Ekonomi

Savaş gıdayı vurdu: Zam dalgası kapıda

Orta Doğu’daki savaş, küresel gıda sektörüne yönelik baskı haritasını yeniden şekillendiriyor.

Abone Ol

Enerji arzındaki aksaklıklar ile nakliye ve hammadde maliyetlerindeki artış, bu şirketleri kar marjlarını koruyabilme konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya bırakıyor; üstelik bunu tüketiciyi kaybetmeden yapmak zorundalar.

Son gelişmeler, önceki enflasyon döngülerine kıyasla daha karmaşık bir tabloyu ortaya koyuyor. Enerji şoku; satın alma gücündeki düşüş ve tüketici davranışlarındaki değişimle aynı anda yaşanıyor. Bu da şirketlerin 2022’de olduğu gibi fiyat artışlarını kolayca tüketiciye yansıtma kabiliyetini zayıflatıyor.

Bu çerçevede savaş, sektörün dengelerini yeniden şekillendiren yapısal bir faktöre dönüşüyor. Enerji piyasaları ile gıda ve gübre tedarik zincirleri iç içe geçerek yeni bir gıda enflasyonu dalgasını tetikleme riski oluşturuyor.

Diş macunundan konserve fasulyeye, dondurmadan birçok ürüne kadar üretim yapan şirketler, beş yıldan kısa sürede ikinci bir enflasyon dalgasına hazırlanıyor. Ancak bu kez maliyet baskısını telafi etmek için fiyat artışlarını tüketiciye yansıtmak kolay olmayacak.

Hürmüz Boğazı'ndaki kriz, enerji maliyetlerinde ve ambalajda kullanılan plastik fiyatlarında sert artışlara yol açtı.

Savaş öncesindeki haftalarda PepsiCo ve Kraft Heinz gibi tüketim devleri, durgun ya da düşen satış hacimlerini canlandırmak için fiyatları düşürme planları açıklamıştı. Çünkü tüketiciler harcamalarını kısmaya başlamıştı.

Ancak mevcut tablo, 2022’de pandemi sonrası gelişmeler ve Ukrayna savaşıyla enerji ve temel emtia fiyatlarının hızla yükseldiği döneme benziyor. O süreçte tüketim şirketleri ve perakendeciler fiyatları ciddi şekilde artırmıştı.

Analistler, yeni enflasyon baskısının birkaç yıl önceki seviyelere ulaşıp ulaşmayacağını söylemek için erken olduğunu belirtiyor. Ancak Batılı tüketicilerin yüksek gıda faturalarını eskisi kadar kabullenmeyeceği konusunda görüş birliği var.

RBC Capital Markets analisti Nick Modi’ye göre, tüketim şirketleri 2026’da fiyat artışlarını kabul ettirmekte “son derece zorlanacak. Birçok şirket fiyatları biraz fazla artırdığını fark etti” diyor.

ABD’de temel tüketim malları şirketlerinin hisseleri, ABD ve israilin saldırılarından bu yana S&P 500 endeksine kıyasla daha fazla değer kaybetti.

TD Cowen analistleri ise geçen hafta birçok gıda şirketi için kar tahminlerini düşürdü. Artan girdi maliyetleri ve fiyat belirleme gücündeki zayıflamanın temettüler için risk oluşturduğu uyarısında bulundu.

Enerji şoku

Uluslararası ekonomik ilişkiler uzmanı Muhammed el-Hafaci, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Savaş, gıda devlerini jeopolitik dinamiklerin merkezine yerleştirdi. Enerji şokları ile tedarik zinciri aksaklıklarının birleşmesi, bu hayati sektörde kâr-zarar dengelerini yeniden şekillendiriyor.

Petrolün varil fiyatının 100 doların üzerine çıkması ve gaz fiyatlarının yükselmesi, üretim ve nakliye maliyetlerini doğrudan artırdı.

Bu baskılar, Ukrayna savaşından bu yana süregelen yapısal sorunların üzerine eklenerek küresel gıda ithalat maliyetlerini daha da yükseltti.

Hafaci’ye göre kriz, enerji ve gübre maliyetlerindeki artış ile lojistik aksaklıkların birleşmesi sonucu “bileşik bir gıda enflasyonu dalgası” oluşturma potansiyeline sahip.

Bazı büyük şirketler fiyat artışlarını yansıtarak kısa vadeli kazanç elde edebilir. Ancak siyasi riskler, tüketici davranışındaki değişimler ve boykot kampanyaları, bu şirketler için ciddi kayıp riskleri de barındırıyor.

Sonuç olarak İran’a yönelik savaş, gıda sektöründe net kazananlar yaratmıyor; aksine, enflasyon kaynaklı kazançlar ile talep daralması ve siyasi riskler arasında derin bir ayrışma oluşturuyor.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’na (UNCTAD) göre, Hürmüz Boğazı üzerinden her ay yaklaşık 1,33 milyon ton gübre taşınıyor. Boğazın 30 gün kapalı kalması, gübre tedarikinde ciddi sıkıntılara ve mısır, buğday, pirinç gibi azot bağımlı ürünlerde üretim riskine yol açabilir.

Finans piyasaları uzmanı Heysem Fehmi ise petrol fiyatlarındaki artışın gıda şirketleri üzerindeki etkinin temel belirleyicisi olduğunu vurguluyor.

Yakıt maliyetlerindeki artış; üretim, nakliye, depolama ve hammadde maliyetlerini yükselterek zincirleme bir etki oluşturuyor. Bu da enflasyonu artırırken tüketicinin alım gücünü düşürüyor.

Fehmi’ye göre bu durum özellikle temel olmayan ürünler üreten şirketlerin kar marjlarını daha fazla baskılıyor. Temel gıda üreten firmalar ise nispeten daha az etkileniyor.