Şapkanızı Kadı Yapmanın Vakti Gelmedi mi Kürdno?

Abone Ol

Derler ki; insan öldüğü zaman onu gömmeye gelenler mezarlıktan ayrıldığında, ölü de kalkıp gitmek ister. Ama başını mezar taşlarına vurduğunda öldüğünü anlar. Sonra bir eyvah çekip; “Meğer ölen benmişim” der. Esasında işin zor tarafı daha yeni başlıyordur ölü için. Çünkü hesap kitap vakti gelmiştir.

Benzer şekilde, özelde Rojava denilen Suriye’nin Kürdistan bölgesinde, genelde her dört parçada bulanan Kürtlerin durup şöyle düşünecekleri bir dönemece girmiş durumdayız.

ABD ile israilin birlikte kullanıp terk ettikleri Kürtlerin kafası taşa çarpmış ve bence tüm Kürtler için bir özeleştiri denilen hesap-kitap çetelesi tutmanın vakti gelmiştir.

Yalnız bu özeleştiriyi -ki biz tövbe diyoruz- bütün Kürtler yapmalıdır ki maksat hasıl olsun. Bu anlamda ben söyleyeyim, siz çeteleyi tutun. Bakalım ne kadar masumuz?

Biliyorum bazılarınız; “Heval, şimdi ölüyor veya öldürülüyoruz, özeleştiri veya tövbenin vakti midir ki bu tarz bir yazı kaleme alıyorsun?” diye soracaklar. Ben de diyeceğim ki; “Şimdi değil de ne zaman?”

PKK öncesi Kürdî örgütler de solcuydu ama okuyup-yazıyorlardı. Belirli bilinç seviyesinde idiler ve aralarından liderler çıkarmışlardı. Ama Kürt halkına yaklaşımları insancıldı. Şiir okuyor, saz çalıyor, kitap yazıyorlardı. Örneğin; Kürt edebiyatından Mehmet Uzun, bahsettiğim zamanlarda yetişmişti.

Ama 1978’de kurulan PKK, bu örgütlerin arasına tahrip gücü yüksek bir bomba gibi düştü. İlk etapta Siverek’te Kürtler arasında sevilen bir lider profili çizen Ferit Uzun suikasta kurban gitti. Dengê Kawa’nın lideri olan Maoist Ferit Uzun, yukarıda ismini zikrettiğim Mehmet Uzun’un akrabasıydı.

PKK, bu cinayeti Bucak aşiretine yıkmaya çalıştı. Ama itirafçılar Ferit Uzun’un katilini biliyor ve PKK yaptı diyorlardı. Cinayeti PKK üstlenmedi ama biraz olayın üstündeki külü kazıdığınızda, altından PKK çıkıyor. Ama onun da üstünde bir üst akıl olduğu anlaşılıyor. Kürtler potansiyel bir liderini, üst aklın yönlendirmesi ile tetikçiliğini PKK’nın yaptığı bir cinayetle kurban vermişti. Ancak hiçbir Kürt bu olayı sorgulamadı.

Garip bir şekilde 12 Eylül darbesinden sonra, KAWA’cı liderlerin toplandığı Kamışlo’daki ev tarandı ve bu örgüt bitirtildi. Nasıl, niçin, kim denmedi.

PKK, Türk solu ile de çatıştı. Doğu Perinçek’in liderliğini yaptığı Türkiye İşçi Köylü Partisine (TİKP) saldırdı. Bu Partinin Gaziantep İl Başkanı Zeki Ön’ü öldürdü. Sonra Kahramanmaraş Teşkilat Yöneticisi Mehmet Ongan’ı infaz etti. İkisi de öğretmendi. Neden, niçin diye soran eden bir Kürt çıkmadı.

İşin garip tarafı yıllar sonra Doğu Perinçek, PKK kamplarını ziyaret etti. Abdullah Öcalan, bir yoldaşını karşılar gibi Doğu Perinçek’e çiçekler takdim etti. Hiç kimse; “Bunlar daha dün birbirlerini öldürüyordu, neden şimdi gülücükler eşliğinde birbirlerine çiçek takdim ediyorlar” demedi. Belki de Hizbullah’a saldır emri bu görüşmede PKK liderine ulaştırıldı. Fakat hesap soran olmadı.

PKK, KDP lideri olan Rahmetli Molla Mustafa Barzani’ye feodal milliyetçi dedi. Kürtlerin efsanevi lideri Şeyh Said’e ilkel feodal dedi. Mesut Barzani’yi babası gibi mahkûm etti. Hatta KDP’ye saldırarak, Kürtlerin “Birakûjî” dediği çatışmalara girdi. Yine hiç kimseden ses çıkmadı.

Kürtlerin kent merkezindeki sermaye sahiplerine komprador, kırsal alandaki toprak sahiplerine feodal diyerek birçoğuna suikast yaptı, geri kalanlarını Mersin’e, Adana’ya ve dahi Avrupa’ya kaçırttı. Yine ses çıkaran olmadı.

Devrimci Demokrat Kültür Dernekleri (DDKD), Kürtler arasında daha çok öğretmen ve memurlar arasında örgütlenen bilinçli, okuyan bir Kürdî örgüt idi. Fakat PKK bunlara da eylem yapmaktan çekinmedi.

“Bir kedim bile yok” diyecek kadar duygusal olan Partiya Sosyalistan Kürdistana Türkiye’nin lideri Kemal Burkay’ın örgütü de PKK’nın saldırısına uğradı. Yüksek tirajlı gazeteleri olan Riya Azadî ismi, bu hareketi tanımlıyordu. Alan kapma yarışında PKK, PSK’ya bağlı bir derneğin Ağrı Doğubeyazıt İlçe Şube Başkanı Mustafa Çamlıbel’i öldürdü. Serhat bölgesinde güçlü olan Riya Azadî bu saldırılar sonucunda zayıfladı.

Ama Güneydoğu’da KUK güçlü idi. Bu kez PKK, Batman, Siverek, Nusaybin gibi yerlerde KUK’a karşı amansız bir savaş başlattı. Yüzlerce Kürt genci bu çatışmalarda, alan kapma yarışına kurban edildi.

Bütün bunlar olurken hiç kimse PKK’ya neden bu Kürt gençlerini öldürüyorsunuz demedi. Feodal diye tanımladıkları köylü ama varlıklı kesim kaçtı. Komprador dedikleri kentli sermaye Batı’ya kaydı. Solcu ama bilinçli lider veya entelektüeller Avrupa’da, özelikle İsveç’te toplandı.

Yıllarca Kürtlere önderlik eden Cizre gibi kadim kentlileri küçümsediklerinden dolayı, Kürtlerin kentli nüfusu sahayı köylü ama tahripkâr kesime bıraktı. Taşradakileri küçümsemek için söylemiyorum ama kentliliğin yerini köylülük aldığında tahripkâr bir sınıfın doğacağı her halinden belli idi. Kültür, edebiyat, sanat vb. değerlere sahip bütün bir kentli kesim, memleketlerinde dar alanlara sıkıştırıldı ya da Batı illerine kaçıp gitti.

En son Kürtlere dini önderlik yapan Şeyh ve Molla kesim kalmıştı. Faka Sabri İdil’de öldürüldü. Şeyh Zeki Cizre’de suikast sonucu katledildi. İbrahim Hoca Nusaybin’de, Molla Cüneyt Kızıltepe’de, Molla Hida Silvan’da sokak aralarında, dükkanlarında veya evlerinde bir bir katledildiler. Birileri çıkıp da bu şeyhler, mollalar, alimler, fakihler, müderrisler neden vuruluyor diye sormadı.

PKK, iç infazlarla binlerce militanını öldürdü. Mehmet Şener öldürüldüğünde, Öcalan niye bu komutanının üstünü çizdi diye sorgulayan olmadı. 15 bin insanın iç infazlarla öldürdüğü söyleniyor ama elan dahi “Neden?” diye soran olmuyor

Peki Kürdno, sizce hesap vermenin vakti gelmedi mi? Özeleştiri dediğiniz şey nedir, nasıl yapılır bilmem ama bunu gerçekleştirmenin zamanı değil midir? Biz buna tövbe diyoruz. Bütün Kürtler olarak izleyicisi olup bir şey yapmadığımız bu günahlardan dolayı tövbe etmemiz gerekmiyor mu?

Annesini-babasını öldürdüğünüz, bacısını dağa kaldırdığınız, namusunu talan ettiğiniz, iç infazlarla yetişkinlerini kurşuna dizdiğiniz, ambargolarla aç bıraktığınız, açlıktan dolayı ölüme duçar ettiğiniz, çarşafına hakaret ettiğiniz, camilerinde Kur’anlarını yaktığınız, yetmedi üçüncü katlardan aşağıya attığınız, mescitlerini taradığınız, medreselerini tarumar ettiğiniz, dergahlarını kapattığınız, şeyhlerini, mollalarını, müderrislerini katlettiğiniz, entelektüellerini cahillikle suçladığınız Kürtlere bir şeyler deme vakti gelmedi mi?

Biliyorum bu günahları üst akıllarla birlikte, ABD ve israilin yönlendirmesi ile işlediler. Emperyalistleri, ulusalcı Türk, Arap ve Farsları bir kenara koymuyorum ama ben kendimize, yani Kürtlere bazı şeyleri hatırlatmak istiyorum. Kanaatimce bütün bunları izleyip müdahale etmeyen Kürtler, ellerini göğe yükseltip tövbe etmeliler. Hadi özeleştiri diyorlarsa kendi jargonlarınca bunu yapsınlar.

Varsın o zaman kol kırılsın ve yen içinde kalsın. Umut Kervanımız Suriye’de yardım dağıtsın ve umudu yeşertsin. Kılıçdaroğlu’nun helalleşmesi gibi siz de Kürt insanından helallik isteyin. KDP’den, KAWA’dan, PSK’dan, KUK’tan, DDKD’den, Hizbullah’tan ve en son HÜDA PAR’dan özür dileyin.

Kürd’ün İslam’ı, imanı ve köklü geçmişi ile savaşmayı bırakın. Tarihin mahkemesine başvurup, kadim Kürt tarihine hesap verin. Vermeseniz dahi İlahi adalet size bu hesabı soracaktır. Artık bu Müslüman halka ettikleriniz yeter. Yani êdi bese.

Velhasıl, şapkanızı kadı yapıp özeleştiri vermenin vakti gelmedi mi Kürdno?