Güç, gürültüyle değil; sabırla kurulan hamlelerle hükmeder. Tahtayı sarsanlar değil, oyunu anlayanlar kazanır. Ve bazen en sessiz oyuncu, en gürültülü imparatorluğu mat eder.
Bu satırları yazarken içimde bir burukluk var; çünkü anlatacaklarım, alışılmış ezberleri bozuyor. Ne İran hayranıyım ne de taraf tutma derdindeyim. Ama gerçek şu ki, son büyük gerilimde İran, satranç tahtasında beklenmedik bir ustalık sergiledi. Ve evet, kabul edelim ya da etmeyelim: Bu bir zaferdi.
Yıllardır bize anlatılan bir masal vardı: ABD yenilmezdi, dokunduğunu ezerdi, karşısına çıkanları diz çöktürürdü. Oysa bu defa öyle olmadı. İran, askeri güçten çok stratejiyle, sabırla ve psikolojik üstünlükle oynadı. Her hamlesini hesapladı. Provokasyonlara kapılmadı, acele etmedi. Ve en önemlisi, rakibini kendi oyununa çekti.
ABD ise alıştığı reflekslerle hareket etti. Gücüne fazla güvendi, rakibini küçümsedi. Ama bu defa karşısında dağınık bir yapı değil, ne yaptığını bilen bir devlet vardı. Sonuç? Şaşkınlık, kararsızlık ve geri adımlar. Bu tablo, “yıkılmaz güç” mitinin aslında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.
Trump cephesine bakınca ise durum daha da çarpıcı. Sert söylemler, tehditler, ani kararlar… Ama sahaya yansıyan şey büyük bir stratejik boşluktu. İran, onu adeta kendi satranç tahtasında oynattı. Hamle yaptığını zannederken aslında yönlendirildi. Ve en acısı: Ne yapacağını bilemez hale geldi. Bu, sadece bir liderin değil, bir sistemin zafiyetiydi.
Daha da üzücü olan ise İslam dünyasının hali. Kimi sustu, kimi korktu, kimi sadece kınamakla yetindi. Söz var, eylem yok. Tepki var, cesaret yok. Bu coğrafyada güçlü olmanın bedeli yalnız kalmaksa, İran bunu göze aldı. Ama diğerleri? Kendi gölgelerinden bile korkar hale gelmiş durumdalar.
Batı cephesi de farklı değil. Demokrasi ve özgürlük söylemleri, çıkar söz konusu olunca hızla buharlaşıyor. Güç dengesi sarsıldığında ise panik başlıyor. İran’ın bu süreçte sergilediği direnç, sadece askeri değil, aynı zamanda zihinsel bir meydan okumaydı. Ve bu meydan okuma, alışılmış düzeni rahatsız etti.
Siyonist çevrelerin tedirginliği ise gizlenemez hale geldi. Çünkü bu sadece bir çatışma değil, bir örnekti. “Yapılamaz” denilenin yapılabildiğini gösteren bir örnek. Ve bu, en çok da korku üretir. Çünkü emsal oluşturur.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Yeni bir savaş, hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Daha fazla yıkım, daha fazla kan, ama aynı sonuçsuzluk. Çünkü mesele artık sadece silah değil; akıl, strateji ve irade meselesi.
Benim gördüğüm şu: Bu oyun artık eskisi gibi oynanmıyor. Ve kim kuralları değiştirmeyi başarırsa, oyunu da o kazanıyor. İran bunu yaptı. Beğensek de beğenmesek de.
Şah çekildi. Ve bu kez gerçekten mat oldu.
Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!