Bölgede devam eden savaşın maliyeti benzeri görülmemiş seviyelere doğru ilerliyor. Yapılan tahminler, ABD’nin toplam harcamalarının 1 trilyon doları aşabileceğini gösteriyor. Bu gelişme, kamu harcamalarının öncelikleri ve küresel olarak dalgalı bir ortamda ABD’nin mali kapasitesinin sınırları konusunda yeniden sert bir ekonomik tartışmayı gündeme getiriyor.

Bu durum, askeri operasyonların hız kazandığı bir dönemde ortaya çıkarken, günlük harcama miktarını doğrudan artırıyor, kamu bütçesi üzerinde baskı oluşturuyor ve fırsat maliyeti tartışmalarını beraberinde getiriyor. Analitik veriler, sadece ilk altı günün yaklaşık 11,3 milyar dolara mal olduğunu, yani dakikada 1,3 milyon dolardan fazla harcama yapıldığını gösteriyor. Bu tahminler, ABD’li gazeteci Nicholas Kristof’un Cumartesi günü New York Times’ta yayımladığı analizine dayanıyor ve savaşın ilk aşamalarından itibaren yüksek bir harcama eğilimine işaret ediyor.

Bu rakamların önemi, yalnızca doğrudan maliyeti yansıtmasından kaynaklanıyor. Önceki savaş deneyimleri, asıl yükün daha sonra ortaya çıktığını gösteriyor. Uzun vadeli yükümlülükler arasında askerler için sağlık hizmetleri ve tazminatlar ile askeri yeniden konuşlanma ve piyasa etkilerine bağlı dolaylı maliyetler yer alıyor.

Trilyon dolarlık fatura

Kristof’un aktardığına göre, Harvard Üniversitesi’nde savaş finansmanı uzmanı Linda Bilmes, toplam maliyetin 1 trilyon doları aşabileceğini ve “ertelenmiş maliyetler” nedeniyle daha da artabileceğini belirtiyor. Bu durum, başlangıçta onlarca milyar dolar olarak tahmin edilen Irak Savaşı’nın yaklaşık 3 trilyon dolara ulaşmasıyla benzerlik taşıyor.

Bu tahmin, mevcut savaşın uzun yıllar sürecek bir mali yük haline gelebileceği ve ABD hükümetinin iç politikada hareket alanını daraltabileceği yönündeki endişeleri güçlendiriyor. Kristof’a göre, savaşın sadece iki haftadan biraz fazla süren maliyeti, orta ve düşük gelirli aileler için ücretsiz üniversite eğitimi sağlayabilecek düzeyde. Üç haftadan kısa sürede ise ulusal çapta kapsamlı bir okul öncesi eğitim programı başlatılabilecek kaynak oluşturulabilirdi.

Kristof, sınırlı saatlik askeri harcamaların bile kronik hastalık taramaları veya çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması gibi doğrudan sosyal programları finanse edebileceğini vurguluyor. Bu durum, askeri harcamalar ile potansiyel sosyal fayda arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Bu harcama artışı, ABD’nin kamu maliyesinin zaten baskı altında olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Artan kamu borcu ve geniş kapsamlı iç programların finansman ihtiyacı dikkat çekiyor. Ekonomistler, bu eğilimin devam etmesi halinde “harcama dışlama etkisi” (crowding out) yaratabileceğini, yani askeri harcamaların altyapı, eğitim ve sağlık gibi uzun vadeli büyüme için kritik alanlara ayrılan kaynakları kısıtlayabileceğini belirtiyor.

Bu durum, karar alıcıları daha fazla borçlanma ya da kaynakları iç önceliklerden kaydırma gibi zor tercihlerle karşı karşıya bırakabilir.

Savaşın etkileri yalnızca bütçeyle sınırlı kalmıyor. Enerji ve ticaret kanalları üzerinden makroekonomiye de yansıyor. Özellikle hayati deniz ticaret yollarındaki gerilim, petrol fiyatlarını artırarak ulaşım ve üretim maliyetlerini yükseltiyor ve küresel enflasyon baskısını artırıyor.

Kristof, 1 trilyon dolarlık tahminin, yakıt, gübre ve gıda fiyatlarındaki artış gibi dolaylı etkileri kapsamadığını belirtiyor. Bu faktörler, satın alma gücünü düşürürken para politikalarını da daha karmaşık hale getiriyor.

Ayrıca veriler, askeri harcamalar ile insani yardım harcamaları arasında ciddi bir uçurum olduğunu gösteriyor. ABD’nin savaşın ilk üç gününde yaptığı harcama, bir yıl boyunca yaptığı insani yardımdan daha fazla oldu.

Kristof’a göre, bu kaynakların küçük bir kısmının bile sağlık, eğitim ya da düşük gelirli ülkelerde gıda güvenliği gibi alanlara yönlendirilmesi büyük ekonomik ve sosyal fayda sağlayabilir.

ABD’de kamuoyunda ise bu harcamaların gerekliliği konusunda ciddi bir bölünme bulunuyor. Görüşler, kaynakların sağlık, eğitim ve konut gibi alanlara yönlendirilmesi gerektiğini savunanlarla, kamu borcunun azaltılması veya yenilenebilir enerjiye geçişin desteklenmesi gerektiğini düşünenler arasında farklılaşıyor.

Muhabir: Mehmet Yaman