“Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” (Tevbe: 65)
Meğer tüm mesele eğlence özgürlüğüymüş! Biri çıkıp kutsal kitabımızı şaka konusu yaparmış gibi yapıp hakaret ediyor. CHP ve DEM Parti hemen onu savunmaya geçiyor. Aşırı solcu örgütler sokağa çıkıp destek yürüyüşleri yapmaya başlıyor. Ama bir kısım halkımız, önce izliyor sonra bir ara camiye gidip namaz kılıyor ve sandıkta tekrar destek vermeye devam ediyor. Acaba zihinleri bunca çelişkiyi bir anda nasıl sindirebiliyor?
İslam’a hakaret söz konusu olduğunda, CHP ve DEM Parti’nin alternatifsiz hakaret edenleri desteklediği düşüncesi, bir zihin dökümü olarak kabul edilemez mi?
Aslında bu bir şaka değildi, kin ve nefret yüklü bir zihin kusmuğuydu. Böyle şaka olmaz! Kendileri de kutsalları söz konusu olduğunda bundan çok daha basit şakaları bile kabul etmediler zaten. Nedense sadece İslâm’a hakaret söz konusu olduğunda birilerinin aklına özgürlükler geliyor. Çünkü meselenin aslı özgürlükler değil, İslam'a duyulan nefret!
Mesela Adnan Menderes’in sadakatini ispat için çıkardığı 5816 sayılı kanun ihlal edildiği düşünüldüğünde, CHP'lilerin aklına fikir özgürlüğü geliyor mu? Geliyorsa o zaman hemen bu yasanın kaldırılması için çalışma yapmaları gerekmez miydi? Çünkü bildiğimiz kadarıyla komedi filmlerine bile konu olan komikliklerin en gülünç olanlarından bazıları bu yasanın uygulanma korkusu nedeniyle yaşandı.
DEM Parti, Rahmi Koç'un Kürt kadınlarına hakaret eden fıkrasına gülüp geçmedi, “sadece bir şakaydı işte!” demedi. Öyleyse mesele Kur'an olunca, hemen hakaret edeni desteklemeye başlamalarının temelinde yatan zihin kodunu okumak o kadar zor olmasa gerek? Ama nedense zor geliyor. (Rahmi Koç’a sırf zengin olduğu için mahkemeler tarafından sadece dava açılıp herhangi bir yaptırım uygulanmamış ise bu da ayrı bir zihin dökümü konusu olarak işlenebilir tabi ki.)
Sormalıyız;
-Neden İslam'ın değerlerine hakaret etme özgürlüğü istiyorsunuz?
-Neden özellikle İslâmi değerlere hakaret edenleri savunma refleksiniz var?
-İslam'ı sevmiyorsanız neden açıkça “biz Müslüman değiliz!” deme özgürlüğünüzü kullanmıyorsunuz? Oy kaygısı mı? Mahalle baskısı korkusu mu? Kandırma siyaseti mi? Kaldı ki sizi tehdit eden yasal bir durum da söz konusu değil.
-Neden vatandaş olarak dinimizin bütün ilkelerini hedefe koymuş zihinleri, zihnimizin baş köşesinden kovamıyoruz? (Bu bizim de cevabında yetersizliğimizi sorgulayacağımız en önemli soru gerçekten?)
Nasıl oluyor da bizden çok daha fazla azınlık olan azgın densizler, gözlerimizin içine baka baka inancımızla dalga geçme cesareti gösterebiliyorlar. Bunda bizim katkımız yok mu? İnancımıza karşı olduklarını aslında çok iyi bildiğimiz zihinlere, eften püften fikirler için ya da daha çok konfor için destek verdiğimizin gerçekten farkında değil miyiz? Güçlenmelerini sağlayan asıl iradenin bizden emildiğini bilmiyor muyuz? Kur'an’ı sevmeyen bir zihne, hangi sebepten dolayı olursa olsun vereceğimiz destekle oluşacak gücün, eninde sonunda Kur'an’ı yok etmek için kullanılacağını hakikaten hesaplayamıyor muyuz? Kanımca hiç kimse bu kadar saf olamaz! Yoksa sadece değişik bahanelerle kendimizi mi kandırıyoruz? Çünkü (haşa) kimse Allah'ı kandıramaz!
Aynı şekilde inanca yapılan saldırılara aslında içinden iğreti duymadan, siyasi güç kazanma potansiyeli olarak bakma ilkesizliği de başka yönden bir hastalık olarak konuşulabilir. Samimice, seçim kaybetmeye sebep olacaksa bile düşünmeyen, hiçbir siyasi menfaat hesabı gütmeyen, saf inancı için acı duyan yüreğin hissettiği duygunun adı imandır. İman, yaşama azmimiz, hayatımızın anlamı, seçimlerimizin yegane terazisidir.