Saldırı sonlarını getirsin inşaallah!

Abone Ol

Bölge ülkeleri kendi içlerindeki sorun ve sıkıntıların üstesinden gelmeye çalışırken, ABD yine büyük bir fitnenin peşindedir.

Türkiye kendi içindeki “terör” belasından kurtulmayı tartışırken, Suriye millî güvenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamaya çalışırken, Gazze’deki vahşetin sonuçları ortadayken; şimdi de İran’a yönelik saldırı hazırlığı yapılması ve olası bir saldırının bütün bölgeyi olumsuz etkileyeceğini tahmin etmek zor değildir.

ABD bölgeye silah ve uçak yığınağı yapmaya devam ediyor. ABD, bölgeye 50’den fazla savaş uçağı ve iki uçak gemisi saldırı grubu konuşlandırdı. The New York Times’ın ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre askerî yığınak; onlarca yakıt ikmal tankeriyle birlikte muhrip, kruvazör ve denizaltıları da kapsıyor.

Mevcut yığınak dikkat çekici olsa da 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak işgali öncesindeki askerî konuşlanmaların gerisinde kalıyor. 1991’de ABD, Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e altı uçak gemisi konuşlandırmış ve 1.300’den fazla uçak kullanmıştı. 2003’te ise 863 uçak bölgeye yerleştirilmişti. Bugün ABD’yi destekleyen geniş bir koalisyon gücü de yok. Bölge ülkelerinin, özellikle Gazze meselesinden sonra ABD’ye açık destek sunmaları da pek beklenmiyor. Bir iki kukla rejim hariç tabii.

Donald Trump, konuyla ilgili “10 gün içinde ne olacağını göreceğiz” derken, hâlen devam eden bu silah ve mühimmat yığınağının müzakerelerde üstünlüğü ele geçirme hamlesi olabileceği değerlendirmeleri de yapılıyor.

Uzak bir ihtimal olsa da olası bir saldırıya Rusya ve Çin’in müdahalesi, süreci Trump’ın öngöremeyeceği bir noktaya taşıyabilir. Böylece kendi çıkarları açısından böyle bir tabloyu arzu edecekleri de pek söylenemez.

Özellikle Suriye konusunda bu aktörlerin doğrudan karşı karşıya gelmedikleri bilinirken, bu ihtimal zayıf görünebilir. Fakat şu bir gerçek ki her zaman için şavaşı başlatmak senin kendi iraden dahilinde olabilir; ancak süreci kontrol edip istediğin sonucu elde etmek her zaman mümkün olmayabilir. Nitekim israilin İran’a yönelik saldırısında da benzer bir durum yaşanmış; saldırıyı başlatan taraf israil olmuş, ancak İran’ın etkili karşılığı süreci farklı bir noktaya taşımış ve ateşkes yapmak durumunda kalmışlardı.

Bölgedeki Müslüman ülkelerin bu konuda sorumlulukla hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır. Hava sahalarının kullandırılmasından istihbarat paylaşımına kadar hiçbir şekilde ABD’ye avantaj sağlayacak organizasyonların içinde yer almamalıdırlar.

Müslüman bir halkın üzerine bombalar yağdıran bir saldırgan karşısında, aynı safta olunması gerekenlerin; bu azılı düşmana savaşta üstünlük sağlayacak destekler sunması kabul edilemez.

İran’a yönelik olası bir saldırının, “Gazze barış kurulu” adı altında birçok İslam ülkesinin farklı bir zeminde konumlandırıldığı bir hengâmeye denk getirilmesi ise ayrı bir şeytani hesap olarak değerlendirilebilir.

Gazze için barış turları gerçekleştirilirken başka bir Müslüman halkın üzerine bombalar yağdırılması, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!” dedirtmelidir.

Dileyelim ki bu saldırı girişimi, ABD ve diğer tüm müstekbirlerin sonunu getirsin.