Dışişleri de "Çin'in Amerika Birleşik Devletleri ile İran'a silah tedarik etmeme konusunda anlaştığını iddia eden dolaşımdaki söylentilere son vermek istiyoruz Bunu netleştirelim ki böyle bir iletişim gerçekleşmedi. Çin, İran'a silah tedarik etmeyi ne onayladı ne de reddetti Güvenlik anlaşmalarımız ve savunma iş birliğimiz yalnızca Çin'e ait egemen konulardır. Hiçbir yabancı ülkenin Çin'in iç işlerine karışma hakkı yoktur." Trump yalanlandı, hem de en üst seviyeden.
İran Meclis Başkanı Kalibaf şunları dile getirdi: “Trump, bir saat içinde yedi iddiada bulundu ve bu iddiaların yedisi de yalandı. Bu yalanlarla savaşı kazanamadılar, müzakerelerde de kesinlikle bir yere varamayacaklar. Ablukanın devam etmesi durumunda Hürmüz Boğazı açık kalmayacaktır.” Yine yalanlanması en üst perdeden…
Trump’ın ağzı durmayıp devam etti: "İran her şeyi kabul etti; uranyumu para ödemeden çıkarıp ABD’ye götüreceğiz." İranlı yetkili ise "Her zamanki gibi, yalan söylüyor." dedi. ABD’yi bir yalancı yönetiyor.
Dr. Marandi ise Trump'ın tüm bunları uyduruyor olma ihtimalinin önemli ölçüde yüksek olduğunu söylüyor: ‘Trump, şu anda İran'ın müzakerelerde sözde anlaştığı şeylerle ilgili hikayeler uyduruyor. İran'ın asla yapmadığı taahhütleri icat ediyor. Bir anlatı üretiyor. Sonra, birkaç gün içinde İran'ın bu var olmayan taahhütleri "ihlal ettiğini" duyuracak. İran'ın A, B, C, D, E ve F'yi vaat ettiğini, sonra da bunları yerine getirmeyi reddettiğini iddia edecek. Ve sonra, bu uydurulmuş ihlallere dayanarak, İran'a karşı yeni bir askeri saldırıya girişecek.’
Nerden bu tespite varmış Dr. Marandi, buna bakalım: ‘Şu anda, “ateşkes” var sözde. ABD ise sessiz sedasız Körfez bölgesine büyük miktarda yeni askeri ekipman gönderiyor. Bu gerekli midir derseniz evet, gereklidir; çünkü ABD'nin bombalamak için pratikte hiçbir şeyi kalmamıştı. Zaten 40 günlük savaşta hepimiz bunu gördük. ABD’nin stokları yenilendiğinde, bombardıman kaldığı yerden devam edecek. Trump'ın ağzından başka yalan çıkmamasının sebebi bu, yani stoklarını yenilemek için zaman kazanmak…
Herkes görüyor ki “ateşkes”ten bu yana Körfez’e 75’ten fazla ABD lojistik uçuşu oldu/oluyor. Avrupa’nın üslerine ne kadar hareketli olduğuna dikkat edin. ABD’nin daha fazla stok yenilemeye hazırlandığını ve Avrupa üzerinden bunu gerçekleştirmeye çalıştığı herkesçe bilinen bir strateji.
Madem her şey yalan üzerine kurulu, öyleyse nasıl inanılıyor bu yalanlara? Meşhur yazar Mark Twain’in bu soruyu cevaplamış: “Doğru ayağa kalkana dek yalan dünyayı dolaşmış.”