Savaş bütün dünyayı etkisi altına aldı. Deli ve sapkın birinin Siyonist barbarlara “esir” olması sonrasında her şey tepe taklak oldu. Başlattıkları haydutça saldırıların ekonomik telafisi belki yıllarca sürebilir.
Paraya tapan bir güruhun böylesine maliyetli bir yola koyulmasının tek izahı var: Din savaşı. ABD ve israil, Müslümanlara yönelik bir “din savaşı” yürütüyor. İslam topraklarında kurdukları üslerin hepsi kendileri için çalışıyor. Sözde oradaki halkı korumak için kurulan savunma sistemlerinden hiçbirinin -son olaylarda- devreye girmediği ayan beyan ortaya çıktı.
Müzakerelerin sürdüğü bir hengâmede Katar’a yaptıkları saldırıda da oradaki hava savunma unsurlarının hiçbiri devreye girmemişti. Hava savunma gücü Katar’da da Birleşik Arap Emirlikleri’nde de ve diğer yerlerde de kendi üslerine saldırı olduğunda devreye girdi. Ancak bu sefer İran’ın attığı füzeler karşısında pek de başarılı bir performans ortaya koydukları söylenemez.
Bütün bunlardan anlaşılan şu ki; ABD ve Siyonist vahşilerin “dostlar”ını savunmak gibi bir derdi ve endişesi yoktur, olmayacaktır da. Onların yürüttükleri bu din savaşında amaç; batıl inançlarının gereklerini yerine getirerek yeryüzünde kendi dinleri dışındaki herkesi cezalandırmak, cezalandırmaya çalışmaktır.
Daha önceki acımasız saldırılarında olduğu gibi onları durduracak tek yol da “anladıkları dil”den karşılık vermektir.
İran’a karşı kullanmaya başladıkları görece yumuşak dilin arkasında yatan asıl sebep de budur. İran, “anladıkları dil”den cevap vererek onlara sarsıcı kayıplar verdirdi.
Müzakereler devam ederken ilk safhada yaptıkları hain saldırının dışında, aslında İran’a ciddi anlamda verdikleri bir zarar olmadı. İran ise her akşam gerçekleştirdiği operasyonlarla Siyonistlerin uykularını kaçırdı. ABD bölgedeki üslerini boşaltmak zorunda kaldı. Yaşadıkları ekonomik kayıpların da onları deliye döndürecek boyutta olduğu anlaşılıyor.
Daha önce de bunu söylerken yadırgayanlar oldu. Ancak gerçek olan, sahadaki üstünlüğün İran’da olduğudur. Haince okullara, hastanelere ve İnkılap Rehberi’nin ofisine/evine yönelik gerçekleştirdikleri vahşi saldırılar dışında savaşta üstünlükleri görülmedi.
Şimdi de Trump gerisin geriye kaçmanın yollarını arıyor. Üçüncü ülkeleri devreye sokarak ateşkesin sağlanmasını amaçlıyor.
Sahadaki bu üstünlüğü hâlâ göremeyen bazı basın odakları var. ABD ve Siyonistlere karşı takındıkları aşırı “zarafet ve naziklik” habercilikle ya da objektif olmakla açıklanamaz. Bu haydutlara karşı kullanılan dil böyle olmamalıydı. “Başkan Trump dedi” diyerek bu savaşta tarafı olduğumuz mazlumların verdikleri “cevaplar”ın neredeyse hiç yer bulmaması tarafgirliktir; bu zalimlerden yana yürütülen bir algı operasyonuna dâhil olmaktır.
Bu haydut, katil ve zalimlere karşı kullandığınız dil, onları daha da barbarlaştıracak türden olmamalıdır. Onların haksız ve cani olduğu her haberde açıkça ortaya konulmalıdır. “Rejim değişikliği” konusunu artık tartışmak art niyetliliktir. İran bir devlettir. İran’a saldırılar uluslararası hukuk çiğnenerek yapılıyor.
Saldırganlara karşı gösterilen aşırı zarafet, mazluma hakaret; kabalık ve zulümdür. Müslümanlar ve vicdan sahibi herkes yürütülen bu savaşta taraftır: mazlumdan yana taraftır ve öyle davranması icap etmektedir.
ABD’nin vicdanına güvenerek ya da onun insafa geleceğini düşünerek sözde “ortada duranlar”ın, bu zalimleri daha da cüretlendirmede yardımcı oldukları bilinmelidir.