Bir insan, eğer istenmeyen bir durumdan pay sahibiyse; sızlanmak yerine, o durumdan kurtulmak için kafa yormalı, en azından üzülmeli ve rahatsız olmalıdır. Çünkü o, sitem ve sızlanma makamı değil; bizzat olayın sebep ve sorumlularından biridir.
Baştan belirtelim. Biz, kimseyi yerme ve germe niyet ve gayreti içinde değiliz. Amacımız; arzuhal ile istikbalimizi izmihlalden istiklale çevirmektir. Bunları neden söylüyorum?
Şu sebepten: Taziye çadırı, cami sohbeti gibi ortamlarda karşılaştığımız bir durum var. İleri gelen bir görevli; başlıyor toplumun bozulmuşluğundan yakınmaya. Sanki kendileri veya bizler, hepimiz yıllardan beri burada yaşamıyor. Veya bu insanlar Amerika`da ahlaksızlaştırılıp buraya getirilmişler.
Açık konuşmak gerekirse; maalesef bunlar, İslam`ı tam anlatmayışımızın eseri.
Peygamberlerin diliyle; insanları İslam`a davet etmedik çünkü.
Mesela dedik mi? 'Ey İnsanlar! Sizin ilahınız yegane ilah olan Allah`tır. Onun için kendi oluşturduğunuz sahte ilahlarınızdan yüz çevirin. Tarihin çöplüğüne atılan Nemrut ve Firavun; Lat ve Uzza gibi sizin sahte tanrılarınız da kişi, kurum ve ideolojileriyle yok olmaya mahkûmdur. İlah edindikleriniz, kendilerini bile zarar ve ademden kurtaramazlar.
Ey İnsanlar! Ne doğu ne de batıya ait hiç bir din size huzur getiremez. Allah; sizin dininizi kemale erdirdi ve sizin için din olarak İslam`ı seçti. O`dur gerçek adalet, ondadır insan hakları ve bilumum güzellikler. Başka yerlerde gördüğünüz bölük pörçük güzellikler uğruna batıl dinler peşine düşmeyin. Güzelliklerin membaı burada. Ey insanlar! Ben sizden bu davetim karşılığında hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir. Bu davete uyun ki, Allah da sizin hatalarınızı affetsin ve sizi muayyen bir ecele kadar ertelesin.
Esnaflar, işçiler, memurlar, düşünürler, yöneticiler; bilumum halk! Gelin bütün esma ve evsafıyla Allah`a gönülden iman edelim veya imanımızı tazeleyelim. Doğrusu sizi buna zorlayacak değilim. Çünkü iyi ve kötü birbirinden apaçık ayrılmıştır…'
Tabi, diyeceksiniz ki; halk zaten Müslüman. Bunları söylemeye gerek yok.
Peki, mademki Müslüman`ız, imanımız var; o halde, nasıl oluyor da; uyku ve unutkanlığı olmayan, yerin ve göğün sahibi Allah`tan gaflet içinde yaşıyoruz.
Bize ne oluyor da, bizi karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan Mevla`mız Allah`ı bırakıp; dostlarını karanlıklara sürükleyen tağutların peşinden gidiyoruz?
Yetmedi mi, karanlıklarda dönüp dolaştığımız, sahte çıkışlar uğruna sahte tanrıların peşine takıldığımız? Yetmedi mi; Allah`ın nizamı haricinde 'izm'lerden medet beklediğimiz?
Ne zamana kadar, kemale erdirilmiş nimet olan İslam`ın hükümlerinden uzak yaşayacağız? Halimiz, iman etmişlerin haline pek benzemiyor.
Ancak bizler; bu mesajları topluma iletmek yerine geçim derdine düştük. Bir kazık çakmakla kısa yoldan Cennete gitme hikayeleri anlattık.
Bu muydu Muhammed`in uğruna kanlar içinde kaldığı İslam? Mus`ab`ın Medine`de, Cafer`in Habeş Kralı karşısında anlattığı İslam bu muydu?
Halkın fevc fevc Cehenneme doğru yol aldığını gördüğümüz halde oldukça rahatız.
Halka karşı hiç şefkatimiz mi kalmadı, yoksa artık fuhşiyatı normal mı görüyoruz?
Kadınların örtüsüzlüğü, gençlerin oruçsuz ve namazsızlığı normal mi geliyor bize?
Cemaate dönüp: 'saflarınızı sık ve düzgün tutun…' derken arkanızda saf tutanlara bir bakın; nerdeyse tamamının ihtiyar olduğunu göreceksiniz, diğerleri de çocuktur herhalde.
Düşünmez misiniz, 'toplumun geneli olan gençler nerde?' diye? Bence düşünün.
Çünkü bu gidişle arkamızda saf tutan o birkaç ihtiyar da ölünce, tek başımıza kalacağız. Bazı camilerde şimdiden olduğu gibi.
İşte arzuhalimiz budur. Peki, çare nedir?
Değerli alimler, davetçiler, Müslümanlar! Yakınma değil sorumluluk ve çözüm mercileri olarak, oturup bir düşünün; bu halk İslam`a nasıl dönecek diye dertlenin. Bir plan ve program yapın. Yapamıyorsanız, programı olan birilerine destek olun.
Çok şükür ki, bu tehlikeyi yıllar öncesinden görüp, gecelerce düşünerek; program yapan insanlar olmuş. Umudumuz evvel Allah, sonra onlardır. Onlardan olmak temennisiyle…