<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>| Doğruhaber</title>
    <link>https://dogruhaber.com.tr</link>
    <description>Türkiye ve İslam dünyasından son dakika haberleri, gazete manşetleri ve doğru analizler Doğruhaber'de. Siyaset, ekonomi ve güncel haberler parmaklarınızın ucunda. Namaz vakitleri ve en son haber akışı için güvenilir internet haber kaynağınız: dogruhaber.com.tr.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 22:13:13 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere karşı algoritmik kalkan: Erken teşhiste görülmemiş isabet]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kansere-karsi-algoritmik-kalkan-erken-teshiste-gorulmemis-isabet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kansere-karsi-algoritmik-kalkan-erken-teshiste-gorulmemis-isabet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akciğer kanserinin erken teşhisinde yeni bir dönem başlıyor. Geliştirilen son teknoloji yapay zeka sistemi, karmaşık verileri analiz ederek hastalığı henüz başlangıç aşamasındayken %96’yı aşan bir doğruluk oranıyla saptamayı başardı. Teşhis süreçlerinde hata payını minimize eden bu sistemin, onkoloji kliniklerinde yeni standart haline gelmesi bekleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri, ABD’de en yaygın ikinci kanser türü olmasının yanı sıra hem erkeklerde hem de kadınlarda kansere bağlı ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor. Uzmanlar, hastalığın erken evrede teşhis edilmesinin hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Araştırmalara göre, ileri evrelerde yaklaşık yüzde 10 olan 5 yıllık sağkalım oranı, erken teşhis durumunda yüzde 90’ın üzerine çıkabiliyor.</p>

<p>Akciğer kanserinin teşhisinde ilk adım genellikle bilgisayarlı tomografi (CT) taramalarıyla atılıyor. Ancak tümörlerin küçük boyutlu olması, çevre dokularla benzerlik göstermesi ve insan kaynaklı yorum hataları, erken evre teşhisi zorlaştırabiliyor.</p>

<p>Bilim insanları bu soruna çözüm olabilecek yeni bir yapay zeka sistemi geliştirdi. Scientific Reports dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Kaunas Teknoloji Üniversitesi (KTU) araştırmacıları tarafından geliştirilen model, CT görüntülerini hem detaylı hem de genel anatomik bağlamda aynı anda analiz edebiliyor.</p>

<p>Araştırma ekibine göre bu yöntem, doktorların görüntüleri değerlendirme biçimini taklit ediyor. Geleneksel yöntemlerde radyologların farklı görüntü katmanları arasında geçiş yapması gerekirken, bu yeni sistem tüm verileri tek bir analizde birleştirerek hem zaman kaybını azaltıyor hem de gözden kaçabilecek küçük detayların tespitini kolaylaştırıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın yazarlarından Inzamam Mashood Nasir, sistemi aynı anda hem büyüteçle bakmak hem de tüm resmi görmek şeklinde tanımladı.</p>

<p>Yapay zeka modeli, hem sağlıklı bireylerin hem de akciğer kanseri hastalarının CT görüntüleriyle eğitildi. Bu sayede sistem; normal dokuları, iyi huylu değişiklikleri ve kötü huylu tümörleri ayırt edebilecek şekilde geliştirildi. Araştırma sonuçlarına göre model yüzde 96’nın üzerinde doğruluk oranına ulaştı.</p>

<p>Uzmanlar, bu çift ölçekli analiz yaklaşımının özellikle erken evre akciğer kanserinin tespitinde önemli avantaj sağlayabileceğini belirtiyor. Çünkü bu aşamada tümörler genellikle küçük oluyor ve tespit edilmesi daha zor hale geliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, sistemin klinik kullanımda doktorların yerini almayı değil, karar destek aracı olarak görev yapmayı hedeflediğini vurguluyor. Yapay zeka, şüpheli bulguları işaretleyerek radyologların işini kolaylaştırabilir, teşhis doğruluğunu artırabilir ve görüntü analiz sürecini hızlandırabilir.</p>

<p>Bununla birlikte sistemin henüz araştırma aşamasında olduğu ve daha geniş hasta gruplarında test edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Uzmanlar, gerçek klinik ortamlarda yapılacak doğrulama çalışmalarının önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>Araştırma ekibi ayrıca benzer yapay zeka yaklaşımlarının beyin tümörleri, meme kanseri ve göz hastalıkları gibi diğer tıbbi görüntüleme alanlarında da kullanılabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bilim insanlarına göre bir sonraki adım, daha büyük veri setleriyle çalışmaların genişletilmesi ve hastanelerle iş birliği içinde gerçek zamanlı testlerin gerçekleştirilmesi olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kansere-karsi-algoritmik-kalkan-erken-teshiste-gorulmemis-isabet</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 19:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/yappay-zeka.jpg" type="image/jpeg" length="74521"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Işıkhan duyurdu: 282 ilaç geri ödeme kapsamında]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/bakan-isikhan-duyurdu-282-ilac-geri-odeme-kapsaminda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/bakan-isikhan-duyurdu-282-ilac-geri-odeme-kapsaminda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "Geri ödeme listemizde yer alan 282 kalp ilacı ile vatandaşlarımızın ilaca ve tedavi yöntemlerine erişimini kolaylaştırdık" ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Işıkhan, Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla NSosyal hesabından paylaşımda bulundu.</p>

<p>Kalp sağlığını destekleyip hizmetlerin etkinliğini artırdıklarını belirten Işıkhan, şunları kaydetti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p><strong>"2025 Mart-2026 Mart döneminde, yaklaşık 4,5 milyon kalp hastası vatandaşımızın tedavisine destek olduk. Geri ödeme listemizde yer alan 282 kalp ilacı ile vatandaşlarımızın ilaca ve tedavi yöntemlerine erişimini kolaylaştırdık. </strong></p>

<p><strong>Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığı ile vatandaşlarımızın daha iyi hizmet almalarını sağlamak için adımlar atmaya devam edeceğiz."</strong></p>
</blockquote>

<p></p>

<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Kalp Sağlığınızı Destekliyor, Hizmetlerimizin Etkinliğini Artırıyoruz.<br />
<br />
📍2025 Mart-2026 Mart döneminde;<br />
<br />
Yaklaşık 4.5 milyon kalp hastası vatandaşımızın tedavisine destek olduk. Geri ödeme listemizde yer alan 282 kalp ilacı ile vatandaşlarımızın ilaca ve tedavi yöntemlerine… <a href="https://t.co/BEkFLq7pGv" rel="nofollow">pic.twitter.com/BEkFLq7pGv</a></p>
— Prof. Dr. Vedat Işıkhan (@isikhanvedat) <a href="https://twitter.com/isikhanvedat/status/2043585424883384582?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">April 13, 2026</a></blockquote>
<script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLAL HİKMET YEŞİLBUDAK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/bakan-isikhan-duyurdu-282-ilac-geri-odeme-kapsaminda</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/ilacc-8.jpg" type="image/jpeg" length="38842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Huzursuz bacak sendromu ile ilgili hayati uyarılar]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/huzursuz-bacak-sendromu-ile-ilgili-hayati-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/huzursuz-bacak-sendromu-ile-ilgili-hayati-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Fatma Ebru Algül, yaşam kalitesini ciddi anlamda etkileyen huzursuz bacak sendromunun toplumda oldukça yaygın ve hareketsiz yaşamın şikayetleri artırdığını ifade ederek erken teşhis ve tedaviyle hastalığın kontrol altına alınabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Turgut Özal Tıp Merkezi'nde görev yapan Doç. Dr. Fatma Ebru Algül, huzursuz bacak sendromuna ilişkin İLKHA muhabirine önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Doç. Dr. Algül "Huzursuz bacak sendromu, özellikle geceleri bacaklarda meydana gelen huzursuzluk, uyuşma gibi hislerin varlığıyla birlikte hareket ettirme isteğinin olduğu bir santral sinir sistemi hastalığıdır. Toplumda çok sık gördüğümüz bir hareket bozukluğu hastalığıdır aslında. 10 kişiden birinde huzursuz bacak sendromu tanısı koyabilmekteyiz." dedi.</p>

<h2><strong>"Bacaklarda karıncalanma ve hareket etme isteği"</strong></h2>

<p>Huzursuz bacak sendromunun en sık görülen belirtisinin bacaklarda huzursuzluk, uyuşma hissi ile birlikte hareket ettirme isteğinin varlığı olduğunu aktaran Algül <strong>"Hastalar özellikle bacakların içinde bir şey dolanıyormuş gibi bir rahatsızlık ve karıncalanma hissinden bahsederler. Önemli bir ayrıntı ise bu şikayetlerin hareketle azalmasıdır. Bu nedenle hastalar yatakta hareket ettirme ya da odanın içinde dolaşma gibi davranışlarla rahatlamaya çalışırlar." </strong>ifadelerini kullandı.</p>

<p>"En önemli risk faktörü demir eksikliği"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Huzursuz bacak sendromunun en önemli risk faktörünün demir eksikliği anemisi olduğunu kaydeden Algül, şöyle devam etti:</p>

<blockquote>
<p><strong>"Bununla birlikte özellikle kadın hastalarda gebeliğin ikinci ya da üçüncü trimesterinde bu sendromla sıklıkla karşılaşırız. Parkinson hastalığı gibi sinir sistemi hastalıklarında, romatolojik hastalıklarda, romatoid artrit gibi durumlarda ve kronik böbrek yetmezliği gibi metabolik hastalıklarda da eşlikçi olarak karşımıza çıkabilir."</strong></p>
</blockquote>

<h2><strong>"Genetik yatkınlık önemli bir etken"</strong></h2>

<p>Genetiğin çok önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Algül "Bu hastaların çoğunda aile öyküsü pozitiftir. Yaşam tarzı doğrudan neden olmasa da semptomların kötüleşmesine yol açabilir. Özellikle fazla çay ve kahve tüketimi, uzun süre hareketsiz kalmak, düzensiz uyku, sigara ve alkol kullanımı şikayetleri artırır." dedi.</p>

<p>Huzursuz bacak sendromunun uyku kalitesini ciddi anlamda bozduğunu belirten Algül "Hastalar gece uykuya dalmakta zorlanır ve sık sık uyanırlar. Bu durum gündüz uykululuk hali, yorgunluk ve yaşam kalitesinde belirgin düşüşe neden olur." ifadelerini kullandı.</p>

<h2><strong>"Tedavi edilmezse gündüz de ortaya çıkabilir"</strong></h2>

<p>Algül, "Erken dönemde tespit edilip tedavi edilmezse şikayetler sadece geceleri değil, gündüz saatlerinde ya da hasta otururken de ortaya çıkabilir. Kronik uykusuzluk ise depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik sorunlara yol açabilir." dedi.</p>

<p>"Öncelikle altta yatan neden araştırılır. Eğer demir eksikliği anemisine bağlıysa demir tedavisi uygulanır." diyen Algül <strong>"Gebelik gibi geçici durumlarda süreç buna göre planlanır. Altta yatan bir neden bulunamazsa idiopatik huzursuz bacak sendromu olarak değerlendiririz. Bu durumda dopamin agonisti dediğimiz ilaçlarla çok yüksek dozlara çıkmadan oldukça yüz güldürücü sonuçlar alabiliyoruz."</strong> şeklinde konuştu.</p>

<h2><strong>"Düzenli yaşam ve erken başvuru önemli"</strong></h2>

<p>Bu hastalığı yaşayan kişiler için düzenli yaşamın çok önemli olduğunu söyleyen Algül <strong>"Düzenli uyku, fiziksel aktivite ve spor yapılmalıdır. Akşam saatlerinde çay, kahve ve enerji içecekleri gibi kafeinli ürünlerden kaçınılmalıdır. Uzun süre hareketsiz kalınmamalıdır. Ayrıca düzenli kan tahlilleri yaptırılmalı ve şikayetler başladığında gecikmeden bir nöroloji hekimine başvurulmalıdır."</strong> dedi.</p>

<p>Son olarak Algül <strong>"Erken dönemde tanı koymak ve tedaviye başlamak hastalığın gidişatını olumlu yönde etkiler. Bu nedenle hastalar bu şikayetleri yaşadıklarında korkmadan en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı ve tedavi sürecine başlamalıdır. Böylece daha konforlu bir yaşam mümkün hale gelir."</strong> ifadelerini kullandı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/huzursuz-bacak-sendromu-ile-ilgili-hayati-uyarilar</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/huzursuz-bacak-sendromu.jpg" type="image/jpeg" length="45704"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ankara'da kanser taramasında hedef 1 milyon]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/ankarada-kanser-taramasinda-hedef-1-milyon</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/ankarada-kanser-taramasinda-hedef-1-milyon" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe, geçen sene yaklaşık 900 bin kişiye kanser taraması yaptıklarını, bu yıl sayıyı 1 milyonun üzerine çıkarmayı hedeflediklerini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara İl Sağlık Müdürü Kurtcebe, yaptığı açıklamada, kanserin hem dünyada hem de Türkiye'de önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu, ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer aldığını söyledi.</p>

<p>Erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Kurtcebe, birçok kanser türünün erken teşhis ve taramayla önlenebildiğinin altını çizdi. Kurtcebe, "Kanserden korkma, geç kalmaktan kork sloganıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz." dedi.</p>

<p>Üç kanser türünde tarama yaptıklarını anlatan Kurtcebe, "Serviks (rahim ağzı) kanseri için 30-65 yaş arası kadınlara, meme kanseri için 40-70 yaş arası kadınlara tarama yapıyoruz. Kolorektal kanser taramasını ise kadın ve erkeklerde gaitada gizli kan testiyle gerçekleştiriyoruz." bilgisini verdi.</p>

<p>Ankara'da 22 noktada Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) bulunduğunu ifade eden Kurtcebe, Sağlıklı Hayat Merkezlerinde de vatandaşlara koruyucu sağlık hizmetleri sunulduğunu anımsattı.</p>

<p>Aile sağlığı merkezleri aracılığıyla vatandaşların bu merkezlere yönlendirildiğini belirten Kurtcebe, taramaların hastaneler, ilçe sağlık müdürlükleri ve toplum sağlığı merkezleri aracılığıyla da yapıldığını söyledi.</p>

<p>Kurtcebe, Ankara'daki kanser taramalarına ilişkin, "Geçtiğimiz yıl itibarıyla toplam 900 bine yakın, üç kanser türünde tarama yaptık. Her yıl bize bir hedef nüfus belirtilir. Nüfusumuzun yüzde 70'ine yakınını taradık. Bu yıl, bir milyonun üzerinde yıl sonuna kadar taramayı düşünüyoruz. Yıl içinde belirli periyotlar halinde taramalara devam ediyoruz." dedi.</p>

<p>Tarama hizmetlerini vatandaşın ayağına götürdüklerini dile getiren Kurtcebe, alışveriş merkezleri, parklar, cami çıkışları ve organize sanayi bölgelerinde de tarama faaliyetleri yürüttüklerini kaydetti.</p>

<p>Kurtcebe, kanser taramalarında yılın ilk 3 ayında 250 bin rakamına ulaşıldığına işaret ederek, "Yıl sonuna 1 milyona çok rahat bir şekilde ulaşacağımızı düşünüyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Tarama sonrası pozitif vakaların ileri tetkik ve tedavi süreçlerinin şehir hastaneleri ve eğitim araştırma hastanelerinde sürdürüldüğünü belirten Kurtcebe, sürecin uçtan uca takip edildiğini vurguladı.</p>

<p>Kurtcebe, SMS uygulamasıyla uygun yaş grubundaki vatandaşlara ulaşıldığını, bu sayede farkındalığın arttığını dile getirdi.</p>

<p>Akciğer kanserinde tütün kullanımının en büyük risk faktörü olduğunun altını çizen Kurtcebe, tütün kullanımıyla mücadele amacıyla sigara bırakma polikliniklerinin sayısının artırıldığını ve kapalı mekanlarda sigara yasağına yönelik denetimlerin sıklaştırıldığını belirtti.</p>

<p>Kurtcebe, kolorektal kanserlerin de obeziteyle ilişkili olduğuna dikkati çekerek, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin teşvik edildiğini söyledi.</p>

<p><strong>⁠"Ankara'da günlük ortalama 160 bin başvuru oluyor"</strong><br />
Ankara'nın büyük bir sağlık şehri ve Türkiye'nin en önemli sağlık üslerinden biri olduğunu vurgulayan Kurtcebe, "2 büyük amiral gemimiz var. Dünyanın da sayılı büyüklükteki hastanelerinin yer aldığı şehrimizde çok çeşitli ve özellikli işlemler yapılıyor. Her biri 4 bin 50 yatak kapasiteli şehir hastanelerimiz sadece Ankara'ya değil, yakın illere, tüm Türkiye coğrafyasına hatta yurt dışından gelen vatandaşlara üst düzey sağlık hizmeti sunuyor." dedi.</p>

<p>Kurtcebe, muayene rakamlarına ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Geçtiğimiz yıl Ankara'da kamu hastanelerinde toplam 40 milyona yakın muayene gerçekleştirildi. Bu 40 milyon muayenenin yaklaşık 15 milyonu Ankara Bilkent ve Etlik'teki şehir hastanemizde gerçekleştirildi. 1 milyonun üzerinde yatış ve ameliyat sayılarımız var. Büyük oranda şehir hastanelerimiz bu hizmetleri gerçekleştirmiş oldu. Ankara yerleşimi dışından gelen yüzde 20-25 hastamız mevcut. Hastalarımıza her anlamda üst düzey donanımla hizmet ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın 'hayalim' dediği yapılarda sadece binalar hizmet vermiyor. Burada çok donanımlı akademisyenlerimiz, hocalarımız, çok kıymetli sağlık profesyonellerimiz var. Onların verdiği hizmet sayesinde tüm Türkiye'ye ve bölge ülkelere de hizmeti gerçekleştirmiş oluyoruz."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurtcebe, kentte kamu hastanelerine günlük ortalama 160 bin başvuru olduğunu belirterek, "Günlük ortalama 100 bin civarında MHRS randevusu açıyoruz. Bu MHRS randevularımızın da yüzde 80 kadarı doluyor. Geri kalanı da ayaktan başvuran hastalarımızı ilgili hastanelerde karşılayıp muayene edebiliyoruz. Acil olarak gelip başvuran yüzde 20'lik bir oran mevcut. Kardiyoloji, kalp damar cerrahisi ve çeşitli alanlarda, özellikle işlem gerektiren onkolojik cerrahi ve tedavi alanlarında tüm bölgeye hizmet veriyoruz. Göğüs hastalıkları alanında özelleşmiş hastanelerimiz var. Tüm Türkiye'den hastalar, onkoloji hastanemize geliyor." diye konuştu.</p>

<p>Ankara'da kamu, özel ve üniversite hastaneleriyle toplam yatak kapasitesinin 24 binin üzerinde olduğunu aktaran Kurtcebe, sağlık hizmetlerinin etkin şekilde sürdürüldüğünü kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/ankarada-kanser-taramasinda-hedef-1-milyon</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/saglik-5.jpg" type="image/jpeg" length="73664"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dil gecikmesi normal süreç mi, risk mi?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/dil-gecikmesi-normal-surec-mi-risk-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/dil-gecikmesi-normal-surec-mi-risk-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dil ve konuşma gelişimi, çocukların bilişsel, sosyal ve akademik gelişiminin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, özellikle 0–5 yaş arasındaki erken çocukluk döneminde görülen dil gecikmelerinin erken fark edilmesinin hayati önem taşıdığını vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güncel bilimsel çalışmalar ve klinik gözlemler, dil gelişiminin belirli aşamalarda ilerlediğini, bu sürecin aksaması durumunda ise altta yatan farklı nedenlerin söz konusu olabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<h2><strong>Normal dil gelişim süreci nasıldır?</strong></h2>

<p>Uzmanlara göre dil gelişimi doğumdan itibaren başlar ve aşamalı şekilde ilerler. Bebekler ilk aylarda ağlama ve ses çıkarma ile iletişim kurarken, ilerleyen aylarda babıldama (hece tekrarları) başlar.</p>

<p>Buna göre ; 12 ay civarında ilk anlamlı kelimeler, 18–24 ay arasında kelime dağarcığında hızlı artış, 2 yaş civarında basit cümleler ve 3 yaş sonrası daha karmaşık dil yapıları şeklinde ilerler.</p>

<p>Erken çocukluk döneminde dil gelişimi; çevreyle etkileşim, oyun ve sosyal iletişimle şekillenir. Araştırmalar, oyun temelli eğitim ve etkileşimli ortamların dil gelişimini olumlu etkilediğini gösteriyor.</p>

<h2><strong>Gecikme belirtileri nelerdir?</strong></h2>

<p>Uzmanlara göre dil ve konuşma gecikmesi genellikle şu işaretlerle kendini gösteriyor:</p>

<blockquote>
<p><strong>"Yaşıtlarına göre sınırlı kelime kullanımı, hiç konuşmama veya konuşmanın anlaşılmaması, cümle kurmada zorlanma, kendini ifade edememe ve sosyal iletişimde geri kalma."</strong></p>
</blockquote>

<p>Bazı çocuklarda konuşma başlasa bile kelime öğrenme ve ifade becerilerinde belirgin zorluklar görülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca bu çocukların sosyal becerilerinde de gerilik görülebilir; yaşıtlarıyla iletişim kurmakta zorlanma ve oyun davranışlarında farklılıklar dikkat çekebilir.</p>

<h2><strong>En yaygın nedenler nelerdir?</strong></h2>

<p>Dil gecikmesinin tek bir nedeni yok; çoğu zaman çok faktörlü bir yapı söz konusu. Biyolojik ve nörolojik nedenler, otizm spektrum bozukluğu, serebral palsi, beyin gelişimini etkileyen durumlar, fiziksel nedenler, işitme kaybı ve ağız, dil ve damak problemleri başlıca sebeplerdendir.</p>

<p>Ayrıca; genetik faktörler, ailede dil gecikmesi öyküsü, çevresel nedenler, yetersiz sosyal etkileşim, dil uyaranlarının az olduğu ortamlar, psikososyal etkenler, aşırı koruyucu ebeveyn tutumları ve çocuğun kendini ifade etmesine fırsat verilmemesi gibi başlıklar da bu sebepler arasında sayılabilir.</p>

<h2><strong>Aileler ne zaman endişelenmeli?</strong></h2>

<p>Uzmanlar, aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden değerlendirme yapılmasını öneriyor:</p>

<p><strong>"2 yaşına gelmiş ancak anlamlı kelime sayısı çok az olan çocuklar, cümle kuramayan veya iletişim kurmakta zorlanan çocuklar, konuşulanı anlamakta güçlük yaşayanlar ve sosyal etkileşimden kaçınan çocuklar."</strong></p>

<p>Bu tür durumlarda “bekleyelim geçer” yaklaşımının riskli olduğu, erken değerlendirme ile sorunun kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>

<h2><strong>Erken müdahalenin önemi nedir?</strong></h2>

<p>Bilimsel çalışmalar, dil gecikmesinde erken müdahalenin sonuçları belirgin şekilde iyileştirdiğini ortaya koyuyor.</p>

<p>2–5 yaş arası müdahale edilen çocuklarda sosyal gelişim, akademik başarı ve iletişim becerileri daha hızlı ilerliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre erken tanı sayesinde yalnızca dil gelişimi değil, eşlik eden nörolojik veya gelişimsel sorunlar da erken dönemde tespit edilebiliyor.</p>

<p>Sonuç olarak; dil ve konuşma gelişimi, çocuğun genel gelişiminin en önemli göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, her çocuğun gelişim hızının farklı olabileceğini kabul etmekle birlikte, yaşa göre belirgin sapmaların mutlaka değerlendirilmesi gerektiği konusunda hemfikir.</p>

<p>Erken farkındalık, doğru yönlendirme ve uzman desteği ile dil gecikmesinin büyük ölçüde telafi edilebildiği; gecikmenin göz ardı edilmesi durumunda ise sosyal ve akademik sorunlara yol açabileceği vurgulanıyor.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/dil-gecikmesi-normal-surec-mi-risk-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/cocuklarda-dil-gecikmesi.jpg" type="image/jpeg" length="50308"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan menenjit uyarısı: Salgın yok ama risk sürüyor]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-menenjit-uyarisi-salgin-yok-ama-risk-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-menenjit-uyarisi-salgin-yok-ama-risk-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde kaydedilen menenjit kaynaklı vakalar kamuoyunda yankı uyandırdı. Özellikle okullarda artan kaygı üzerine açıklama yapan sağlık profesyonelleri, vakaların "salgın" boyutunda olmadığını ifade etti. Bununla birlikte, menenjitin ölümcül sonuçlar doğurabilen hızlı seyri sebebiyle, erken teşhisin ve dikkatli takibin hayati önem taşıdığı vurgulandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Menenjit; beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasıdır. En sık nedenleri bakteriler (özellikle meningokok), virüsler ve daha nadiren mantarlardır.</p>

<p>Türkiye’de vakaların yüzde 80–90’ı meningokok bakterisine bağlı görülüyor. Hastalık öksürük, hapşırık, yakın temas ve solunum yoluyla bulaşır. Aynı ortamda uzun süre bulunma (sınıf, yurt, askerî birlik gibi) bulaşma riskini artırır.</p>

<p><strong>En riskli yaş grupları hangileri?</strong></p>

<p>Uzmanlara göre menenjit her yaşta görülebilir ancak bazı gruplar daha yüksek risk altındadır. 1 yaş altı bebekler, ergenler ve genç yetişkinler (özellikle 16–21 yaş), bağışıklık sistemi zayıf bireyler ve kalabalık ortamlarda yaşayanlar (okul, yurt vb.). Türkiye’de hastalık özellikle çocukluk çağında daha sık görülüyor.</p>

<p><strong>Belirtiler nelerdir?</strong></p>

<p>Menenjit hızlı ilerleyebilir ve saatler içinde ağırlaşabilir.</p>

<p>En yaygın belirtiler; yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, bulantı ve kusma, ışığa hassasiyet, bilinç bulanıklığı ve bebeklerde huzursuzluk, beslenme reddi.</p>

<p>İleri vakalarda kan zehirlenmesi (sepsis) gelişebilir ve ölüm riski artar.</p>

<p><strong>Korunma yolları nelerdir?</strong></p>

<p>Uzmanlara göre aşılama en etkili korunma yöntemi. Türkiye’de bazı menenjit aşıları (Hib ve pnömokok) rutin programda yer alıyor ancak meningokok aşısı ulusal takvimde değil. Ayrıca; kalabalık ortamlarda hijyen, hasta kişilerle yakın temastan kaçınma ve doktor önerisiyle riskli temas sonrası koruyucu antibiyotik uygulanması da sayılan tedbirler arasında.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Aileler nelere dikkat etmeli?</strong></p>

<p>Uzmanlar özellikle okul çağındaki çocuklar için şu uyarıları yapıyor:</p>

<p>"Ani ateş ve baş ağrısını hafife almayın. Ense sertliği veya bilinç değişikliği varsa acil sağlık kuruluşuna başvurun. Aynı sınıfta vaka görülmesi durumunda okul ve sağlık otoritelerinin yönlendirmelerini takip edin ve aşı seçeneklerini doktorla değerlendirin.</p>

<p><strong>Genel değerlendirme</strong></p>

<p>Türkiye’de yılda yaklaşık 1500 meningokok vakası görülüyor. Her yıl 350-400 civarında ölüm bildiriliyor. Son 5-6 ayda bazı bölgelerde 20-25 vaka bildirildi; uzmanlara göre bu sayı olağan sınırlar içinde. Son yıllarda genel olarak vakalar azalsa da aşılanma oranlarındaki düşüş risk oluşturuyor.</p>

<p>Türkiye’de menenjit vakaları zaman zaman gündeme gelse de uzmanlar geniş çaplı bir salgın olmadığını belirtiyor. Buna karşın hastalığın hızlı seyri ve ölümcül olabilmesi nedeniyle özellikle çocuklar ve gençler açısından dikkatli olunması gerekiyor. Aşı, erken tanı ve hızlı müdahale hayati önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yakup YÜKSEK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-menenjit-uyarisi-salgin-yok-ama-risk-suruyor</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/menenjit.jpg" type="image/jpeg" length="74763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar alerjisine karşı öneri!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/bahar-alerjisine-karsi-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/bahar-alerjisine-karsi-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlkbaharda polenlerin artması, alerjiye yatkın kişilerde "bahar nezlesi" olarak bilinen alerjik rinitin görülme sıklığını artırırken birçok kişi; burun akıntısı, tıkanıklık, gözlerde kaşıntı, sulanma ve hapşırık gibi şikâyetlerle sağlık kuruluşlarına başvurmakta.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mardin’de aktarlık yapan Remzi Yağmurcu, bahar alerjisine karşı kullanılabilecek bitkisel ürünler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>

<p>Bahar aylarında artış gösteren alerjik hastalıklara karşı önerilerde bulunan Yağmurcu, doğal ürünlerin tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları paylaştı.</p>

<p>Yağmurcu, bahar alerjisi belirtileri arasında; nefes almada zorluk, tozlu veya dumanlı ortamlarda nefes darlığının artması, ani sıcak ya da soğuk hava değişimlerinde solunumun zorlaşması gibi durumların olduğuna dikkat çekerek, buna karşı demleme usulüyle ada çayı, ıhlamur, yarpoz ve gülhatmi gibi bitkilerin tüketilebileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>"Bronşit ve KOAH hastalarında daha şiddetli hissedilir"</strong></p>

<p><img alt="B2-18" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/b2-18.jpg" width="1366" /></p>

<p>Aktar Remzi Yağmurcu</p>

<p>Bahar alerjisinin tanımı ve belirtileri hakkında konuşan Yağmurcu "Bahar alerjisi, polenlerin artmasıyla birlikte bazı insanlarda nefes darlığı ve nefes almada zorluk şeklinde kendini gösterir. Havanın bir gün sıcak, bir gün soğuk olması nedeniyle bu durum; astım, bronşit ve KOAH hastalarında daha şiddetli hissedilir. Ancak bazı kişilerde de mevsimsel geçişlerde bu tür rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Belirtileri arasında nefes almada zorluk, tozlu veya dumanlı ortamlarda nefes darlığının artması, ani sıcak ya da soğuk hava değişimlerinde solunumun zorlaşması yer alır." dedi.</p>

<p><strong>"Ada çayı, ıhlamur, yarpoz ve gülhatmi tüketilebilir"</strong></p>

<p>Bitkisel tedavi önerilerinde bulunan Yağmurcu "Bitkisel olarak ada çayı, demleme usulüyle kullanılabilir. Bununla birlikte ıhlamur, yarpoz ve gülhatmi de tüketilebilir. Gülhatmi, süt sevmeyenler için kaynar suda 5-10 dakika kaynatılarak içilebilir. Süt sevenler ise gülhatmiyi sütle birlikte kaynatıp 5-10 dakika beklettikten sonra süzerek tüketebilir. Bu şekilde kullanıldığında göğüste yumuşama sağlar, nefes almayı kolaylaştırır ve akciğerleri rahatlatır. Akciğerlerin rahatlaması, bahar alerjisinin etkilerini hafifletir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="B1-20" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/b1-20.jpg" width="1366" /></p>

<p><strong>"Ada çayı kesinlikle kaynatılmaz"</strong></p>

<p>Bitkilerin kullanımı hakkında bilgi veren Yağmurcu "Bu bitkisel ürünler 2 hafta kullanılıp 3 gün ara verilerek ya da 1 hafta kullanılıp 3 gün dinlenilerek tüketilebilir. Bu şekilde bir ay uygulandığında vücut üzerinde olumlu etkiler görülür. Mevsimler ilerleyip hava ısındıkça bu tür rahatsızlıklar genellikle kendiliğinden azalır ve kaybolur. İçmek yerine buharını solumak da etkilidir. Ada çayı kesinlikle kaynatılmamalıdır; sadece sıcak suyla demlenmelidir. Aksi halde faydalı maddelerini kaybeder. Demlenirken ağzı kapalı tutulmalıdır ki uçucu yağlar kaybolmasın. Ayrıca limonlu suyla birlikte nane kaynatılarak buharı solunabilir. Okaliptüs veya ada çayı yapraklarının buharı da solunum yollarını açarak alerjinin etkilerini hafifletir." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ölçü ve kullanım miktarına dikkat çeken Yağmurcu "Kullanımda belirli bir yaş sınırı yoktur ancak ölçü çok önemlidir. Küçük çocuklarda çay kaşığıyla, yetişkinlerde ise tatlı kaşığı veya yemek kaşığıyla ölçüm yapılmalıdır. Miktar, çay bardağı veya fincan esas alınarak yaşa göre ayarlanmalıdır." şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/bahar-alerjisine-karsi-oneri</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/b3-13.png" type="image/jpeg" length="29131"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından kritik uyarılar: Hamilelikte ciddi enfeksiyonlara dikkat!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-kritik-uyarilar-hamilelikte-ciddi-enfeksiyonlara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-kritik-uyarilar-hamilelikte-ciddi-enfeksiyonlara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hafize Selma Çetin, gebelik döneminde alınacak basit hijyen önlemlerinin anne karnındaki bebeği ciddi enfeksiyonlardan koruyabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hafize Selma Çetin, gebelikte geçirilen bazı enfeksiyonların bebekte beyin kalsifikasyonu, görme ve işitme kaybı gibi kalıcı sorunlara yol açabileceğini belirtti. Çetin, bu risklerin temel hijyen kurallarıyla büyük ölçüde önlenebileceğini ifade etti.</p>

<p>Toxoplazma enfeksiyonunun çoğunlukla çiğ et tüketimi ve kedi dışkısıyla bulaştığını kaydeden Hafize Selma Çetin, hamilelerin etleri iyi pişmiş şekilde tüketmesi gerektiğini söyledi. Çetin, çiğ köfte tüketilecekse etsiz olanların tercih edilmesini, et kesilen tahtalarla sebze tahtalarının ayrı kullanılmasını ve etle temas sonrası ellerin sabunla yıkanmasını önerdi.</p>

<p>Sebze ve meyvelerin iyice yıkanması gerektiğini belirten Çetin, evinde kedi bulunan hamilelerin kedi kumunu mümkünse başka birine temizletmesini, bunu yapamıyorsa eldiven ve maske kullanmasını tavsiye etti.</p>

<p>Sitomegalovirüsün özellikle küçük çocuklardan bulaşabildiğini ifade eden Hafize Selma Çetin, hamilelerin çocukların artan yemeklerini yememesi, ortak çatal, kaşık ve bardak kullanmaması gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çetin, bez değişimi ve burun temizliği sonrasında ellerin en az 30 saniye sabunla yıkanmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Hafize Selma Çetin, "Yemeklerden önce ve eller ağza ya da buruna götürülmeden önce en az 30 saniye sabunla yıkamak, anne ve bebeğin sağlığını korumak için yeterlidir." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-kritik-uyarilar-hamilelikte-ciddi-enfeksiyonlara-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/88e11580-f86f-408a-8774-68ab3e97e017.webp" type="image/jpeg" length="85258"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aman dikkat! Yanlış kullanım zarar verebilir]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/aman-dikkat-yanlis-kullanim-zarar-verebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/aman-dikkat-yanlis-kullanim-zarar-verebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsimsel geçiş döneminde bitkisel ürünlere olan talebin artması üzerine, aktar ve ürün satıcıları vatandaşlara 'bilinçli tüketim' çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yöresel ürün satıcısı Hurşit Aktaş, mevsim geçişlerinde yaşanan ani hava değişimlerinin insan sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek, özellikle bitkisel çayların bağışıklık sistemini güçlendirmede önemli rol oynadığını ifade etti.</p>

<p><strong>"Mevsim geçişleri bağışıklığı zayıflatıyor"</strong></p>

<p>Aktaş, hava koşullarındaki belirsizliğin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek şunları söyledi: "Bu mevsimde insan neye göre giyineceğine karar veremiyor. Yani sıcak giyiniyor olmuyor, montu çıkarıyor olmuyor. Dolayısıyla bu mevsimlerde, bağışıklığın en zayıf olduğu dönemlerin bir tanesinden geçmekteyiz. Bu dönemde biz, reçellikler dediğimiz yardımcı ürünleri tavsiye ediyoruz. Mesela kış çayı olarak hazırladığımız ıhlamur, ada çayı, kuşburnu gibi ürünler."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Q1-11" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/q1-11.jpg" width="1366" /><br />
<strong>"Bitkisel ürünlerde bilinçli tüketim önemli"</strong></p>

<p>Bitkisel ürünlerin bilinçsiz kullanımının fayda yerine zarar verebileceğini belirten Aktaş, "Bu ürünleri kullanmak isteyenlere, öncelikle doktora başvurmalarını öneriyoruz. Çünkü, bunlar bilinçli olarak tüketilmediği zaman şifa yerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla öncelikle bir tabibe başvurmalarını, sıkıntıların ne olduğunu önce öğrenmelerini, son olarak gelip bu tür ürünleri almalarını tavsiye ediyoruz tüketicilerimize. Yani bilinçli tüketici olmalarını istiyoruz. Mesela bağışıklıklarının nasıl alternatif tepkiler gösterdiklerini bilmeleri gerekiyor. Çünkü bunlar, bilinçsizce kullanıldığında şifa yerine zarar verebiliyorlar. Br aktarda işin ehli olan birinden alırlarsa, daha iyi faydalarını göreceklerdir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Q2-8" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/q2-8.png" width="1366" /></p>

<p><strong>Gaziantep'in bitkisel zenginliği dikkat çekiyor</strong></p>

<p>Bölgenin bitkisel ürün çeşitliliğine değinen Aktaş, "Bizim coğrafyamız bu ürünler konusunda bayağı bir zengin. Mesela buranın iklim şartları nelerdir veya bitki örtüsü nedir insanlar bu konuda bilinçli olduklarından dolayı, aradıkları bitkileri bulabiliyorlar Biz de bu karışımları yapıp kendilerine sunuyoruz. Ayrıca dış pazarlara da açılmış durumdayız. Mesela bizim en büyük pazarımız Ukrayna. Biz buraya yıllık 300-500 kilogram ürün gönderdiğimiz oluyor. Çünkü orası daha soğuk bir iklime sahip. Hem Rusya’ya gönderiyoruz hem Ukrayna’ya gönderiyoruz. Onlar bitkisel ürün kullanımında bizden daha bilinçli davranıyorlar." dedi.</p>

<p><img alt="Q3-5" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/q3-5.png" width="1366" /></p>

<p><strong>"Kış çayı bağışıklık için destekleyicidir"</strong></p>

<p>Hazırladıkları bitkisel çay karışımlarının içeriğini paylaşan Aktaş, "Evet, bu kış çayını biz isteğe göre hazırlıyoruz. Bizim hazırladığımız, herkesin kullanabileceği bir reçete var. Portakal, ıhlamur, kuşburnu, karanfil, zencefil ve zerdeçal, gülkurusu gibi ürünler var içinde. Bizim en favori ürünümüz ada çayıdır. Sağlıklı bir insanın dahi günde bir porsiyon tüketmesini tavsiye ediyoruz. Yani illa hasta olmasına gerek yok. Bağışıklık sistemini hasta olmadan önce güçlendirmemiz gerekiyor.. Biz, sağlıklı insanların da günde bir fincan bu çaydan içmesini tavsiye ediyoruz." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Çocuklar için doğal ürün önerisi</strong></p>

<p>Çocukların beslenmesinde doğal ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Aktaş, "Biz öğrencilerimize ve çocuklarımıza abur cubur yerine daha çok yöremize ait ürünleri tüketmelerini ve ebeveynlerin çocuklarını bunlara yönlendirmesini tavsiye ediyoruz. Mesela cevizli sucuk, ceviz, üzüm gibi. Özellikle bağışıklık sistemimizin zayıf olduğu bugünlerde buna daha çok dikkat etmemiz gerekiyor. Biz her velimize mutlaka çocukların beslenme çantalarına 5-10 tane kuru üzüm kurmalarını söylüyoruz. Günlük bir kayısı, bir elma kurusu vesaire tüketmeleri gerekiyor ve çocuklarına da bunu önermeleri gerekiyor. Abur cubur yerine bu tür ürünleri tercih etmelerini biz ısrarla ebeveynlerimizden istiyoruz." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/aman-dikkat-yanlis-kullanim-zarar-verebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 22:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/q5-3.png" type="image/jpeg" length="98687"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İklim değişikliği ve hava kirliliği alerjileri tetikliyor!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/iklim-degisikligi-ve-hava-kirliligi-alerjileri-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/iklim-degisikligi-ve-hava-kirliligi-alerjileri-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar; iklim krizi, hava kirliliği ve modern şehir hayatının getirdiği alışkanlıkların bağışıklık sistemimizi zorlayarak alerji vakalarını tetiklediği konusunda uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>4-10 Nisan tarihleri arasında kutlanan Dünya Alerji Haftası vesilesiyle önemli değerlendirmelerde bulunan Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, günümüzde alerjik rahatsızlıkların neden bu kadar yaygınlaştığına ışık tuttu.</p>

<p>İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasına yol açıyor.</p>

<p>Bu durum, alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor.</p>

<p>Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor.</p>

<p>En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir.</p>

<p>Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor.</p>

<p>Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor.</p>

<p><strong>Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır</strong></p>

<p>Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>Sayaca, bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı.</p>

<p>Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirterek, "ilk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemleri önemlidir. İkinci aşamada ilaç tedavisi uygulanıyor. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapidir. Bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntemdir" dedi.</p>

<p><strong>Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor</strong></p>

<p>Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını belirtti.</p>

<p>Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini söyleyen Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini ifade etti.</p>

<p>Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı, ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi.</p>

<p><strong>Kimler alerji aşısı olabilir?</strong></p>

<p>Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz</strong></p>

<p>Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Alerji belirtilerini hafife almayın</strong></p>

<p>Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/iklim-degisikligi-ve-hava-kirliligi-alerjileri-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/s-29.webp" type="image/jpeg" length="69047"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anjiyo tam olarak nedir? Ne amaçla uygulanır? Anjiyo riskli bir işlem mi?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/anjiyo-tam-olarak-nedir-ne-amacla-uygulanir-anjiyo-riskli-bir-islem-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/anjiyo-tam-olarak-nedir-ne-amacla-uygulanir-anjiyo-riskli-bir-islem-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anjiyo nedir sorusu, son zamanlarda birçok kişinin merak ettiği ve araştırdığı konulardan biri haline geldi. Kalp damarlarını görüntüleme yöntemi olan anjiyo ile ilgili pek çok ayrıntı merak konusu oluyor. Peki, anjiyo tam olarak nedir? Ne amaçla uygulanır? Anjiyo riskli bir işlem mi?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>ANJİYO NEDİR?</strong></h3>

<p>Anjiyoda kalp damarları görüntülenerek şu bilgiler elde edilir: Damarların büyüklüğü, damarlarda darlığın yaşanıp yaşanmadığı, daralma varsa darlığın derecesi, daralan damarın yeri, damarın uzunluğu, darlığın bölgesinde kireçlenme yaşanıp yaşanmadığı, damar içinde pıhtı varlığı, damarın düz ya da kıvrımlı yapıda olduğu. Bu sonuç tamamen tanısal bir işlem yöntemidir. Elde edilen sonuçlara göre tedavi yaklaşımı belirlenir.</p>

<p></p>

<h3><strong>ANJİYO NE ZAMAN YAPILIR?</strong></h3>

<p>Anjiyografi, çoğu durumda sorunsuz bir şekilde uygulanabilen bir işlemdir. Planlı anjiyografilerde hastanın genellikle 6 saat boyunca aç kalması istenir. Acil durumlarda ise gerekli tedbirler alınarak, mümkün olan en kısa sürede müdahale edilir.</p>

<p></p>

<h3><strong>ANJİYO TEHLİKELİ BİR UYGULAMA MI?</strong></h3>

<p>Anjiyografi girişimsel bir yöntem olduğu için risksiz değildir. En ağır riskler arasında, kalp krizi geçirme, inme ve ölüm yer alır. Ancak bu tarz yan etkilerin toplam olasılığı 1000'de 1'den daha düşüktür. Bunun dışında daha sık karşılaşılan riskler şunlardır:</p>

<p>• Kullanılan opak maddeye bağlı gelişen alerji,</p>

<p>• Anjiyo giriş yerindeki damarda gelişen komplikasyonlar (hematom, atardamar ile toplardamar arasında fistül, anevrizma dediğimiz damar duvarında balonlaşma gibi),</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Nadiren de bazı hastalarda yine kullanılan opak maddeye bağlı akut böbrek yetmezliğidir.</p>

<p></p>

<h3><strong>ANJİYO NASIL YAPILIR?</strong></h3>

<p>Bu işlem genellikle kasıkta bulunan femoral atardamardan veya bilekteki radial atardamardan uygulanır. Eğer bu damarlar elverişli değilse, nadiren dirseğin iç tarafındaki brakial arter de tercih edilebilir.</p>

<p></p>

<p></p>

<h3><strong>ANJİYO AĞRILI BİR İŞLEM MİDİR?</strong></h3>

<p>Kişinin ağrı seviyesine göre farklılık göstermektedir ancak genelde hissedilen tek ağrı, uyuşturucu iğnenin yapılması sırasında duyulan hafif batma hissidir.</p>

<p></p>

<h3><strong>ANJİYO SIRASINDA KULLANILAN İLACIN ZARARI VAR MIDIR?</strong></h3>

<p>Nadiren alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Ayrıca böbrek yetmezliği olan veya böbrek yetmezliği riski taşıyan kişilerde, bazı ilaç kullanan diyabet hastalarda böbrek fonksiyonlarını bozarak yetmezliğe neden olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AMMAR KIZILÇINAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/anjiyo-tam-olarak-nedir-ne-amacla-uygulanir-anjiyo-riskli-bir-islem-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/istockphoto-1415477166-612x612.jpg" type="image/jpeg" length="98206"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[EKG nedir? EKG neden çekilir? Kadın EKG nasıl çekilir?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/ekg-nedir-ekg-neden-cekilir-kadin-ekg-nasil-cekilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/ekg-nedir-ekg-neden-cekilir-kadin-ekg-nasil-cekilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elektrokardiyogram (EKG), kolay, hızlı ve güvenli bir tetkiktir. Özellikle kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı veya nefes darlığı şikayetleri yaşayan hastalarda tercih edilir. Bu işlem, doktorun hastayı daha doğru teşhis edip uygun tedaviyi planlamasına yardımcı olur. Peki EKG nedir, nasıl çekilir ve hangi durumlarda istenir? Kadın EKG nasıl çekilir? EKG hangi bölüm?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>EKG (Elektrokardiyografi), Kalp ve damar rahatsızlığı teşhisinde sıkça başvurulan bir tanı aracıdır. EGK, kalbin kasılması esnasında oluşturduğu elektriksel uyarıların görsen bir grafiğe kaydedilmesi ile gerçekleştirilir. İşte EKG hakkında detaylar...</p>

<p></p>

<h3><strong>EKG NEDİR?</strong></h3>

<p>Elektrokardiyografi, Kalp ritim ve dolaşım sorunlarının elektriksel faaliyetlerini grafik olarak kaydedilmesine denir. İşlemi gerçekleştirilmek için kullanılan aparata ise elektrokardiyograf denir. Oluşan elektriksel uyarılar kablolar aracılığı ile EKG aletinde birleşir. Bu alet verilen sinyalleri kağıda döker. Kağıt üzerinde beliren grafikler hastanın EKG'sı olarak kabul edilir.</p>

<h3></h3>

<h3><strong>EKG NASIL ÇEKİLİR?</strong></h3>

<p>Sorunsuz bir yöntem olan EKG, sadece kalbin oluşturduğu elektriksel uyarılır kaydeder. EKG çekimi için hastanın yeni bir hazırlık yapması gerekmez.</p>

<p>Elektronların cilde daha iyi oturması amacıyla uygulanacak bölgeye, özel bir jell veya solüsyonla temizlenir. Ardından göğüs çevresi, kol ve bacak bölgelerine yerleştirilir.</p>

<p>Çekim süresi sıklıkla 3 dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır. Bu süre zarfında hastanın hareketsiz durması ve konuşmaması önemlidir. Çekim bittikten hemen sonra cihaz, oluşturdukları verileri otomatik olarak grafiğe dönüştürür ve kağıda basılır. Oluşturulan EKG, kardiyoloji uzmanı tarafından incelenir ve teşhis konulup hastaya açıklanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="408" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/istockphoto-1463490654-612x612.jpg" width="612" /></p>

<h3><strong>EKG NEDEN ÇEKİLİR?</strong></h3>

<p>Elektrokardiyogram (EKG), hastaların kalp ile ilgili şikayetlerini değerlendirmek, kalp ritmi ve iletim bozukluklarını tespit etmek amacıyla kullanılır.</p>

<p>Bu sayede hastalığın tanısı konulur ve uygun tedavi yöntemi belirlenir. Elektrokardiyografi, kalp hastalığı şüphesi taşıyan veya kalple alakalı belirtiler gösteren hastalara kardiyoloji kliniğinde uygulanır.</p>

<p></p>

<h3><strong>KADIN EKG NASIL ÇEKİLİR?</strong></h3>

<p>Kadın hastada mahremiyete özen gösterilerek üst giysileri çıkarılır. Sütyen telleri elektriksel iletileri etkileyebileceği için mutlaka çıkarılması gerekir.</p>

<p>Cihazın elektron aparatları düzgün yerleştirilebilmesi için, göğüs bölümü, el bilekleri jell dökerek temizlenir.</p>

<p>Genellikle elektron yerleşiminde, göğüs bölgesinde bulunan ( meme dokusu çevresine ve üstüne 6 adet elektron yerleştirilir) İhtiyaç halinde kollar ve bacaklarda yerleştirilebilir.</p>

<p></p>

<h3><strong>HAMİLEYKEN EKG ÇEKİLİR Mİ?</strong></h3>

<p>Hamilelikte EKG çekilmesinde anne ve bebek için bu yöntem sorun oluşturmaz. Ancak bazı durumlarda çarpıntı veya göğüs ağrısı yapabilir.</p>

<p></p>

<h3><strong>EKG AÇILIMI NEDİR?</strong></h3>

<p>EKG, Elektrokardiyografi kelimesinin kısaltmasıdır.</p>

<p></p>

<h3></h3>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AMMAR KIZILÇINAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/ekg-nedir-ekg-neden-cekilir-kadin-ekg-nasil-cekilir</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/istockphoto-183140640-612x612.jpg" type="image/jpeg" length="61176"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gece Sütü Alışkanlığına Dikkat: Çocuklarda Diş Sağlığı Tehlikede Olabilir]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/gece-sutu-aliskanligina-dikkat-cocuklarda-dis-sagligi-tehlikede-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/gece-sutu-aliskanligina-dikkat-cocuklarda-dis-sagligi-tehlikede-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, bebeklik döneminde uykudan önce veya uyku esnasında süt içme alışkanlığının ağız yapısına zarar verebileceği konusunda ebeveynleri uyarırken, ilk diş kontrolü için en uygun zaman dilimini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların genel sağlığı kadar ağız ve diş bütünlüğünün korunması da büyük bir önem taşıyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, ailelerin diş muayenesi için geç kalmaması gerektiğini vurguluyor. Sağlıklı bir gelişim süreci için ilk randevunun, bebekte ilk dişin görülmesiyle birlikte ya da en geç bir yaşına basıldığında gerçekleştirilmesi öneriliyor.</p>

<p><strong>Süt Dişleri Gelecek Sağlığın Temeli</strong><br />
Her ne kadar süt dişleri belirli bir süre sonra yerini kalıcı dişlere bırakacak olsa da, bu geçici dişlerin fonksiyonları sanılandan çok daha kritik. Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, süt dişlerinin çocuğun sağlıklı beslenmesi, doğru konuşma becerisi kazanması ve alttan gelecek olan kalıcı dişlere rehberlik etmesi açısından hayati bir rol üstlendiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Koruyucu Tedbirlerin ve Doğru Alışkanlıkların Önemi</strong><br />
Pedodonti (çocuk diş hekimliği) uygulamalarının, erken dönemde alınan koruyucu önlemlerle çocukları gelecekteki ciddi operasyonlardan kurtarabileceğini ifade eden Doç. Dr. Karabulut, doğru alışkanlıkların kazandırılmasının şart olduğunu belirtti. Karabulut, gece sütüyle uyutma gibi hatalı rutinlerin diş sağlığını riske attığını hatırlatarak; erken teşhisin, düzenli kontrollerin ve doğru ağız hijyeni eğitiminin çocuklardaki diş gelişimini destekleyen en temel unsurlar olduğunu sözlerine ekledi.</p>

<p><strong>Koruyucu diş hekimliği ile çürükler ve anomaliler önlenir!</strong></p>

<p>Pedodonti, yani çocuk diş hekimliğinin, bebeklikten ergenlik dönemine kadar çocukların ağız ve diş sağlığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanı olduğunu aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu süreç, aslında anne karnında başlar. Hamilelik döneminde anneye verilen eğitimlerle temeller atılır ve bebeğin ilk dişinin çıkmasıyla birlikte düzenli muayene süreci başlar.” dedi.</p>

<p>Pedodonti uzmanlarının temel hedeflerinden birinin, çocuklarda diş hekimi korkusu oluşmadan, güvenli ve olumlu bir deneyim sağlamak olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Karabulut, “Bu sayede çocukların diş hekimi ziyaretlerini bir alışkanlık haline getirmeleri ve ağız-diş sağlığını yaşam boyu korumaları amaçlanır. Aynı zamanda koruyucu diş hekimliği uygulamalarıyla, çürükler ve olası anomaliler oluşmadan önce önlem alınır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Süt dişleri, geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahip!</strong></p>

<p>Koruyucu diş hekimliği uygulamaları kapsamda fissür örtücü ve flor uygulamaları gibi işlemler yapıldığı bilgisini veren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Erken çocukluk çağı çürükleri tespit edilerek gerekli durumlarda dolgu veya kanal tedavisiyle dişler restore edilir. Ayrıca dişlerde oluşabilecek çapraşıklıklar erken dönemde belirlenerek ileride oluşabilecek ortodontik sorunların önüne geçilir.” İfadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların ilk diş muayenesinin, ilk diş çıkar çıkmaz ya da en geç bir yaş civarında yapılmasının önerildiğine değinen Doç. Dr. Karabulut, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu erken tanışma, çocuğun diş hekimine alışmasını kolaylaştırırken, ailelerin de doğru beslenme ve ağız bakımı konusunda bilinçlenmesini sağlar.</p>

<p>Süt dişleri, sanıldığının aksine geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahiptir. Çocukların sağlıklı beslenmesi, düzgün konuşabilmesi ve estetik açıdan kendine güven geliştirebilmesi için süt dişlerinin korunması gerekir. Ayrıca süt dişleri, kalıcı dişler için rehber görevi görür. Erken kayıplar, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir.”</p>

<p><strong>Beslenme sonrası ağız temizliği ihmal edilmemeli!</strong></p>

<p>Erken yaşta yapılan düzenli kontrollerin, diş çürüklerinin başlangıç aşamasında tespit edilmesini sağladığını yineleyen Doç. Dr. Barış Karabulut, “Böylece daha basit ve ağrısız yöntemlerle tedavi mümkün olur, ileri aşamalarda gerekebilecek kanal tedavisi veya genel anestezi gibi uygulamaların önüne geçilebilir.” dedi.</p>

<p>Bebeklik döneminde ağız temizliğinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Karabulut, “Dişler çıkmaya başladıktan sonra, her beslenme sonrası diş yüzeyinde kalan süt mutlaka temizlenmelidir. Bu temizlik başlangıçta nemli bir bez veya tülbentle yapılabilir, ilerleyen dönemde ise parmak fırçaları kullanılabilir. Ayrıca bebeklerin memede ya da biberonla uyutulmaması ve beslenme sonrası ağız temizliğinin ihmal edilmemesi önerilir. Parmak emme ve uzun süreli emzik kullanımı gibi alışkanlıklar, 2-3 yaşından sonra devam ettiğinde diş ve çene yapısında bozulmalara yol açabilir. Bu nedenle bu alışkanlıkların kademeli olarak ve çocuğu zorlamadan bırakılması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Pedodonti, tedaviden çok koruyucu bir yaklaşım!</strong></p>

<p>Çocuklarda diş gıcırdatmanın, özellikle diş sürme dönemlerinde geçici olarak normal kabul edilebileceğini aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Ancak bu durum uzun süreli ve yoğun şekilde devam ediyorsa, dişlere ve çene eklemine zarar verebileceğinden mutlaka değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda koruyucu plaklar, psikolojik destek veya medikal tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.” dedi.</p>

<p>Gece sütüyle uyutma alışkanlığının da diş sağlığı açısından riskli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Anne sütü ya da biberonla verilen süt, diş yüzeyinde uzun süre kaldığında çürük oluşumuna zemin hazırlar. Özellikle uyku sırasında tükürük akışının azalması bu riski artırır. Bu nedenle beslenme sonrası dişlerin temizlenmesi ve biberon kullanımının mümkün olan en erken dönemde bırakılması önerilir.</p>

<p>Sonuç olarak pedodonti, sadece mevcut sorunların tedavi edildiği bir alan değil; aynı zamanda çocukların ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların merkezinde yer alan önemli bir bilim dalıdır. Erken yaşta kazanılan doğru alışkanlıklar, sağlıklı bir ağız yapısının temelini oluşturur.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/gece-sutu-aliskanligina-dikkat-cocuklarda-dis-sagligi-tehlikede-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/zzzz.jpg" type="image/jpeg" length="77830"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HGB nedir? Hemoglobin neden yükselir? Hemoglobin değeri kaç olmalı?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/hgb-nedir-hemoglobin-neden-yukselir-hemoglobin-degeri-kac-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/hgb-nedir-hemoglobin-neden-yukselir-hemoglobin-degeri-kac-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hemoglobin, dokuları oksijen taşıyan ve karbondioksiti uzaklaştıran bir proteindir. Yapısında demir ve protein bulunur. Kırmızı kan hücreleri olan alyuvarların içinde bulunur. Hemoglobin seviyesinin normalden yüksek ya da düşük olması çeşidi sağlık problemlerine yol açabilir. Peki, Hemoglobin değeri kaç olmalı? İşte hemoglobin yüksekliği ve düşüklüğü ile ilgili belirtiler..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hemoglobin, kırmızı kan hücrelerinde yer alan ve demir açısından oldukça zengin bir proteindir. Akciğerlerden alınan oksijen, kandaki hemoglobine bağlanarak vücuttaki tüm dokulara taşınır. Peki hemoglobin nedir? Normal hemoglobin değeri ne olmalıdır? Düşüklüğü ve yüksekliğinin nedenleri ile belirtileri nelerdir? İşte tüm detaylar...</p>

<h3><strong>HGB NEDİR?</strong></h3>

<p>Hemoglobin (kısaca HGB), Alyuvar olarak bilinen kırmızı kan hücrelerinin iç yapısında bulunan, bünyesinde demir yapısı içeren ve hücrelere oksijen taşıyan karmaşık yapılı bir proteindir.</p>

<p>Tek bir hemoglobin molekülü, kan taşıma görevinde ilerlerken tek seferde 4 oksijen molekülünü taşıyabilir. Vücudumuzda bulunan milyarlarca hücrelerin her biri kendini onarmak ve korumak için oksijene bağımlıdır.</p>

<p>Hemoglobin aynı zamanda kırmızı kan hücrelerine disk görünümünü vererek damarlardan daha kolay ve akıcı hareket edilmesini sağlar.</p>

<h3><strong>HEMOGLOBİN (HGB) YÜKSEKLİĞİ NEDİR?</strong></h3>

<p>Erkeklerde normal hemoglobin değeri 13,8-17,2 g/dL, kadınlarda ise 12-15,6 g/dL aralığındadır. Bu değerlerin üzerine çıkıldığında, yani erkeklerde 17,2 g/dL’den, kadınlarda 15,1 g/dL’den yüksek olduğunda duruma “yüksek hemoglobin” veya “hemoglobin yüksekliği” adı verilir. Olası nedenler şunlardır:</p>

<p>• Yüksek irtifada yaşamak<br />
• Sigara<br />
• Susuzluk<br />
• Akciğer hastalıkları<br />
• Polisitemia vera<br />
• İlaçlar<br />
• Kan kanserleri</p>

<p><img height="612" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/istockphoto-1456139273-612x612.jpg" width="612" /></p>

<h3><strong>HEMOGLOBİN DÜŞÜKLÜĞÜ NEDİR?</strong></h3>

<p>Normal aralıklar Erkekler için 13.5 gm/dL, kadınlarda ise 12 gm/dL arasındadır, altı hemoglobin düşüklüğüne işaret eder. Olası nedenler şunlardır:</p>

<p>• Folik Asit eksikliği<br />
• Demir eksikliği<br />
• B12 eksikliği<br />
• Aplastik anemi (kemik iliği kaynaklı bir hastalık)<br />
• Multiple miyelom hastalığı<br />
• Lösemi<br />
• Miyelodisplastik sendromu<br />
• Kanser<br />
• Siroz<br />
• Böbrek hastalığı<br />
• Hipotiroidi<br />
• Non-Hodgkin lenfoması<br />
• Kurşun zehirlenmesi<br />
• Virüs karşıtı ilaçlar ve kemoterapi ilaçlarının kullanımı</p>

<h3><strong>HEMOGLOBİN NEDEN YÜKSELİR?</strong></h3>

<p>HGB yüksekliği, kanda bulunan oksijen taşıma gücünün yükselmesi ya da vücudun oksijen yetersizliği sebebiyle çok fazla kırmızı kan hücresi üretmesi sebebi ile meydana gelir.</p>

<h3><strong>HEMOGLOBİN NEDİR KISACA?</strong></h3>

<p>Kırmızı kan hücresi olarak bilinen alyuvarlarda yer alan, yapısında demir bulunan ve kandaki kırmızı rengi sağlayan bir proteindir.</p>

<p>Hücre taşıması gereken enerjiyi oksijen olarak sağlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>FATİH SİVİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/hgb-nedir-hemoglobin-neden-yukselir-hemoglobin-degeri-kac-olmali</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/istockphoto-956478224-612x612.jpg" type="image/jpeg" length="21140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ozon tedavisi ile buzağı ölümlerinin önüne geçilebilir mi?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/ozon-tedavisi-ile-buzagi-olumlerinin-onune-gecilebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/ozon-tedavisi-ile-buzagi-olumlerinin-onune-gecilebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kars Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesinde yürütülen “Buzağı Ozon Tedavi Ünitesi Projesi” ile buzağı ölümlerinin önüne geçilmesi planlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kafkas Üniversitesince hazırlanan ve Doğu Anadolu Projesi (DAP) Bölge Kalkınma İdaresi tarafından desteklenen proje, Veteriner Fakültesi Hayvan Sağlığı Eğitim Araştırma ve Uygulama Hastanesinde hayata geçirildi.</p>

<p>Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri Dr. Öğretim Üyesi Yusuf Umut Batı ve Dr. Öğretim Üyesi Mert Sezer’in yürütücülüğünde gerçekleştirilen proje kapsamında ozon tedavisine yönelik özel bir yoğun bakım altyapısı oluşturuldu.</p>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Sezer, sığır yetiştiriciliğinin yapıldığı işletmelerde görülen en önemli problemlerden birinin doğum sonrası ilk 28 günlük süreçte yaşanan buzağı ishalleri olduğunu ifade etti.</p>

<p><img alt="5-99" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/5-99.png" width="1366" /></p>

<p>Bunun ölüm oranı en yüksek hastalıkların başında geldiğini bildiren Sezer, sorunun ekonomik boyutunun da altını çizdi.</p>

<p>Sezer, “<i><strong>Bir buzağının maliyeti ortalama 40 bin lira civarında. İshal vakalarında günlük tedavi maliyetleri 5 ila 7 bin liraya kadar çıkabiliyor. Bu nedenle bir buzağının kurtarılması bile yetiştirici açısından ciddi ekonomik katkı anlamına geliyor.” </strong></i>değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><img alt="3-229" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/3-229.png" width="1366" /></p>

<h2><strong>Tedavi ücretsiz olacak</strong></h2>

<p>Dr. Öğretim Üyesi Yusuf Umut Batı da ozon tedavisinin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisine dikkat çekti.</p>

<p>Ozon tedavisiyle hem tedavi süresini kısaltmayı hem de buzağıların hayatta kalma oranını artırmayı amaçladıklarını bildiren Batı “Kliniğimize getirilen buzağılar yoğun bakım ünitesinde takip edilecek ve tedavi süresi boyunca yetiştiricilerden herhangi bir ücret talep edilmeyecek.” dedi.</p>

<p>“Buzağı Ozon Tedavi Ünitesi” ile özellikle doğumdan sonraki ilk 28 gün içinde görülen ve yüksek ölüm oranlarına yol açan buzağı ishallerinin azaltılması hedefleniyor. Proje, hem sahadaki tedavi süreçlerini güçlendirmeyi hem de yetiştiricilerin karşılaştığı ekonomik kayıpları en aza indirmeyi amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="2-277" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/2-277.png" width="1366" /></p>

<h2><strong>Büyük kayıplar yaşanıyor</strong></h2>

<p>Yapılan değerlendirmelere göre, iyi yönetilen işletmelerde buzağı kayıpları yüzde 5–10 seviyesinde kalırken, bireysel işletmelerde bu oran çok daha yüksek seviyelere çıkabiliyor. Bazı saha gözlemlerinde kayıpların yüzde 100’e kadar ulaştığı ve doğan buzağıların büyük bölümünün hastalandığı belirtiliyor.</p>

<p>Bu kayıplar hayvan sayısının azalmasının yanı sıra yetiştiricilerin gelirini de doğrudan etkiliyor. Türkiye genelinde buzağı kayıplarının yıllık ekonomik yükünün on milyarlarca liraya ulaştığı tahmin ediliyor. Bu tablo, sorunun yalnızca hayvancılık sektörü değil, ülke ekonomisi açısından da önemli olduğunu gösteriyor. Bu noktada devreye giren proje, klasik tedavi yöntemlerine ek olarak ozon terapisi gibi yenilikçi destek uygulamalarını sahaya kazandırmayı hedefliyor.</p>

<p>DAP Bölge Kalkınma İdaresi desteğiyle kurulan ünitede hasta buzağıların yakından takip edilmesi, doğru teşhisle hızlı müdahale edilmesi ve iyileşme sürecinin hızlandırılması planlanıyor. Ozon tedavisinin, iyileşmeyi destekleyebileceği, antibiyotik kullanımını azaltabileceği ve çevresel açıdan kalıntı bırakmaması nedeniyle sürdürülebilir bir yaklaşım sunabileceği belirtiliyor.</p>

<p><img alt="1-202" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/1-202.png" width="1366" /></p>

<h2><strong>Verimliliği artırması bekleniyor</strong></h2>

<p>Proje yalnızca tedavi sürecini değil koruyucu hekimlik uygulamalarını da kapsıyor. Yetiştiricilere hijyen, bakım, besleme ve aşılama konularında eğitimler verilmesi planlanıyor. Böylece hastalıkların ortaya çıkmadan önlenmesi ve daha sağlıklı bir sürü yönetimi modeli oluşturulması hedefleniyor. Bu yaklaşımın uzun vadede buzağı kayıplarını azaltarak hayvancılıkta verimliliği artırması bekleniyor.</p>

<p>Buzağı kayıplarının azalması süt üretiminde artışa, besi materyalinin güçlenmesine ve yetiştiricinin gelirinin istikrara kavuşmasına katkı sağlayacak.</p>

<p>Kurulacak ozon tedavi ünitesinin ilerleyen süreçte yalnızca ishal vakalarında değil, buzağılarda sık görülen diğer hastalıkların yönetiminde de kullanılabileceği ifade edildi. Akademik bilgi ile sahadaki uygulamayı bir araya getiren proje, yükseköğretim kurumlarının araştırma çıktılarının toplumsal faydaya dönüşmesi açısından önem taşıyor. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/ozon-tedavisi-ile-buzagi-olumlerinin-onune-gecilebilir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/4-143.png" type="image/jpeg" length="39124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakanlıktan otizm farkındalığı mesajı]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/bakanliktan-otizm-farkindaligi-mesaji</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/bakanliktan-otizm-farkindaligi-mesaji" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, otizme yönelik farkındalığın önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, farklılıkların toplumu bir arada tutan en güçlü bağlardan biri olduğu vurgulandı. Açıklamada, "Otizm, aynı dünyaya bambaşka gözlerle bakmak, aynı ayrıntıların bambaşka şekillerde farkına varmaktır. Otizmi anlamak ise birbirinden farklı hayatları kolaylaştırmaktır." ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Her bireyin kendi potansiyeli ve sesiyle hayatın içinde yer aldığı bir dünyanın mümkün olduğuna işaret edilen paylaşımda, otizmli bireylerin her zaman yanında olunduğu belirtildi.</p>

<blockquote class="twitter-tweet" data-media-max-width="560">
<p dir="ltr" lang="tr">Farklılıklarımız, bizi bir arada tutan en güçlü bağdır. 🧩<br />
<br />
Otizm, aynı dünyaya bambaşka gözlerle bakmak, aynı ayrıntıların bambaşka şekillerde farkına varmaktır. Otizmi anlamak ise birbirinden farklı hayatları kolaylaştırmaktır.<br />
<br />
Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde bir kez daha… <a href="https://t.co/sjk2iOAOc3" rel="nofollow">pic.twitter.com/sjk2iOAOc3</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
— T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (@tcailesosyal) <a href="https://twitter.com/tcailesosyal/status/2039583461153927234?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">April 2, 2026</a></blockquote>
<script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>RECEP KURT</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/bakanliktan-otizm-farkindaligi-mesaji</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-02-091622.png" type="image/jpeg" length="45949"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Astigmat nedir, belirtileri nelerdir?  Miyop astigmat nedir?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/astigmat-nedir-belirtileri-nelerdir-miyop-astigmat-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/astigmat-nedir-belirtileri-nelerdir-miyop-astigmat-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göz problemleri arasında en çok rastlananlardan biri astigmatizmdir. Herhangi bir yaş aralığında oluşabilen bu durum, üzerine gidilmediği takdirde günlük yaşama ciddi şekilde zorlaştırabilir. Peki, astigmatizm nedir, neden oluşur?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>ASTİGMAT NEDİR?</strong></h3>

<p>Astigmat, Korneanın düzensiz bir yapıya sahip olması sebebiyle Işık kırılmasının bozulması sonucu oluşan bir durumdur. Göz hastalıkları arasında en sık rastlanan astigmat her yaşta görülebilen bir göz sorunudur. Öte yandan hem uzak hem yakın mesafeyi Bulanık görmeye ve nesneleri düz bir şekilde görünmesine neden olur.</p>

<h3><strong>ASTİGMAT NEDEN OLUR?</strong></h3>

<p>İnsan gözünde ön tabakadaki korneanın iç merceğinin yapısının pürüzsüz ve yuvarlak olması gerekir. Lakin astigmat rahatsızlığı olan bireylerde gözün ön tabakasındaki iç mercek yapısının yuvarlak olması gerekirken oval bir şekle sahip olması nedeniyle ışığı tek bir noktaya odaklayamaması halidir. Genellikle kalıtsal faktörlere bağlı olarak astigmat doğuştan gelir, ancak ameliyatlar veya bazı hastalık durumlarından sonra da gelişebilmektedir.</p>

<h3><strong>ASTİGMAT BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></h3>

<p>Astigmat rahatsızlığı, hastanın durumuna göre bireyden bireye farklılık gösterir ve kesinlikle aynı değildir. Diğer taraftan genel olarak kabul edilen astigmat tanrıları şu şekilde sıralanabilir:</p>

<p>Uzağı ve yakını bulanık görme,<br />
Bir nesneyi çift görme,<br />
Baş ve göz ağrısı,<br />
Kitap okumalarının ardından gözde yorgunluk ve şiddetli baş ağrısı,<br />
Karanlıkta nesneleri zor görme.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>ASTİGMAT NASIL TEDAVİ EDİLİR?</strong></h3>

<p>Göz doktorunun muayenesinden sonra tanı konulur ve gözün iç tabakasındaki bölgede düzensiz kavislerin olması nedeniyle bulanık görmeyi düzeltmek hedeflenir.</p>

<p>En bilinen yöntemler arasında, gözlük kullanımı, kontrant lensler, kontakt lens yada lazer operasyonu ile tedavi şekli bulunur.</p>

<h3><strong>MİYOP ASTİGMAT NEDİR?</strong></h3>

<p>Gözün korneasındaki iç tabakada düzensiz kavislenme durumu halinde uzağı görememe rahatsızlığıdır.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AMMAR KIZILÇINAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/astigmat-nedir-belirtileri-nelerdir-miyop-astigmat-nedir</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 09:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/ekran-goruntusu-2026-04-02-083119.png" type="image/jpeg" length="22048"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından Kritik Uyarı: Mevsimsel Alerjiyi Şifreleriyle Tanıyın]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-kritik-uyari-mevsimsel-alerjiyi-sifreleriyle-taniyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-kritik-uyari-mevsimsel-alerjiyi-sifreleriyle-taniyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde görev yapan Erişkin Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Uzm. Dr. Dilan Şirin, halk arasında saman nezlesi olarak adlandırılan mevsimsel alerjik rinite dair hayati uyarılarda bulunarak, hastalığın soğuk algınlığıyla olan benzerliğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Şehir Hastanesi'nde Erişkin Alerji ve İmmünoloji alanında çalışmalarını sürdüren Uzm. Dr. Dilan Şirin, mevsimsel alerjik rinit (saman nezlesi) konusunu mercek altına alarak önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Şirin, bu rahatsızlığın sıradan bir soğuk algınlığı ile sıklıkla karıştırıldığının altını çizdi.</p>

<p>Özellikle semptomların birbirine benzemesinin yanıltıcı olabileceğini ifade eden Şirin, şikayetlerin uzun süre devam etmesi durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana danışılması gerektiğini vurguladı. Doğru teşhisin önemine değinen uzman, saman nezlesinin ihmal edilmemesi gereken bir süreç olduğunu hatırlattı.</p>

<p><strong>"Saman nezlesi ile soğuk algınlığı farklı tablolardır"</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Şirin, iki hastalığın sıklıkla karıştırıldığını belirterek şunları söyledi:<br />
"Saman nezlesi dediğimiz tablo, mevsimsel alerjik rinit olarak adlandırılır. Soğuk algınlığı dediğimiz tablo ise viral bir enfeksiyondur. Bu iki tablonun benzer şikayetler nedeniyle karıştığı olmakta ve hastalarımız bu sebeplerle bize başvurmaktadır. Saman nezlesinde temel sorun, alerjen dediğimiz bir maddenin bağışıklık sistemi tarafından aşırı tepkiyle karşılanması sonucu şikayetlerin ortaya çıkmasıdır. Soğuk algınlığında ise tablo, viral bir enfeksiyonun sonucudur." dedi.</p>

<p><strong>"Şikayetlerin süresi ayırt edici bir faktördür"</strong></p>

<p>Belirtilerin süresine dikkat çeken Şirin, şu ifadeleri kullandı:<br />
"Saman nezlesinde burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, gözlerde yaşarma ve kaşınma, hapşırık ve ardışık hapşırıklar ön plandadır. Bu şikâyetler haftalar, hatta aylar boyunca sürebilir. Soğuk algınlığında ise burun tıkanıklığına ek olarak ateş, halsizlik, kırgınlık gibi enfeksiyon belirtileri görülür ve şikayetler genelde 5-10 gün içinde geriler."</p>

<p><strong>"Polenler en önemli tetikleyiciler arasında"</strong></p>

<p>Saman nezlesinin nedenlerine değinen Şirin, "Saman nezlesinde şikayetlere yol açan alerjenler, ağaçların, bitkilerin, yabani otların ve çimenlerin polenleridir. Bağışıklık sistemi bu polenlere karşı aşırı tepki gösterir. Buna bağlı olarak hastalarda burun tıkanıklığı, burun ve geniz bölgesinde, kulaklarda ve gözlerde kaşıntı, gözlerde yaşarma, geniz akıntısı ve su gibi burun akıntısı ön plandadır." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Uzun süren şikayetlerde mutlaka uzmana başvurulmalı"</strong></p>

<p>Şikayetlerin uzun sürmesinin önemine dikkat çeken Şirin, "Bu iki tablonun benzer olması nedeniyle hastalar farklı merkezlere başvurmaktadır. Ancak şikâyetlerin uzun sürmesi, ateşin eşlik etmemesi, haftalar ve aylar boyunca devam etmesi, özellikle mevsim geçişlerinde ortaya çıkması gibi durumlar, bu hastalığın tanısı açısından önemlidir. Bu nedenle tanı için mutlaka alerji immünoloji hekimine başvurmak uygundur." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Polenlerden korunmak temel önlem"</strong></p>

<p>Korunma yollarına değinen Şirin, "Saman nezlesi, yani bahar nezlesi ya da mevsimsel alerjik rinitte temel yapılması gereken, hastalığa neden olan polenlerden kaçınmaktır. Bunun için bazı önlemler alınmalıdır. Özellikle polen yoğunluğunun fazla olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, pencereleri açmamak, dışarıda bulunurken koruyucu amaçla gözlük ve maske kullanmak, eve gelindiğinde kıyafetleri değiştirerek ve duş alarak üzerimize bulaşan polenlerden arınmak alınabilecek önlemler arasındadır." dedi.</p>

<p><strong>"Tedavide ilaç ve immünoterapi seçenekleri bulunuyor"</strong></p>

<p>Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Şirin, "Bu koruyucu önlemlerden fayda görmeyen hastalarda tedavi seçenekleri medikal tedaviler ve halk arasında aşı tedavisi olarak bilinen immünoterapi tedavisidir. Medikal tedaviler arasında ağızdan alınan ilaçlar, göz damlaları, burun içine uygulanan antihistaminik ilaçlar ve kortikosteroid içeren burun spreyleri yer almaktadır. Uzmanlara göre eğer hastalar kısa süreli şikayetler tarifliyorsa ve antihistaminik tedavilerle kontrol sağlanabiliyorsa bu tedavi yeterlidir. Ancak burun tıkanıklığının ön planda olduğu ve şikâyetlerin kontrol altına alınamadığı durumlarda kortikosteroidli burun spreylerinin kullanılması uygundur. Medikal tedavilere yanıt alınamayan ve şikayetleri uzun süre devam eden hastalarda, daha kalıcı bir çözüm olarak immünoterapi tedavisi, alerji immünoloji uzmanları tarafından değerlendirme sonrası başlatılabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Tedavi edilmezse ciddi hastalıklara yol açabilir"</strong></p>

<p>Hastalığın ilerleyen süreçte oluşturabileceği risklere dikkat çeken Şirin, şöyle devam etti:<br />
"Uzmanlara göre tanı konulmamış ya da etkin tedavi almayan hastalarda ilerleyen dönemlerde sinüslerin ve kulakların hava yollarının tıkanmasına bağlı olarak sinüzit, orta kulak iltihabı ve alt solunum yollarının etkilenmesi sonucu astım gelişme riski bulunmaktadır."</p>

<p><strong>“Tanı için testler tek başına yeterli değil”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Şirin, son olarak şunları söyledi:<br />
"Alerjik hastalıktan şüphelenilen durumlarda hastanın öyküsü alınır ve buna ek olarak kan testleri ile cilt testleri yapılır. Bu testlerle tabloyu açıklayabilecek alerjenlerin varlığı değerlendirilir. Ancak bu testler tek başına tanı koydurucu değildir; hastanın öyküsü ile birlikte destekleyici bulgular olarak değerlendirilir. Bu nedenle hastaların mutlaka alerji immünoloji uzmanları tarafından uygun şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğru tanı ve doğru tedaviye ulaşmak için ilgili branşlara başvurulması önerilir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-kritik-uyari-mevsimsel-alerjiyi-sifreleriyle-taniyin</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/indir-247.png" type="image/jpeg" length="90464"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gastrit neden olur? Gastrit tehlikeli mi? Gastrit olan kişi ne yememeli?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/gastrit-neden-olur-gastrit-tehlikeli-mi-gastrit-olan-kisi-ne-yememeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/gastrit-neden-olur-gastrit-tehlikeli-mi-gastrit-olan-kisi-ne-yememeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gastrit belirtileri her insanda farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Düzensiz beslenen, sigara kullanan, stresli bir yaşam süren ve panik atak sorunu olan kişilerde gastrit daha sık görülür. Düzenli ve sağlıklı beslenme, stresten uzak durmak ile düzenli egzersiz, hastalığın iyileşme sürecine önemli katkı sağlar.  Peki gastrit nedir, neden olur? Gastrit belirtileri..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Midenin iç yüzeyini kaplayan mukoza tabakasının iltihaplanmasıyla oluşan gastrit, ciddi bir sağlık problemidir. Gastrit genellikle midede şişkinlik, karın ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtilerle başlar ve sonrasında karın bölgesinde gerginlik hissiyle kendini gösterir.</p>

<p></p>

<h3><strong>GASTRİT NEDEN OLUR?</strong></h3>

<p>Hastalığın ortaya çıkmasında en önemli rol oynayan etken, “Helicobacter pylori” adlı bir bakteriyel enfeksiyondur. Helicobacter pylori bakterisi, vücuda girdikten sonra gastrit oluşumuna yol açar ve zamanla daha ciddi bir sağlık sorununa doğru ilerler.</p>

<p>Beslenme alışkanlıkları, çevresel etkenler ve yaşam tarzı gibi etkenler hastalığın gelişmesinde kritik değer taşır. Sıklıkla bakteri kaynaklı gastrit rahatsızlıkları, doktor kontrolünde alınan antibiyotik tedavisinde büyük miktarda düzelmeler görülür.</p>

<p></p>

<h3><strong>GASTRİT BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></h3>

<p>Gastrit rahatsızlığında pek çok belirti ortaya çıkabilir. Birden fazla belirti arasında en sık karşılaşılan hazımsızlık ve mide ağrısıdır. Rahatsızlıkla karşılaşılan pek çok hastada mide bulantısı, ağza acı su gelmesi ve kusma gibi şikayetler de mevcuttur. Ancak kişiden kişiye belirtiler farklılık gösterebilir.</p>

<p></p>

<h3><strong>GASTRİT OLAN KİŞİ NE YEMEMELİ?</strong></h3>

<p>Gastrit rahatsızlığı olan bireylerde mide duvarını zedeleyebilecek yağlı yemekler, kızartma, acı baharatlar, kahve ve çay gibi kafein içecekleri, gazlı içecekler, portakal ve limon suları ve domates gibi asitli gıdalardan uzak durulmalıdır.</p>

<p>Diğer taraftan çok sıcak yiyecek ve içecekler, çikolatalar gastrit belirtilerini daha da kötüleştirebilir.</p>

<p></p>

<h3><strong>GASTRİT NASIL YOK EDİLİR?</strong></h3>

<p>Gastrit rahatsızlığı olan bireylerde, Mide duvarının zedelenmesi sebebiyle iltihaplanma görülür. Tedavide genellikle antibiyotikler ve kullanılan doğal içecekler sayesinde ve beslenme düzeninde yapılan değişikliklerle Örneğin; sık yememe, kızartma ve yağlı yemek türü yiyeceklerden uzak durma, baharatlardan olabildiğince kaçınma sayesinde genellikle 10 gün içerisinde iyileşme sağlanabilir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>GASTRİT NE İYİ GELİR?</strong></h3>

<p>Mide iltihabı olarak bilinen gastrit'e iyi gelen şeyler şunlardır;</p>

<p>Yoğurt ve kefir düzenli olarak kullanmak.<br />
Zamanında ve düzenli beslenmek.<br />
Mideyi yoran içeceklerden uzak durmak.<br />
Baharatlı yiyeceklerden kaçınmak.<br />
Haşlanmış patates tüketmek.<br />
Öğünlerine yulaf eklemek.<br />
Meyve olarak muz, havuç ve brokoliyi bol miktarda tüketip mideyi rahatlatmak.<br />
Balık tüketimini arttırmak.<br />
İçecek olarak asitlerden uzak durup bunlar yerine; papatya ve zencefil çayı günde bir bardak içmek.</p>

<p></p>

<h3><strong>GASTRİT TEHLİKELİ Mİ</strong></h3>

<p>Genellikle ciddi değildir ve doğru tedaviyle hızlı iyileşir. Ancak, ihmal edilen kronik vakalar ülser, kanama ve nadiren mide kanseri gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir.</p>

<p></p>

<h3><strong>GASTRİT TANISI</strong></h3>

<p>Gastrit teşhisi için doktor genellikle muayenede hastanın hikâyesini dinleyerek tanı koyabilir. İlk muayenede tanı netleşmezse endoskopi yapılabilir. Bu yöntem özellikle 40 yaş üstü kişilerde sık tercih edilir. Gençlerde gastrit genellikle ilk kontrolde anlaşılır, hemen ilaç tedavisine başlanır ve midedeki asit seviyesi düşürülmeye çalışılır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AMMAR KIZILÇINAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/gastrit-neden-olur-gastrit-tehlikeli-mi-gastrit-olan-kisi-ne-yememeli</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/gastrit-neden-olur-gastrit-tehlikeli-mi-gastrit-olan-kisi-ne-yememeli.jpeg" type="image/jpeg" length="23789"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fibromiyalji nedir ve belirtileri nelerdir? Bir insan neden fibromiyalji olur?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/fibromiyalji-nedir-ve-belirtileri-nelerdir-bir-insan-neden-fibromiyalji-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/fibromiyalji-nedir-ve-belirtileri-nelerdir-bir-insan-neden-fibromiyalji-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fibromiyalji, vücuttaki yumuşak dokularda ve kasta oluşan yaygın ağrı ile seyreden kronik bir romatizman hastalıktır. Öte yandan dokularda sürekli oluşan ağrı günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir ve yorgunluk şikayetlerine yol açar. Sıklıkla genç ve orta yaştaki kadın gruplarında çok daha sık görülür. Peki, Fibromiyalji nedir ve belirtileri nelerdir? Fibromiyalji neden olur?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fibromiyalji, romatizmal hastalıklar arasında yer almasına rağmen diğer romatizmal hastalıklardan farklı olarak eklem, kas veya çevresindeki bağ dokularında herhangi bir iltihap ya da yapısal hasar oluşturmaz. Hastalığın en öne çıkan belirtisi yoğun ve yaygın ağrılardır.</p>

<h3><strong>FİBROMİYALJİ NEDEN OLUR</strong></h3>

<p>Fibromiyalji tanısında, rahatsızlığın neden kaynaklandı tam olarak bilinmez. Insan beynindeki beyincik bölümünde bulunan kimyasal dengesizlikler, Merkez sinir sistemindeki meydana gelen farklılıklar, kronik stres, duygusal travmalar nedeniyle gelişip ilerleyen kronik bir hastalıktır.</p>

<p>Öte yandan düzensiz uyku, genetik yatkınlık, uykuya dalamama, enfeksiyonlar ve ağır psikolojik stres fibromiyalji tetikler.</p>

<h3><strong>BİR İNSAN NEDEN FİBROMİYALJİ OLUR?</strong></h3>

<p>Vücudun ağrıya karşı daha hassas duruma gelmesine sebep olan fibromiyaljinin beyindeki bazı kimyasalların normalin dışındaki seviyelere ulaşması ve merkezi sinir sisteminin ( özellikle beyin ve omurilik) vücutta iletilen ağrı mesajlarının süreç biçimindeki değişikliktir. Her türlü stresle fibromiyaljiyi tetiklemektedir.</p>

<p></p>

<h3><strong>FİBROMİYALJİ NE EKSİKLİĞİNDEN OLUR?</strong></h3>

<p>Fibromiyalji tansı konulan pek çok hastanın genellikle magnezyum eksikliği, D vitamini yetersizliği, B12 vitamini ve demir eksikliği ile ilişkilendirilen ağrı semptomudur. Öte yandan magnezyum eksikliği kastaki spazmları arttırarak ağrıyı ciddi oranda azaltır. Ayrıca D vitamini düşüklüğü her türlü vücut ağrılarına neden olur.</p>

<h3><strong>FİBROMİYALJİ HASTALARININ YAPMAMASI GEREKENLER</strong></h3>

<p>1- Hareketsiz kalmamak.<br />
2- Kahveden uzak durmak.<br />
3- İşlenmiş şeker kullanmamak.<br />
4- Stres uzak durmak veya stres yönetimini yapmak.<br />
5- Uyku saatine dikkat etmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>FİBROMİYALJİ SENDROMUNDA YOĞUN AĞRILARIN OLDUĞU YERLER</strong></h3>

<p>Fibromiyalji hastalarının Ağrı noktaları ve şiddetleri bireyden bireye farklılık gösterir ve kesinlikle aynı değildir. Belirtilerin bir kısmı pek çok kişide görülürken bir kısım kişilerde görülmeyebilir.</p>

<p>+ Sırtta,<br />
+ Omuzda,<br />
+ Belde,<br />
+ Kalçada,<br />
+ Dirseklerde,<br />
+ Dizlerde hafif miktarda ağrılar hissedilir.</p>

<p></p>

<h3><strong>FİBROMİYALJİ BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></h3>

<p>Fibromiyalji sendromunda;<br />
<br />
* Baş ağrıları,<br />
* Göğüs ağrısı,<br />
* Diş sıkma problemi,<br />
* Uyku sorunları,<br />
* Bağırsak ve mide problemleri,<br />
* Bitkinlik,<br />
* Çabuk yorulma,<br />
* Sürekli halsizlik,<br />
* Nefes sorunları,<br />
* Hormon sorunları,<br />
* Konsantrasyon ve dikkat sorunları,<br />
* Hareket sorunları,<br />
* Unutkanlık,<br />
* Kulaklarda çınlama,<br />
* Mutsuzluk ve umutsuzluk,<br />
* Kaygı bozukluğu ve depresyon gibi ciddi belirtiler de oluşmaktadır.</p>

<h3><strong>FİBROMİYALJİ TEDAVİSİ</strong></h3>

<p>Fibromiyalji bir sendrom olduğu için tedavi multidisipliner yaklaşımla ilerletilir. Fibromiyalji tanısı ilgili hekim tarafından konulduktan sonra kişiye özel egzersiz programı oluşturulmalı, kişinin vücut endeksine göre beslenme planı düzenlenmeli, ihtiyacına göre psikolojik destek sağlanmalıdır.</p>

<p>Kişinin bünyesindeki eksik vitaminler tespit edilip mineral takviyeleri uygulanmalıdır. İlk etapta bağırsağında oluşan problemler giderilmeli, alerjisi olan gıdalardan kaçınılmalıdır.</p>

<p>Fibromiyalji tanısı konulan kişinin dişi ile ilgili herhangi bir sorunu varsa, Örneğin ; diş sıkma, diş eti enfeksiyonu, ya da başka bir ağız içi sorunu varsa mutlaka hekime görünmelidir.</p>

<p>Fibromiyalji rahatsızlıklarında iskelet sistemine yönelik manuel seans, klinik egzersizler ve tıbbi mesaj uygulamaları bu rahatsızlıklarda büyük önem taşır.</p>

<p>Hastalar o günkü durumlarına göre, uygun süre ve sıklıkta egzersizlerini aksatmamalıdır. Aşırı egzersiz ve antrenmanlar ağrıyı şiddetlendirebileceği için tüm egzersizlerin mutlaka fizyoterapist tarafından önerilmesi gerekir.</p>

<p>Fibromiyalji hastalarının uykusunun düzenli ve kaliteli olması tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>FATİH SİVİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/fibromiyalji-nedir-ve-belirtileri-nelerdir-bir-insan-neden-fibromiyalji-olur</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/04/istockphoto-2268536872-612x612.jpg" type="image/jpeg" length="82963"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
