Dünyanın gözlerinin içine baka baka söylenen bir yalana daha tanıklık ediyoruz. Sanki tüm ömrünü barış için harcamış, nerede bir mazlum varsa yardımına koşmuş, dünyanın neresinde sahipsiz ve çaresiz biri varsa el uzatmış bir aktörden söz ediliyor. Oysa geçmişte ve bugün yaptıkları hâlâ çok taze; insanların hafızasında duruyor. Fazla geriye gitmeye de gerek yok.
Şimdi bu hayduttun geçmişteki bazı icraatlarına kısaca bakalım.
Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ve Gazze’de gerçekten ne yaptınız? Bu ülkelere adaleti mi götürdünüz, yoksulluğu mu giderdiniz, iç savaşları mı bitirdiniz? Ne yaptığınız ortada. Milyonlarca masum insanın kanı henüz kurumamışken; israil’e yıllardır her türlü askerî, siyasî ve ekonomik desteği veren bir aktör, bugün çıkıp “sekiz savaşı ben bitirdim” diyebiliyor. Üstelik bunu hiçbir mahcubiyet göstermeden, pişkin bir özgüvenle söylüyor. Bunu söyleyen kişi, ABD Başkanı Donald Trump’tır.
Yetmiyor; günlerdir İran’ı açıkça savaşla tehdit ediyor. Ardından Davos’ta Gazze için sözde bir “barış masası” kuruyor. Birçok ülkenin temsilcisi bu masaya davet ediliyor; başta Türkiye olmak üzere pek çok İslam ülkesi de bu kurula temsilci gönderiyor.
Sorulması gereken soru çok net:
Bunca savaşın baş mimarlarından biri, hangi ahlaki meşruiyetle barış masası kurabilir?
israil, iki yılı aşkın süredir elindeki tüm askerî ve teknolojik imkânlara rağmen Hamas’ı bitiremedi. Tüm müttefikleriyle birlikte Gazze’de aciz kaldı. Bunun üzerine devreye “Büyük Şeytan” girdi. Şimdi ise aynı aktörler, bu savaşı “barış” adı altında kendi şartlarını dayatacakları yeni bir zemine taşımaya çalışıyor.
Bu dayatmalar silahla değil, imzayla yapılmak isteniyor.
Ve ne acıdır ki, bu imzaların bir kısmı Müslüman liderlerin eliyle atılmak isteniyor.
“Barış masası” denilen şey, eğer adalet üzerine kurulmamışsa; orası barış masası değil, savaşın diplomatik uzantısıdır. Savaş meydanında elde edilemeyen kazanımlar, masa başında kâğıt üzerinden alınmaya çalışılmaktadır. Hamas’ı silah bırakmaya zorlayarak devre dışı bırakmak istiyorlar. Şayet bunu başarabilirlerse, bundan sonra Filistin halkının kaderi israil’in insafına bırakılmış demektir.
Eğer gerçekten samimiyseniz,
Gerçekten barış istiyorsanız,
Yapılacak ilk şey çok basittir:
israil, işgal ettiği Filistin topraklarından derhal çekilmelidir.
Gazze tamamen boşaltılmalıdır.
Gazze halkına, uğradıkları yıkım ve katliamlar için tazminat ödenmelidir.
Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı koşulsuz tanınmalıdır. Umarım barış kuruluna katılacak olanlar bu soruları masaya getirip tartışılır.
Bunlar olmadan kurulacak her masa, barış masası değil; zulmün makyajlanmış hâlidir.
Kirli bir sicile sahip olanların barıştan söz etmesi, mazluma umut değil; yeni bir hayal kırıklığı getirir. Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir ki, savaşı yöneten eller, adaletle yüzleşmeden barışı getiremez.
Barış, güçlünün lütfu değil; mazlumun hakkıdır. Barışı ancak adil insanlar sağlayabilir. Allah’a emanet olunuz.