Seçim Sonrası Tablo TALEPLER, HESAPLAR...

Abone Ol

Oy oranları ve halihazırdaki durumun analizini yapmayacağım. Ancak bazı açıklamalardan yola çıkarak kimi siyasi aktörlerin nerelere varmaya çalıştığı konusunda fikirlerimi sizlerle paylaşacağım.

Aslında iktidarın ve muhalefetin dilini çözmek son derece basit. Hükümet kanadı başbakanın ağzından yeni anayasa projesinden ve başkanlık sisteminden söz ediyordu. Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Mehmet Ali Şahin`in bu konuda Erdoğan gibi düşünmediklerini yaptıkları açıklamalardan öğrendik. Erdoğan, en azından 330`u bulma konusunda iyimserdi; ama gerekli rakamı yakalayamadı. Son kez seçimlere katıldığını da ilan ettiği için 2015`te siyasetten çekilecek anlamı çıkıyor ortaya. Jübilesini 'Başkan' olarak yapmak istiyordu ve görünen o ki önümüzdeki süreçte bunu zorlamaya çalışacak. Önüne çıkan engelleri nasıl aşmaya çalışacak, göreceğiz.

Kılıçdaroğlu`nun en büyük talihsizliği Erdoğan gibi biriyle yarışıyor olmasıydı. Çok çalıştı, çok didindi, en olmadık uçuk vaatlerde bulundu; ama Tayyip yapacağını yapmıştı bir kez. Alevi kimliği –Tunceli başarısı hariç- sıçrama yapmasını engelledi. Şimdi il-ilçe delegelerini değiştirip kurultaylarda rahat bir nefes almak istiyor; ama buna gücü yetecek mi, belli değil.

Bahçeli, barajı aşmış olmanın rahatlığıyla derin bir nefes alırken Erdoğan`ın 'helalleşme' talebini duydu. Seçim sonrası tabloda hükümet ona da muhtaç olabilirdi. Öyle ya CHP yeniden 'eski CHP`ye' dönüştüğünde uzlaşma kapıları kapanacaktı. Zaten BDP ile uzlaşmak zordu. Geriye kendileri kalıyordu. Kasetlerle sarsılan itibarın tamiri için hükümetten özür beklediğini söyledi Bahçeli. Bunu ön şart olarak söylüyordu.

BDP kökenli bağımsızların ilk açıklamaları takip edecekleri siyasetin ipuçlarını da verdi aslında. Aldıkları oy oranının hükümet tarafından bir tür referandum olarak kabul edilmesini istiyorlardı. Kürtlerin seçilmiş temsilcileriydi; ama ilk talepleri Kürdlerin durumuyla alakalı değildi.

BDP`li bağımsızların ilk açıklamaları 'Öcalan`ın serbest bırakılması' talebini seslendirmek şeklinde idi. İlk günden başlayarak yapılan açıklamalarda sürekli bu vurgu ön plana çıktı. Solculuktan çok milliyetçiliği ile öne çıkan Şerafettin Elçi bile bu yönde açıklamalar yaptı. Elçi de Kürd halkının meşru temsilcisinin Öcalan olduğuna inanmaya başlamış demek ki. Oysa çok eski değil bir-iki sene önce öyle söylemiyordu. 'DTP, Kürdlerin değil, kendilerine oy verenlerin temsilcisidir' demişti. Öcalan, Burkay ve İbrahim Güçlü gibi isimlerle beraber onu da anmış, onları Mitlikle suçlamış, ağır hakaretlerde bulunmuştu. Bilmem ki tövbe eden Öcalan mı, yoksa Elçi mi?

BDP, öyle görünüyor ki, siyasetini Öcalan`ın serbest bırakılması konusuna endeksleyecek. Erdoğan da 'Benim partim iktidarda olduğu müddetçe öyle bir şey olamaz' diye kestirip attı hemen seçim öncesi. Yani gergin bir gündem bizi bekliyor.

BU DA YARGININ SEÇİMİ!

Elazığ İhya Der davasının yargıtay aşaması sonuçlandı. Yargıtay yerel mahkemenin verdiği 150 yıllık cezayı onayladığı gibi beraat edenlerin de yeniden yargılanmasını istemiş. Operasyonu, dava sürecini verilen cezaları hatırlıyorsunuz.

Her yönüyle bir fecaat!

Şimdi bu fecaata Yargıtay da ortak oldu. Hukukun siyasi ellerde nasıl sonuçlara sebep olabileceğini herkes gördü.

İsrail protestosu, Kutlu Doğum etkinliklerine davet, örgütsel suç kapsamında değerlendiriliyorsa 'One minute'nin samimiyetine kim inanır artık?

Birileri derneğe doküman bıraktı, birileri eliyle koymuş gibi buldu.

Hukuksuz bir operasyon sonrasında ele geçirildiği iddia edilen belgelerle Doğruhaber gazetesi yazarları suçlandı, yargılanıyor.

Ve yargı seçim sürecinden çıktığımız bu günlerde kendi seçimini yaptı.

Herkes seçiminin hesabını Allah`a verecek ve biz bu kararı verenleri Allah`a havale ediyoruz.