Mülkiyet Hakkı Kutsaldır, Rıza Esastır
İslam dini, mülkiyet hakkına ve kul hakkına azami derecede önem vermiştir. Bir Müslümanın malının, onun gönül rızası olmadan başka bir kimseye helal olmayacağını belirten fıkhi kaynaklar, şu ayet ve hadis-i şerifleri esas almaktadır:
"Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret malı olması müstesna..." (Nisâ Suresi, 29)
"Hiç kimsenin malı, kendi gönül rızası olmadıkça bir başkasına helal olmaz." (Hadis-i Şerif - Beyhaki)
"Para Bırakmak Hükmünü Değiştirmez"
Fıkıh kaynaklarında yer alan bilgilere göre; mal sahibinin rızası ya da izni olmaksızın, "parasını bıraktım" mantığıyla hareket etmek şer'an geçerli bir zemin oluşturmaz. İslam hukukçuları bu durumun caiz olmama gerekçelerini şöyle sıralıyor:
Alışveriş, iki tarafın karşılıklı rızası ve irade beyanıyla (icap ve kabul) gerçekleşir. Tek taraflı olarak malı alıp parasını bırakmak şer'i bir alışveriş (akit) sayılmaz.
Bırakılan paranın, mal sahibinin nazarındaki değeri karşılayıp karşılamadığı bilinemez. Mal sahibi o ürünü satmak istemiyor veya daha yüksek bir bedel biçiyor olabilir. Dolayısıyla sahibinin gıyabında değer biçmek kul hakkına girer.
İslam fıkhında bu durumun tek istisnası hayati zarurettir. Eğer bir kişi yolda kalmışsa, açlıktan ölme veya bitkin düşme tehlikesi varsa, hayati tehlikeyi atlatacak kadar (sadece karnını doyuracak miktarda, yanına alıp götürmemek şartıyla) meyveyi yiyebilir. Bu durumda bile imkân bulduğunda bedelini sahibine ödemekle yükümlüdür.
Müslüman, Şüpheli Şeylerden Kaçınmalıdır
Sonuç olarak; açlık gibi hayati bir zaruret bulunmadığı müddetçe, sahibinden habersiz bir bağa girip meyve koparmak ve yerine para bırakmak caiz değildir.
İslam Alimleri, ahiret azığının kul hakkıyla lekelememek adına, sahibi bilinmeyen bağ ve bahçelerden uzak durmayı, şüpheli durumlarda nefsin fısıltılarına değil, İslam'ın açık ahkâmına tabi olunmasını tavsiye ediyor.