Güncel

‘Sapkın Dernekler’ Kapatılsın!

Türkiye’de sapkın akımların toplumsal yapıyı ve kutsal değerleri hedef alan faaliyetlerini her geçen gün daha da artırması karşısında vatandaşlar LGBT derneklerinin derhal kapatılmasını beklerken, yozlaşmanın önüne geçecek yasal düzenlemelerin 12. Yargı Paketi’nden çıkarılması da büyük tepki çekti.

Abone Ol

Manevi İlkeli Liyakatli Diyanet ve Vakıf Çalışanları Sendikası (Mil-Diyanet Sen) Genel Başkanı Celaleddin Gül, sapkın LGBT derneklerinin kapatılması ve faaliyetlerinin durdurulması talebiyle topladıkları imzalar konusunda henüz somut bir adım atılmadığını belirterek İçişleri Bakanlığı’na çağrıda bulundu.

Gül, yaptığı açıklamada, aziz milletin iradesini yansıtan binlerce imzanın gereğinin yapılması ve kamu vicdanını rahatlatacak adımların bir an önce atılması gerektiğini vurguladı.

Genel Başkan Celaleddin Gül, imza kampanyasının üzerinden zaman geçmesine rağmen taleplerine karşılık bulamadıklarını ifade ederek şunları söyledi:

"Mil-Diyanet Sen olarak LGBT derneklerinin kapatılması ve faaliyetlerinin durdurulması talebiyle topladığımız binlerce imzayı 25 Mayıs 2025 tarihinde önceki İçişleri Bakanımıza teslim etmiştik. Ancak aradan geçen zamana rağmen bu konuda somut bir adım göremedik. Buna karşılık bugün hala İstanbul başta olmak üzere birçok ilde LGBT propagandası ve sözde onur yürüyüşleri yapılmaya devam ediyor."

İçişleri Bakanlığı'ndan kararlı adımlar beklediklerini ifade eden Gül, toplumsal değerlerin ve aile yapısının korunması gerektiğinin altını çizdi. Gül,

"Sayın İçişleri Bakanımızdan beklentimiz; aile kurumunu ve toplumsal değerlerimizi koruyacak adımları kararlılıkla atmasıdır. Aziz milletimizin iradesini yansıtan imzaların gereğinin yapılmasını ve kamu vicdanını rahatlatacak somut adımların atılmasını bekliyoruz." İfadelerini kullandı.

KABE RESMİNİ SAPKINLIK SEMBOLÜ RENKLERE BOYADILAR

Pazar günü sapkın oluşum tarafından birçok ilde provokatif yürüyüşler düzenlendi. Adaletin tesisi, hukukun üstünlüğü ve kamu düzeninin korunması noktasında faaliyet göstermesi gereken İstanbul Barosu da, skandal bir adıma imza attı. Beyoğlu’ndaki hizmet binasının cephesine dev bir sapkın LGBT pankartı asan baro yönetimi, toplumun inanç ve değerlerini açıkça hedef alan bir provokasyona zemin hazırladı.

Tüm avukatları temsil etmesi gereken kurumsal bir yapının, küresel lobilerin propaganda aygıtı gibi hareket etmesi toplumsal hafızada derin bir yara açarken, vatandaşlar ve hukukçular duruma sert tepki gösterdi.

İstanbul Barosu, kendi asli görevini ve hukuki misyonunu bir kenara bırakarak resmi sosyal medya hesabı üzerinden sözde "Onur Haftası" mesajı yayınladı. Baro tarafından yapılan paylaşımda şu skandal ifadelere yer verildi:

"LGBTİ+ hakları insan haklarıdır. İstanbul Barosu olarak, insan haklarının evrenselliği, eşitlik ilkesi ve ayrımcılıkla mücadele temelinde herkes için hak ve özgürlükleri savunmayı sürdürüyoruz. Onur Haftası kutlu olsun."

Halkın köklü aile yapısını, manevi dinamiklerini ve toplumsal ahlakı hiçe sayan bu hamle, baroyu adeta bir ideolojik akımın şov alanına dönüştürdü.

Toplumun sinir uçlarıyla oynayan bu tür faaliyetlerin arka planındaki asıl niyet ise sokaklara yansıyan çirkin görüntülerle bir kez daha gözler önüne serildi. Sözde yürüyüşlerde açılan bir pankartta, Müslümanların kutsal mabedi Kabe-i Muazzama’nın çizilerek sapkınlığı simgeleyen renklere boyandığı görüldü. İnanç değerlerine ve kutsallara yönelik yapılan bu açık saldırı, söz konusu akımların doğrudan toplumun inanç yapısını hedef alan birer yozlaşma hareketi olduğunu tescilledi.

HALK SAPKIN AKIMLARA KARŞI İCRAAT BEKLİYORDU, 12. YARGI PAKETİNDE YER ALMADI

Kamuoyunda uzun süredir beklenen ve önceki yargı paketlerinde gündeme gelen sapkın LGBT ve cinsiyet değişikliği düzenlemeleri, TBMM'ye sunulan 12. Yargı Paketi'nde yer almadı. Taslakta bulunması beklenen düzenlemelerin pakete dahil edilmemesi "geri adım" olarak eleştiriliyor.

Daha önce hazırlanan taslaklarda, cinsiyet değişikliği başvurusunda bulunma ve cinsiyet uyum sürecine ilişkin şartların yeniden düzenlenmesi öngörülüyordu. Buna göre cinsiyet değişikliği için başvuru yaşı 18'den 25'e çıkarılacak, mevcut "evli olmama" şartına ek olarak "çocuk sahibi olmama" şartı da getirilecekti.

Taslakta ayrıca cinsiyet uyum ameliyatları için gerekli sağlık kurulu raporlarının yalnızca Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanelerinden alınabilmesi planlanıyordu. Rapora esas değerlendirmelerin en az üçer ay arayla dört kez yapılması ve kişinin üreme yeteneğini kalıcı olarak kaybettiğine ilişkin tespit bulunması şartı öngörülüyordu.

Düzenleme önerileri arasında, "kanuna aykırı cinsiyet değişikliği"nin ayrı bir suç olarak tanımlanması da yer alıyordu. Buna göre mevzuata aykırı şekilde tıbbi müdahalede bulunan hekimlere 3 yıldan 7 yıla kadar, bu müdahaleyi yaptıran kişilere ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi planlanıyordu. Müdahalenin çocuklara yönelik veya yetkisiz kişiler tarafından yapılması halinde cezaların artırılması öngörülüyordu.

Taslakta ayrıca "hayasızca hareketler" suçunun cezasının artırılması ve "biyolojik cinsiyete aykırı davranışların alenen teşvik edilmesi veya özendirilmesi"ne yönelik yeni suç tanımları getirilmesi de başlıklar arasında yer aldı. Aynı cinsiyetten kişilerin nişan veya evlenme töreni düzenlemesine yönelik hapis cezası öngören maddeler de taslakta yer almıştı. Ancak söz konusu düzenlemelerin hiçbirinin 12. Yargı Paketi'ne dahil edilmemesi vatandaşların tepkisini çekti.

TÜRKİYE'DEKİ LGBT DERNEKLERİNE MİLYONLARCA DOLAR AKIYOR

Türkiye’nin aile yapısını, toplumsal değerlerini ve kamu düzenini hedef alan küresel fonların arkasındaki çarpıcı gerçekler, İçişleri Bakanlığı’nın resmi kayıtları ve devlet yetkililerinin açıklamalarıyla deşifre edildi. Batılı ülkelerin sivil toplum maskesi altındaki yapılara yönelik finansal cömertliği, bu akışın masum bir "yardım" değil, Türkiye’nin sosyal dokusunu hedef alan sistemli bir "stratejik yatırım" olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’nin aile yapısını, toplumsal değerlerini ve kamu düzenini hedef alan küresel fonların arkasındaki çarpıcı gerçekler, İçişleri Bakanlığı’nın resmi kayıtları ve devlet yetkililerinin açıklamalarıyla deşifre edilmeye devam ediyor. Batılı ülkelerin sivil toplum maskesi altındaki yapılara yönelik finansal cömertliği, bu akışın masum bir "yardım" değil, Türkiye’nin sosyal dokusunu hedef alan sistemli bir "stratejik yatırım" olduğunu ortaya koyuyor.

Dünyadaki insani krizlere, mülteci kamplarındaki sefalete gözünü kapatan Batı dünyasının, söz konusu marjinal yapılar olduğunda milyonlarca doları nasıl seferber ettiği resmi rakamlarla kanıtlanıyor.

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 2022 yılında yaptığı açıklamada "İdlib'te, Bangladeş'teki kamplarda gördüğüm sefilliği, dramı başka hiçbir yerde görmedim, günlerce etkisinde kaldım samimiyetle söylüyorum. Batılı ülkelerden oralara bu kadar sistemli, bu kadar kolay ve hızlı para bulabilmemiz mümkün değil. Ama Batı, LGBT derneklerini adeta deli gibi fonluyor." İfadelerini kullanmıştı.

Bakanlığın resmi kayıtlarına dayandırılan verilere göre, Türkiye'de faaliyet gösteren 22 LGBTİ derneğine 2016-2020 yılları arasında toplam 20 milyon 127 bin dolar dış yardım yapıldı. 2021 yılındaki tahmini 5 milyon dolarlık akışla birlikte bu miktar kısa sürede 25 milyon dolar sınırını aştı. Finansman ağının grafiklerdeki düzenli artışı, operasyonun büyüklüğünü de gözler önüne seriyor. Öyle ki; 2016 yılında yıllık 1.7 milyon dolar olan fon miktarı, 2019 yılında 5.3 milyon dolara kadar tırmandı. Küresel pandeminin yaşandığı 2020 yılında bile hız kesmeyen fon muslukları, en zor dönemde dahi 4.2 milyon dolar seviyesinde tutuldu. Eski bakan Soylu, bu organize finansmanı "Hiç boş bırakmamışlar, hiç parasız bırakmamışlar" sözleriyle özetledi.

Yurt dışından gelen yardımların kategorileri incelendiğinde, "Hak ve Savunuculuk" adı altında faaliyet gösteren derneklerin 84.6 milyon dolarla en büyük 4. kategori olduğu belirlendi. Bu yapıların dikkat çeken faaliyetlerinden biri de Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından kamu düzenini korumak adına verilen "erişim engeli" kararlarını delmek olarak kayıtlara geçti.

Mahkemelerin yasakladığı internet sitesi içeriklerini kendi sosyal medya ağları üzerinden yeniden erişime açarak açıkça hukuku çiğneyen bu yapılara, sadece 2018-2020 yılları arasında 1.5 milyon TL, 250 bin dolar, 200 bin euro ve 175 bin İngiliz sterlini aktarıldı.

2022 yılında yayınlanan listenin ilk sırasında, Cumhuriyet Halk Partili ondan fazla belediye ile ortak projeler geliştiren ve beş yılda güncel kurla 120 milyon lirayı aşkın, yani 6 milyon 675 bin dolar fonlanan Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği yer alıyor. Bu yapıyı 4 milyon 677 bin dolar ile propaganda faaliyetlerinin merkez üssü konumundaki Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, üçüncü sırayı ise 4 milyon 315 bin dolar ile Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği takip ediyor. Milyon dolar barajını aşan diğer marjinal yapılar arasında Hak Eşitlik Varoluş İçin Lezbiyen Gey Biseksüel Transseksüel İnterseksüel Derneği ile Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği de bulunuyor. Diğer küçük yapılar ise 962 bin dolardan başlayıp 15 dolara kadar inen yurt dışı bağışlarıyla küresel şebekeye eklemleniyor.

İçişleri Bakanlığı e-Dernek sistemi üzerinden ulaşılan resmi veri tabanı ve dijital kütük kayıtları, toplumun yoğun tepkisine ve kapatılma taleplerine rağmen bu yapıların hukuki varlıklarını halen koruduğunu gösteriyor. Kamuoyuna açık resmi sistemde yer alan şubeler ve mükerrer kayıtlar ayrıştırıldığında, 9 ana derneğin devletin sisteminde "faal" statüsünde yer aldığı ve Dernekler Kanunu çerçevesinde denetime tabi olarak varlığını sürdürdüğü anlaşılıyor.

Ağırlıklı olarak İstanbul, Ankara, İzmir ve Mersin gibi büyükşehirlerde kümelenen bu yapıların başında Kaos GL, Lambda İstanbul ve Pembe Hayat gibi kuruluşlar geliyor. Eğitimden araştırmaya, sözde aile desteğinden gençlik çalışmalarına kadar farklı isimler altında tescil edilen bu derneklerin, toplumsal yapıyı içeriden kemiren faaliyetlerine resmi statü altında devam etmesi kamuoyundaki endişeleri her geçen gün daha da artırıyor.