Gazze soykırımı dünyada birçok kavramın tartışılmasına neden oldu.
Uluslararası hukuk denilen süslü kavramın altının ne kadar boş olduğunu, aslında bu türden kavram ve kurumların ideolojik tarafının çok güçlü olduğunu ve tümüyle güce göre şekil aldığını hemen herkes fark etti.
“Yahudilerin mağduriyeti” iddiasının arkasında siper alıp neredeyse tüm dünyayı sömüren iğrenç kitlenin maskesinin düştüğünü gördü herkes.
Siyonistlerin şişire şişire koca bir balona dönüştürdüğü “holokost edebiyatı”, Gazze’de çocukların üzerine bombalar yağarken önce delindi, ardından da tamir edilemeyecek şekilde patladı.
İşgalciliğin bir kimlik haline geldiği, bölgeyi yutan bir canavara dönüştüğü, bir kâbus gibi dünyanın üzerine çöküp birçok ülkede yöneticileri kişiliksizleştirdiği, kimliksizleştirdiği, şahsiyetsizleştirdiği çıktı ortaya.
Şimdilerde de soykırım ittifakının İran’a ve Lübnan’a yönelik saldırılarıyla birlikte uluslararası kurum ve kavramlarda değişimlerin ayak seslerini duymaya başlıyoruz.
Amerika’nın başında olan, bir sözü diğerini tutmayan şarlatanın sergilediği rezil tiyatroyu şaşkınlıkla izliyor dünya.
Trump, müttefiklerin İran'a yönelik ABD saldırısına destek vermemesi nedeniyle ABD'nin NATO'dan çekilmesini ciddi şekilde düşündüğünü söyledi.
Normalde herkes bilir ki, Trump, şikâyetinde “tümüyle” haksızdır.
Tümüyle dememin nedeni üye ülkelerin kendisine destek vermesi için bir gerekçe gösterme ihtiyacı bile hissetmemesidir.
Biraz açayım:
NATO, genel olarak bir savunma paktıdır ve “soğuk savaş” dönemi şartları gözetilerek organize edilmiştir.
Asıl amaç “komünist yayılmacılığa” karşı nizami ve gayri nizami harp taktikleri geliştirerek üye ülkeleri teyakkuzda tutmak, caydırıcı tedbirler geliştirmek olarak belirlenmiştir. Ama hazırlanan kuruluş metinlerinde üye ülkelerden birine yönelik saldırı olması durumunda diğer üyelerin topluca harekete geçmesi ve ortak savunma gücü oluşturması ifade edilir.
Bu konuda en belirgin olan da 5. Maddedir.
Bu madde şu içeriğe sahiptir: "Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa BM Yasası'nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır.”
Irak’ın işgal edilmesinde BM Güvenlik Konseyi kararı esas alınmışken, Afganistan’ın işgal edilmesinde “İkiz kulelere yapılan saldırı” gerekçe gösterilmiş ve NATO devreye sokulmuştu.
İran’a yönelik saldırının hiçbir mantıklı gerekçesi yoktu.
Amerika bir NATO üyesi olarak saldırıya uğramadığı için diğer NATO üyesi ülkelerden destek istemesinin hiçbir anlamı yoktu. Nitekim işin içerisinde tıpkı Venezuela olayında olduğu gibi “petrole çökmek” gibi bir niyet vardı ve paragöz Trump, çökmeyi hayal ettiği İran petrolünü kimseyle paylaşmak istemiyordu.
Evdeki hesap çarşıya uymadı ve tabir yerindeyse “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” gibi bir durum söz konusuydu.
Körfezdeki müttefikler topraklarındaki Amerikan üslerinden dolayı huzuru değil de kaosu satın aldıklarını fark etmeye başladılar ve öfkelendiler.
Hürmüz Boğazı savaş bölgesi olunca tüm dünyada enerji arzı sıkıntısı başladı, ekonomik çalkantılar yaşandı, halklar öfkelendi, yönetimler tedirgin oldu. Ve bunun tek sebebi de Amerika ve israildi.
Evet, küresel sistemde büyük bir çatlak söz konusu ve yine tabir yerindeyse “cin şişeden çıktığı” için şimdiye kadar söylenmeyenler söyleniyor, yapılamayanlar yapılıyor.
Mevcut güç dengesinin de çok gerçekçi olmadığı, ciddi bir sarsıntıda allak bullak olacağı kolaylıkla tahmin edilebilir.
Evet, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!