Şanlıurfa’da idrak edilen "Dünya Kudüs Günü" münasebetiyle, Peygamber Sevdalıları Vakfı tarafından Cuma namazını müteakiben anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Dergâh Camii önünde toplanan kitle, "Küresel barışın anahtarı Kudüs ve Aksa’nın özgürlüğüdür" sloganıyla bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

11-20

Açıklamada, bölgedeki zulmün sona ermesi ve gerçek barışın tesisi için şu vurgular ön plana çıktı:

"Dünya üzerindeki barışın yegâne anahtarı, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın özgürlüğe kavuşmasıdır. İşgalci siyonizmin ve emperyalist güçlerin bu mukaddes topraklardan tamamen sökülüp atılmasının tek yolu, İslam ümmetinin sarsılmaz bir vahdet (birlik) içinde hareket etmesidir."

Basın açıklamasını Şanlıurfa Peygamber Sevdalıları Vakfı temsilcisi İsmail Alpaydın okudu.

22-11

“Kudüs insanlığın vicdan durağıdır”

Alpaydın, bugün burada sadece bir bölgenin değil, tüm insanlığın vicdan durağı olan Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze’de yaşanan soykırıma dur demek; bu beldeleri elde etme adına Siyonist yayılmacılığın küresel barışı nasıl bir uçuruma sürüklediğine dikkat çekmek ve İslam coğrafyasının dört bir yanında yakılan fitne ateşine karşı vahdeti haykırmak için toplandıklarını belirtti.

33-7

Kudüs'ün yalnızca Filistin halkının değil, bütün Müslümanların ve bütün insanlığın ortak mirası olduğunu belirten Alpaydın, "Mescid-i Aksa ise Müslümanların ilk kıblesi ve mukaddes mabedlerinden biridir. Ancak bugün Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze; Siyonist işgal rejiminin sistematik saldırıları ve yayılmacı politikaları altında ağır bir kuşatma yaşamaktadır. israilin Gazze’de başlattığı ve bugün Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve İran’a yaydığı çatışma süreci asla bir ‘güvenlik’ meselesi değildir. Bu, ‘Arz-ı Mev'ud’ hezeyanıyla bölge ülkelerini zayıflatma, parçalama ve köleleştirme operasyonudur. Siyonist akıl, kendi güvenliğini komşu ülkelerin yıkımında aramakta, attığı her adımda dünya barışının altına dinamit döşemektedir. Bu saldırganlık, ‘israilin güvenliği’ bahanesi altında bütün bölgeyi dizayn etmeyi hedefleyen emperyal bir projeye dönüşmüş ve dünya barışını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Şurası açıktır ki mesele sadece Filistin meselesi değildir. Asıl mesele, İslam coğrafyasının tüm direniş hatlarını kırmayı hedeflemektedir. Bugün Orta Doğu, modern dünyanın gözleri önünde sistematik bir yok etme operasyonuna sahne olmaktadır. Sadece sınırların değil, vicdanların da tarumar edildiği bu süreçte Gazze ve Kudüs’e sahip olma adına Lübnan, Suriye, Yemen ve İran küresel şer odaklarının hedef tahtasına oturtulmuştur.” şeklinde konuştu.

33-7

“Gazze’de yaşanan insanlık dramı”

Salgın hastalıkların pençesinde kıvranan bir halkın küresel ve emperyalist güçlerin bölge üzerindeki hakimiyet savaşına kurban edildiğini belirten Alpaydın, “Müslümanların ilk kıblesi Kudüs, Siyonist işgalin pençesinde kimliksizleştirilmeye çalışılırken israilin başlattığı saldırılarla Gazze, tarihin en büyük toplu mezarlığına dönüştürülmüştür. Bu, sadece bir toprak kavgası değil; bir inancın ve halkın kökünü kazıma girişimidir. Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, Kudüs’ün mahremiyetini çiğneyen bu terör mekanizmasının lokomotifi olan Amerika ve israil ikilisinin bölgedeki yayılmacı emelleri, bölgedeki kaosun ana kaynağıdır. Suriye’de yıllardır süren ve milyonlarca insanı yerinden eden savaş, emperyalist güçlerin bölgeyi parçalama planlarının bir parçasıdır. Lübnan ise israilin pervasız hava saldırıları ve ekonomik ambargolarla dize getirilmeye çalışılmakta, bir halkın geleceği sistematik olarak çalınmaktadır." dedi.

Alpaydın, "Yemen, Amerika destekli operasyonlar ve bitmek bilmeyen ambargolar nedeniyle yüzyılın en büyük insani dramını yaşamaktadır. Çocukların açlıktan öldüğü, salgın hastalıkların pençesinde kıvranan bir halk küresel güçlerin bölgedeki hâkimiyet savaşlarına kurban edilmektedir. Emperyalist güçler ve onların bölgedeki karakolu olan İsrail bugün İran’ı doğrudan hedef alarak bölgesel bir savaşı tetiklemekten, bölgeyi topyekûn bir yangın yerine çevirmekten çekinmemektedir. Dünya da şunu çok iyi bilmelidir ki bu yangın bölgeyle sınırlı kalmayacak, kendilerine de sıçrayacaktır. Amerika ve israil ikilisi uluslararası hukuku ayaklar altına alarak dünyayı bir ‘orman kanunu’ düzenine sürüklemektedir. BM kararlarını hiçe sayan, okulları, hastaneleri ve mülteci kamplarını vuran bu saldırganlık küresel enerji hatlarını tehdit etmekte, dünya ekonomisini telafisi güç krizlere sürüklemekte ve Üçüncü Dünya Savaşı riskini her geçen gün daha gerçekçi bir tehdit hâline getirmektedir.” ifadelerini kullandı.

“Emperyalist ittifak ve İngiltere’nin rolü”

Ancak bu saldırganlığın arkasında yalnızca işgal rejimi ve Amerika'nın değil; İngiltere'nin de olduğuna dikkat çeken Alpaydın, şöyle devam etti:

"Özellikle Amerika ve İngiltere’nin siyasi, diplomatik, lojistik ve askeri desteğiyle yürütülen bu süreç Filistin’deki zulmün sürmesine zemin hazırlamaktadır. Tarih bize bir kez daha göstermiştir ki ‘Küfür tek bir millettir.’ Bu şer ittifakının içinde Amerika ön plana çıksa da israilin arkasındaki en büyük destekçilerden biri de tarih sahnesindeki ‘fitneci’ rolünü yeniden üstlenmiş olan İngiltere’dir. Sömürgeci geçmişiyle maruf olan İngiltere bugün maskesini tamamen düşürmüştür. Sadece israili diplomatik destek vermekle kalmamış, İran’a yönelik saldırılarda askeri üslerini açarak ve istihbarat desteği sağlayarak doğrudan taraf olan İngiltere bu zulmün ortağı ve bölgedeki kanın asli sorumlularındandır. Dün Filistin’i Siyonistlere teslim eden Balfour Deklarasyonu’nun mimarı olan bu kirli zihniyet bugün de Gazze’de ve bölgede dökülen her damla kanda pay sahibidir.

Zulüm karşısında sessiz kalmak zalimin safında yer almaktır. Tüm bu saldırılar göstermektedir ki zulmün rengi, dili veya sınırı yoktur. Batılı güçler ve siyonist akıl İslam coğrafyasını zayıflatmak için tek bir vücut gibi hareket etmektedir. Emperyalist güçler kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp İslam coğrafyasına karşı birleşmişken bugün Müslümanlara düşen kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakmaları, ümmet bilincini yeniden güçlendirmeleri, mazlumların yanında güçlü bir duruş sergilemeleri, vahdet içinde hareket etmeleri ve bu küresel kuşatmaya karşı sarsılmaz bir kale inşa etmeleridir. Gazze’de dökülen kan ile Yemen’de açlıktan can veren çocuğun feryadı birdir. Gazze’nin okullarında bombalanan çocuklarla Tahran’ın okullarında bombalanan kız çocukları birdir. Dünya Kudüs Günü vesilesiyle buradan tüm İslam âlemine sesleniyoruz: Zulme sessiz kalmayın. İşgale karşı sesinizi yükseltin. Mazlumların yanında durun.”

"Aksa bir onur meselesidir"

Bunun için; vahdetin şart olduğuna vurgu yapan Alpaydın, "Mezhebi ve siyasi ayrılıklar Siyonist kurşunlardan daha yıkıcıdır. Tek yürek ve tek bilek olma vaktidir. Gazze’den Lübnan’a, Yemen’den İran’a kadar saldırı altındaki tüm mazlum halklarla tam bir dayanışma içinde olunmalıdır. Siyonizme ve onun en büyük destekçileri olan ABD, israil ve İngiltere’ye yönelik etkili, sürdürülebilir bir ekonomik boykot uygulanmalıdır." diye konuştu.

"Aksa bir onur meselesidir. Kudüs’ü savunmak sadece Filistinlilerin değil, ‘Lailaheillallah’ diyen her ferdin boynunun borcudur." diyen Alpaydın, "Şu bilinmelidir ki Kudüs ve Aksa özgürleşmeden ne bölgeye ne de dünyaya huzur gelmeyecektir. Çünkü bugün Kudüs’te ve Mescid-i Aksa’da süren işgal ve baskı politikaları Orta Doğu’da kalıcı istikrarsızlığa neden olmakta, bölgesel çatışmaları derinleştirmekte, uluslararası gerilimleri artırmakta ve dünya barışını tehdit eden krizleri büyütmektedir. Gazze’de yaşanan insanlık dramı, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlar ve Kudüs’te yürütülen demografik ve siyasi değişim politikaları yalnızca Filistin halkının değil bütün dünyanın vicdanını yaralamaktadır. Bu nedenle bugün çok açık bir gerçek vardır: Kudüs’te adalet sağlanmadan dünya barışının kalıcı olması mümkün değildir. Mescid-i Aksa’nın özgür olmadığı, Filistin halkının kendi topraklarında özgürce yaşayamadığı, işgal ve zulmün devam ettiği bir dünyada gerçek ve kalıcı bir barıştan söz etmek mümkün değildir. İşte bu nedenle bugün buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Kudüs’ün özgürlüğü yalnızca Filistin’in meselesi değil, insanlığın ortak barış meselesidir. Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü yalnızca Müslümanların meselesi değil, insanlık onurunun ve uluslararası adaletin meselesidir. Bizler inanıyoruz ki Kudüs’te zulüm bittiğinde, Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuştuğunda ve Filistin halkı kendi topraklarında özgürce yaşayabildiğinde yalnızca Ortadoğu’da değil dünya genelinde barışın önü açılacaktır." şeklinde konuştu.

"Küresel barışın anahtarı Kudüs ve Aksa’nın özgürlüğünden geçmektedir"

Dünya Kudüs Günü vesilesiyle çağrıda bulunan Alpaydın, "Kudüs özgür olmalıdır. Mescid-i Aksa özgür olmalıdır. Filistin özgür olmalıdır. Çünkü biliyoruz ki küresel barışın anahtarı Kudüs ve Aksa’nın özgürlüğünden geçmektedir. Peygamber Sevdalıları Vakfı olarak diyoruz ki Kudüs sadece bir şehir değil bir imandır; Mescid-i Aksa sadece bir cami değil bir davadır. Siyonizm ve emperyalizmin bu topraklardan sökülüp atılması için tek çare ümmetin vahdetidir. Bizler haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar olmayacağız. Kudüs’ün özgürlüğü insanlığın özgürlüğüdür. Siyonist işgal ve onun İngiliz-Amerikan destekli ortakları tarihin çöplüğüne gömülene dek mücadelemiz sürecektir. Zulüm ilelebet devam etmez, zalimlerin sonu yakındır inşaAllah. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” dedi.

Bazı temasları kapsamında Şanlıurfa’ya gelen eski başbakanlardan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da Dergâh Camii’nde Cuma namazını kıldıktan sonra basın açıklamasına destek verdi, kısa bir konuşma gerçekleştirdi.

Okunan duanın ardından program sona erdi.

Kaynak: İLKHA