Sırt Dönme Düzeneği Ve Terbiye

Abone Ol

2016 yılında, dine saygısızlığından dolayı, yeni atanan müdür tarafından İslam’a hakaret eden bir öğretmen için soruşturma başlatıldığını gerekçe gösteren lise öğrencileri, mezuniyet töreninde, okul müdürü konuşurken sırtlarını dönmüşlerdi. Protesto ve atılan sloganlar yüzünden, müdür konuşmasını yarıda bırakmış, tören iptal edilmişti. Ayrıca o törene katılan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü ile tepki gösteren veliler arasında da sert tartışmalar yaşanmıştı.

Ve 2026 yılı. Aradan tam on yıl sonra aynı okulda, aynı törende aynı eyleme imza atıldı. Tesadüf mü? Bu sefer de öğrencilerin sırtını dönmesine, dokuzuncu sınıftaki bazı öğrencilerin, sınıflarındaki kız öğrenciler hakkında ahlaksız ve hakaret içerikli uzun bir liste hazırlamaları ile başlayıp gelişen bir takım tuhaf hadiseler gerekçe gösterildi. Yine müdür konuşurken ve yine velileri işin içine katarak. Yine ustaca bir kurgu ile.

Okul, MEB lisesi ama aynı zamanda bir asır öncesinden Alman ittisaklı. Yani Türkiye’nin sosyal fay hatlarını tetikleme ve yeni fay hatları oluşturma konusunda oldukça aktif olan bir merkezle bağı var.

İşin polisiye ve organize kısmını ilgili taraflara bırakalım.

Kız öğrenciler hakkında çirkin ifadeler içeren o yazıları, içerden veya dışarıdan birileri hazırladıkları planın işlemesi amacıyla vermiş olabilirler ama bu durum, nihayetinde göz önündeki ciddi bir terbiye sorununu ortadan kaldırmıyor.

Şu lise, bu okul, filan kurum fark etmiyor. Öncelikli mevzumuz hâyâ hâyâ hâyâ..

İslam geleneğinde edep kavramı, ahlakın dışavurumudur. Yalnızca görgü kuralı değildir. Kişinin hem kendine hem karşısındakine verdiği değerin eyleme dönüşmüş hâlidir.

İmam Mâlik’e (rh), ilim öğrenmek için gelenlere önce edep öğrettiği rivayet edilir. Sebebini soranlara şunu söylemiştir: "İlim, edeple taşınır. Edebi olmayanın ilmi kendisine ve başkasına zarar verir."

Edep ve terbiye penceresinden bakıldığında soru şudur: Sorumlu olduğu büyüklerine, kendilerine değer verip hitap ederken, itaatsizliğin en çukur derekesini sembolize eden sırtını dönme rezilliği sadece o törenin sınırlarında mı kalır?

Kalmaz tabi ki. Bilginin kaynağına saygıyı keser. İlim silsilesini reddeder. "Senin bildiğin beni bağlamaz" der. Bu sadece bir ergenlik soytarılığı değildir. Bu tam da dine ve müslüman zihne dair anlam dünyasına meydan okuyan bir kamikaze saldırısıdır.

İmam Şâfiî hazretleri, hocası İmam Mâlik'in rh huzurunda kitap yapraklarını bile yavaşça çevirirmiş; sayfanın sesi hocayı rahatsız etmesin diye. Bu davranış korku değildir. İhtiramdır. İlmin izzetine karşı zorunlu bir borçtur. Çünkü marifet, insandan insana taşınır. Bu taşıma ilişkisi koparsa hakikat de kurur.

İEL'de yaşananlar yalnızca pansiyon kapasitesi meselesi değildir. MEB'in o tespiti doğrudur ama eksiktir.

Asıl mesele şudur: Bu okullarda neyin nasıl öğretildiği kadar, kim olunacağı öğretiliyor mu?

Gazzâlî (rh), Mîzânü'l-Amel'inde der ki: "İnsan bir amaçsız bırakılırsa kendi tabiatının esiri olur. Terbiye, insanı tabiatının üstüne çıkarmaktır." Terbiyenin olmadığı yerde tabiat hükmeder. Güçlü olan zayıfı ezer. Öfke patlama yolu bulur. Saygı bir zaaf olarak algılanır.

Matematik öğretilecekse, saygı ve sorumluluk olmadan çarpma bölme işleminin sonucunun hatalı olacağı öğretilmeli.

Fizik öğretilecekse, itaati noksan olan cismin hacminin de kütlesinin de hiçbir kıymetinin olmayacağı öğretilmeli.

Kimya öğretilecekse, muallimine sadakati buharlaşmış bir sıvının florosülfürik asitten daha zararlı olduğu öğretilmeli.

Coğrafya öğretilecekse, Kur’an ve Sünnet haritasında yeri olmayan davranışların kendi vahalarını da toplumun dağını ovasını da ıssız sahraya dönüştüreceği öğretilmeli.

Tarih öğretilecekse, bütün güzel hasletlerin bugünlere ulaşmasına vesile olan yiğitlikler, örneklikler ruhlarına öyle içirilmeli ki, kökleri kuruduğunda göklerden mahrum kalacakları öğretilmeli.

Ve hakeza öyle görmezden gelmece, alışmaca, hafife almaca yok. Ne gerekiyorsa devreye alınmalı.

Yani ne yapalım. Birileri bir oyun peşinde, gençlere musallat olmuş diye, köyümüze dönüp de tavuk mu besleyelim.

“Siz haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'ân ile uyarmaktan vaz mı geçelim?”

(Zuhruf 5)