<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>| Doğruhaber</title>
    <link>https://dogruhaber.com.tr</link>
    <description>Türkiye ve İslam dünyasından son dakika haberleri, gazete manşetleri ve doğru analizler Doğruhaber'de. Siyaset, ekonomi ve güncel haberler parmaklarınızın ucunda. Namaz vakitleri ve en son haber akışı için güvenilir internet haber kaynağınız: dogruhaber.com.tr.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 04 Jun 2026 21:44:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser teşhisi için hangi yaşta hangi tarama yapılmalı?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kanser-teshisi-icin-hangi-yasta-hangi-tarama-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kanser-teshisi-icin-hangi-yasta-hangi-tarama-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hem dünyada hem de Türkiye'de ölümcül hastalıkların başında yer almaya devam eden kansere karşı uzmanlardan önemli uyarı geldi. Erken teşhis ve düzenli tarama programlarının yaşam süresi ile tedavi başarısı üzerindeki olumlu etkisine dikkat çeken uzmanlar, toplumun bu taramalara katılım oranının artırılması gerektiğinin altını çizdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, modern çağın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), kanser vakalarının erken evrede tespit edilmesinin tedavi başarısını belirgin biçimde artırdığını, sağlık sistemleri üzerindeki ekonomik yükü azalttığını ve yaşam kalitesini yükselttiğini belirtiyor. Uzmanlara göre birçok kanser türünde ölüm oranlarını düşürmenin en etkili yollarından biri, belirtiler ortaya çıkmadan önce yapılan düzenli tarama programları.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Erken teşhis neden önemli?</strong></p>

<p>Kanserin erken evrede yakalanması, hastalığın tedaviye daha iyi yanıt vermesini sağlıyor. DSÖ verilerine göre erken teşhis edilen vakalarda hem hayatta kalma oranları yükseliyor hem de daha ağır ve maliyetli tedavilere duyulan ihtiyaç azalıyor. Özellikle meme, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanserlerinde düzenli tarama programları sayesinde hastalık belirtiler ortaya çıkmadan saptanabiliyor. Uzmanlar, birçok kanser türünde geciken tanının tedavi seçeneklerini sınırladığını ve ölüm riskini artırdığını vurguluyor.</p>

<p><strong>Hangi taramalar yapılmalı?</strong></p>

<p>Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ulusal kanser tarama programları kapsamında üç temel kanser türü için ücretsiz tarama hizmeti sunuluyor. Buna göre 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi ile meme kanseri taraması yapılıyor. Rahim ağzı kanseri için 30-65 yaş arasındaki kadınlara beş yılda bir HPV-DNA testi uygulanıyor. Kolorektal kanser taramalarında ise 50-70 yaş arasındaki kadın ve erkeklere iki yılda bir gaitada gizli kan testi öneriliyor. Risk durumuna göre ileri inceleme amacıyla kolonoskopi gibi yöntemler de kullanılabiliyor.</p>

<p><strong>Risk grupları kimlerdir?</strong></p>

<p>Kanser gelişiminde yaş, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı önemli rol oynuyor. Ailesinde kanser öyküsü bulunanlar, sigara kullananlar, aşırı alkol tüketenler, obezite sorunu yaşayanlar ve fiziksel olarak hareketsiz bireyler daha yüksek risk grubunda değerlendiriliyor. Bunun yanında bazı mesleki maruziyetler, hava kirliliği ve belirli enfeksiyonlar da kanser riskini artırabiliyor. Uzmanlar, risk grubunda bulunan kişilerin tarama programlarına düzenli katılmasının hayati önem taşıdığını belirtiyor.</p>

<p><strong>Toplumsal farkındalık nasıl artırılabilir?</strong></p>

<p>Sağlık uzmanlarına göre erken teşhis konusunda toplumdaki bilgi eksikliği halen önemli bir sorun. Farkındalığın artırılması için okullarda, iş yerlerinde ve yerel yönetimler aracılığıyla bilgilendirme kampanyalarının yaygınlaştırılması gerektiği ifade ediliyor. Sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yürütülen bilinçlendirme çalışmaları da daha geniş kitlelere ulaşılmasını sağlıyor. Uzmanlar, kanser taramalarına ilişkin korku ve önyargıların kırılması için gerçek hasta hikâyelerinin ve bilimsel verilerin daha görünür hale getirilmesinin önemine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Sağlık sistemi yeterli mi?</strong></p>

<p>Türkiye’de kanser taramaları aile sağlığı merkezleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri, KETEM’ler ve mobil tarama araçları aracılığıyla ücretsiz olarak sunuluyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülke genelinde yüzlerce tarama merkezi faaliyet gösterirken, 2024 yılında 9 milyondan fazla kanser taraması gerçekleştirildi. Yetkililer, 2025 yılı için bu sayının 15 milyona çıkarılmasını hedefliyor. Ancak uzmanlar, altyapı yatırımlarına rağmen tarama hizmetlerinin başarısının yalnızca merkez sayısıyla değil, vatandaşların bu hizmetlerden yararlanma oranıyla ölçülebileceğini vurguluyor.</p>

<p>Uzmanların ortak görüşü ise net: Kanser her zaman önlenemese de erken teşhis edilen birçok vakada yaşam süresi uzatılabiliyor, tedavi başarısı artırılabiliyor ve ölüm oranları düşürülebiliyor. Bu nedenle düzenli taramalar, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve güçlü bir farkındalık kültürü, kanserle mücadelenin en etkili araçları arasında gösteriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kanser-teshisi-icin-hangi-yasta-hangi-tarama-yapilmali</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/kanser-5.jpg" type="image/jpeg" length="56013"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronik hastalara sıcak hava uyarısı!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Zekiye Betül Yaşar, yaz sıcaklarının özellikle kronik hastalar için ciddi sağlık riskleri oluşturabileceği konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesi’nde görev yapan Diyetisyen Zekiye Betül Yaşar, yaz sıcaklarındaki artışın özellikle kronik rahatsızlığı olan kişiler üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Artan hava sıcaklıklarının vücutta terleme, damarların genişlemesi ve mineral kayıplarına neden olduğunu belirtti.</p>

<p>Su tüketilmesinin önemine değinen Betül Yaşar, "Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte vücut, kendi ısısını korumaya çalışır. Bu süreçte terleme meydana gelir, damarlar genişler ve mineral kayıpları oluşur. Özellikle kronik hastalığı bulunan, tansiyon ve diyabet hastası olan bireylerde bu durum bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Yapılan en önemli hatalardan biri yetersiz sıvı alımıdır. Harareti kestiği düşüncesiyle çay ve kahve tüketimi yaygındır. Ancak çay ve kahve tüketildiğinde vücuttan ekstra su atılır. Biz bunu istemiyoruz. Bu nedenle günlük sadece su olarak 12-15 bardak su tüketilmesini öneriyoruz." dedi.</p>

<p><strong>"Aşırı çay ve kahve tüketimi, su kaybını arttırıyor"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Betül Yaşar "Bunun dışında aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerin tüketilmesi, aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerin tercih edilmesi, mineral kaybını karşılamak amacıyla gereğinden fazla maden suyu içilmesi ve tuzlu ayran tüketilmesi, kronik hastaların yaptığı yaygın hatalar arasında yer almaktadır. Günlük sıvı alımı bizim için oldukça önemlidir. Sadece su olarak günde 12-15 bardak içilmesi gerekmektedir. Aşırı çay ve kahve tüketimini, vücuttan su kaybını artırdığı için önermiyoruz." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Diyabet hastalarına meyve tüketimi uyarısı</strong></p>

<p>Akdeniz diyetinin önemine değinen Betül Yaşar, "Mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesi, haşlama ve ızgara gibi sağlıklı pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi, çiğ sebzelerin mutlaka beslenmeye dahil edilmesi ve yoğurt gibi serinletici gıdaların tüketilmesi bizim için önemlidir. Yaz aylarında meyve çeşitliliği oldukça fazladır. Bu durum özellikle diyabet hastaları için risk oluşturabilmektedir. Hafif olduğu düşüncesiyle meyveden zengin öğünler oluşturulması, glisemik indeksi yüksek meyveler nedeniyle kan şekerinin olumsuz etkilenmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle meyvelerin miktarına dikkat edilmeli, süt, yoğurt, badem ve ceviz gibi besinlerle birlikte tüketilmelidir. Tüketilmesi önerilen aslında mevsim sebze ve meyvelerin, miktarlarına dikkat edildiği sürece güvenle tüketilebilir. Su tüketimi bizim için oldukça önemlidir." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı"</strong></p>

<p>Hafif proteinli besinlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Betül Yaşar, "Kaçınılması gereken noktalardan biri ise yöremizde yaygın olarak tüketilen kırmızı etin aşırı miktarda tüketilmesidir. Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı, bunun yerine daha hafif protein kaynakları olan balık, tavuk ve hindi tercih edilmelidir. Ayrıca kızartma gibi ağır pişirme yöntemleri yerine haşlama, fırınlama ve ızgara yöntemleri tercih edilmelidir." dedi.</p>

<p><strong>"Kronik hastalar sıcaklardan daha fazla etkileniyor"</strong></p>

<p>Yeterli sıvı alımının önemine dikkat çeken Betül Yaşar, "Hastalar doktorlarının verdiği ilaç tedavisine düzenli olarak devam etmelidir. Diyetisyene başvuran hastaların da diyetisyenlerinin önerilerine dikkat etmeleri büyük önem taşımaktadır. Sıvı alımı yine oldukça önemlidir. Bu nedenle yeterli sıvı tüketilmeli ve mevsim sebze ve meyvelerinin ağırlıklı olduğu Akdeniz diyetini herkese öneriyoruz. Herkese geçmiş olsun, kronik hastalar sıcaktan çok etkileniyorlar. Lütfen beslenmelerine dikkat etsinler." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kronik-hastalara-sicak-hava-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/indir-285.png" type="image/jpeg" length="67291"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kenya'dan karar: Halkın onayına sunulmayacak]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kenyadan-karar-halkin-onayina-sunulmayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kenyadan-karar-halkin-onayina-sunulmayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kenya Sağlık Bakanı Aden Duale, hükümetin, Laikipia Hava Üssü'nde kurulması planlanan ABD bağlantılı Ebola karantina tesisine ilişkin kamuoyunun görüşüne başvurmayacağını bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Duale, Ulusal Meclis'te düzenlenen oturumda milletvekillerinin, söz konusu tesis ve Kenya'nın olası Ebola salgınına yönelik hazırlıklarıyla ilgili sorularını yanıtladı.</p>

<p>Bölgedeki Ebola salgını nedeniyle hükümetin halk sağlığını koruma konusunda anayasal sorumluluğu bulunduğunu belirten Duale, "Bu salgın, Kenyalılar enfekte olmadan önce istişare gerektiren bir durum değil. Hükümet olarak sınırlarımız içinde yaşayan ya da ülkemizden transit geçen herkesin sağlığını koruma yükümlülüğümüz var." dedi.</p>

<p>Duale, "Hükümet, Laikipia Hava Üssü'nde ABD bağlantılı bir Ebola karantina tesisi kurulması konusunda kamuoyunun görüşüne başvurmayacak." diye konuştu.<br />
Hükümetin Kamu Sağlığı Yasası kapsamında hareket ettiğini vurgulayan Duale, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (KDC) devam eden Ebola salgınının oluşturduğu tehdidin göz ardı edilemeyeceğini söyledi.</p>

<p>"Çok olağan dışı bir durumla karşı karşıyayız." ifadesini kullanan Duale, Kamu Sağlığı Yasası'nın 35. ve 36. maddelerinin Sağlık Bakanlığına bulaşıcı hastalıklara karşı gerekli tüm tedbirleri alma yetkisi verdiğini aktardı.</p>

<p>Duale, tesisin yalnızca ABD vatandaşlarına hizmet vereceği yönündeki iddiaları reddederek, ihtiyaç halinde Kenyalıların da tesisten yararlanabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kenya ile ABD arasında biyolojik tehditlerin azaltılmasına yönelik işbirliği anlaşmasının eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2015'te Kenya'ya yaptığı ziyaret sırasında imzalandığına değinen Duale, anlaşmanın 2017'de parlamentoda onaylandığını, 2022'de yenilendiğini ve Nisan 2029'a kadar yürürlükte kalacağını söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kenyadan-karar-halkin-onayina-sunulmayacak</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/ebolaa-2.jpg" type="image/jpeg" length="62514"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ'den Ebola uyarısı!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/dsoden-ebola-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/dsoden-ebola-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Ebola salgınının resmi olarak açıklandığı tarihten çok daha önce, Ocak ayında başlamış olabileceğini duyurarak virüsün büyük bir zaman avantajı kazandığı uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DKC) etkili olan Ebola salgınına dair açıklamalarda bulundu. Mayıs ayının ortasında resmi olarak teşhis edilen salgının, aslında Ocak ayından bu yana gizlice yayılıyor olabileceğini belirten Ghebreyesus, virüsün mücadele ekiplerine karşı çok büyük bir zaman avantajı yakaladığını ifade etti.</p>

<p>İlk resmi vakanın 24 Nisan'da bir hemşirede görüldüğünü ancak salgının başlangıcının ocak, şubat veya mart aylarına kadar uzanabileceğini söyleyen Ghebreyesus, şu an için asıl odaklanılması gereken konunun virüsün yayılımını durdurmak olduğunu vurguladı. Bundibugyo suşunun neden olduğu bu son dalga, şu ana kadar Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 60, komşu ülke Uganda'da ise 1 can kaybına yol açtı.</p>

<p><strong>Güvensizlik mücadeleyi baltalıyor</strong><br />
Salgına karşı yürütülen kurtarma ve tedavi çalışmaları, hem uluslararası engeller hem de yerel halkın direnci nedeniyle sekteye uğruyor. DSÖ Genel Direktörü, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bazı ülkelerin uyguladığı genel seyahat kısıtlamalarının kaldırılması çağrısında bulundu. Bu tür toptan yasakların tedarik zincirlerini bozduğunu ve insani yardımların bölgeye ulaşmasını zorlaştırarak salgınla mücadeleyi doğrudan engellediğini belirtti.</p>

<p>Öte yandan, bölgedeki güvenlik sorunları ve göç hareketleri nedeniyle virüsle temas eden kişilerin takibi ancak yüzde 45 oranında yapılabiliyor. Uzmanlar, salgının önüne geçebilmek için bu temaslı takip oranının acilen yüzde 90'ın üzerine çıkarılması gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p>Saha çalışmalarını zorlaştıran bir diğer büyük engel ise yerel toplulukların güvensizliği ve inkar politikası oldu. Bölgeye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında edindiği izlenimleri paylaşan Ghebreyesus, bazı topluluk liderlerinin Ebola'nın gerçek bir hastalık olduğuna inanmadıklarını ve yürütülen bu sağlık operasyonlarının diğer hayati kamu hizmetlerine ayrılan kaynakları çalmasından endişe ettiklerini aktardı.</p>

<p><strong>Aşısı yok ama erken teşhis hayat kurtarıyor</strong><br />
Mevcut Ebola dalgasına neden olan Bundibugyo suşuna karşı henüz geliştirilmiş bir aşı veya spesifik bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Ancak sağlık yetkilileri, bu durumun tamamen çaresizlik anlamına gelmediğini vurguluyor.</p>

<p>Kongo'da 6, Uganda'da ise 2 kişinin hastalıktan tamamen kurtularak sağlığına kavuşması, virüse yakalanan kişilerin semptom gösterdikleri ilk anda bir sağlık kuruluşuna başvurmaları durumunda hayatta kalabileceklerini kanıtlıyor.</p>

<p>Mücadeleyi hızlandırmak adına, en çok etkilenen bölge olan Ituri eyaleti başta olmak üzere çevre il ve ülkelerde laboratuvar ve tanı kapasitesinin artırılmasına öncelik veriliyor. Test süreçlerindeki birikmelerin çözülmesiyle birlikte şüpheli vaka sayılarında keskin düşüşler yaşanırken, uluslararası düzeyde de yeni adımlar atılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birleşik Krallık, gelişmekte olan bu tür bulaşıcı hastalık krizlerine karşı uzmanların hızlı analiz ve kanıt sunabileceği çoklu risk araştırma ağını devreye soktuğunu açıklayarak küresel mücadeleye destek verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>The Guardian</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/dsoden-ebola-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/ebolaa-1.jpg" type="image/jpeg" length="60775"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadece doğru nefes alarak bağışıklığınızı değiştirebilir misiniz?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/sadece-dogru-nefes-alarak-bagisikliginizi-degistirebilir-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/sadece-dogru-nefes-alarak-bagisikliginizi-degistirebilir-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde bilim insanlarının radarına giren "nefes çalışmaları", sadece zihni sakinleştirmekle kalmıyor; stresten çelik gibi bir bağışıklık sistemine kadar sağlığın pek çok alanında adeta bir mucize vadediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlara göre nefes almak, yaşamın ilk ve son eylemi olmasının yanı sıra vücudun hayatta kalmasını sağlayan temel bir işlev. Ancak yeni araştırmalar, nefes alışverişinin bilinçli şekilde düzenlenmesinin hem zihinsel hem de fiziksel sağlık üzerinde önemli etkiler oluşturabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'nde teorik psikoloji ve tıp araştırmacısı Abbie Little, nefes çalışmalarını modern çağın yeni farkındalık yöntemi olarak tanımlıyor. Little'a göre düzenli olarak uygulanan nefes egzersizleri, stres hormonlarını azaltırken sinir sisteminin daha dengeli çalışmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Araştırmalar, kronik stresin anksiyete, depresyon ve yaşlanmaya bağlı birçok hastalığın önemli nedenlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. ABD'deki Stanford Üniversitesi'nden psikiyatri profesörü David Spiegel, özellikle kanser hastalarında yüksek stres seviyelerinin hastalığın seyrini olumsuz etkileyebildiğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Uzmanlar: Çoğumuz fazla hızlı nefes alıyoruz</strong></p>

<p>Bilim insanlarına göre günümüzde birçok kişi farkında olmadan ağızdan ve hızlı nefes alıyor. Bu durum, vücudun "savaş ya da kaç" mekanizmasını devreye sokarak stres seviyelerini artırabiliyor.</p>

<p>Buna karşılık burundan, yavaş ve derin nefes almak ise vücudun dinlenme ve toparlanma sistemini harekete geçiriyor. Araştırmacılar, nefes alışverişinin otonom sinir sistemiyle çift yönlü bir ilişkiye sahip olduğunu ve doğru nefes tekniklerinin kalp ritmi, tansiyon ve stres tepkilerini olumlu yönde etkileyebildiğini ifade ediyor.</p>

<p>Günde 5 dakika bile fayda sağlayabilir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2023 yılında gerçekleştirilen bir çalışmada, "döngüsel iç çekme" (cyclic sighing) adı verilen nefes tekniğini günde yalnızca beş dakika uygulayan kişilerde ruh hali ve kaygı düzeylerinde belirgin iyileşmeler gözlendi.</p>

<p>Uzmanlar, özellikle uzun ve kontrollü nefes vermenin sinir sistemini sakinleştirdiğini vurguluyor. Buna göre iki kez burundan nefes alıp ardından uzun süreli bir nefes verme şeklinde uygulanan teknik, vücudun gevşeme mekanizmalarını destekliyor.</p>

<p><strong>Popüler nefes teknikleri</strong></p>

<p>Araştırmalarda öne çıkan yöntemler arasında "box breathing" olarak bilinen kutu nefesi tekniği de yer alıyor. Bu yöntemde nefes alma, tutma, verme ve yeniden tutma aşamalarının her biri eşit sürelerle uygulanıyor. Teknik, özellikle yüksek stresli görevler öncesinde odaklanmayı artırmak amacıyla tercih ediliyor.</p>

<p>Bir diğer yöntem olan "4-7-8" nefes tekniğinde ise kişi dört saniye nefes alıyor, yedi saniye nefesini tutuyor ve sekiz saniyede nefes veriyor. Çalışmalar, bu yöntemin kaygı seviyelerini azaltmada etkili olabileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p>Araştırmacılar ayrıca dakikada yaklaşık altı nefes döngüsüne denk gelen "uyumlu nefes" (coherent breathing) yönteminin kalp ritmi değişkenliğini artırarak stres yönetimine katkı sağlayabileceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Uzmanlardan uyarı</strong></p>

<p>Uzmanlar, nefes çalışmalarının genel olarak güvenli kabul edilmesine rağmen hamile kadınların ve astım ya da kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi solunum rahatsızlığı bulunan kişilerin uygulamalara başlamadan önce sağlık profesyonellerine danışmaları gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Bilim insanlarına göre nefes çalışmalarında en önemli unsur ise süreklilik. Araştırmalar, günde yalnızca 3 ila 5 dakikalık düzenli uygulamanın bile ölçülebilir faydalar sağlayabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Uzmanlar "Burundan, sessiz, yavaş ve karından nefes almak sinir sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur. Nefes her an yanımızda olan ve ücretsiz bir sağlık aracıdır." değerlendirmesinde bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/sadece-dogru-nefes-alarak-bagisikliginizi-degistirebilir-misiniz</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 18:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/nefes.jpg" type="image/jpeg" length="79754"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tütün her yıl bakın kaç milyon insan öldürüyor! İşte şirketlerin yeni sinsi hedefi]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/tutun-her-yil-bakin-kac-milyon-insan-olduruyor-iste-sirketlerin-yeni-sinsi-hedefi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/tutun-her-yil-bakin-kac-milyon-insan-olduruyor-iste-sirketlerin-yeni-sinsi-hedefi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, "31 Mayıs Dünya Tütünsüzlük Günü" kapsamında yayımladığı küresel raporda, tütün kullanımının her yıl 7 milyondan fazla insanın yaşamına mal olduğunu açıkladı. Raporda, dünya genelinde 13-15 yaş aralığındaki en az 40 milyon çocuğun tütün ürünü kullandığı belirtilirken, hükümetlere yeni nesli elektronik sigara ve nikotin poşeti tehdidine karşı koruma çağrısı yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün ve nikotin endüstrisinin küresel halk sağlığına yönelik oluşturduğu tehdidi gözler önüne seren yeni raporunu kamuoyuyla paylaştı. "31 Mayıs Dünya Tütünsüzlük Günü" vesilesiyle yayımlanan belgede, önlenebilir ölüm nedenlerinin başında gelen tütün ve nikotin türevlerini kullanan kişi sayısının dünya genelinde <strong>1 milyarı aştığı</strong> bildirildi.</p>

<article>
<p>Raporda, tütün endüstrisinin pazarlama ve ürün geliştirme stratejilerini doğrudan çocuklar ile ergenlik çağındaki gençler üzerine kurduğu tespiti yapıldı.</p>

<h3><strong>"GENÇ BEYİNLERİ ESİR ALMAK İÇİN KASITLI TASARIMLAR YAPILIYOR"</strong></h3>

<p>Çok uluslu tütün şirketlerinin geleneksel sigaraların yanı sıra yeni nesil aparatlarla büyümeyi hedeflediği belirtilen raporda, tehlikenin boyutları şu çarpıcı verilerle aktarıldı:</p>

<p><strong>Çocuk Katılımcı Oranı:</strong> Dünya genelinde 13-15 yaş grubundaki en az <strong>40 milyon çocuk</strong> aktif olarak tütün ve nikotin ürünleri tüketiyor.</p>

<p><strong>Kasıtlı Tasarım Tuzağı:</strong> Endüstri; aromalar, dijital tasarımlar ve kolay taşınabilir aparatlarla ürünleri ergenler için daha çekici, kullanımı kolay ve bırakılması imkansız hale getirmeyi amaçlayan "kasıtlı stratejiler" yürütüyor.</p>

<p><strong>Gelişim Riski:</strong> Nikotinin, beyin gelişimi henüz tamamlanmamış olan çocuk, ergen ve genç yetişkin yaş grubunda kalıcı nörolojik hasarlara ve çok güçlü bağımlılıklara yol açtığı hatırlatıldı.</p>

<h3><strong>DİJİTAL PAZARLAMA DEVREYE GİRDİ: 160 ÜLKEDE HUKUKİ BOŞLUK VAR</strong></h3>

<p>Son yıllarda piyasaya sürülen ve hızla yayılan "nikotin poşetleri" (snus ve benzeri türevler) raporda özel bir başlık altında incelendi. Bu ürünlerin, özellikle sosyal medya fenomenleri (influencerlar) aracılığıyla agresif bir şekilde pazarlandığı, genç nesilde bir "yaşam tarzı" algısı yaratılmak istendiği kaydedildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu küresel ticari patlamaya rağmen, dünya genelindeki <strong>yaklaşık 160 ülkede</strong> nikotin poşetlerine yönelik hiçbir yasal sınırlama ya da mevzuat bulunmadığı, bunun da milyonlarca genci savunmasız bıraktığı vurgulandı.</p>

<h3><strong>"ÖLÜMCÜL SİGARALARDAN KÂR EDERKEN YENİ NESLİ DE ZEHİRLİYORLAR"</strong></h3>

<p>Raporun sonuç bildirgesini değerlendiren DSÖ Sağlık Belirleyicileri, Tanıtım ve Önleme Departmanı Direktörü Dr. Etienne Krug, tütün kartellerinin ikiyüzlü bir strateji izlediğini belirtti. Dr. Krug, endüstrinin yeni dönem hedeflerini şu sözlerle deşifre etti:</p>

<blockquote>
<p>"Büyük tütün şirketleri, iş modellerini modern dünyaya uyarlıyor. Bir yandan geleneksel ve ölümcül sigaralardan milyarlarca dolar kâr sağlamaya devam ederken, diğer yandan gelecekteki müşteri kitlelerini yani yeni nesli bağımlı hale getirmek için aromalı elektronik sigaraları ve nikotin poşetlerini piyasaya sürüyorlar. Bu döngüyü kırmak, hükümetlerin yasal iradesi ve tavizsiz denetim mekanizmalarıyla mümkündür."</p>
</blockquote>

<p>Raporda son olarak, tütün ve nikotin türevlerinin kronik solunum yolu hastalıkları, kardiyovasküler (kalp-damar) rahatsızlıklar ve 20'den fazla ölümcül kanser türü ile doğrudan bağının bilimsel olarak tescillendiği hatırlatıldı.</p>
</article></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/tutun-her-yil-bakin-kac-milyon-insan-olduruyor-iste-sirketlerin-yeni-sinsi-hedefi</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/sigara-7.webp" type="image/jpeg" length="53961"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aman dikkat: Her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açıyor!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/aman-dikkat-her-yil-7-milyondan-fazla-kisinin-olumune-yol-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/aman-dikkat-her-yil-7-milyondan-fazla-kisinin-olumune-yol-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün kullanımının her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DSÖ, "31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü" dolayısıyla yeni rapor yayımladı.</p>

<p>Raporda, "Dünya genelinde 13-15 yaş aralığındaki en az 40 milyon çocuk, tütün ürünleri kullanıyor. Gençlerin elektronik sigara ve nikotin poşeti kullanımı artmaya devam ediyor." denilerek, dünya genelindeki hükümetlere "yeni nesli tütün ve nikotin ürünlerine bağımlı olmaktan koruma" çağrısı yapıldı.</p>

<p>Tütün ve nikotin şirketlerinin, özellikle ergenler ve genç yetişkinler için ürünlerini daha çekici, kullanımı daha kolay ve bırakılması daha zor hale getirmek üzere kasıtlı olarak tasarladıklarına işaret edilen raporda, nikotinin beyinleri hala gelişmekte olan çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler için son derece bağımlılık yapıcı ve zararlı olduğu kaydedildi.</p>

<p>Raporda, "Hükümetler, aromalı ürünleri yasaklayarak, reklam, tanıtım ve sponsorluk faaliyetlerini engelleyerek, kapalı kamusal alanları tamamen sigara ve elektronik sigaradan arındırarak ve denetimi artırarak insanları koruyabilir." ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Piyasadaki en hızlı büyüyen nikotin ürünlerinden biri olan nikotin poşetlerine ilişkin sosyal medya fenomenlerinin de desteğiyle yoğun bir tanıtım kampanyası yapıldığına işaret edilen raporda, DSÖ'nün nikotin poşetlerine ilişkin raporunun, dünya genelinde hızla artan satışlara rağmen yaklaşık 160 ülkede nikotin poşetleri için özel bir düzenleme bulunmadığını ve milyonlarca insanın korunmasız kaldığını ortaya koyduğu ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Raporda, "Tütün kullanımı, her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor, küresel olarak önlenebilir ölümlerin önde gelen nedenlerinden biri olmaya devam ediyor. (Tütün kullanımı) Kardiyovasküler hastalıklar, solunum yolu hastalıkları ve 20'den fazla farklı kanser türü veya alt türüyle bağlantılı." ifadelerine yer verildi.</p>

<p>Dünyada 1 milyardan fazla tütün, elektronik sigara ve nikotin poşeti kullanıcısı olduğu belirtilen raporda, bu kişilere bağımlılıktan kurtulmak adına çağrı yapıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Yakup YÜKSEK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/aman-dikkat-her-yil-7-milyondan-fazla-kisinin-olumune-yol-aciyor</guid>
      <pubDate>Fri, 29 May 2026 19:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/01/abdnin-birlesmis-milletler-bm-kurulusu-dunya-saglik-orgutunden-dso-ayrilma-surecinin-resmen-tamamlandigi-bildirildi.jpg" type="image/jpeg" length="37047"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan kurban kesimi ve eti saklama koşulları hakkında tavsiyeler]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-kurban-kesimi-ve-eti-saklama-kosullari-hakkinda-tavsiyeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-kurban-kesimi-ve-eti-saklama-kosullari-hakkinda-tavsiyeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile Kalite Baş Denetçisi Kimya Y. Müh. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, Kurban Bayramı öncesinde özellikle acemi kasapların neden olduğu yaralanmalara ilişkin uyarılarda bulundu hem kesim güvenliği hem de kurban etinin doğru saklanması konusunda hayati öneriler paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı’nda kesim yapan acemi kasapların kesici aletler ya da hayvan darbeleriyle yaralandığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "İş güvenliğinin en önemli unsurlarından biri işi, o işin uzmanı olan kişiye yaptırmaktır. Özellikle büyükbaş hayvan kesimini kasaplara yaptırmak kaza sayısını önemli oranda azaltır.” dedi.</p>

<p>Kurban etinin saklanmasında plastik kapların kullanılmaması ve kurban etinin sıcakken poşetlere konulmaması gerektiğini özellikle vurgulayan Kimya Y. Müh. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise “Kurban etleri en az 2 saat kadar soğumaya bıraktıktan sonra poşetler ile taşınmalı. Sızıntı yapmayacak, kalın poşetler kullanılmalı. Poşete koymadan tepsiler vasıtası ile taşınması daha da uygun olur.” şeklinde bilgi verdi.</p>

<p>İSG Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, 2022 yılında İstanbul hariç 5 bin 102 kişinin kurban kesimi sırasında, kesici aletler ya da hayvan darbeleriyle yaralandığını hatırlattı.</p>

<p>Kurban kesimi öncesinde mutlaka kesim yerlerinin belirlenmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Kesim yapılacak yerler önceden planlanmalı, belirlenmeli, standartları kontrol edilmeli ve yetkilendirilmeli. İl, ilçe ve diğer yerleşim birimlerinde, kesim standartlarına uygun mevcut hayvan kesim yerleri ve kesimhanelerin bayram süresince açık olması ve hizmet vermesi sağlanmalı. Hayvan kesim yerleri ya da kesimhane bulunmayan ilçe veya yerleşim birimlerinde yetkililer standartlara uygun mobil hayvan kesim yerleri ve kesimhaneler oluşturmalı. Kesim yapılan yerlerin ve çevresinin temizliği için önlemler alınmalı." dedi.</p>

<p><strong>Kurbanlıklar veteriner kontrolünden geçmiş olmalı!</strong></p>

<p>Kurbanlık alırken veteriner kontrolünden geçmiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Hayvanlardan direkt insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar bulunur. Kontrollü hayvan alarak bunu önlemiş olursunuz. Kulaklarındaki kontrol işaretleri bunu sağlar. Belediyelerce belirlenen alanları kullanın. Belediyeler hijyen kurallarına azami özen gösterir. Gerek kesim sırasında gerekse kesim sonrası hijyen kurallarına uyulmalı." diye konuştu.</p>

<p><strong>Kurban derisi nasıl saklanmalı?</strong></p>

<p>Kurban derisinin yaralamadan çıkarılmasını ve kaya tuzuyla ovularak saklanması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Ekonomiye katkı sağlamak adına bu işlem önem arz eder. Dolayısı ile hem ekonomik hem de güvenlik nedeniyle bu iş için de uzman kişilerin bulunması faydalı olacaktır" dedi.</p>

<p><strong>İşi, işin uzmanı yapmalı!</strong></p>

<p>Kurban kesiminin mutlaka uzman kasaplar tarafından yapılmasının önemini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, kesim sırasında yaşanacak olası kazaların önüne geçmek için işin uzmanlarından yardım alınması ve özellikle büyükbaş hayvanların kesiminin kasaplar tarafından yapılması önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, şu bilgileri verdi:</strong></p>

<p>"İş güvenliğinin en önemli unsurlarından biri işi, o işin uzmanı olan kişiye yaptırmaktır. Özellikle büyükbaş hayvan kesimini kasaplara yaptırmak kaza sayısını önemli oranda azaltır. Aletler keskin ve temiz olmalı, kesim sırasında kullanacağınız kesici aletler tam olmalı. Bu aletler her sene bilenmeli. Ayrıca olası el kesilmelerine karşı, çelik örgülü ve bilekten kemerli kasap eldivenlerinin kullanılması gerekir. Bu eldivenin bıçak kullanılan ele değil, diğer ele takılması önemli. Bu şekilde kullanım, bıçak sapmasında eli korur. Kurban kesiminin mutlaka işi bilen kasaplar tarafından yapılmasının, özellikle büyükbaş hayvanların kesiminin kasaplar tarafından yapılması önerisinde bulunuyorum. Kesim mutlaka acemi kasap tarafından yapılacaksa bu sırada yaşanacak olası kazaların önüne geçmek için yakındaki kişilerle arasında en az 1 metre mesafe olması gerekmektedir.”</p>

<p><strong>Aletler ne aşırı keskin ne de fazla kör olmalı!</strong></p>

<p>Kesim sırasında kullanılan tüm aletlerin hijyen olması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, "Kesimde kullanılacak bıçakların ve tüm kesici aletlerin antiseptikle yıkanması ve temizlenmesi gerekir. En azından alkol ya da kolonya ile silinmeli. Aletler ne aşırı keskin ne de fazla kör olmalı. Çok keskin olduğunda yaralanmalar daha ağır şekilde sonuçlanabilir. Aletlerin keskin olmaması durumunda ise kurban eziyet çeker." dedi.</p>

<p><strong>Uzuv yaralanmalarında kesilen kurbanlardan gelebilecek riskler için hijyen önemli</strong></p>

<p>Kesilmeye karşı çelik örgülü eldiven kullanılması gerektiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, kasabın, çelik eldiveni bıçağı tuttuğu elin aksi eline takması gerektiğini de kaydetti.</p>

<p>Uzuv yaralanmalarında kesilen kurbanlardan gelebilecek biyolojik risklerin önlenebilmesi için önemli hijyen kurallarına uymak gerektiğini de vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Kesim sırasında kurban kanları ve kurbanın bağırsakları güvenli bir şekilde bertaraf edilmeli.” diye bilgi verdi.</p>

<p><strong>Kurban eti nasıl saklanmalı? Sıcakken plastik kaplara ve poşetlere konulmamalı!</strong></p>

<p>Kimya Yüksek Mühendisi ve Kalite Baş Denetçisi Üsküdar Üniversitesi Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen de kurban etlerinin saklanması konusuna işaret ederek, kurban eti saklanmasında plastik kapların kullanılmaması ve yine kurban etinin sıcakken poşetlere konulmaması gerektiğini de kaydetti.</p>

<p>Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, plastiklerin içinde bulunan kimyasalların, gıda ile temas ettiğinde gıdaya geçtiğini belirterek, kurban etlerinin plastik poşet veya diğer plastik ürünlerle saklanmaması gerektiğinin altını çizdi. Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, şunları kaydetti:</p>

<p>"Sıcaklığın etkisiyle bu kimyasallar gıdaya geçer ve sıcaklık arttıkça zararlı maddelerin yiyeceğe geçişi daha kolay olur. Bu maddeler vücudumuzda östrojen benzeri şekilde metabolize olur ve erkeklerde ve kadınlarda kısırlığa, kadınlarda göğüs kanserine ve nöropsikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Bu nedenle, yağlı ve sıcak gıdaların plastik kaplarda saklanması daha zararlıdır."</p>

<p><strong>Et, ancak soğuduktan sonra poşete konmalı!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurban Bayramı'nda kesilen kurban etlerinin, dışarıda hiç dinlendirilmeden sıcak sıcak plastik poşetlere konularak paylaşılmasının da sakıncalı olduğunu belirten Gezen, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Plastikte bulunan zehirli kimyasallar, sıcağın etkisiyle kurban etine bulaşır, buradan da insanlara geçer. Dolayısıyla kurban etleri en az 2 saat kadar soğumaya bıraktıktan sonra poşetler ile taşınmalı. Sızıntı yapmayacak, kalın poşetler kullanılmalı. Poşete koymadan tepsiler vasıtası ile taşınması daha da uygun olur. Bu süre zarfında etler soğur ve bakteri üretmesi durumu azalır. Et soğuduktan sonra yağlı kâğıda sarılarak buzdolabına konulmalı. Her bir kurban için kullanmak üzere büyük boy kasapların kullandığı yağlı kağıtlardan bulundurulmalıdır. Et soğuduktan sonra yağlı kâğıda sarılarak buzdolabına konulması sağlanmalıdır.</p>

<p>Hayvanın derisi iç-dış ters çevrilerek kalın tuzla önce iyice ovalanır ve daha sonra yine tuzlanır ve istenirse ilgili vakıf kurumlarına bağışlanır. Kurban eti aynı gün yenilecekse kavurma yapılması, şayet daha sonra yenilecekse soğuduktan sonra parçalara ayrılarak derin dondurucuda saklanması tavsiye olunur. Derin dondurucudan çıkarılan et, buzu çözüldükten sonra pişirilerek yenebilir. Pişirilmek istenen etler, porsiyonlar halinde dondurucudan çıkarılmalı, şayet pişirilmeyecekse yeniden dondurucuya bırakılmamalıdır. Bırakıldığı taktirde et üzerinde zararlı bakteriler oluşabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-kurban-kesimi-ve-eti-saklama-kosullari-hakkinda-tavsiyeler</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/1faefba6-2b06-4e46-8b79-62112e2d29d1.jpg" type="image/jpeg" length="15719"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebola Virüsü Hakkında Bilmeniz Gerekenler: Nedir, Belirtileri Nelerdir?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/ebola-virusu-hakkinda-bilmeniz-gerekenler-nedir-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/ebola-virusu-hakkinda-bilmeniz-gerekenler-nedir-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, Afrika kıtasında ciddi halk sağlığı tehditlerinden biri olan Ebola virüsünün ölüm oranının oldukça yüksek olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlk kez 1976 yılında ortaya çıkan Ebola virüsü Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde görüldü.</p>

<p>Kongo'daki vakaların, Ebola Nehri yakınlarında ortaya çıkması nedeniyle hastalığa bu isim verildi.</p>

<p>Ebola virüsü, yüksek ateş ve kanama ile seyreden ölümcül hastalıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>Ebola virüsü Afrika'nın farklı bölgelerinde birçok salgına neden oldu. Özellikle 2014-2017 yılları arasında Batı Afrika'da yaşanan salgın, tarihin en büyük Ebola krizlerinden biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Gine, Liberya ve Sierra Leone'de yaklaşık 30 bin kişiye virüs bulaşırken, 11 binden fazla kişi hayatını kaybetti.</p>

<p>Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 2018'de başlayan salgında ise 3 bin 406 vaka ve 2 bin 243 ölüm kayda geçti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ebola virüsünün kuluçka süresi 2 ila 21 gün arasında değişebiliyor.</p>

<p>Ebola virüsünün belirtileri arasında yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, kusma ve ishal, karın ağrısı, iştahsızlık ve ilerleyen vakalarda iç kanama, ciddi organ hasarları yer alıyor.</p>

<p>Ebola virüsünün kesin bir tedavisi henüz bulunmuyor.</p>

<p>Tedavi sürecinde daha çok destekleyici uygulamalar ön plana çıkıyor. Hastalarda sıvı kaybının önlenmesi, kan desteği, plazma tedavisi ve ihtiyaç halinde diyaliz uygulamaları yapılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/ebola-virusu-hakkinda-bilmeniz-gerekenler-nedir-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/ebolaaa.jpg" type="image/jpeg" length="16626"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayramda dengeli beslenmenin anahtarı]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/bayramda-dengeli-beslenmenin-anahtari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/bayramda-dengeli-beslenmenin-anahtari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konusunda önemli uyarılarda bulunan Uzman Diyetisyen Tuğçe Nur Doğanay, et pişirme yöntemlerinden tatlı tüketimine kadar birçok konuda vatandaşlara porsiyon kontrolü ve dengeli beslenme çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı yaklaşırken uzmanlar, bayram sofralarında artan kırmızı et ve tatlı tüketimine karşı vatandaşları dengeli beslenme konusunda uyarıyor. Taze kesilen etin dinlendirilmeden tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceği belirtilirken, şerbetli tatlıların aşırı tüketiminin kilo artışı ve ödem riskini artırabileceği ifade ediliyor. Uzmanlar, bayram sürecinde porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi ve fiziksel aktivitenin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzman Diyetisyen Tuğçe Nur Doğanay, İLKHA muhabirine taze kesilen etin dinlendirilmeden tüketilmemesi gerektiğini belirterek, yanlış pişirme yöntemleri ve aşırı tüketimin sindirim sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Sağlıklı beslenmenin dengeden ibaret olduğunu belirten Doğanay "Tüketilen her besinde porsiyon kontrolüne dikkat etmek önemlidir. Kurban Bayramı’nda taze kesilen etin tüketimini önermiyoruz. Taze kesilen et, 24-36 saat boyunca buzdolabında dinlendirilmelidir. Kesilen etin direkt tüketilmesi hazımsızlık, mide ağrısı, mide yanması, tansiyon ve şeker dalgalanmalarına sebebiyet verebilir." dedi.</p>

<p><strong>"Et pişirme yöntemlerine dikkat edilmeli"</strong></p>

<p>Taze kesilen etin hemen tüketilmesinin sindirim problemlerine yol açabileceğini ifade eden Doğanay "Et dinlendikten sonra pişirilip tüketilmesi daha iyi olacaktır. Et pişirme yöntemlerine dikkat etmek gerekiyor. Etin yanmaması, pişerken ekstra yağ ilave edilmemesi önemlidir. Izgara, güveç ve fırında pişirme yöntemlerine öncelik verilmelidir. Etin; zeytinyağlı salata ve mezelerle desteklenmesi, daha rahat bir sindirim ve bağırsak hareketlerine katkı sağlayacaktır." diye belirtti.</p>

<p><img alt="Tatlı" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/tatli.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1366" /></p>

<p><strong>"Bayramda tatlı tüketiminde ölçü önemli"</strong></p>

<p>Doğanay "Toplum olarak çeşit çeşit tatlı tüketmeyi seven bir milletiz. Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketimine bağlı olarak gün içerisinde şerbetli tatlı tüketiminin artması, kalori alımını artırabileceğinden kilo artışına sebebiyet verebilir. Ayrıca ödem problemi oluşturabilir. Kırmızı etin neden olduğu hazımsızlık, tatlı tüketimiyle birlikte daha da artabilir ve sindirim problemleri yaşanabilir. Tatlı tercihlerinde öncelik her zaman sütlü tatlılardan yana olmalıdır. Günlük bir porsiyon tatlı tüketim hakkınızı ılımlı miktarda kullanmaya çalışın. Misafirliklerde ikram edilen her tatlı ve şeker, gün sonunda kalori alımını artırarak kilo artışına neden olabilir. Tatlı tüketimini mevsim meyveleriyle desteklemek önemlidir." dedi.</p>

<p><strong>"Bayramda egzersiz ihmal edilmemeli"</strong></p>

<p>Bayram boyunca fiziksel hareketliliğin artırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Doğanay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Kırmızı et tüketiminden kaynaklı hazımsızlık ve bağırsak problemi yaşamamak için gün içerisinde hafif tempolu yürüyüşler yapılmalı; kısa mesafelerde taşıt kullanmak yerine yürüyüş tercih edilmelidir. Asansör yerine merdiven kullanmak, gün içerisindeki egzersiz düzeyini artırarak bayramın daha rahat geçirilmesine yardımcı olacaktır."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/bayramda-dengeli-beslenmenin-anahtari</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 12:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/yemekkk.jpg" type="image/jpeg" length="94156"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebola küresel bir tehdit olabilir mi?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/ebolanin-kuresel-olarak-yayilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/ebolanin-kuresel-olarak-yayilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Ebola'nın küresel olarak yayılma riskini düşük olarak değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Ebola ateşinin küresel olarak yayılma riskini düşük, ancak bölgesel düzeyde yüksek olarak değerlendirdiklerini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında,<strong><i> "Riski bölgesel ve ulusal düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük olarak değerlendiriyoruz."</i></strong> dedi .</p>

<p>Ghebreyesus'a göre, şu anda 600'den fazla şüpheli enfeksiyon vakası ve 139 şüpheli ölüm vakası Ebola'dan kaynaklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü bu sayının artmaya devam edeceğini öngörüyor.</p>

<p>17 Mayıs'ta DSÖ, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda'daki Bundibugyo Ebola salgınını uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu ilan etti. İlk vakalar 15 Mayıs'ta Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin kuzeybatısındaki Ituri eyaletinde bildirildi. Aynı gün, komşu Uganda'daki yetkililer, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden gelen bir adamın ölümü üzerine yüksek alarm durumu ilan etti. WHO düzenlemelerine göre, bir ülke topraklarında yalnızca bir vaka tespit edilmiş olsa bile otomatik olarak salgın ilan etmiş sayılır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>FATİH SİVİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/ebolanin-kuresel-olarak-yayilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/ebola-reu-1519280-1.jpg" type="image/jpeg" length="99968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık raporlarında yeni dönem!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığınca hazırlanan "Sağlık Raporları Yönetmeliği" ile sağlık kurumlarında rapor başvuru merkezleri oluşturulacak ve süreç bu yerler üzerinden takip edilebilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan "Sağlık Raporları Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, düzenlemeyle sağlık raporlarının düzenlenme süreçlerine ilişkin kurallar belirlendi ve sahada uygulama birliği hayata geçirildi.</p>

<p>Tüm raporların başvuru sürecinde yazılı dilekçe ve benzer uygulamaların sona erdirildiği yönetmeliğe göre, başvuru süreçleri bundan sonra e-Nabız üzerinden kişisel beyan formunun doldurulmasıyla başlatılacak.</p>

<p>Düzenlemeyle "tek hekim raporları" öncesinde bir karar destek sistemi oluşturuldu. Tanı, ilaç ve malzeme kullanımıyla ilgili kişisel beyan sorularına verilen yanıtlara göre sistem bir değerlendirmede bulunacak.</p>

<p>Bu kapsamda, kişinin sağlık raporu başvurusunda engel bir tanı, ilaç kullanımı ya da sağlık sorunu beyanı yoksa e-Nabız üzerinden "Sağlık Durum Belgesi" düzenlenebilecek.</p>

<p><strong>Düzenlemede iki temel sağlık kurulu tanımlandı</strong></p>

<p>Kişinin beyanıyla e-Nabız bilgilerinin eşleşmediği durumlarda sağlık raporu için hekime yönlendirme yapılacak.</p>

<p>Yeni düzenleme kapsamında, lisansa tabi olmayan sporlar ve sosyal aktiviteler için de rapor düzenlenmesine gerek kalmadan e-Nabız üzerinden "Sağlık Durum Belgesi" alınması mümkün olacak.</p>

<p>Yönetmelikte durum bildirir sağlık kurulu raporu süreçleri de yeniden tanımlandı. Tam teşekküllü sağlık kurulu ve üç hekimli sağlık kurulu olmak üzere iki temel sağlık kurulu oluşturuldu.</p>

<p>Bu kapsamda, vatandaşların sağlık kurulu raporu alma süreçleri kolaylaştırıldı. Bakanlık tarafından belirlenen istisnalar dışında raporların üç hekim tarafından düzenlenebilmesine imkan tanındı.</p>

<h2><strong>Rapor süreçleri merkezler üzerinden takip edilecek</strong></h2>

<p>İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde sağlık raporu işlemlerinin tek bir noktadan başlatılması, takip edilmesi ve sonuçlandırılması sağlanırken, kişilerin hastanede devam eden rapor süreçlerine ilişkin bilgiye kolay erişimi mümkün hale getirildi.</p>

<p>Bu amaçla sağlık kurumlarında rapor başvuru merkezleri oluşturulacak ve süreç bu merkezler üzerinden takip edilebilecek.</p>

<p>Bakanlık tarafından belirlenen sağlık raporu formatları dışında başka bir formatta rapor düzenlenmesinin önüne geçilirken, raporların ilgili kişiler tarafından daha kolay değerlendirilmesi sağlandı ve ülke standardı oluşturuldu. Raporlara İngilizce dil desteği eklenerek uluslararası kullanım imkanı da sağlandı.</p>

<p>Düzenlemeyle ayrıca elliden az çalışanı bulunan ve az tehlikeli iş yerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporlarının, Çalışan Sağlığı Merkezi (ÇAŞMER), aile hekimleri ve diğer kamu sağlık hizmeti sunucularında görevli tüm hekimler tarafından düzenlenebilmesinin de önü açıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HİLAL HİKMET YEŞİLBUDAK</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/saglik-raporlarinda-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/raporlarda-yeni-donem.jpg" type="image/jpeg" length="21987"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyayı yeni salgın korkusu sardı! Uzmanlar uyardı]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/dunyayi-yeni-salgin-korkusu-sardi-uzmanlar-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/dunyayi-yeni-salgin-korkusu-sardi-uzmanlar-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tüm dünyayı sarsan koronavirüs kabusunun yaraları henüz tam anlamıyla sarılmamışken, tıp dünyasından endişe verici yeni bir uyarı daha geldi. İşte tüm detaylar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, halk arasında kuş gribi olarak bilinen ve enfekte olan kişilerde ölüm oranı son derece yüksek olan H5N1 virüsünün, olası bir genetik değişimle (mutasyon) insandan insana bulaşma yeteneği kazanması durumunda, dünyayı Covid-19'dan çok daha karanlık ve yıkıcı bir felakete sürükleyebileceğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>DSÖ Eski Yetkilisinden Korkutan "Bir Numaralı Tehdit" Vurgusu</strong></h2>

<p>Konuyla ilgili en çarpıcı değerlendirmelerden biri, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) eski Baş Bilim İnsanı Dr. Soumya Swaminathan'dan geldi. İnfluenza türü virüslerin küresel bir salgın yaratma potansiyeli bakımından şu an listenin zirvesinde yer aldığını belirten Swaminathan, özellikle H5N1 varyantının yarattığı devasa tehlikenin altını çizdi. Swaminathan'a göre, koronavirüs ailesi küresel çapta hala belirli bir risk taşısa da asıl odaklanılması gereken bir numaralı düşman influenzalar. İnsanlara bulaşması durumunda H5N1'in neden olduğu can kaybı oranının Covid-19 ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olması, bilim insanlarını en çok korkutan faktörlerin başında geliyor.</p>

<h2><strong>Memelilere Sıçraması ve Mutasyon Riski Felaketin Kapısını Aralayabilir</strong></h2>

<p>Uzmanların dikkat çektiği bir diğer kritik aşama ise virüsün sadece kanatlı hayvanlarla sınırlı kalmayıp memeli canlılara da bulaşmaya başlaması. Swaminathan, virüsün memeliler arasında yayılım göstermesinin, insan biyolojisine uyum sağlama ihtimalini korkutucu bir biçimde artırdığına işaret ediyor. Hatırlanacağı üzere, dünyayı eve hapseden SARS-CoV-2 virüsü de benzer evrimsel adımlardan geçerek küresel bir krize dönüşmüştü. Uzmanlar, H5N1'in mevcut yapısını değiştirerek doğrudan insandan insana geçebilecek bir forma ulaşması halinde, sağlık sistemlerinin altından kalkamayacağı, son derece vahim bir tablonun ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.</p>

<h2><strong>Aşı Çalışmaları Başladı: Belirtilere Karşı Tetikte Olunmalı</strong></h2>

<p>Bilim insanları, virüsün mutasyona uğraması halinde yaşanacak salgının sonuçlarının koronavirüs pandemisini bile hafif bırakacağı konusunda hemfikir. Olası bir felaketin önüne geçebilmek adına küresel takip mekanizmalarının acilen güçlendirilmesi gerektiği belirtilirken, mevcut antiviral ilaçların yetersiz kalma ihtimaline karşı gözler aşı çalışmalarına çevrildi. Nitekim artan tehlike üzerine, 2026 yılının Nisan ayında insanlar üzerinde yeni nesil kuş gribi aşısı testlerine başlandığı bildirildi.</p>

<p>Temelde A tipi influenza virüslerinin yol açtığı bu enfeksiyon, yabani kuşlardan memelilere sıçraması nedeniyle dünya çapında yakından izleniyor. İnsanlarda virüse maruz kalındıktan sonraki 1 ila 10 gün içinde kendini gösteren hastalığın en belirgin semptomları arasında ise aniden yükselen ateş, geçmeyen öksürük, şiddetli boğaz ve kas ağrıları bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/dunyayi-yeni-salgin-korkusu-sardi-uzmanlar-uyardi</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2025/10/yeni-salgin.webp" type="image/jpeg" length="28852"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de her yıl bakın kaç ton elektronik atık oluşuyor]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/turkiyede-her-yil-bakin-kac-ton-elektronik-atik-olusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/turkiyede-her-yil-bakin-kac-ton-elektronik-atik-olusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evlerde çekmecelerde unutulan eski telefonlar, bitmiş piller ve kullanılmayan elektronik cihazlar çevreyi tehdit ediyor. Uzmanlara göre bu cihazlar öncelikle evsel atıklardan ayrı olarak toplanmalı ve yetkili toplama merkezlerine ya da lisanslı geri dönüşüm tesislerine teslim edilmeli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çevre Sağlığı Uzmanı Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, evlerde biriken atık piller ve elektronik cihazların çevre ile insan sağlığı açısından ciddi tehdit oluşturduğunu söyledi.</p>

<p>Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, atık pillerden eski elektronik cihazlara kadar evlerde biriken atıkların çevre ve insan sağlığına yönelik risklerine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Pil ve elektronik atıkların kontrolsüz bertarafı çevre ve insan sağlığına zararlı</strong></p>

<p>Evlerde biriken atık piller ve kullanım ömrünü tamamlamış elektronik cihazların, içeriklerinde bulunan toksik ve tehlikeli bileşenler nedeniyle çevre ve insan sağlığı açısından önemli riskler oluşturduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu atıkların kontrolsüz şekilde evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmesi, zamanla fiziksel ve kimyasal bozunma sonucu içerdikleri zararlı maddelerin çevreye salınmasına neden olmaktadır. Özellikle atık pil ve elektronik cihazların yapısında bulunan kurşun (Pb), cıva (Hg), kadmiyum (Cd), nikel (Ni) ve lityum (Li) gibi ağır metaller, çevresel açıdan ciddi tehdit oluşturmaktadır. Bu metaller toprağa, yeraltı sularına ve yüzey sularına karışarak ekosistem dengesini bozabilmektedir. Ağır metallerin en önemli özelliklerinden biri doğada kolay parçalanmamaları ve biyobirikim göstermeleridir. Bu durum, besin zinciri yoluyla canlı organizmalarda birikmelerine ve biyobüyütme etkisiyle daha yüksek trofik seviyelerde daha yoğun hale gelmelerine yol açmaktadır.” dedi.</p>

<p><strong>Kurşun ve cıva sinir sistemi üzerinde toksik etki oluşturuyor</strong></p>

<p>İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde, kurşunun özellikle sinir sistemi üzerinde toksik etki göstererek bilişsel gelişim bozuklukları ve nörolojik hasarlara neden olabildiğini kaydeden Karan, “Cıva, merkezi sinir sistemi ve böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkilere sahip güçlü bir nörotoksindir. Kadmiyum, böbrek hasarı, kemik mineral yoğunluğunda azalma ve kanser riski ile ilişkilendirilmektedir. Nikel ise alerjik reaksiyonlar ve solunum sistemi problemlerine yol açabilmektedir. Bunun yanında lityum içeren piller, yanlış depolama veya fiziksel hasar durumunda yangın ve patlama riski taşımaktadır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Atık pillerin ve elektronik atıkların ayrı toplanması halk sağlığı açısından önemli</strong></p>

<p>Ayrıca elektronik atıkların kontrolsüz yakılması durumunda dioksinler, furanlar ve diğer toksik gazların atmosfere salınarak hava kirliliğine ve dolaylı sağlık risklerine neden olabildiğine de vurgu yapan Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, “Bu nedenle atık pillerin ve elektronik atıkların evsel atıklardan ayrı toplanması, lisanslı geri dönüşüm tesislerinde işlenmesi ve uygun bertaraf yöntemleriyle yönetilmesi; çevresel sürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması ve halk sağlığının güvence altına alınması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Kullanılmayan cep telefonları da e-atık!</strong></p>

<p>“Elektronik atık ya da kısa adıyla e-atık, kullanım ömrünü tamamlamış, işlevini yitirmiş veya ekonomik olarak kullanım dışı kalmış elektrikli ve elektronik ekipmanları ifade etmektedir.” diyen Karan, “Bu kapsamda cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlar, küçük ev aletleri, kablolar, bataryalar ve benzeri teknolojik cihazlar e-atık kategorisinde değerlendirilmektedir. E-atıkları diğer atık türlerinden ayıran temel özellik, hem ekonomik değeri yüksek geri kazanılabilir materyaller hem de çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan toksik bileşenler içermeleridir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>E-atıklarda altın, gümüş ve nadir toprak elementleri bulunuyor</strong></p>

<p>“Elektronik atıkların yapısında bakır, altın, gümüş, alüminyum ve nadir toprak elementleri gibi geri kazanılabilir değerli materyaller bulunurken; aynı zamanda kurşun, cıva, kadmiyum ve bromlu alev geciktiriciler gibi zararlı maddeler de yer almaktadır.” ifadesinde bulunan Karan, bu nedenle e-atıkların etkin yönetiminin, yalnızca çevresel koruma açısından değil, aynı zamanda kaynak verimliliği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon ton e-atık oluşuyor</strong></p>

<p>Türkiye’de elektronik atık yönetiminin son yıllarda gelişim gösterdiğine işaret eden Öğr. Gör. Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, genel geri kazanım oranı 2024 yılında yüzde 36,08 seviyesine ulaşmıştır ve bu oranın 2035 yılına kadar yüzde 60’a çıkarılması hedeflenmektedir. Ancak elektronik atıklara özgü toplama ve geri dönüşüm oranları, genel atık geri kazanım oranlarının altında kalmaktadır. Güncel veriler, Türkiye’de yıllık oluşan elektronik atık miktarının yaklaşık 1 milyon ton seviyesinde olduğunu, ancak bunun yalnızca yaklaşık yüzde 6–7’lik kısmının kayıtlı sistemler aracılığıyla toplanabildiğini göstermektedir. Bu durum, e-atık yönetiminde toplama altyapısının güçlendirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla elektronik atık yönetiminde temel amaç; bu atıkların çevreye zarar vermeden geri kazanım süreçlerine dahil edilmesi, değerli materyallerin yeniden ekonomiye kazandırılması ve toksik bileşenlerin kontrollü şekilde bertaraf edilmesidir.”</p>

<p><strong>Kullanılmış piller normal çöpe atılmamalı</strong></p>

<p>Atık pillerin evsel çöplerle birlikte atılmasının ciddi çevresel riskler doğurduğunu belirten Karan, “Kullanılmış pillerin normal evsel atıklarla birlikte bertaraf edilmemesi gerekir; çünkü bu piller çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan ağır metaller ve toksik kimyasal bileşenler içermektedir. Pil yapısında bulunan kurşun, kadmiyum, cıva, nikel ve lityum gibi maddeler, kullanım ömrü tamamlandıktan sonra fiziksel bütünlüğün bozulmasıyla çevreye sızabilmektedir. Evsel atıklarla birlikte depolama sahalarına gönderildiğinde, bu toksik bileşenler zamanla toprağa ve yeraltı sularına karışarak çevresel kirlenmeye neden olmaktadır. Özellikle ağır metallerin doğada kalıcılık göstermesi ve biyobirikim özelliği taşıması, ekosistem ve besin zinciri üzerinde uzun vadeli olumsuz etkiler yaratmaktadır. İnsan sağlığı açısından değerlendirildiğinde ise bu maddeler nörolojik bozukluklar, böbrek hasarı, solunum yolu problemleri ve çeşitli toksik etkilerle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca lityum bazlı piller, uygun olmayan koşullarda depolandığında yangın ve patlama riski de taşımaktadır. Bu nedenle kullanılmış pillerin ayrı toplanması, lisanslı geri dönüşüm ve bertaraf sistemlerine yönlendirilmesi çevresel sürdürülebilirlik, kaynak verimliliği ve halk sağlığının korunması açısından zorunlu bir uygulamadır.” dedi.</p>

<p><strong>Şarj edilebilir pil kullanımı yaygınlaştırılmalı</strong></p>

<p>Evlerde e-atık oluşumunu azaltmak için bireysel farkındalığın önemine değinen Karan, “Evlerde elektronik atık ve atık pil birikimini azaltmak için bireylerin günlük yaşamda uygulayabileceği çeşitli pratik adımlar bulunmaktadır. Öncelikle, gereksiz elektronik ürün tüketiminin azaltılması ve ihtiyaç odaklı satın alma davranışının benimsenmesi önemlidir. Elektronik cihazların kullanım ömrünün uzatılması, e-atık oluşumunun önlenmesinde temel yaklaşımlardan biridir. Bunun yanında, kullanılabilir durumdaki elektronik cihazların bakım ve onarım yoluyla tekrar kullanıma kazandırılması ya da ikinci el değerlendirilmesi atık miktarını azaltmaktadır. Kullanım ömrünü tamamlamış cihazların ise evsel atıklarla karıştırılmadan belediyelerin, yetkili toplama noktalarının veya lisanslı geri dönüşüm kuruluşlarının sistemlerine teslim edilmesi gerekmektedir. Pil kullanımında ise tek kullanımlık piller yerine şarj edilebilir pillerin tercih edilmesi önemli bir atık azaltım stratejisidir. Ayrıca kullanılmış pillerin evde biriktirilerek marketlerde, okullarda veya belediyelerin pil toplama kutularına bırakılması çevresel risklerin azaltılmasına katkı sağlar.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Eski cihazlar lisanslı tesislere teslim edilmeli</strong></p>

<p>Eski telefon ve bilgisayarların geri dönüşüm süreçlerine ilişkin de bilgi veren Tuğçe Yılmaz Karan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Eski telefon, bilgisayar ve benzeri elektronik cihazların geri dönüşümü, çevresel risklerin azaltılması ve değerli kaynakların yeniden ekonomiye kazandırılması açısından sistemli bir şekilde yürütülmelidir. Bu cihazlar öncelikle evsel atıklardan ayrı olarak toplanmalı ve yetkili toplama merkezlerine ya da lisanslı geri dönüşüm tesislerine teslim edilmelidir. Çünkü elektronik cihazlar hem geri kazanılabilir değerli metaller hem de çevreye zarar verebilecek toksik bileşenler içermektedir. Geri dönüşüm süreci genellikle birkaç aşamada gerçekleşmektedir. İlk aşamada cihazların veri güvenliği açısından kontrol edilmesi ve kişisel verilerin tamamen silinmesi gerekmektedir. Ardından cihazlar ayrıştırma tesislerinde bileşenlerine göre sınıflandırılmaktadır. Plastik, cam, metal ve elektronik devre kartları birbirinden ayrılarak farklı geri kazanım süreçlerine yönlendirilmektedir. Özellikle devre kartlarında bulunan altın, bakır, gümüş ve palladyum gibi değerli metaller özel yöntemlerle geri kazanılabilmektedir. Bunun yanında pil, ekran ve bazı devre elemanlarında bulunan kurşun, cıva ve kadmiyum gibi tehlikeli maddeler kontrollü şekilde bertaraf edilmektedir.”</p>

<p>Bu süreçlerin lisanslı tesislerde gerçekleştirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Karan, “Çünkü kayıt dışı ya da kontrolsüz geri dönüşüm uygulamaları, toksik maddelerin çevreye yayılmasına ve insan sağlığı açısından ciddi risklerin oluşmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla elektronik cihazların doğru şekilde geri dönüşüm sistemine dahil edilmesi hem çevresel sürdürülebilirlik hem de kaynak verimliliği açısından temel bir gerekliliktir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Gelecekte “döngüsel ekonomi” modeli öne çıkacak</strong></p>

<p>Gelecekte e-atık yönetiminde döngüsel ekonomi yaklaşımının daha fazla önem kazanacağını ifade eden Karan, “Gelecekte e-atık yönetimi konusunda öne çıkan yenilikler ve politikalar, daha çok döngüsel ekonomi temelli yaklaşımlar etrafında şekillenmektedir. Geleneksel ‘üret-kullan-at’ modelinden uzaklaşılarak, ürünlerin yaşam döngüsünü uzatmayı ve atık oluşumunu kaynağında azaltmayı hedefleyen sistemler ön plana çıkmaktadır. Bu kapsamda en önemli politikalardan biri Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (Extended Producer Responsibility - EPR) uygulamalarıdır. Bu yaklaşımda üreticiler, ürünün yalnızca üretim aşamasından değil, kullanım ömrü sonrasındaki toplama, geri dönüşüm ve bertaraf süreçlerinden de sorumlu tutulmaktadır. Bu sistem, üreticileri daha dayanıklı, onarılabilir ve geri dönüştürülebilir ürün tasarlamaya yönlendirmektedir. Son yıllarda bu konuda yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi ve kapsamın genişletilmesi dikkat çekmektedir. Bunun yanında, eko-tasarım (ecodesign) yaklaşımı geleceğin önemli bileşenlerinden biridir. Elektronik ürünlerin tasarım aşamasında sökülebilirlik, tamir edilebilirlik ve malzeme geri kazanımına uygunluk kriterlerinin dikkate alınması, geri dönüşüm verimliliğini artırmaktadır. Buna paralel olarak ‘onarım hakkı (right to repair)’ politikaları da yaygınlaşmaktadır. Bu politikalar, tüketicilerin ürünlerini daha uzun süre kullanabilmesini desteklemektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef ne olacak?</strong></p>

<p>Teknolojik yenilikler açısından ise yapay zekâ ve dijital takip sistemlerinin ön plana çıktığına işaret eden Karan, “Yapay zekâ destekli ayrıştırma teknolojileri, elektronik atıkların daha hızlı ve doğru sınıflandırılmasını sağlamakta; dijital ürün pasaportu gibi uygulamalar ise ürün içeriğinin ve yaşam döngüsünün izlenebilirliğini artırmaktadır. Bu da geri kazanım süreçlerini daha verimli hale getirmektedir. Gelecekte e-atık yönetiminde temel hedef; yalnızca atıkları bertaraf etmek değil, ürünleri sistem içinde mümkün olduğunca uzun süre tutarak kaynak verimliliğini artırmak ve çevresel etkileri minimize etmektir. Bu doğrultuda politika, teknoloji ve tüketici davranışlarının birlikte dönüşmesi gerekmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/turkiyede-her-yil-bakin-kac-ton-elektronik-atik-olusuyor</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/f59a927f-1dee-406f-ba3e-744dc84c2608.jpg" type="image/jpeg" length="66419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık raporlarında dijital dönem]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/saglik-raporlarinda-dijital-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/saglik-raporlarinda-dijital-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan "Sağlık Raporları Yönetmeliği" ile sağlık raporlarında başvuru ve değerlendirme süreçleri yeniden düzenlendi. Yeni sistemle birlikte rapor işlemlerinin dijital ortamda yürütülmesi, başvuru süreçlerinin kolaylaştırılması ve sağlık kurulu işlemlerinin hızlandırılması hedefleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni düzenlemeye göre tüm sağlık raporu başvuruları e-Nabız üzerinden yapılacak. Böylece yazılı dilekçe ve benzeri uygulamalar sona erecek. Lisansa tabi olmayan spor ve sosyal aktiviteler için vatandaşlar, hekime gitmeden e-Nabız üzerinden "Sağlık Durum Belgesi" alabilecek. Karar Destek Sistemi üzerinden yapılacak değerlendirmede, kişinin sağlık durumuna ilişkin engel teşkil eden bir tanı, ilaç kullanımı veya sağlık sorunu beyanı bulunmaması hâlinde belge otomatik olarak düzenlenebilecek.</p>

<p>Ayrıca e-Rapor sistemi üzerinden hazırlanan raporların fiziki olarak alınması ve arşivlenmesi zorunluluğu kaldırılacak.</p>

<p><strong>Sağlık kurulu yapısı yeniden düzenlendi</strong></p>

<p>Yeni yönetmelik kapsamında tam teşekküllü ve üç hekimli olmak üzere iki temel sağlık kurulu oluşturulacak. İstisnalar dışında sağlık raporlarının üç hekim tarafından düzenlenebilmesine imkân sağlanırken, mühür ve başhekim onayı zorunluluğunun kaldırılmasıyla rapor alma süreçlerinin hızlandırılması amaçlanıyor.</p>

<p>50’den az çalışanı bulunan az tehlikeli iş yerleri için işe giriş raporlarının tüm kamu hekimleri tarafından düzenlenebilmesine de olanak tanınacak.</p>

<p><strong>Engelli raporlarında uzaktan yenileme imkânı</strong></p>

<p>Engelli sağlık raporları ile ilaç ve tıbbi malzeme kullanım raporları, evde sağlık birimlerinin koordinasyonunda uzaktan sağlık hizmeti kapsamında yenilenebilecek.</p>

<p>İkinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında sağlık raporu işlemlerinin tek noktadan yürütülmesi amacıyla "Rapor Başvuru Merkezi" kurulacak. Bu merkezlerde başvuru, takip ve sonuçlandırma işlemleri gerçekleştirilecek.</p>

<p><strong>Raporlara İngilizce dil desteği</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenlemeyle birlikte Bakanlık tarafından belirlenen formatlar dışında farklı rapor düzenlenmesinin önüne geçilecek. Ayrıca sağlık raporlarına İngilizce dil desteği getirilerek uluslararası kullanım imkânı sağlanacak.</p>

<p>Engelli sporcuların lisans işlemlerinin ise ayrıca bir rapora ihtiyaç duyulmadan engelli sağlık kurulu raporuyla yapılabilmesi mümkün olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/saglik-raporlarinda-dijital-donem</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/8a4b42d7-6715-4970-bce6-fe48711395d4.jpg" type="image/jpeg" length="82712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından "ruhsal gençlik" vurgusu]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/zmanindan-ruhsal-genclik-vurgusu-genclik-yasta-degil-ruhta</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/zmanindan-ruhsal-genclik-vurgusu-genclik-yasta-degil-ruhta" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanın gerçek yaşının takvim yaşından ibaret olmadığını belirten uzmanlar, ruhsal yaşın yaşam enerjisi üzerinde belirleyici olduğunu ifade ediyor. Uzmanlara göre zihin; merak, öğrenme isteği ve yeni deneyimlerle canlı kalırken, durağanlık ise ruhsal yaşlanmayı hızlandırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaş arasındaki fark, sosyal değişimlerin önemi ve yaşamla oluşmuş bağın gençlik hissinin üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bazı insanların genç hayatta hayatta kalmanın kopmuş görünmesinü, bazı kişilerin ise ileri yaşlarına rağmen yaşam enerjisini koruyabildiğini söyleyen Dr. Hajiyeva, bunun yalnızca biyolojik faktörlerin açıklanamayacağını söyledi.</font></font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Ruhsal yaşta, kişinin kendisini duygusal ve zihinsel olarak nasıl yaşadığıyla ilgili olduğunu ifade eden Hajiyeva "İnsan zihni, kendisine sürekli anlatılan hikâyelere inanıyordu. 'Artık çok yaşlandım', 'benden geçti' gibi anıları zihni geri çekerken; 'hâlâ dinliyorum', 'önümde güzel var' canlılığı sürdürüyor." dedi.</font></font></p>

<p><strong><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">"Zihin durağanlaştığı için yaşlanır"</font></font></strong></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Öğrenmenin kayıtlanmasının, merakın kaybolmasının ve tekdüze yaşam biçiminin zihinsel yaşlanmayı hızlandırdığını kaydeden Hajiyeva, her günün birbirinin tekrarı hâline gelmesinin zihinsel "otomatik pilot" sistemini ifade etti.</font></font></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Bu durumun kısa ömürlü güven hissi karşısında uzun ömürlü yaşam sevincini azaltabileceğini söyleyen Hajiyeva, beynin yeni deneyimlerle uyarlandığını ve canlı kaldığını söyledi.</font></font></p>

<p><strong><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">"Onun yeni başlangıcı mümkün"</font></font></strong></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Toplumdaki "bu yaştan sonra olmaz" anlayışının ruhsal olgunlaşmayı hızlandırabildiğine dikkat eden Hacıyeva, insanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabileceğini dile getirdi.</font></font></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Hajiyeva "40 yaşında yeni bir meslek edinmek, 50 yaşında yeniden aşık olmak, 60 yaşında üniversite okumak ya da 70 yaşında yeni bir projeye başlamak mümkündür." tasarruf kullanıldı.</font></font></p>

<p><strong><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Yeni deneyimler zihni canlı tutmak</font></font></strong></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Ruhsal olarak genç kalmanın en önemli yollarından birinin yeni deneyimlere açık olduğunu vurgulayan Hajiyeva, küçük bilgisayar bile zihinsel canlılığa katkı sağladığını belirtti.</font></font></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Yeni deneyimlerin beyinde dopamin salgılanmasını bağlantılarını aktaran Hajiyeva, bunun yaşam enerjisini ve motivasyonu artırdığını kaydetti.</font></font></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">İç konuşmaların da ruhsal yaş üzerinde etkili olduğunu söyleyen Hajiyeva, kişinin kendisine umut veren mesajlar vermesinin zihinsel olarak artırılabileceğini ifade etti.</font></font></p>

<p><strong><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Sosyal bilgiler ve hareketli önemli</font></font></strong></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">İnsan zihninin yalnız yaşamak için tasarlanmadığını dile getiren Hajiyeva, kaliteli sosyal desteklerin yardımlaşma hissini güçlendirdiğini ve kişinin yaşamla bağını canlı olarak desteklediğini söyledi.</font></font></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Uluslararası hareketin de ruhsal gençliğin önemli parçalarından birisine işaret eden Hajiyeva, yürüyüş, spor ve dans gibi aktivitelerin kaygıyı azalttığını, depresif belirtilerin hafifletilmesini ve zihinsel olarak artırıldığını ifade etti.</font></font></p>

<p><strong><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">"İnsanın gerçek yaşı, kalbinin yaşıdır"</font></font></strong></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Geleceğe günlük yaşam planı yapmayı yaşam enerjisini koruyarak koruyan Hajiyeva, küçük hedefin safra zihnini canlı tutabileceğini kaydetti.</font></font></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Yaş almanın deneyimi ve olgunluğun kazandırıldığını ancak ruhsal yaşlanmanın farklı bir kavram olduğunu vurgulayan Hajiyeva, "Ruhsal olgunlaşma; hayata karşı merakın, heyecanın ve umudun kaybolduğunu." dedi.</font></font></p>

<p><font dir="auto" style="vertical-align:inherit"><font dir="auto" style="vertical-align:inherit">Dr. Hajiyeva, ruhsal gençliğin korunabilmesi için yaşamanın içinde kalmanın, yeni deneyimlere açık olması, sosyal bağları güçlendirmenin ve umut veren kalıcılığın öneminine dikkat çekmenin "İnsanın gerçek yaşı, ruhun arkadaşlarının yaşıdır." ifadeleriyle tamamladı.</font></font></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/zmanindan-ruhsal-genclik-vurgusu-genclik-yasta-degil-ruhta</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2025/12/ruh-sagligi.jpg" type="image/jpeg" length="95448"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zihin yaş aldığı için değil, bakın neden yaşlanıyor!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/zihin-yas-aldigi-icin-degil-bakin-neden-yaslaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/zihin-yas-aldigi-icin-degil-bakin-neden-yaslaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zihnin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlandığını dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Öğrenme isteğinin kaybolması, merak duygusunun azalması, heyecan hissinin yok olması zihinsel yaşlanmayı hızlandıran önemli etkenlerdir.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaşın farkı; sosyal ilişkiler, yeni deneyimler ve yaşamla kurulan bağın gençlik hissi üzerindeki etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Günümüzde yaş almanın çoğu zaman yalnızca takvim yaşı üzerinden değerlendirildiğini aktaran Dr. Günay Hajiyeva, “Oysa bazı insanlar 30 yaşında hayattan kopmuş gibi görünürken, bazıları 70 yaşında bile yaşam enerjisiyle çevresine ilham verebiliyor. Bunun nedeni yalnızca biyolojik faktörler değil; kişinin ruhsal yaşı, yaşamla kurduğu bağ ve zihinsel esnekliğidir. Çünkü insan ruhu, hissettiği yaştadır.” dedi.</p>

<p>Psikolojide yaş kavramının yalnızca kronolojik yaştan ibaret olmadığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, “Kronolojik yaş, takvim üzerindeki yaşımızı ifade ederken; biyolojik yaş bedenimizin fiziksel durumunu gösterir. Bir de ruhsal yaş vardır. Ruhsal yaş, kişinin kendisini duygusal ve zihinsel olarak nasıl hissettiğiyle ilgilidir. İnsan zihni, kendisine sürekli anlatılan hikâyelere inanma eğilimindedir. ‘Artık çok yaşlandım’, ‘benden geçti’, ‘geç kaldım’ gibi düşünceler zihni geri çekerken; ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘hayatımda yeni başlangıçlar olabilir’, ‘önümde güzel yıllar var’ düşünceleri zihinsel canlılığı destekler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Zihin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlanır!</strong></p>

<p>Zihnin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlandığını dile getiren Dr. Günay Hajiyeva, “Öğrenme isteğinin kaybolması, merak duygusunun azalması, heyecan hissinin yok olması zihinsel yaşlanmayı hızlandıran önemli etkenlerdir.” diye ekledi.</p>

<p>Tekdüze yaşam biçiminin de bu süreci desteklediğini ifade eden Dr. Hajiyeva, şöyle devam etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Her günün bir öncekinin tekrarı hâline gelmesi, zihni ‘otomatik pilot’ sistemine geçirir. Otomatik pilot kısa vadede güven hissi verse de uzun vadede yaşam sevincini azaltabilir. Çünkü zihin yenilik ister; yeni deneyimler karşısında uyarılır, öğrenir ve canlı kalır.</p>

<p>Birçok insanın ‘yılların nasıl geçtiğini anlamadım’ demesinin nedeni de budur. Beyin, yeni olmayan bilgileri kaydetme ihtiyacı duymaz. Günler birbirinin aynı hâline geldiğinde zaman algısı silikleşir. Bu durum zamanla kronik stres, tükenmişlik ve duygusal donukluk hissine yol açabilir.”</p>

<p><strong>İnsanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabilmesi mümkün!</strong></p>

<p>Toplumda yaşla ilgili kalıplaşmış birçok mesajın da ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğine işaret eden Dr. Günay Hajiyeva, “‘Artık bu yaştan sonra olmaz’, ‘senin yaşın geçti’ gibi söylemler insanların yaşamla bağını zayıflatabiliyor.” dedi.</p>

<p>Oysa insanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabileceğini kaydeden Dr. Hajiyeva, “40 yaşında yeni bir meslek öğrenmek, 50 yaşında yeniden âşık olmak, 60 yaşında üniversite okumak ya da 70 yaşında yeni bir projeye başlamak mümkündür. Ruhsal yaşımızı takvim yaşımızdan biraz daha genç tutabilmek, yaşam enerjimizi korumamıza yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir!</strong></p>

<p>Ruhsal olarak genç kalmanın en önemli yollarından birinin yeni deneyimlere açık olmak olduğunu vurgulayan Dr. Günay Hajiyeva, “Bu deneyimlerin büyük ve hayat değiştirici olması gerekmez. Daha önce gidilmemiş bir yerde kahvaltı yapmak, farklı bir yoldan yürümek, yeni insanlarla tanışmak ya da yeni bir hobi edinmek bile zihni canlandırır. Çünkü beyin her yeni deneyimde dopamin salgılar. Dopamin yalnızca mutlulukla ilişkili değildir; aynı zamanda yaşam enerjisini ve motivasyonu destekleyen önemli bir nörotransmitterdir.” dedi.</p>

<p><strong>İlk kez yaşanan duyguların da insanı canlı tuttuğu bilgisini veren Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</strong></p>

<p>“Gençlik dönemindeki heyecanların unutulmamasının nedeni de budur. İlk kez yapılan şeyler zihinde daha güçlü iz bırakır. Bu nedenle hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir.</p>

<p>İç konuşmalarımız da ruhsal yaşımız üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Zihin en çok kendi iç sesimizi dinler. Sürekli yorgunluk, tükenmişlik ve umutsuzluk mesajları veren bir iç ses zamanla zihni buna inandırır. Buna karşılık ‘henüz bitmedi’, ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘yeni bir dönem başlayabilir’ gibi düşünceler zihinsel dayanıklılığı artırır. Yapılan bazı araştırmalar da kendisini kronolojik yaşından daha genç hisseden kişilerin uzun vadede hastalıklara yakalanma riskinin daha düşük olabileceğini gösteriyor.”</p>

<p><strong>İnsanları hayatımızdan çıkarmak yerine ilişkileri korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir!</strong></p>

<p>İnsan zihninin yalnız yaşamak için tasarlanmadığını hatırlatan Dr. Günay Hajiyeva, “Sosyal ilişkiler, aidiyet hissini güçlendirir ve kişinin yaşamla bağını canlı tutar. Günümüzde bireyselleşme ve yalnızlaşma giderek artıyor olsa da kaliteli ilişkiler ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Bir kahkaha, bir sohbet, bir anı paylaşımı ya da bir göz teması bile kişinin kendisini canlı hissetmesine katkı sağlar. Bu nedenle insanları hayatımızdan hızlıca çıkarmak yerine ilişkileri onarmaya ve bağları korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir.” dedi.</p>

<p>Fiziksel hareketin ruhsal gençliğin önemli bir parçası olduğuna değinen Dr. Hajiyeva, “Spor yapmak, dans etmek, yürümek ya da bedeni hareket ettiren herhangi bir aktivite hem zihinsel hem duygusal sağlığı destekler. Hareket sayesinde kaygı düzeyi azalır, depresif belirtiler hafifler ve zihinsel esneklik artar. İnsan hareket ettikçe yaşadığını daha güçlü hisseder.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>İnsanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır!</strong></p>

<p>Bir diğer önemli noktanın ise gelecekle bağ kurabilmek olduğuna vurgu yapan Dr. Hajiyeva, “İnsan, geleceğe dair planları olduğu sürece yaşam enerjisini korur. Bu planların büyük olması gerekmez. Bir arkadaş buluşması, torunla yapılacak bir gezi, başlanacak bir kurs ya da izlenecek bir film bile zihni canlı tutabilir. Gelecek duygusunu kaybetmemek, ruhsal olarak genç kalmanın temel unsurlarından biridir.” dedi.</p>

<p>Genç hissetmenin, yaşın gerçekliğini inkâr etmek anlamına gelmediğinin altını çizen Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Elbette herkesin bir biyolojik ve kronolojik yaşı vardır. Yaş almak aynı zamanda deneyim, olgunluk ve tecrübe kazandırır. Ancak ruhsal yaşlanma farklı bir kavramdır. Ruhsal yaşlanma; hayata karşı merakın, heyecanın ve umudun kaybolmasıdır.</p>

<p>Beden zamanla yaş alır; bunu durdurmak mümkün değildir. Ancak ruh, merak ettiği, öğrendiği, heyecan duyduğu ve insanlarla bağ kurmaya devam ettiği sürece genç kalabilir. Bu nedenle ruhsal yaşımızı genç tutmak için yaşamın içinde kalmaya, yeni deneyimlere açık olmaya, sosyal bağlarımızı güçlendirmeye ve zihnimize umut veren mesajlar göndermeye devam etmeliyiz. Çünkü insanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/zihin-yas-aldigi-icin-degil-bakin-neden-yaslaniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/zihin-yas-aldigi-icin-degil-bakin-neden-yaslaniyor.jpg" type="image/jpeg" length="40041"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyen Korkmaz: Kurban Bayramı'nda yasaklarla değil dengeyle yaklaşılmalı]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/diyetisyen-korkmaz-kurban-bayraminda-yasaklarla-degil-dengeyle-yaklasilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/diyetisyen-korkmaz-kurban-bayraminda-yasaklarla-degil-dengeyle-yaklasilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Ayşe Şura Korkmaz, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenmenin yasaklarla değil dengeyle mümkün olduğunu belirterek porsiyon kontrolü, yeterli su tüketimi ve hafif yürüyüşlerin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurban Bayramı yaklaşırken uzmanlar, yoğun et ve tatlı tüketimine karşı dengeli beslenme uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Diyetisyen Ayşe Şura Korkmaz, birkaç öğünlük kaçamakların tüm beslenme düzenini bozmayacağını, önemli olanın sürdürülebilir alışkanlıkları korumak olduğunu söyledi.</p>

<p>Bayram sofralarının yalnızca yemeklerden ibaret olmadığını vurgulayan Korkmaz, bu günlerin paylaşma ve birlikteliğin önemli bir parçası olduğunu ifade etti.</p>

<p>Sindirim sorunlarının önüne geçmek için porsiyon kontrolünün ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Korkmaz, yeterli su tüketimi ve hafif yürüyüşlerin de süreci daha sağlıklı hale getireceğini kaydetti.</p>

<p>Korkmaz, bayram döneminde beslenmeye yasaklar üzerinden değil denge üzerinden yaklaşılması gerektiğini belirterek "Bayramlar sadece sofraların değil paylaşmanın, birlikte olmanın ve kültürel değerlerin de önemli bir parçasıdır. Bu nedenle Kurban Bayramı'nda beslenmeye yaklaşımımız yasaklar üzerinden değil, denge üzerinden olmalıdır." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayram boyunca artan et, tatlı ve ikram tüketiminin birçok kişide motivasyon kaybına neden olabildiğini kaydeden Korkmaz "Bayram döneminde artan et, tatlı ve ikram tüketimi birçok kişide 'Nasıl olsa bozuldu.' düşüncesine neden olabiliyor. Oysa birkaç öğünlük değişiklik tek başına tüm süreci bozmaz. Önemli olan sürdürülebilir dengeyi koruyabilmektir." ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Sindirim sorunlarına karşı porsiyon kontrolü uyarısı</strong></p>

<p>Kurban etinin özellikle bayramın ilk günlerinde aşırı miktarda tüketilmesinin bazı sağlık sorunlarını beraberinde getirebileceğini vurgulayan Korkmaz "Kurban etinin özellikle ilk gün aşırı miktarda tüketilmesi sindirim problemleri, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Bu nedenle porsiyon kontrolü sağlamak, eti sebzelerle dengelemek ve pişirme yöntemine dikkat etmek önemlidir." şeklinde konuştu.</p>

<p>Denge kurabilme alışkanlığının önemine dikkat çeken Korkmaz, küçük beslenme düzenlemeleriyle sürecin daha rahat yönetilebileceğini ifade ederek "Örneğin tatlı tüketilen bir öğünde ekmek veya pilav miktarını azaltmak, ağır geçen bir öğünden sonra günün devamında daha hafif seçimler yapmak süreci yönetmeyi kolaylaştırabilir." dedi.</p>

<p>Bayram süresince yeterli su tüketimi ve hafif fiziksel aktivitenin de önemli olduğunu belirten Korkmaz "Bayram boyunca yeterli su tüketimi ve hafif yürüyüşler de hem sindirimi hem ödem kontrolünü destekleyebilir. Günlük su ihtiyacı ortalama kilogram başına 33 ml olarak hesaplanabilir." ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Sağlıklı beslenmenin kısa süreli değil uzun vadeli alışkanlıklardan oluştuğunu belirten Korkmaz "Unutulmamalıdır ki sağlıklı beslenme birkaç günlük kusursuz süreçlerden değil, uzun vadeli alışkanlıklardan oluşur. Bayram sofralarının keyfini çıkarırken dengeyi koruyabilmek ise sürdürülebilir beslenmenin en önemli parçalarından biridir." şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/diyetisyen-korkmaz-kurban-bayraminda-yasaklarla-degil-dengeyle-yaklasilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/indir-47-1.png" type="image/jpeg" length="25127"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından skolyoz uyarısı!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-skolyoz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-skolyoz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, çocukluk döneminde gözden kaçabilen bacak boyundaki eşitsizliğin erken dönemde müdahale edilmediğinde çocuğun tüm iskelet sistemini tehdit edebildiğini ve kalıcı omurga eğriliğine (skolyoz) neden olabileceğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir. Ancak çocukların sağlığını değerlendirirken yalnızca boy ve kilo takibi yeterli olmayabiliyor; iskelet sistemi gelişiminin de dikkatle izlenmesi gerekiyor.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk döneminde gözden kaçabilen bacak boyundaki eşitsizliğin erken dönemde müdahale edilmediğinde çocuğun tüm iskelet sistemini tehdit edebildiğini belirterek, “<strong>Bacak boyu eşitsizliği ilerleyen yıllarda kalıcı omurga eğriliği (skolyoz), kalça ve diz eklemlerinde erken kireçlenme ile kronik ağrı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.</strong>” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Sarıyılmaz, bacak boyu eşitsizliğinde toplumdaki en büyük yanılgının “çocuk büyüyünce düzelir” düşüncesi olduğunu vurgulayarak, <strong>“Büyüme plağı hasarlarına bağlı gelişen bacak boyu eşitsizliği çocuk büyüdükçe katlanarak artar. Bu nedenle çocuğun yürüyüşünde fark edilen en küçük bir aksama bile basit bir basma bozukluğu olarak hafife alınmamalı ve mutlaka hekime başvurulmalıdır. Çünkü, kemik gelişimi tamamlanmadan yapılan küçük bir müdahale ileride ihtiyaç duyulabilecek büyük kemik ameliyatlarını önleyebilir” </strong>bilgisini verdi.</p>

<p>Bacak boyu eşitsizliğinde hafif farkların belirti vermeyebileceğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu nedenle özellikle büyüme çağındaki çocuklarda düzenli ortopedik değerlendirmenin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunuyor.</p>

<h2><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></h2>

<p>Bacak boyu eşitsizliğinin, iki bacak arasındaki ölçülebilir uzunluk farkı olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, toplumda hafif düzeyde farkların yaygın görüldüğünü ve bunların genellikle sorun oluşturmadığını anlattı.</p>

<p>Sarıyılmaz, ancak dünya genelinde her 100 çocuktan yaklaşık 3 ila 5’inde görülen önemli farkların ise tedavi edilmediği durumlarda kalıcı sağlık problemlerinin gelişebileceği uyarısında buludu.</p>

<p>Hafif düzeydeki eşitsizliklerin çoğu zaman dışarıdan belirti vermediğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Ancak fark arttıkça; yürürken aksama, bir bacağın üzerinde daha fazla durma, ayakkabı tabanlarında farklı aşınma ve omuz-kalça hattında asimetri gibi belirtiler ortaya çıkabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Hem doğuştan hem sonradan olabiliyor!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bacak boyu eşitsizliğinin hem doğuştan hem de sonradan ortaya çıkabildiğine işaret eden Sarıyılmaz, çocukluk çağında geçirilen ve büyüme plağını etkileyen kemik kırıklarının, enfeksiyonların ve kalça çıkığının (gelişimsel kalça displazisi) bacak boyu eşitsizliğinin en sık görülen nedenleri olduğunu aktardı.</p>

<p>Bunların yanı sıra bazı çocukların doğuştan uzuv gelişim eksikliğiyle dünyaya geldiğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bazı sendromik durumlarda da vücudun bir yarısının diğerine göre daha fazla büyüyebildiğini kaydederek, nadir durumlarda ise kemik tümörleri veya çocukluk çağı romatizmasının büyüme dengesini bozarak eşitsizliğe yol açabildiğine vurgu yaptı.</p>

<h2><strong>Hafif farklarda ilk seçenek: Tabanlık ve ayakkabı takviyeleri</strong></h2>

<p>Her bacak boyu eşitsizliğinin ameliyat gerektirmediğini dile getiren Sarıyılmaz, özellikle 2 santimetrenin altındaki farklarda cerrahi dışı yöntemlerin tercih edildiğini söyledi.</p>

<p>Kişiye özel ortopedik tabanlıkların önemine işaret eden Sarıyılmaz,<strong> </strong><strong>"Ayakkabı içine yerleştirilen özel ortopedik tabanlıklar kısa olan bacağı destekleyerek kalça ve omurga dizilimini dengeliyor. Tabanlık kullanımı, vücudun eşitsizliği telafi etmek için omurganın eğmesini önlüyor ve eklemlere binen dengesiz yükü ortadan kaldırıyor. Tabanlıklar bu etkileriyle skolyoz gelişimini engelleyebiliyor.''</strong></p>

<p>Sarıyılmaz, ayakkabı altı takviyelerinin (lift) ise farkın tabanlıkla giderilemeyecek düzeyde olduğu, ancak cerrahi sınırın altında kaldığı durumlarda, ayakkabının dış tabanına eklemeler yapılarak denge sağladığını kaydetti.</p>

<h2><strong>Bu farklarda ameliyat gündeme geliyor</strong></h2>

<p>Bacak boyları arasındaki farkın 2-2,5 santimetrenin üzerine çıkmasının beklendiği durumlarda cerrahi yöntemlerin gündeme geldiğini ifade eden Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, uygulanan tedavilerin vücudun kendi kemiğini üretme prensibine dayandığını söyleyerek, bu süreçte kullanılan başlıca teknikleri şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>"Eksternal fiksatörler (Dıştan cihazlar): Dıştan yerleştirilen metal çerçeveler (eksternal fiksatörler) kemiklere ince teller veya vidalarla tutunuyor. Yöntem özellikle kemikte hem kısalık hem de eğrilik (deformite) olan karmaşık tablolarda ön plana çıkıyor.</strong></p>

<p><strong>Manyetik akıllı çiviler (İçten uzatma): Kemiğin içine yerleştirilen ve dışarıdan hiçbir parçası görünmeyen ileri teknoloji ürünü bir yöntem. Uzatma işlemi dışarıdan tutulan bir manyetik kumandayla gerçekleştiriliyor. Enfeksiyon riskinin daha düşük olduğu bu yöntem iz bırakmaması nedeniyle estetik açıdan da avantaj sağlıyor.</strong></p>

<p><strong>Kombine yöntemler (LON Tekniği): Hem içten çivi hem de dıştan fiksatörün birlikte kullanıldığı bu teknikte, çocuğun dıştaki fiksatör cihazıyla geçirdiği süre önemli ölçüde kısaltılarak konfor artırılıyor.</strong></p>

<p><strong>Büyümenin yavaşlatılması (Epifizyodez): Uzun olan bacağın büyüme hızı küçük bir müdahaleyle kontrollü şekilde yavaşlatılarak, kısa olan bacağın diğerine yetişmesi hedefleniyor." </strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/uzmanindan-skolyoz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 20:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/uzmanindan-skolyoz-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="81173"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aile bağlarının güçlü olması nitelikli iletişime bağlı!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ailenin bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yer olduğunu belirten uzmanlar, bireyin yaşamında ailenin rolünün çok büyük olduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı bireylerin ancak sağlıklı aile ilişkileri içinde yetişebileceğini vurgulayan Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, 15 Mayıs Aile Günü kapsamında, aile bağlarının güçlenmesinde iletişim, rol model olma, birlikte kaliteli zaman geçirme ve karşılıklı etkileşimin önemi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yer!</strong></p>

<p>Ailenin neden önemli olduğunu açıklayan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Aile, bireyin içine doğduğu, hayatı anlamlandırmayı öğrendiği ilk yerdir. O yüzden bireyin yaşamında; kişilik gelişmesinde, özgüveninin gelişmesinde, iletişim tarzında, sorun çözme becerilerinde ailenin rolü çok büyüktür.” dedi.</p>

<p>Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle birlikte aile bağlarının oldukça zayıfladığını aktaran Demirsoy, “Toplumu sağlıklı bir toplum yapan, sağlıklı bireylerdir; sağlıklı birey de ancak sağlıklı aile ilişkilerinin içerisinde yetişebilir. Modern yaşamda aileler artık daha az iletişim kuruyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Birey ve aile birbirini karşılıklı etkiliyor!</strong></p>

<p>Aile günü gibi özel günlerin sembolik hatırlama açısından önemli olduğunu ancak sadece bir gün hatırlamamak gerektiğini dile getiren Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Tabii ki, sürekliliği olması önemli. Özellikle bizim gibi kurumların burada bir görevi var. Sağlıklı iletişim becerileri, sorun çözme yöntemleri öğrenilirse bu, aileyi dayanıklı ve güçlü kılacaktır.” dedi.</p>

<p><strong>Her ailede sıkıntılar yaşandığına işaret eden Demirsoy, şöyle devam etti:</strong></p>

<p>“İnsan hayatında, yaşamın akışı içerisinde inişler çıkışlar, zor zamanlar olur. Eğer bağlar güçlüyse, ilişkiler sağlıklıysa bu zor zamanlara karşı dayanıklı olunur. Klinik ortamda bize insanlar sıkıntıyla, sorunla geliyorlar ama önemli olan bu sorunlar ortaya çıkmadan önce yapılacaklardır. İşte orada bağları güçlendirmek, aile içi iletişimin artması, aileyi zor zamanlara karşı dayanıklı ve güçlü kılacaktır. Bireyde bir sıkıntı olduğu zaman bu aileyi etkiliyor; aile içi etkileşimlerde sorun olduğu zaman da bireyi etkiliyor. İki taraflı bir etkileşim var.”</p>

<p><strong>Aile içinde nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart!</strong></p>

<p>Ailedeki bağı güçlendirmek için birlikte zaman geçirmenin çok önemli olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Ailenin ritüelleri çok değerlidir. Özel günler, bayramlar, kandiller; bunlar bizim toplumumuzda aile bağlarını ve kişiler arası ilişkileri güçlendiren sosyal destek sistemleridir. Bunlar günümüzde biraz zayıflamaya başladı. Komşuluk ilişkileri bile zayıfladı. İnsan sosyal bir canlıdır. İnsanın iyilik halini; yakın ve doyurucu sosyal ilişkilerinin çokluğu belirliyor.” dedi.</p>

<p>Birlikte yemek yeme, ailece belli zamanlarda bir araya gelme gibi ritüelleri kaybetmemek gerektiğini aktaran Demirsoy, “Nitelikli ve kaliteli zaman geçirmek şart. O sırada birbirini dinlemek çok önemli. İletişim diyoruz ama iletişimde en önemli unsur konuşmaktan da önce dinlemek. Karşısındakini dinlemek, anlayabilmek... İnsan anlaşıldığını hissettiği zaman karşısındakine kendini yakın ve bağlı hisseder. Bu insanın bir ihtiyacıdır. Eğer aile içi ilişkiler sağlıklıysa, kişi kendini gerçekleştirebiliyorsa, işitildiğini ve anlaşıldığını hissediyorsa o aile bağları güçlüdür ve zorluklara karşı dayanıklıdır. Böyle ailelerin çok olduğu bir toplum da güçlü olur.” açıklamasını yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar!</strong></p>

<p>Aileyi oluşturan çekirdeğin evlilik ilişkisi olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Eş ilişkisinde de kadının ve erkeğin nasıl bir geçmişi olduğu, kendi köken ailelerinden ne aldıkları çok önemlidir. İçinde yetişilen aile kişiliği belirliyor; ne tarz ilişkiler kuracağını, nasıl bir romantik bağlanma yaşayacağını, nasıl bir evlilik yürüteceğini belirliyor.” dedi.</p>

<p>Neden bazı ailelerde bu bağlar zayıf olduğuna değinen Demirsoy, “Biraz ‘bireyselliğin’ bir değer olarak sunulduğu bir dönemdeyiz. Kişiler arası ilişkiler, aile bağlarının güçlü olması, birbirine karşı hoşgörü ve yerine göre önceliği diğerine verebilmek gibi özellikleri gerektiriyor. Ama ‘ben önemliyim, öncelik benim’ dendiği zaman bu, ilişkileri yaralayan bir şeye dönüşüyor. İş birliği ve dayanışma bağları güçlü kılar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Anne-babanın çocuklara doğru rol model olması gerekiyor!</strong></p>

<p>Teknolojinin gelişmesi ve dijitalleşmenin de aile kavramı üzerinde etkileri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Çocuklar kendi odasında bilgisayarla, anne-baba elinde telefonla... Ailelerde bu örüntüyü çok görüyoruz. Aileler bunu ne zaman sorun ediyor? Çocuk ders çalışmıyorsa veya sorumluluklarını aksatıyorsa. Halbuki çocuk model alarak öğrenir. Anne-baba kendisi televizyon karşısında veya sosyal medyada zaman geçiriyorsa, çocuğa ‘bunu yapma’ demenin hiçbir anlamı yok. Ne dediği değil, ne yaptığı önemlidir.” dedi.</p>

<p>Biz ailelere bu durumda ‘dijital detoks’ önerildiğini dile getiren Demirsoy, şunları söyledi:</p>

<p>“Doğru model oluşturmaları gerekiyor. Çocuk, anne-babasının ilişkisini model alacak; hayattaki diğer insanlarla, nesnelerle ve sorumluluklarla olan ilişkisini onlara bakarak kuracaktır. Eğer aile içinde samimi, sıcak bir hava varsa, ilişkiler yakınsa o çocuk da dünyaya o şekilde yönelir. Haz odaklı olmamayı, bazı yaşam hedeflerine ulaşmak için öncelikleri doğru sıralamayı öğrenir. Bu tamamen anne-babanın kendisinde bunları geliştirmiş olmasına bağlı.</p>

<p>Aile kavramı sadece kan bağıyla sınırlı değil tabii ki. Toplumumuzda büyük aile, akrabalar ve hatta komşuluk birer sosyal destek sistemidir. Bazen hastalık, iş temposu gibi nedenlerle anne-babanın yetişemediği durumlarda, diğer sosyal destek sistemleri devreye girdiğinde dayanıklılık artar.”</p>

<p><strong>Aile bağlarını güçlendirmek için 3 öneri!</strong></p>

<p>Aile bağlarını güçlendirmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, sözlerini şöyle tamamladı.</p>

<p>“İletişim ve etkileşim önemli. Aile sadece aynı evin içinde yaşayan insanlar topluluğu değildir; gerçek bir etkileşim gerekir. Birbirini dinlemek, ‘yanındayım’ mesajını verebilmek ve hissettirebilmek çok önemlidir. Anlaşmazlıklar ve çatışmalar yaşanabilir, hiçbir sorun çözümsüz değildir. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı olmak gerekir. Hayatın getirdiği zorluklar aslında daha iyi şeyleri geliştirme fırsatıdır. Bu bakış açısıyla zorluklardan nasıl güçlü çıkabiliriz, buna bakılmalı.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/aile-baglarinin-guclu-olmasi-nitelikli-iletisime-bagli</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/e66dfdb8-6e6e-4ad3-82a8-01c6802906c7.jpg" type="image/jpeg" length="56724"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
