<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>| Doğruhaber</title>
    <link>https://dogruhaber.com.tr</link>
    <description>Türkiye ve İslam dünyasından son dakika haberleri, gazete manşetleri ve doğru analizler Doğruhaber'de. Siyaset, ekonomi ve güncel haberler parmaklarınızın ucunda. Namaz vakitleri ve en son haber akışı için güvenilir internet haber kaynağınız: dogruhaber.com.tr.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 09 Jul 2026 14:47:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Saç beyazlarını doğal rengine çeviren etkili formül ortaya çıktı!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/sac-beyazlarini-dogal-rengine-ceviren-etkili-formul-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/sac-beyazlarini-dogal-rengine-ceviren-etkili-formul-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlk beyaz saçlar çoğu kişi tarafından yaşlanmanın doğal ve önlenemez bir sonucu olarak görülür. Ancak bu değişimin ardında sadece zaman yoktur. Kalıtsal etkenler, yoğun stres, yetersiz beslenme ve çeşitli sağlık problemleri erken beyazlamaya yol açabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmalara göre saç rengini yitirme süreci tek yönlü değildir; bazı durumlarda gri teller yeniden doğal rengini kazanabilmektedir.</p>

<p>Uzman dermatolog bazı insanlarda Saçların niçin tahmin edilenden çok daha erken beyazlaştığını açıkladı. Uzman genel olarak gözden kaçan bu kritik sebebin yanı sıra erken beyazlamayı engellemeye destek olacak kolay ancak etkili ipuçlarını da paylaştı.</p>

<p>Saçlarda ilk beyaz Tellerin oluşması pek çok kimse için beklenmedik bir sürpriz olabilir.</p>

<p>Her ne kadar saç beyazlaması sıklıkla yaşın getirdiği doğal bir süreç olarak düşünülse de bu değişim sadece genetik yatkınlık ya da yaşa bağlı olmayabilir.</p>

<p>Öte yandan gençlerde görülen erken beyazlama sorununda farklı nedenler bulunabilir.</p>

<p><img height="408" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/istockphoto-1259227322-612x612.jpg" width="612" /></p>

<p>Saç bakımı uzmanı dermatolog Dr. Aamna Adel, Bir sosyal medya içeriğinde bu alandaki yanılgıları açıklayarak düzeltti. Bir kadının saçından kopardığı telin ucunun gri, alt bölümünün ise siyah çıkması ile ilgili yorum yapan hekim, stres faktörünün saç beyazlamasında önemli rol oynayabileceğini vurguladı.</p>

<p><strong>"Strese girdiğiniz sırada salgılanan adrenalin, noradrenalin ve steroidler saç kök hücrelerini etkileyerek saçın rengini veren melanini baskılayabiliyor" </strong>dedi.</p>

<p><img height="408" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/istockphoto-1295840536-612x612.jpg" width="612" /></p>

<p>2020 döneminde Harvard Üniversitesinde yapılan bir araştırmada bu fikri destekliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerçekleştirilen çalışmada stresin saçların beyazlama zamanını hızlandırabileceği ifade edilirken, genetik yatkınlığın sıklıkla daha baskın olduğunu açıklayan Dr. Adel, genç yaşta saç beyazlamasının B12 vitamininin azalması, tiroid rahatsızlıkları, vitiligo ve alopesi areata milli sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini belirtti.</p>

<p>Stres kaynaklı beyazlamanın ise geri dönüşünün mümkün olabileceğini belirten Adel, <strong>"Stresli dönemi atlattığınızda kök hücreler yeniden aktifleşebilir ve melanin üretimi başlayabilir. Ancak bu herkes için geçerli olmayabilir"</strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Son olarak, <strong>"Gri saçların birçok nedeni vardır: tiroid, vitamin eksiklikleri, genetik, yaş ve stres. Altta yatan sebebi bulup tedavi etmek saçların yeniden renklenmesine yardımcı olabilir. Ve ek olarak, saç koparmak daha fazla beyaz saç çıkmasına yol açmaz" </strong>diyerek sözlerini noktaladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AMMAR KIZILÇINAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/sac-beyazlarini-dogal-rengine-ceviren-etkili-formul-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/sac-beyazlarini-dogal-rengine-ceviren-etkili-formul-ortaya-cikti.png" type="image/jpeg" length="12795"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeşilay: Kumar bağımlılığı madde bağımlılığını geride bıraktı]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/yesilay-kumar-bagimliligi-madde-bagimliligini-geride-birakti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/yesilay-kumar-bagimliligi-madde-bagimliligini-geride-birakti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeşilay Batman Şube Başkanı Mehmet Orhan Edis, son aylarda kumar bağımlılığının madde bağımlılığını geride bıraktığını söyledi. Edis, özellikle sanal kumarın gençler arasında hızla yaygınlaştığını belirterek, bağımlılıkla mücadelede toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeşilay Batman Şube Başkanı Mehmet Orhan Edis, Yeşilay Danışmanlık Merkezi'nde (YEDAM) düzenlediği basın toplantısında bağımlılıkla mücadele çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><img alt="Başlıksız-300" class="detail-photo img-fluid" height="910" src="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/basliksiz-300.png" width="1366" /></p>

<p>Son 6 ayda merkeze 350 ailenin başvurduğunu belirten Edis, özellikle kumar bağımlılığına yönelik başvuruların madde bağımlılığını geride bıraktığını söyledi.</p>

<p>Edis, göreve geldikleri son altı aylık süreçte merkezin daha görünür hale geldiğini belirterek, "Son altı ay içerisinde 350 bağımlı yakını ve aile YEDAM'a başvurdu. Bu sayı, bağımlılığın yalnızca bireyi değil, yüzlerce aileyi etkileyen önemli bir sorun olduğunu ortaya koyuyor." dedi.</p>

<p>Başvuran kişilerin ihtiyaçlarına göre yönlendirildiğini ifade eden Edis, ilaç tedavisi gerektiren bireylerin önce hastanelere sevk edildiğini, tedavi sürecinin ardından ise psikososyal destek için yeniden YEDAM'da takip edildiklerini kaydetti.</p>

<p>Batman Valiliği tarafından yürütülen bağımlılıkla mücadele modeli kapsamında kurumlarla koordineli çalıştıklarını belirten Edis, son dönemde bazı bağımlı bireylerin Bursa, Kayseri ve Diyarbakır'daki Yeşilay Rehabilitasyon Merkezlerine gönderildiğini söyledi. Bu merkezlerde bağımlıların 3 ila 6 ay arasında yatılı tedavi gördüğünü ifade etti.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">"Onları yeniden hayata kazandırmaya çalışıyoruz"</span></strong></span></h2>

<p>YEDAM'ın en önemli özelliklerinden birinin gizlilik ilkesi olduğunu vurgulayan Edis, merkeze başvuran kişilerin kimlik bilgilerinin tamamen gizli tutulduğunu belirterek, "Burada insanları yargılamıyor, onları yseniden hayata kazandırmaya çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağımlılığın yalnızca Batman'ın değil, tüm Türkiye'nin sorunu olduğunu dile getiren Edis, toplumun daha duyarlı olması gerektiğini belirterek, "Bağımlılık 'benim ailemde yok' denilerek göz ardı edilemez. Bu sorun herkesin kapısını çalabilir. Bu nedenle bağımlı bireyleri tedaviye yönlendirme konusunda daha hassas davranmalıyız." dedi.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">"Sanal kumar yaygınlaşıyor"</span></strong></span></h2>

<p>Zorunlu tedavi konusunda yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunduğunu ifade eden Edis, ailelerin çocuklarını tedavi ettirmek istemesine rağmen bireyin rıza göstermemesi halinde hukuki süreçlerin uzadığını belirtti. Edis, Yeşilay Genel Merkezi'nin bu konuda zorunlu tedaviyi içeren yasal düzenlemeler üzerinde çalışma yürüttüğünü söyledi.</p>

<p>Son dönemde en fazla artışın kumar bağımlılığında yaşandığını belirten Edis, özellikle sanal kumarın 15-24 yaş grubunda yaygınlaştığını ifade etti. Kumar bağımlılığı nedeniyle birçok ailenin dağıldığını, boşanmaların arttığını ve ciddi sosyal sorunların ortaya çıktığını dile getiren Edis, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre intiharların yaklaşık yüzde 20'sinin kumar bağımlılığıyla ilişkili olduğunu söyledi.</p>

<p>İnternet bağımlılığının da giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Edis, artık sadece çocukların değil yetişkinlerin de internet bağımlılığıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">"Kızılay Kan Merkezi binasının bize tahsis edilmesini istiyoruz"</span></strong></span></h2>

<p>Yeşilay'ın alkol, tütün, madde, kumar ve internet olmak üzere beş farklı bağımlılık alanında hizmet verdiğini aktaran Edis, merkezin mevcut kapasitesinin tamamen dolduğunu ifade etti.</p>

<p>Yeşilay Batman Şubesi'nin daha görünür bir noktaya taşınmasını istediklerini de dile getiren Edis, BATSO binası yanında daha önce Kızılay Kan Merkezi olarak kullanılan binanın kendilerine tahsis edilmesini talep ettiklerini söyledi. Şu anki hizmet binasının ulaşım açısından dezavantajlı bir konumda bulunduğunu belirten Edis, merkezi bir noktada hizmet vermeleri halinde daha fazla vatandaşa ulaşabileceklerini ifade etti.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">"Yılda 5 milyar paket sigara tüketiliyor"</span></strong></span></h2>

<p>Sigara tüketimine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Edis, Türkiye'de resmi verilere göre yılda yaklaşık 5 milyar paket sigara tüketildiğini belirterek, kayıt dışı sigara kullanımının da bu rakama dahil olmadığını söyledi.</p>

<p>Yeşilay'ın maddi desteğini büyük ölçüde bağışlarla sürdürdüğünü ifade eden Edis, bağımlılıkla mücadelenin yalnızca devlet kurumlarının ya da güvenlik güçlerinin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı.</p>

<p>Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Edis, son dönemde YEDAM'a yapılan başvuruların önemli bölümünü kumar bağımlılığı vakalarının oluşturduğunu belirterek, internet bağımlılığına yönelik müracaatların da giderek arttığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/yesilay-kumar-bagimliligi-madde-bagimliligini-geride-birakti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/1761949617318-son-haber-muhabir-psd-2025-11-01-t-012645.jpg" type="image/jpeg" length="33284"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite Tedavisi Olacakların Dikkatine: Gerçekten İhtiyaç Duyuyor musunuz?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/obezite-tedavisi-olacaklarin-dikkatine-gercekten-ihtiyac-duyuyor-musunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/obezite-tedavisi-olacaklarin-dikkatine-gercekten-ihtiyac-duyuyor-musunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni nesil GLP-1 ilaçları obezite tedavisinde önemli başarı sağlarken, tıp dünyasında yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Uzmanlar, tedavinin yalnızca kilo fazlalığına değil, kişinin genel sağlık durumuna göre planlanması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Obezite tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak gösterilen GLP-1 hormonunu taklit eden ilaçlar, tıp dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Uzmanlar, asıl sorunun artık obezitenin nasıl tedavi edileceği değil, hangi hastaların gerçekten tedaviye ihtiyaç duyduğunun belirlenmesi olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>The Economist dergisinde yayımlanan değerlendirmeye göre, iştahı azaltan ve mide boşalmasını yavaşlatarak tokluk hissini artıran GLP-1 ilaçları, hastaların vücut ağırlığının yüzde 15 ila 20'sini kaybetmesine yardımcı olabiliyor. Ayrıca tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, yağlı karaciğer ve uyku apnesi gibi obeziteyle ilişkili rahatsızlıkların kontrolüne de katkı sağlıyor.</p>

<p>Ancak uzmanlara göre bu başarı, tedaviden kimlerin yararlanması gerektiği konusunda yeni soruları gündeme getirdi. Uzun yıllardır temel ölçüt olarak kullanılan vücut kitle indeksinin (VKİ), tek başına kişinin sağlık risklerini değerlendirmede yetersiz kaldığı belirtiliyor.</p>

<p>Araştırmacılar, aynı VKİ değerine sahip iki kişinin sağlık durumunun tamamen farklı olabileceğine dikkat çekiyor. Bir kişinin herhangi bir metabolik sorunu bulunmazken, diğerinde diyabet, hipertansiyon veya kalp hastalığı görülebiliyor. Bu nedenle yalnızca kiloya bakılarak tedavi kararı verilmesinin doğru olmadığı ifade ediliyor.</p>

<p>Bu doğrultuda tıp çevrelerinde, sağlık sorunlarına yol açan ve ilaç ya da cerrahi müdahale gerektiren "hastalığa bağlı obezite" ile doğrudan sağlık riski oluşturmayan fazla kilonun birbirinden ayrılması gerektiği yönündeki görüş güç kazanıyor. Uzmanlar, ikinci gruptaki kişiler için yaşam tarzı değişikliklerinin ilaç tedavisinden daha uygun olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Dergiye göre, bu yaklaşımın arkasındaki önemli nedenlerden biri de GLP-1 ilaçlarının yüksek maliyeti. Uzun süre kullanılması gerekebilen bu tedavilere yönelik talebin hızla artması, sağlık sistemleri ve sigorta kuruluşları açısından ekonomik sürdürülebilirlik tartışmalarını da beraberinde getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tıp dünyasında ayrıca obezitenin tek başına kronik bir hastalık mı yoksa başka hastalıkların gelişme riskini artıran bir faktör mü olduğu konusunda da görüş ayrılığı bulunuyor. Bu tartışma, tanı kriterlerinden ilaç kullanımına ve sağlık sigortası politikalarına kadar birçok alanı etkiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, vücut kitle indeksinin tamamen terk edilmesini değil, bel çevresi, vücut yağ oranı ve dağılımı, kan şekeri ve yağ değerleri, eşlik eden hastalıklar, fiziksel uygunluk ve günlük yaşam aktiviteleri gibi diğer göstergelerle birlikte değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>The Economist'e göre tıp dünyası giderek "kişiselleştirilmiş tedavi" anlayışına yöneliyor. Bu yaklaşımda tedavi kararı, yalnızca tartıdaki rakama değil, hastanın genel sağlık durumunun bütüncül değerlendirilmesine dayanıyor. Böylece obezite tedavisindeki temel soru, "Nasıl kilo verilir?" olmaktan çıkıp, "Kim gerçekten tedaviye ihtiyaç duyuyor?" sorusuna dönüşüyor. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/obezite-tedavisi-olacaklarin-dikkatine-gercekten-ihtiyac-duyuyor-musunuz</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 20:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/03/obezite-4.png" type="image/jpeg" length="97640"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kimler obezite tedavisi görmeli? Uzman isimden önemli açıklamalar]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kimler-obezite-tedavisi-gormeli-uzman-isimden-onemli-aciklamalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kimler-obezite-tedavisi-gormeli-uzman-isimden-onemli-aciklamalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni nesil GLP-1 ilaçları obezite tedavisinde önemli başarı sağlarken, tıp dünyasında yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Uzmanlar, tedavinin yalnızca kilo fazlalığına değil, kişinin genel sağlık durumuna göre planlanması gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Obezite tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak gösterilen GLP-1 hormonunu taklit eden ilaçlar, tıp dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Uzmanlar, asıl sorunun artık obezitenin nasıl tedavi edileceği değil, hangi hastaların gerçekten tedaviye ihtiyaç duyduğunun belirlenmesi olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>The Economist dergisinde yayımlanan değerlendirmeye göre, iştahı azaltan ve mide boşalmasını yavaşlatarak tokluk hissini artıran GLP-1 ilaçları, hastaların vücut ağırlığının yüzde 15 ila 20'sini kaybetmesine yardımcı olabiliyor. Ayrıca tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, yağlı karaciğer ve uyku apnesi gibi obeziteyle ilişkili rahatsızlıkların kontrolüne de katkı sağlıyor.</p>

<p>Ancak uzmanlara göre bu başarı, tedaviden kimlerin yararlanması gerektiği konusunda yeni soruları gündeme getirdi. Uzun yıllardır temel ölçüt olarak kullanılan vücut kitle indeksinin (VKİ), tek başına kişinin sağlık risklerini değerlendirmede yetersiz kaldığı belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar, aynı VKİ değerine sahip iki kişinin sağlık durumunun tamamen farklı olabileceğine dikkat çekiyor. Bir kişinin herhangi bir metabolik sorunu bulunmazken, diğerinde diyabet, hipertansiyon veya kalp hastalığı görülebiliyor. Bu nedenle yalnızca kiloya bakılarak tedavi kararı verilmesinin doğru olmadığı ifade ediliyor.</p>

<p>Bu doğrultuda tıp çevrelerinde, sağlık sorunlarına yol açan ve ilaç ya da cerrahi müdahale gerektiren "hastalığa bağlı obezite" ile doğrudan sağlık riski oluşturmayan fazla kilonun birbirinden ayrılması gerektiği yönündeki görüş güç kazanıyor. Uzmanlar, ikinci gruptaki kişiler için yaşam tarzı değişikliklerinin ilaç tedavisinden daha uygun olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Dergiye göre, bu yaklaşımın arkasındaki önemli nedenlerden biri de GLP-1 ilaçlarının yüksek maliyeti. Uzun süre kullanılması gerekebilen bu tedavilere yönelik talebin hızla artması, sağlık sistemleri ve sigorta kuruluşları açısından ekonomik sürdürülebilirlik tartışmalarını da beraberinde getiriyor.</p>

<p>Tıp dünyasında ayrıca obezitenin tek başına kronik bir hastalık mı yoksa başka hastalıkların gelişme riskini artıran bir faktör mü olduğu konusunda da görüş ayrılığı bulunuyor. Bu tartışma, tanı kriterlerinden ilaç kullanımına ve sağlık sigortası politikalarına kadar birçok alanı etkiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, vücut kitle indeksinin tamamen terk edilmesini değil, bel çevresi, vücut yağ oranı ve dağılımı, kan şekeri ve yağ değerleri, eşlik eden hastalıklar, fiziksel uygunluk ve günlük yaşam aktiviteleri gibi diğer göstergelerle birlikte değerlendirilmesini öneriyor.</p>

<p>The Economist'e göre tıp dünyası giderek "kişiselleştirilmiş tedavi" anlayışına yöneliyor. Bu yaklaşımda tedavi kararı, yalnızca tartıdaki rakama değil, hastanın genel sağlık durumunun bütüncül değerlendirilmesine dayanıyor. Böylece obezite tedavisindeki temel soru, "Nasıl kilo verilir?" olmaktan çıkıp, "Kim gerçekten tedaviye ihtiyaç duyuyor?" sorusuna dönüşüyor.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kimler-obezite-tedavisi-gormeli-uzman-isimden-onemli-aciklamalar</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/obezite-tedavi.jpg" type="image/jpeg" length="30584"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın kanser tedavisi görenler için 10 önemli öneri!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/yazin-kanser-tedavisi-gorenler-icin-10-onemli-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/yazin-kanser-tedavisi-gorenler-icin-10-onemli-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanser tedavisi görenlerin yaz aylarında dikkat etmesi gerekenlere ilişkin uyarılarda bulunan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu, sağlıklı beslenme, bol su tüketimi, güneşten ve enfeksiyondan korunma gibi önlemlerin hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve yoğun güneş maruziyeti kanser tedavisinde bazı yan etkilerin daha belirgin hissedilmesine yol açabiliyor. Özellikle kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler alan hastalarda sıvı kaybı, güneş hassasiyeti, enfeksiyonlar ve sıcak havaya bağlı bazı sağlık sorunları daha sık görülebiliyor.</p>

<p>Doğru önlemler alındığında tedavi sürecini yaz döneminde de güvenli şekilde sürdürmenin mümkün olduğunu belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu "Kanser tedavisi gören hastalar için güvenli bir yaz mevsiminin temelinde bilinçli davranmak ve hekim önerilerine uyum göstermek yatmaktadır. Yeterli sıvı tüketimi, güneşten korunma, güvenli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve enfeksiyonlardan korunma gibi basit önlemler hem tedavi sürecinin daha rahat geçmesini sağlar hem de yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır." dedi.</p>

<p>Yazın kanser tedavisi gören görenlere önemli uyarılarda bulunan Erdemoğlu, dikkat edilmesi gereken 10 kuralı şu şekilde aktardı:</p>

<p>Güneşten korunun</p>

<p>Tedavi gören hastaların yaz aylarında yaptığı en önemli hatalardan biri uzun süre güneş altında kalmaktır. Bazı kemoterapi ilaçları ve hedefe yönelik tedaviler çok hızlı güneş yanığı gelişmesine, cilt lekelerine ve tahrişe yol açabilir. Güneşten korunmanın yalnızca krem kullanmak anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Gölge alanların tercih edilmesi, uygun kıyafet, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılması, güneşin en yoğun olduğu saatlerden kaçınılması da en az güneş kremi kadar önemlidir. Özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında doğrudan güneşe maruz kalınmamalı, en az SPF 50 koruma sağlayan, geniş spektrumlu (UVA ve UVB korumalı) güneş kremleri tercih edilmelidir.</p>

<p>Sıvı tüketimini artırın</p>

<p>Yaz döneminde onkoloji kliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri yetersiz sıvı tüketimidir. Hastaların önemli bir kısmı su içmek için, susama hissinin yeterli olduğunu düşünse de özellikle ileri yaş hastalarda susama mekanizması her zaman güvenilir değildir. Sıvı kaybı sadece halsizlik ve baş dönmesine değil, aynı zamanda böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin artmasına da neden olabilir. Ayrıca bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Bu nedenle gün boyunca susamayı beklemeden, düzenli aralıklarla su içilmelidir. Böbrek, kalp hastalığı vb özel bir durum yoksa günde 2–2,5 litre sıvı tüketimi hedeflenmelidir. Ancak bu miktar kişinin kilosuna, aldığı tedaviye ve mevcut sağlık durumuna göre değişebilir.</p>

<p>SPF 50’yi tercih edin</p>

<p>Son yıllarda güneş kremlerinin içeriğiyle ilgili çeşitli tartışmalar gündeme gelmektedir. Hastaların bu konuda sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden ziyade bilimsel verilere güvenmeleri önemlidir. Günümüzde onaylı güneş kremlerinin kanser tedavileriyle veya hormon tedavileriyle klinik açıdan anlamlı bir etkileşim gösterdiğine dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Özellikle mineral filtre içeren, çinko oksit veya titanyum dioksit bazlı ürünler hassas cilde sahip hastalarda iyi bir seçenek olabilir.</p>

<p>Beslenmenize özen gösterin</p>

<p>Tedavi sürecinde yeterli ve dengeli beslenmek bağışıklık sisteminin desteklenmesine katkı sağlar. Hafif, dengeli ve güvenilir gıdaların tercih edilmesi gerekir. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli protein içeren öğünler ve düzenli sıvı alımı tedavi sürecini destekler.</p>

<p>Açıkta olan gıdalardan kaçının</p>

<p>Ancak açıkta satılan yiyecekler, iyi yıkanmamış sebzeler, çiğ et ve çiğ deniz ürünleri enfeksiyon riski nedeniyle dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle beyaz küre sayısı düşük olan hastalarda basit bir gıda kaynaklı enfeksiyon bile ciddi sonuçlar doğurabilir. Yaz aylarında uzun süre dışarıda beklemiş süt ürünleri, mayonezli yiyecekler ve açık büfe ürünleri de risk oluşturabilir.</p>

<p>Sıcak çarpmasına dikkat edin</p>

<p>Kanser tedavisi gören hastaların çoğunun farkında olmadığı önemli bir risk de sıcak çarpmasıdır. Sıcak çarpması ile kemoterapi yan etkileri bazen birbirine karışabilir. Ancak yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, aşırı terleme veya tam tersine terleyememe, ciddi baş dönmesi, çarpıntı ve bayılma hissi gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa sıcak çarpması mutlaka akılda tutulmalıdır. Özellikle ileri yaş hastalar, eşlik eden kalp-damar hastalığı bulunanlar, böbrek fonksiyonları sınırlı olanlar ve performans durumu düşük hastalar sıcak havalardan daha fazla etkilenmektedir.</p>

<p>Enfeksiyonlardan korunun</p>

<p>Kemoterapi bağışıklık sistemini baskılayabildiği için enfeksiyonlara karşı daha dikkatli olunmalıdır. Kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçınılmalı, el hijyenine özen gösterilmeli, hasta kişilerle yakın temasta bulunulmamalı ve ateş gelişmesi halinde mutlaka hekime başvurulmalıdır.</p>

<p>Aktif kalmaya çalışın</p>

<p>Fiziksel aktivite tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır. Günümüzde mümkün olduğu kadar aktif kalmanın hem yaşam kalitesini hem de fiziksel dayanıklılığı artırdığı bilinmektedir. Yaz aylarında yürüyüş, hafif tempolu bisiklet, yüzme ve esneme egzersizleri uygun seçenekler arasında yer alır. Ancak egzersizlerin günün serin saatlerinde yapılması, yeterli sıvı alınması ve aşırı efordan kaçınılması gerekir. Hastaların kendilerini zorlamadan, vücutlarının verdiği sinyalleri dikkate alarak hareket etmeleri önemlidir.</p>

<p>Tatili tedavi programına göre planlayın</p>

<p>Tedavi alan hastaların yaz tatiline çıkmasında çoğu zaman bir sakınca yoktur. Ancak seyahat planları tedavi takvimine göre yapılmalı, gidilecek bölgede sağlık hizmetlerine erişim imkanı araştırılmalı ve kullanılan ilaçlar düzenli şekilde taşınmalıdır. Deniz genellikle uygun koşullarda tercih edilebilirken, hijyeninden emin olunmayan havuzlarda enfeksiyon riski göz önünde bulundurulmalıdır. Yakın zamanda cerrahi geçirmiş, kateter taşıyan veya ciddi bağışıklık baskılanması olan hastalarda daha dikkatli olunmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Estetik işlemleri erteleyin</p>

<p>Estetik uygulamalar konusunda kemoterapi sürecinde dikkatli olunmalıdır. Botoks, dolgu, mezoterapi ve benzeri işlemler bazı hastalarda uygun olsa da aktif tedavi sırasında enfeksiyon, gecikmiş yara iyileşmesi ve beklenmeyen cilt reaksiyonları açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik girişimler mutlaka hastayı takip eden onkoloji uzmanı ile görüşülerek planlanmalıdır. Özellikle beyaz küre veya trombosit değerlerinin düşük olduğu dönemlerde bu tür işlemlerden kaçınılmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/yazin-kanser-tedavisi-gorenler-icin-10-onemli-oneri</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 13:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/kanser-tedavisi-icin-diski-fayda-saglayabilir-bir-ortaokul-ogrencisinden-surpriz-kesif-17334066002384-2.webp" type="image/jpeg" length="18715"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizinde kadınlar 7 kat daha fazla eve gönderiliyor]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kalp-krizinde-kadinlar-7-kat-daha-fazla-eve-gonderiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kalp-krizinde-kadinlar-7-kat-daha-fazla-eve-gonderiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni araştırmalar, kadınların kalp krizi belirtilerinin "atipik" olarak değerlendirilmesi nedeniyle yanlış teşhis alma ve tedavi edilmeden taburcu edilme riskinin erkeklere göre çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, özellikle 55 yaş altındaki kadınların acil servislerden gerekli kardiyak değerlendirme yapılmadan taburcu edilme olasılığının erkeklere göre 7 kat daha fazla olduğunu belirtiyor.</p>

<p>ABD'de Family Heart Foundation gönüllü elçisi Barbara Collura'nın yaşadıkları, bu sorunun çarpıcı örneklerinden biri oldu. Nefes darlığı, aşırı terleme ve sol kola yayılan sırt ağrısıyla acil servise başvuran Collura'nın testleri normal bulundu ve evine gönderildi. Ertesi gün belirtilerinin anksiyeteye bağlı olabileceği söylendi. Aynı gece kalp krizi geçiren Collura'ya doğru teşhis ancak üçüncü doktor ziyaretinde konulabildi. Yapılan incelemelerde kalp damarlarından birinin yüzde 99 oranında tıkalı olduğu belirlendi.</p>

<p>Uzmanlara göre kadınların kalp krizi belirtilerinin uzun yıllardır "atipik" olarak tanımlanması önemli bir sorun oluşturuyor.</p>

<p>Son araştırmalar, kadın ve erkeklerin yüzde 90'ından fazlasının kalp krizi sırasında göğüs ağrısı yaşadığını ortaya koyuyor. Ancak kadınlarda buna ek olarak mide bulantısı, nefes darlığı, aşırı yorgunluk, çene ağrısı ve iki kürek kemiği arasındaki ağrı gibi belirtiler daha sık görüldüğü için tanı süreci zorlaşabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doktorlar bu belirtileri kalple ilgisiz olarak değerlendirebildiğinden yanlış teşhis riski de artıyor.</p>

<p>Harvard Tıp Fakültesi ve Brigham and Women's Hospital kardiyoloğu Michelle O'Donoghue ise kalp krizlerinin her zaman filmlerde gösterildiği kadar ani ve dramatik olmadığını belirtti.</p>

<p>O'Donoghue'ya göre kadınlar göğüs ağrısını çoğu zaman birkaç dakika süren künt bir ağrı ya da göğüste baskı hissi olarak tarif ediyor. Ayrıca kadınlarda kalp krizleri dinlenme sırasında veya uyku esnasında daha sık görülebiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, özellikle göğüs rahatsızlığı, nefes darlığı, mide bulantısı, çene veya kol ağrısı gibi açıklanamayan belirtiler yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden acil tıbbi yardım alması gerektiğini vurguluyor. Kalp krizinden şüphelenildiğinde hastaneye kendi aracıyla gitmek yerine acil sağlık ekiplerinin aranması tavsiye ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Muhammed Mahsum Tuna</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kalp-krizinde-kadinlar-7-kat-daha-fazla-eve-gonderiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/bu-belirtiler-varsa-kalp-krizi-geciriyor-olabilirsiniz.jpg" type="image/jpeg" length="76251"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eleştiride doğru yaklaşım bireysel gelişimi destekliyor]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/elestiride-dogru-yaklasim-bireysel-gelisimi-destekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/elestiride-dogru-yaklasim-bireysel-gelisimi-destekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi destekleyen güçlü bir iletişim aracı olduğunu belirten uzmanlar, kişiliği hedef alan eleştirilerin ise savunmacılığı artırabildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan beyninin kimliğine yönelik eleştirileri fiziksel tehdit kadar güçlü algılayabildiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Sena Kalaz, kişiliği ve davranışı hedef alan eleştirinin farkları ile kişinin psikolojisi üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<h2><strong>Eleştiride hedef kişilik değil, davranış olmalı!</strong></h2>

<p>Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi destekleyen en önemli iletişim araçlarından biri olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Ancak bunun için odağın kişinin karakterine değil, gözlemlenebilir davranışlarına yönelmesi gerekir.” dedi.</p>

<p>Davranışa odaklanan eleştirinin, kişinin yaptığı belirli bir eylemi, o eylemin sonuçlarını ve değiştirilebilir yönlerini ele alırken, kişiliğe yönelik eleştirinin bireyin kimliğini hedef aldığına işaret eden Kalaz, “Örneğin, ‘sen dikkatsiz bir insansın’ demek yerine ‘bu raporda bazı ayrıntılar gözden kaçmış, bunları birlikte gözden geçirebiliriz’ demek hem aynı sorunu ifade eder hem de kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olmaz.” şeklinde konuştu.</p>

<h2><strong>İnsan beyni, kimliğine yönelik tehditleri fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabilir!</strong></h2>

<p>Psikolojik açıdan kişiliğe yönelik eleştirilerin daha yıkıcı olduğuna dikkat çeken Sena Kalaz, “Çünkü kişilik, bireyin benlik algısının ve öz değerinin temel bileşenlerinden biridir.” dedi.</p>

<p>İnsan beyninin kimliğine yönelik tehditleri, fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabileceğini aktaran Kalaz, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu nedenle kişiliğe yönelik olumsuz ifadeler savunmacılığı artırır, utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur. Buna karşılık davranış odaklı geri bildirim, değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir durumu işaret ettiği için bireyde ‘ben kötü bir insanım’ yerine ‘bu davranışımı farklı yapabilirim’ düşüncesini destekler. Bu nedenle davranış odaklı geri bildirimler psikoloji literatüründe daha yapıcı kabul edilir; çünkü suçlayıcı değil geliştirici bir yaklaşım sunar, öğrenmeyi teşvik eder ve öz yeterlilik duygusunu korur.”</p>

<h2><strong>İnsanlar çoğu zaman tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi etiketleme eğilimi gösterir!</strong></h2>

<p>İnsanlar eleştiri yaparken sıklıkla kişiliğe yönelme eğilimi gösterdiklerini kaydeden Kalaz, “Bunun en önemli nedenlerinden biri, öfke ve hayal kırıklığı gibi yoğun duygular yaşandığında beynin olayları genelleyerek değerlendirme eğilimidir. Tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi ‘sorumsuz’, ‘bencil’, ‘tembel’ ya da ‘saygısız’ olarak etiketlemek daha kolay gelir.” dedi.</p>

<p>Ayrıca çocukluk döneminde aile içinde ya da okul ortamında maruz kalınan iletişim biçimlerinin de bu alışkanlığı pekiştirdiğini dile getiren Kalaz, “Sürekli kişiliği eleştirilerek büyüyen bireyler, yetişkinlikte farkında olmadan aynı dili kullanabilirler. Bunun yanında iletişim becerilerinin yetersiz olması, davranış ile kişilik arasındaki ayrımın bilinmemesi ve temel yükleme hatası olarak adlandırılan bilişsel eğilim de kişilik odaklı eleştirileri artırır; insanlar başkalarının hatalarını çoğu zaman karakter özellikleriyle açıklarken, kendi hatalarını koşullara bağlama eğilimindedir.” açıklamasını yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Kişiliği değil, davranışı eleştirmek değişim motivasyonunu artırır!</strong></h2>

<p>Davranışa odaklanan bir yaklaşımın, bireyin değişim motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Çünkü insanlar değiştirebilecekleri alanlara ilişkin geri bildirim aldıklarında daha fazla sorumluluk üstlenir, çözüm üretmeye yönelir ve gelişim için çaba göstermeye istekli olurlar.” diye belirtti.</p>

<p>Kişiliği hedef alınan bireyin ise çoğunlukla umutsuzluk hissettiğini belirten Kalaz, “‘Ben zaten böyle biriyim’ düşüncesi değişim isteğini azaltabilir. Davranış odaklı geri bildirim ise gelişim zihniyetini destekler ve bireyin yaptığı davranışın kimliğiyle eş anlamlı olmadığını hissettirir. Bu durum özellikle çocukların eğitiminde, çift ilişkilerinde, ebeveyn tutumlarında ve iş yaşamında daha sağlıklı iletişim kurulmasını sağlar.” diye konuştu.</p>

<h2><strong>Sağlıklı eleştiri; empati, saygı ve çözüm odaklı iletişimle mümkündür!</strong></h2>

<p>Sağlıklı bir eleştiri kültürünün toplumda gelişebilmesi için öncelikle aile içinde çocuklara yargılayıcı değil açıklayıcı bir iletişim modeli sunulması gerektiğine vurgu yapan Kalaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Okullarda duygusal farkındalık ve etkili iletişim becerileri öğretilmeli, iş yaşamında ise geri bildirim kültürü yalnızca hata odaklı değil, güçlü yönleri de görünür kılan dengeli bir anlayışla uygulanmalı. Eleştirinin doğru zamanlama ile yapılması, somut örneklere dayanması, çözüm önerisi içermesi, empatiyle sunulması ve kişinin onurunu zedelemeyecek bir dil kullanılması da bu kültürün temel unsurlarıdır. Doğruları ifade etmek yalnızca dürüst olmak değil, aynı zamanda bunu karşımızdaki kişinin gelişimine katkı sağlayacak, saygılı ve yapıcı bir iletişim diliyle yapabilmek anlamına da gelir. Çünkü insanlar en çok yargılandıklarında değil, anlaşıldıklarını hissettiklerinde değişime açık hale gelirler ve gerçek anlamda etkili eleştiri de tam olarak bu zeminde mümkün olur.” </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/elestiride-dogru-yaklasim-bireysel-gelisimi-destekliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/b1ad4ff9-4408-41a0-beb9-4a7955bc951d.jpg" type="image/jpeg" length="60762"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahveyi bıraktığınızda vücutta neler olur?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kahveyi-biraktiginizda-vucutta-neler-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kahveyi-biraktiginizda-vucutta-neler-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kahveyi aniden bırakmak ilk günlerde baş ağrısı, yorgunluk ve odaklanma sorunlarına yol açsa da uzmanlara göre yoksunluk sürecinin ardından uyku kalitesi artıyor, kaygı azalıyor ve vücut kafeine olan bağımlılığını büyük ölçüde geride bırakıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenli kahve tüketen kişilerde kahvenin aniden bırakılması; baş ağrısı, yorgunluk ve odaklanma güçlüğü gibi geçici yoksunluk belirtilerine yol açabilir. Bu belirtiler genellikle son fincan kahveden sonraki ilk 24 saat içinde başlar.</p>

<p>Yoksunluk dönemi sona erdikten sonra ise beyin, kafeinin yokluğuna kademeli olarak uyum sağlar. Bu süreçte birçok kişi daha kaliteli uyuduğunu, kaygısının azaldığını ve günlük enerjisini sağlamak için kahveye eskisi kadar ihtiyaç duymadığını fark eder. Bu bilgiler Verywell Health tarafından paylaşıldı.</p>

<p><strong>Kahveyi bıraktığınızda ilk günlerde neler olur?</strong></p>

<p>Kahveyi bırakmanın olası faydaları hemen ortaya çıkmaz. İlk günlerde vücut kafein yoksunluğu belirtileri yaşayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ani bırakmanın etkileri, kişinin günlük tükettiği kafein miktarına göre değişiklik gösterir. Eğer kişi kahvenin yanı sıra diğer tüm kafein kaynaklarını da bırakırsa şu süreçleri yaşayabilir:</p>

<p>12-24 saat içinde: Baş ağrısı, yorgunluk, dikkat ve konsantrasyon güçlüğü gibi kafein yoksunluğu belirtileri ortaya çıkmaya başlar.</p>

<p>20-51 saat içinde: Yoksunluk belirtileri en şiddetli seviyeye ulaşır. Bu dönem genellikle ilk 48 saat içinde yaşanır. Ruh halinde değişiklikler, sindirim sistemi sorunları ile kas ve eklem ağrıları da görülebilir.</p>

<p>2. günden 9. güne kadar: Belirtiler 9 güne kadar devam edebilir ancak en yoğun dönemin ardından giderek hafiflemeye başlar.</p>

<p>Yoksunluk belirtileri geçtikten sonra ilk günlerde yaşanan geçici rahatsızlıkların ardından vücut toparlanmaya başlar ve birçok olumlu değişiklik görülebilir.</p>

<p><strong>Daha kaliteli uyku</strong></p>

<p>Kafein; uykuya dalmayı geciktirebilir, uyku süresini kısaltabilir ve uyku kalitesini düşürebilir. Kahvenin bırakılmasıyla birlikte birçok kişi daha kaliteli ve derin uyumaya başladığını fark eder.</p>

<p><strong>Kaygının azalması</strong></p>

<p>Bazı araştırmalar, günde 400 miligramdan fazla kafein tüketiminin anksiyete riskini artırdığını gösteriyor.</p>

<p><strong>Kafeine bağımlılığın azalması</strong></p>

<p>Her gün kahve içmek zamanla fiziksel bağımlılığa neden olabilir. Yoksunluk dönemi geçtikten sonra kişi, gününü sürdürebilmek için artık kahveye ihtiyaç duymadığını fark edebilir.</p>

<p><strong>Kahveyi bırakmak beyni neden etkiliyor?</strong></p>

<p>Kafein, beyindeki adenozin adlı kimyasalın etkisini geçici olarak engeller. Adenozin, uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen bir maddedir. Bu nedenle kahve kişiye kendini daha uyanık hissettirir.</p>

<p>Beyin zamanla düzenli kafein tüketimine uyum sağlar. Kahve bırakıldığında ise adenozin yeniden etkisini göstermeye başlar ve bu durum geçici yoksunluk belirtilerine neden olur.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Muhammed Mahsum Tuna</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kahveyi-biraktiginizda-vucutta-neler-olur</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/kahve-cekirdekleri-kahve.jpg" type="image/jpeg" length="11206"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kritik uyarı: Kolon kanseri gençlerde hızla yayılıyor]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kritik-uyari-kolon-kanseri-genclerde-hizla-yayiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kritik-uyari-kolon-kanseri-genclerde-hizla-yayiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amerikan Kanser Derneği'nin yayımladığı yeni rapor, kolorektal kanser vakalarının özellikle 50 yaş altındaki yetişkinlerde hızla arttığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanser artık yalnızca ileri yaş hastalığı olmaktan çıkıyor. Amerikan Kanser Derneği'nin (ACS) yayımladığı yeni araştırma, hastalığın özellikle genç yetişkinler arasında hızla yaygınlaştığını ve kansere bağlı ölümlerde önemli bir tehdit haline geldiğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmaya göre ABD'de yeni teşhis edilen kolorektal kanser vakalarının yaklaşık yüzde 45'i artık 65 yaş altındaki bireylerde görülüyor. Bu oran 1995 yılında yalnızca yüzde 27 seviyesindeydi.</p>

<p>Rapor, özellikle 20-49 yaş grubunda kolorektal kanser görülme sıklığının her yıl yüzde 3 arttığını gösterirken, 50-64 yaş grubunda da yıllık artış oranı yüzde 0,4 olarak kaydedildi. Buna karşın 65 yaş ve üzerindeki kişilerde hem yeni vaka hem de ölüm oranları düşmeye devam ediyor.</p>

<p>Uzmanlar, artışın büyük bölümünün kalın bağırsağın son bölümü ile rektumda gelişen kanserlerden kaynaklandığını belirtiyor. Günümüzde rektum kanseri, tüm kolorektal kanser vakalarının yaklaşık üçte birini oluşturuyor.</p>

<p>Amerikan Kanser Derneği Kıdemli Bilimsel Direktörü Rebecca Siegel, genç kuşaklarda kolorektal kanserden ölüm riskinin yükseldiğine dikkat çekerek, hastalığın nedenlerini ortaya koyacak araştırmaların artırılması ve belirtiler konusunda hem sağlık çalışanlarının hem de toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Araştırmacılar, 2026 yılında ABD'de yaklaşık 158 bin 850 yeni kolorektal kanser vakası görüleceğini, 55 bin 230 kişinin ise hastalık nedeniyle yaşamını yitireceğini öngörüyor.</p>

<p>Rapora göre kolorektal kanserlerin yarısından fazlası sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, alkol tüketimi, fiziksel hareketsizlik ve fazla kilo gibi değiştirilebilir risk faktörleriyle ilişkili.</p>

<p>Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise genç hastalarda tanının çoğunlukla geç konulması oldu. 50 yaş altındaki vakaların dörtte üçü, kanser ileri evreye ulaştıktan sonra teşhis ediliyor. Buna karşın hastalık erken evrede yakalandığında 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 95'e ulaşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, 45 yaşından itibaren düzenli kolorektal kanser taramalarının yaptırılmasının erken tanı ve tedavi açısından hayati önem taşıdığını vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Muhammed Mahsum Tuna</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kritik-uyari-kolon-kanseri-genclerde-hizla-yayiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 05:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/cancer-cell-dividing-spreading-1200x800.webp" type="image/jpeg" length="32854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ Resmen Duyurdu: Bir Virüs Salgını Daha Sona Erdi!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/dso-resmen-duyurdu-bir-virus-salgini-daha-sona-erdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/dso-resmen-duyurdu-bir-virus-salgini-daha-sona-erdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Hollanda bandıralı MV Hondius isimli yolcu gemisinde tespit edilen hantavirüs vakalarına ilişkin, "25 Mayıs'tan bu yana başka vaka bildirilmedi. Bu nedenle DSÖ'nün salgının sona erdiğini kabul ettiğini söylemekten büyük memnuniyet duyuyoruz." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında küresel sağlık meselelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Hollanda bandıralı "MV Hondius" isimli yolcu gemisinde hantavirüse maruz kalan bir kişinin son temaslısının karantina süresini tamamladığını, testinin negatif çıktığını ve evine döndüğünü belirten Ghebreyesus, "<strong><i>25 Mayıs'tan bu yana başka vaka bildirilmedi. Bu nedenle DSÖ'nün salgının sona erdiğini kabul ettiğini söylemekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Salgından kaynaklanan toplam vaka sayısı, üç ölüm dahil 13 olarak kaldı. 33 ülke ve bölgedeki sağlık yetkilileri tarafından 650'den fazla temaslı tespit edildi ve takip edildi. Salgın sona ermiş olsa da, DSÖ, bu salgın ve genel olarak hantavirüs hakkındaki anlayışımızı geliştirmek için hükümetler ve ortaklarla çalışmaya devam edecek." </i></strong>diye konuştu.</p>

<p>Ghebreyesus, hastalığın nasıl geliştiğini anlamak için 21 ülkeyi kapsayan bir çalışmayı koordine ettiklerini dile getirerek, bu çalışmanın gelecekteki salgınlar için tanı, tedavi ve aşıların geliştirilmesini destekleyeceğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Direktör Ghebreyesus, Uluslararası Sağlık Tüzüğü doğrultusunda hantavirüsle ilgili müdahaleye destek veren tüm ülkelere teşekkürlerini yineledi.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">- "KDC'de son 2 haftadır her gün ortalama 38 yeni Ebola vakası doğrulanıyor"</span></strong></span></h2>

<p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki (KDC) Ebola salgınının yayılmaya devam ettiğine dikkati çeken Ghebreyesus, <strong><i>"Son 2 haftadır her gün ortalama 38 yeni vaka doğrulanıyor. Bugün itibariyle 1406 vaka doğrulandı ve 438 kişi hayatını kaybetti."</i></strong> ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ghebreyesus, KDC hükümetinin liderliğinde müdahaleyi güçlendirmeye devam ettiklerini vurgulayarak, test kapasitesinin 10 laboratuvara kadar artırıldığını kaydetti.</p>

<p>KDC'de temas takibinin iyileştirildiğini anlatan Ghebreyesus, <strong><i>"Artık her 5 temastan 4'ü takip ediliyor ancak vaka başına daha birçok temasın belirlenmesi gerekiyor. Tedavi kapasitesi de genişletildi ve 22 sağlık merkezinde yaklaşık 650 yatak mevcut. Ancak yatakların yaklaşık yüzde 96'sı şu anda dolu ve 300 yatak daha eklemek için çalışıyoruz."</i></strong> şeklinde konuştu.</p>

<p>Ghebreyesus, Ebola salgınına neden olan Bundibugyo virüsü için ilk moleküler tanı testine acil kullanım onayı verdiklerini belirterek, tüm bu ilerlemeye rağmen, güvensizlik ve şiddet de dahil önemli zorluklarla karşı karşıya kalmaya devam ettiğini vurguladı.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">- "Venezuela'da 2 bin 300'den fazla kişi hayatını kaybetti"</span></strong></span></h2>

<p>Ghebreyesus, Venezuela'da geçen hafta yaşanan depremler dolayısıyla 2 bin 300'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini, 5 binden fazla kişinin yaralandığını ve yaklaşık 16 bin kişinin evsiz kaldığını söyledi.</p>

<p>Deprem müdahalesi kapsamında DSÖ'nün acil durum fonundan 1,5 milyon dolar ayırdıklarını, 6 tondan fazla acil tıbbi malzeme gönderdiklerini ve 28 ton daha gönderilmesini planladıklarını bildiren Ghebreyesus, "<strong><i>Deprem, zaten ciddi bir insani krizi daha da ağırlaştırarak, insanların ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan bir sağlık sistemini daha da zorluyor." </i></strong>değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/dso-resmen-duyurdu-bir-virus-salgini-daha-sona-erdi</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/t25-hantavirus-nedir-nasil-bu-457.webp" type="image/jpeg" length="48835"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dişte ve ayakta muayenede katılım payları değişti]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/diste-ve-ayakta-muayenede-katilim-paylari-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/diste-ve-ayakta-muayenede-katilim-paylari-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SGK, ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenelerinde uygulanacak katılım paylarını güncelledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenelerinde alınacak katılım paylarını yeniden düzenledi. Yeni ücretler, Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğle birlikte bugünden itibaren yürürlüğe girdi.</p>

<p>Düzenlemeye göre birinci basamak sağlık kuruluşlarında yapılan hekim ve diş hekimi muayeneleri ücretsiz olmaya devam edecek.</p>

<p>İkinci basamak resmi sağlık hizmeti sunucularında katılım payı 50 lira olarak uygulanacak. Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri, semt poliklinikleri ile üçüncü basamak devlet hastanelerinde ise katılım payı 90 lira olacak.</p>

<p>Devlet üniversitelerinin tıp ve diş hekimliği fakültelerine bağlı hastanelerinde de muayene katılım payı 90 lira olarak belirlendi. Vakıf üniversitesi hastaneleri ile ikinci ve üçüncü basamak özel sağlık kuruluşlarında ise katılım payı 100 lira olarak uygulanacak.</p>

<p>Aile hekimlerinin sevkiyle sağlık kuruluşlarına başvuran vatandaşlar için katılım payı yüzde 50 indirimli tahsil edilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, kronik hastalıklar ve acil durumlar hariç olmak üzere, birinci basamak sağlık kuruluşundaki muayenenin ardından 10 gün içinde aynı uzmanlık dalında farklı bir sağlık kuruluşuna başvurulması halinde katılım payına 30 lira ilave edilecek.</p>

<p>Yeni düzenleme bugünden itibaren geçerli olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Muhammed Mahsum Tuna</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/diste-ve-ayakta-muayenede-katilim-paylari-degisti</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/07/69fc59e9b028f852.webp" type="image/jpeg" length="98182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan uyarı: Kusursuz anne-baba olma sevdası akıl sağlığından ediyor!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-uyari-kusursuz-anne-baba-olma-sevdasi-akil-sagligindan-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-uyari-kusursuz-anne-baba-olma-sevdasi-akil-sagligindan-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Sema Bayçın, son yıllarda giderek daha fazla konuşulan ebeveyn tükenmişliği kavramının, yalnızca yoğun bir yorgunluk değil; bireyin ruh sağlığını, aile ilişkilerini ve çocukla kurduğu bağı etkileyebilen önemli bir durum olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarının fiziksel, duygusal ve akademik gelişimi için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan pek çok anne ve baba, farkında olmadan kendi ruh sağlığını ikinci plana atabiliyor.</p>

<p>Sosyal medyada sürekli karşılaşılan "kusursuz ebeveynlik" paylaşımları, ebeveynler üzerinde gerçekçi olmayan beklentiler oluştururken zamanla yoğun suçluluk duygusu, kronik yorgunluk ve tükenmişlik hissini de beraberinde getirebilir.</p>

<p>Çocuk bakımına ilişkin uzun süre devam eden yoğun stresin, bireyin baş etme kapasitesini aşması sonucunda ortaya çıkabilen psikolojik bir tablo olarak tanımlanan ebeveyn tükenmişliğine dair konuşan Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Sema Bayçın, "Bu durum, sıradan ebeveynlik yorgunluğundan farklıdır. Dinlenmeyle kolayca düzelmeyen duygusal ve fiziksel tükenme, ebeveynlik rolünden uzaklaşma hissi ve kendini yetersiz görme gibi belirtilerle seyredebilir. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, ebeveyn tükenmişliğinin psikoloji literatüründe ayrı bir kavram olarak ele alındığını ve özellikle yoğun bakım yükü, sosyal destek eksikliği ile yüksek beklentilerin bir araya gelmesi durumunda gelişme riskinin arttığını göstermektedir." dedi.</p>

<h2><strong>Dijital dünyadaki kusursuzluk algısı gerçekçi değil</strong></h2>

<p>Bayçın, "Sosyal medya platformlarında görülen düzenli evler, kusursuz aile fotoğrafları, planlı aktiviteler ve sürekli mutlu görünen çocuklar, birçok ebeveyn için fark edilmeden bir kıyaslama ortamı oluşturabiliyor. Ancak bu paylaşımlar, çoğu zaman günlük yaşamın yalnızca seçilmiş ve düzenlenmiş anlarını yansıtıyor. Anne ve babaların kendilerini sosyal medyada gördükleri içeriklerle sürekli kıyaslaması, zamanla yoğun bir yetersizlik hissine neden olabiliyor. Oysa ebeveynlik bir performans göstergesi değildir. Her ailenin dinamiği, yaşam koşulları ve çocuklarının ihtiyaçları birbirinden farklıdır." diye konuştu.</p>

<h2><strong>Depresyon ile ebeveyn tükenmişliği aynı durum değildir</strong></h2>

<p>Ebeveyn tükenmişliği ile depresyon bazı ortak belirtiler gösterebilse de iki durum her zaman aynı değildir. Depresyonda isteksizlik ve çökkünlük yaşamın birçok alanını etkileyebilirken, ebeveyn tükenmişliğinde belirtiler daha çok ebeveynlik rolü sırasında belirginleşebilir. Kişi iş yaşamında veya sosyal ilişkilerinde kendini daha iyi hissederken, çocuk bakımına ilişkin sorumluluklarla karşılaştığında yoğun tükenmişlik yaşayabilir. Ancak bu ayrımın mutlaka uzman değerlendirmesiyle yapılması gerekir. Benzer belirtiler farklı psikiyatrik durumlarda da görülebileceği için kişinin kendi kendine tanı koyması doğru değildir." şeklinde konuştu.</p>

<h2><strong>Mükemmel değil yeterince iyi ebeveyn olun</strong></h2>

<p>Modern ebeveynlik akımlarının anne-babaları birer proje yöneticisine dönüştürdüğünü ifade eden Bayçın, çözümün sosyal medyayı tamamen kapatmak değil bir karşılaştırma detoksu uygulamak olduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bayçın, "Dijital mecralarda sunulan o kusursuz hayatların arka planındaki kurguları, sponsorlukları ve çekim arkasındaki doğal kaosları unutmamak gerekiyor. Psikoloji literatüründe Donald Winnicott tarafından ortaya atılan 'Yeterince İyi Ebeveyn' kavramı tam da bugünler için bir reçetedir. Çocukların her isteği kusursuzca karşılanan steril bir dünyaya değil; hata yapan, hatasını kabul eden, sınır çizen ve en önemlisi kendi ruh sağlığına da özen gösteren ebeveynlere ihtiyacı vardır. Kendi deposu boş olan bir anne veya baba, çocuğunun deposunu dolduramaz." dedi.</p>

<h2><strong>Yardım almaktan çekinmeyin</strong></h2>

<p>Ebeveynlerin ruhsal sağlıklarını korumak adına yardım almaktan geri durmamaları gerektiğini aktaran Bayçın, "Ebeveynlerin kendi ihtiyaçlarını ihmal etmesi zamanla hem bireysel iyilik halini hem de aile içi ilişkileri etkileyebilir. Yardım istemek ya da destek almak zayıflık göstergesi değildir. Ruh sağlığını korumaya yönelik atılan her adım, ebeveynin olduğu kadar çocuğun gelişimi açısından da değer taşır." diye konuştu.</p>

<h2><strong>Kalıcı hasar olabilir</strong></h2>

<p>Ebeveyn tükenmişliği sadece ruhsal bir yorgunluk olarak kalmayıp, zamanla bedensel semptomlarla da alarm vermeye başladığını aktaran uzmanlar, kronik uykusuzluk, geçmeyen migren atakları, mide-bağırsak hassasiyetleri, açıklanamayan sırt ve boyun ağrıları gibi fiziksel şikayetler, ruhsal tükenmişliğin bedene yansıması olarak ortaya çıkabildiğini aktarıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/uzmanlardan-uyari-kusursuz-anne-baba-olma-sevdasi-akil-sagligindan-ediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/3c8bf53d-23d9-4e55-be0f-ecf8d94ec14f.jpg" type="image/jpeg" length="37759"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her unutkanlık aynı değil! Peki nasıl mı? İşte ayrıntılar]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-peki-nasil-mi-iste-ayrintilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-peki-nasil-mi-iste-ayrintilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Unutkanlığın her zaman aynı nedene bağlı olmadığını belirten uzmanlar, bazı durumlarda nörolojik hastalıkların, bazı durumlarda ise psikiyatrik sorunların belirtisi olabildiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nörolojik unutkanlığın genellikle yavaş ve ilerleyici seyrederken, psikiyatrik unutkanlığın daha ani başladığına işaret eden Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Nörolojik ve psikiyatrik unutkanlıkta altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklı!</p>

<p>Unutkanlığın, Alzheimer gibi hem nörodejeneratif hastalıkların hem de psikiyatrik sorunların ortak bir belirtisi olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Burcu Polat, “Ancak altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklıdır.” dedi.</p>

<p>Nörolojik unutkanlığın yavaş, sinsi ve genellikle ilerleyici bir başlangıcı olduğunu aktaran Doç. Dr. Polat, “Önce yakın bellek bozulur; hasta unuttuğunu fark etmeyebilir veya önemsemeyebilir. Zamanla dil, yön bulma, yürütücü işlevler gibi başka bilişsel alanlar da etkilenir. Nörolojik muayenede yürüme bozukluğu, güç kaybı gibi ek bulgular eşlik edebilir. Nöropsikolojik testlerde gerçek bir öğrenme/hatırlama sorunu vardır; ipucu verilse de performans düzelmez.” şeklinde konuştu.</p>

<h2><strong>Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir!</strong></h2>

<p>Psikiyatrik unutkanlığı da değinen Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi:</p>

<p>“Genellikle daha yeni başlangıçlıdır ve ilgisizlik, uyku-iştah değişiklikleri, keyifsizlik gibi depresif belirtilerle eş zamanlıdır. Hasta unutkanlığından yoğun şikayetçidir, bunu fazlaca önemser. Depresif bireyler performanslarını gerçekte olduğundan daha kötü tanımlama eğilimindedir. Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ön plandadır; gerçek bellek depolama sorunu nadirdir. Testlerde ipucu/hatırlatma ile performans belirgin düzelir. Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir</strong></h2>

<p>Psikiyatrik unutkanlık ile nörolojik unutkanlık arasında bazı ayırıcı tanı ipuçları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Burcu Polat, “Şikayetin kendisi mi yoksa yakınların gözlemi mi öncelikli? Psikiyatrik durumlarda kişinin kendisi şikayetçi iken nörolojik tabloda çevresi fark eder. İpucuyla performans düzeliyor mu? Psikiyatrikte evet, nörolojikte hayır. Eşlik eden duygudurum bulguları var mı? Zaman içindeki gidişat dalgalı/duygudurumla ilişkili mi, yoksa istikrarlı ilerleyici mi? Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<h2><strong>Her unutkanlık aynı anlama gelmez!</strong></h2>

<p>Aile bireylerinden birinde unutkanlık fark edildiğinde kaygılanılabileceğini kaydeden Doç. Dr. Polat, “Ama her unutkanlık aynı anlama gelmez. Bazı unutkanlıklar beyin hücrelerinin yıpranmasından, bazıları ise ruhsal yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanır. İkisini ayırt etmek, doğru desteği sağlamak için çok önemlidir.” dedi.</p>

<p>Beyin hastalıklarına bağlı unutkanlığın nörodejeneratif süreçlerle ilişkili ilerleyici bilişsel bozulma ile seyrettiğini, psikiyatrik nedenli unutkanlığın ise duygudurum ve dikkat/konsantrasyon süreçlerindeki bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkan, çoğu zaman geçici bilişsel şikayetler olduğunu yineleyen Doç. Dr. Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ailelerin bazı soruların cevaplarına dikkat etmesi doğru destek için rehber olabilir: Şikayet kimden geliyor? Kişinin kendisi mi çok şikayetçi, yoksa siz mi fark ediyorsunuz? Hatırlatınca akıllarına geliyor mu, yoksa hiç hatırlamıyorlar mı? Yanında keyifsizlik, isteksizlik, uyku/iştah sorunu var mı? Durum zamanla kötüye mi gidiyor, yoksa dalgalı mı?”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-peki-nasil-mi-iste-ayrintilar</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/d9531c20-1d49-4ac0-9ba1-c170f249a0c0.jpg" type="image/jpeg" length="82456"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs salgınıyla ilgili yeni gelişme]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/hantavirus-salginiyla-ilgili-yeni-gelisme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/hantavirus-salginiyla-ilgili-yeni-gelisme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, Hantavirüs salgınının kontrol altına alındığını ve sona yaklaşmakta olduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, pazar günü yaptığı açıklamada, Hantavirüsü salgınının sona yaklaşmakta olduğunu duyurdu.</p>

<p>DSÖ Genel Direktörü, Güney Afrika'da tespit edilen iki vakayla temaslı olan herkesin takip sürecini tamamladığını ve ek vaka bildirilmediğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedros, X platformundan yaptığı paylaşımda, “İspanya ve Hollanda'daki tüm kişiler için karantina ve takip süreleri de tamamlandı. Buna MV Hondius gemisinin mürettebatı da dahil.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tedros, 25 Haziran itibarıyla hala takip altında bulunan 30 temaslı kişinin olduğunu belirtti.</p>

<p>Açıklamasında, “Toplam vaka sayısı 3 ölüm dahil 13 olarak kalmaya devam ediyor. Durum istikrarlı ve salgın sona yaklaşıyor.” dedi.</p>

<p>Tedros ayrıca Dünya Sağlık Örgütü'nün, müdahale sürecinde yer alan tüm ülkelere iş birlikleri için teşekkür ettiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Muhammed Mahsum Tuna</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/hantavirus-salginiyla-ilgili-yeni-gelisme</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 05:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/t25-hantavirus-nedir-nasil-bu-457.webp" type="image/jpeg" length="39381"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahkahayla akciğer tedavisi]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kahkahayla-akciger-tedavisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kahkahayla-akciger-tedavisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Londra King's College araştırmacıları, kahkahanın bronşektazi (bronş genişlemesi) hastalarında tedaviye yardımcı olup olamayacağını değerlendirmek amacıyla ön klinik bir çalışma başlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kahkahanın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkileri uzun zamandır bilinse de, fiziksel hastalıklar üzerindeki olası faydalarına ilişkin araştırmalar hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor.</p>

<p>Bronşektazi, hava yollarının balgamı etkili şekilde temizleme yeteneğini bozan kronik bir akciğer hastalığı olarak biliniyor.</p>

<p>Bu hastalıkta uygulanan mevcut tedaviler arasında antibiyotikler, nefes egzersizleri ve balgamın atılmasını kolaylaştırmak amacıyla hava yollarında titreşim oluşturan özel cihazlar yer alıyor.</p>

<p>Araştırmanın başyürütücüsü ve King's College London Solunum Fizyoterapisi Öğretim Üyesi Dr. Arieta Spino, birçok akciğer hastasının kahkahanın öksürüğü tetiklediğini ve bunun da hava yollarındaki mukusun atılmasına yardımcı olduğunu bildiğini söyledi.</p>

<p>Spino, hava yollarında biriken mukusun enfeksiyonlara yol açabileceğini belirterek, kahkaha ile öksürük ve hava yollarının temizlenmesi arasındaki fizyolojik mekanizmayı anlamayı hedeflediklerini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmaya katılan hastalar, altı hafta sürecek bir programa dahil edilecek. Program kapsamında katılımcılar haftada bir kez 60 dakikalık "kahkaha yogası" seanslarına katılırken, haftada iki kez de bilgilendirme ve eğitim oturumlarına iştirak edecek.</p>

<p>Seanslarda, katılımcıları bilinçli olarak kahkaha atmaya teşvik eden çeşitli egzersizler uygulanacak. Bu egzersizler sırasında doğal ve kendiliğinden gelişen kahkahaların da ortaya çıkabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Araştırma ekibi, çalışmanın ardından katılımcılarla birlikte bu yeni yöntemin uygulanabilir yönlerini değerlendirecek ve elde edilen geri bildirimleri kullanarak yöntemin etkinliği ile sağlayabileceği faydaları daha geniş kapsamlı araştırmalarla test edecek.</p>

<p>Araştırmacılara göre, ister kendiliğinden ister "kahkaha yogası" kapsamında bilinçli olarak gerçekleşsin, kahkaha mevcut tedavilerde kullanılan titreşim ve solunum egzersizlerini cihaz kullanmadan taklit edebilir. Ayrıca grup halinde uygulanabilmesi sayesinde sosyal etkileşimi artırarak hastaların yaşam kalitesini de iyileştirme potansiyeli taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Muhammed Mahsum Tuna</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kahkahayla-akciger-tedavisi</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 04:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/tumblr-inline-nwiusc-x3d-b1tepa2i-1280.webp" type="image/jpeg" length="29617"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak Havanın Bu Etkisi Herkesi İlgilendiriyor: Yavaşlatabilir!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/sicak-havanin-bu-etkisi-herkesi-ilgilendiriyor-yavaslatabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/sicak-havanin-bu-etkisi-herkesi-ilgilendiriyor-yavaslatabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, aşırı sıcakların beyin fonksiyonları, bilişsel performans, ruh hali ve nörolojik sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">Aşırı sıcaklar beyne giden kan akımı ve oksijen miktarını azaltabiliyor!</span></strong></span></h2>

<p>Beynin, vücut ağırlığımızın yaklaşık yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen toplam enerjinin yaklaşık yüzde 20'sini tüketen son derece hassas bir organ olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, <i>“Yüksek sıcaklıklarda organizma öncelikle vücut ısısını sabit tutmaya çalışır. Bu süreçte cilt damarları genişler, terleme artar ve dolaşım sistemi yeniden düzenlenir.” </i>dedi.</p>

<p>Ancak aşırı sıcak koşullarda sıvı ve elektrolit kaybı ortaya çıktığında beyne ulaşan kan akımı ve oksijenlenmenin etkilenebileceğine işaret eden Alp, <i>“Bunun sonucunda dikkat, karar verme, işlem hızı ve yürütücü işlevler gibi üst düzey bilişsel süreçlerde geçici bozulmalar görülebilir. Ayrıca sıcaklık artışı, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmitter sistemlerinin çalışma dengesini de etkileyebilir. Bu nedenle kişi kendisini daha yorgun, dalgın ve zihinsel olarak daha yavaş hissedebilir.”</i> şeklinde konuştu.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">Sıcak hava karar verme süreçlerini yavaşlatabilir!</span></strong></span></h2>

<p>Araştırmaların özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini gösterdiğini dile getiren Zeynep Betül Alp,<i> “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir. Sonuç olarak zihinsel performans düşebilir, hata yapma olasılığı artabilir ve karar verme süreçleri yavaşlayabilir. Özellikle yaşlı bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olan kişiler ve yoğun zihinsel performans gerektiren işlerde çalışanlar bu etkilerden daha fazla etkilenebilir.</i>” ifadelerini kullandı.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">Susuzluk beyin fonksiyonlarını doğrudan etkiliyor!</span></strong></span></h2>

<p>Dehidrasyonun, yani vücudun susuz kalmasının, beyin fonksiyonlarını doğrudan etkileyen önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Alp, şunları söyledi:</p>

<p><i>“Beynin yaklaşık yüzde 75'i sudan oluşur ve sinir hücrelerinin sağlıklı çalışabilmesi için uygun sıvı-elektrolit dengesi gereklidir. Vücut sıvısı azaldığında kan hacmi düşer ve beynin beslenmesi zorlaşabilir. Bunun yanında sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerdeki değişimler sinir hücrelerinin elektriksel iletişimini etkiler. Sonuç olarak dikkat azalması, zihinsel yavaşlama, unutkanlık hissi, baş ağrısı, reaksiyon süresinde uzama ve karar vermede güçlük görülebilir. Bazı çalışmalar, hafif düzeydeki sıvı kaybının bile bilişsel performansta ölçülebilir düşüşlere yol açabileceğini göstermektedir.”</i></p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">Sıcak çarpması kalıcı nörolojik hasara yol açabilir!</span></strong></span></h2>

<p>Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğuna dikkat çeken Zeynep Betül Alp, “Vücut sıcaklığı aşırı yükseldiğinde beyindeki koruyucu mekanizmalar yetersiz kalmaya başlar.” dedi.</p>

<p>Bu süreçte kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulabileceğini aktaran Alp, <i>“Sinir hücrelerinde metabolik stres gelişebilir ve yaygın inflamatuvar yanıt ortaya çıkabilir. Aynı zamanda hücresel proteinler zarar görebilir, oksidatif stres artabilir ve bazı bölgelerde ödem gelişebilir. Klinik olarak bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, yönelim kaybı, davranış değişiklikleri, nöbetler ve ağır vakalarda koma görülebilir. Tedavi gecikirse kalıcı nörolojik hasar riski ortaya çıkabilir.”</i> açıklamasını yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">Sıcak havalarda sinirliliğin arkasında hem biyolojik hem psikolojik etkenler var!</span></strong></span></h2>

<p>Sıcak havalarda görülen sinirlilik ve huzursuzluk gibi durumların psikolojik olarak mı yoksa nörolojik olarak mı değerlendirilebileceğine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, <i>“Bu belirtileri yalnızca nörolojik ya da yalnızca psikolojik olarak sınıflandırmak doğru olmaz. Genellikle her iki mekanizmanın da katkısı söz konusudur.”</i> dedi.</p>

<p>Yüksek sıcaklıkların uyku kalitesini bozabileceğini, fiziksel rahatsızlık hissini artırabileceğini ve kişinin stres toleransını azaltabileceğini vurgulayan Alp,<i> “Bunun psikolojik sonuçları olarak gerginlik ve tahammülsüzlük ortaya çıkabilir. Öte yandan sıcaklık, beyindeki serotonin, dopamin ve diğer nörotransmitter sistemlerini de etkileyebilir. Dehidrasyon ve yorgunluk da sinir sisteminin işleyişini değiştirerek irritabiliteyi artırabilir. Bu nedenle sıcak havalarda görülen sinirlilik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte oluşturduğu bir tablo olarak değerlendirilmelidir.”</i> diye konuştu.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">Basit önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına katkı sağlıyor!</span></strong></span></h2>

<p>Beynimizi sıcak havanın olumsuz etkilerinden korumak için bazı önlemler alınabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<blockquote>
<p><i>“Gün boyunca, susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketmek, özellikle öğle saatlerinde uzun süre doğrudan güneş altında kalmamak, kapalı ortamların yeterli havalandırılmasını sağlamak, düzenli ve kaliteli uyku almak, yoğun fiziksel aktiviteleri günün daha serin saatlerine planlamak gerekir. Yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireylerde sıcak stresine karşı daha dikkatli olunmalı. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin dengeli biçimde yerine konmasına özen gösterilmeli.</i></p>

<p><i>Beyin fonksiyonlarının sağlıklı sürdürülebilmesi için en kritik unsur, vücudun sıvı ve sıcaklık dengesinin korunmasıdır. Basit gibi görünen bu önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına ve sıcaklığa bağlı nörolojik risklerin azalmasına önemli katkı sağlar.” </i></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/sicak-havanin-bu-etkisi-herkesi-ilgilendiriyor-yavaslatabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2025/07/sicakliklarrr.jpg" type="image/jpeg" length="23213"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kısa süreli stresin etkileri araştırıldı!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/kisa-sureli-stresin-etkileri-korkuttu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/kisa-sureli-stresin-etkileri-korkuttu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni bir araştırma, psikolojik stresin yalnızca zihinsel bir deneyim olmadığını, dakikalar içinde kanın yapısını değiştirerek pıhtılaşma eğilimini artırabildiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güney Galler Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, akut psikolojik stresin vücutta serbest radikal üretimini hızla artırdığı, bunun da kan pıhtılarının oluşum biçimini değiştirerek kanı daha kolay pıhtılaşabilir hale getirdiği belirlendi.</p>

<p>Bilim insanları uzun yıllardır kronik stresin kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığını biliyor. Ancak psikolojik stresin bu riski hangi biyolojik mekanizmalarla oluşturduğu tam olarak açıklanamamıştı. Yeni çalışma, bu süreçte "oksidatif stres" olarak bilinen mekanizmanın önemli rol oynayabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Araştırma kapsamında 18-30 yaşları arasındaki sekiz sağlıklı erkek üzerinde randomize kontrollü çapraz tasarımlı bir deney gerçekleştirildi. Katılımcılar laboratuvara bir hafta arayla iki kez çağrıldı. İlk ziyarette dinlenmeleri sağlanırken, ikinci ziyarette psikoloji araştırmalarında akut stres oluşturmak için "altın standart" kabul edilen Trier Sosyal Stres Testi uygulandı.</p>

<p>Test sırasında katılımcılardan kısa bir konuşma hazırlamaları istendi. Daha sonra notları ellerinden alınarak ifadesiz jüri üyeleri ve kamera karşısında konuşmaları sağlandı. Konuşmanın ardından ise 2003 sayısından 17'şer geriye doğru saymaları istendi. Hata yapan katılımcılar göreve baştan başladı.</p>

<p>Araştırmacılar, dinlenme ve stres seanslarının hemen öncesi ve sonrasında alınan kan örneklerinde serbest radikal düzeylerini ve oluşan kan pıhtılarının mikroskobik yapısını inceledi.</p>

<p>Analizler, dinlenme sırasında kan kimyasında anlamlı bir değişiklik olmadığını gösterdi. Buna karşın stres testinin ardından oksidatif stresin göstergesi olan serbest radikal seviyeleri belirgin şekilde yükseldi. Aynı zamanda oluşan kan pıhtılarının daha büyük, daha yoğun ve fibrin lifleri açısından daha sıkı bir yapıya sahip olduğu tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacılar ayrıca pıhtılaşma sisteminin "intrinsik yolak" olarak adlandırılan bölümünün de stres sırasında aktive olduğuna ilişkin bulgular elde etti.</p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken sonuçlarından biri ise stresin kanın yoğunluğunu veya viskozitesini artırmaması oldu. Bulgular, psikolojik stresin kanı koyulaştırmaktan çok pıhtının yapısını değiştirerek pıhtılaşma eğilimini artırdığını gösterdi.</p>

<p>Araştırmacılar, elde edilen sonuçların stresli bir sunum ya da yoğun bir iş gününün doğrudan kalp krizi veya inmeye yol açacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Bununla birlikte, kısa süreli psikolojik stresin bile pıhtı oluşumunu kolaylaştırabilecek biyolojik değişimleri hızla tetikleyebileceğine dikkat çekildi.</p>

<p>Çalışmanın yalnızca sekiz sağlıklı genç erkek üzerinde yürütüldüğünü belirten ekip, sonuçların kadınlar, yaşlı bireyler ve kalp-damar hastalığı bulunan kişiler için doğrulanabilmesi amacıyla daha geniş katılımlı araştırmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti.</p>

<p>Araştırmacılara göre bulgular, gelecekte yalnızca stresin psikolojik etkilerini azaltmaya değil, stres sırasında devreye giren biyokimyasal süreçleri hedef alan yeni tedavi ve koruyucu yaklaşımların geliştirilmesine de katkı sağlayabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/kisa-sureli-stresin-etkileri-korkuttu</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/stres.jpg" type="image/jpeg" length="93967"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman isim uyardı: Güneş çarpmasını hafife almayın!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/uzman-isim-uyardi-gunes-carpmasini-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/uzman-isim-uyardi-gunes-carpmasini-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güneş çarpmasının yaşamı tehdit edebilen ciddi bir ısı hastalığı olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasin Sarı, özellikle terlemenin azalması ve vücut ısısındaki yükselmenin önemli belirtiler arasında yer aldığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte güneş çarpması riski de artıyor. Vücudun ısı dengesini sağlayamaması sonucu ortaya çıkan güneş çarpması, basit bir sıcaklık etkisi olarak görülse de zamanında müdahale edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması, yeterli sıvı tüketilmesi ve vücudu koruyacak uygun kıyafetlerin tercih edilmesi konusunda uyarılarda bulunuyor.</p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasin Sarı, İLKHA muhabirine, güneş çarpmasının basit bir sıcaklık etkisi olmadığını, beyin ve böbrek hasarına kadar ilerleyebilen ciddi bir rahatsızlık olduğunu ifade etti.</p>

<p>Sarı, sıcak havalarda güneşin yoğun olduğu saatlerden kaçınılması, bol sıvı tüketilmesi ve uygun kıyafetler tercih edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>"Vücutta terlemenin azalması, güneş çarpmasının en önemli belirtisidir"</strong></h2>

<p>Güneş çarpması, vücut ısısının kontrolsüz bir biçimde yükselmesiyle ortaya çıkan ve yaşamı ciddi şekilde tehdit eden bir ısı hastalığı olduğunu belirten Sarı,<strong> "Özellikle güneş ışınlarına direkt maruz kalan hastalarda görülür. Fiziksel aktivite ve güneş ışınlarına uzun süre maruz kalma, güneş çarpmasına neden olur. Vücut, terlemeyle vücut ısısını dengeler ve terlemenin azalması, güneş çarpmasının en önemli belirtisi olabilir. Güneş çarpmasında bazı risk grupları vardır. Yaşlılar, bebekler, çocuklar, fazla kilosu olanlar, ilaç kullananlar, güneş altında çalışanlar, güneş altında ağır fiziksel aktivite yapmak zorunda kalanlar ve hava geçirmeyen kıyafetler giyenlerde güneş çarpması görülebilir." </strong>dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Güneş çarpmasının klinik belirtileri nelerdir?</strong></h2>

<p>Güneş çarpmasının klinik belirtilerine dikkat etmek gerektiğini ifade eden Sarı, <strong>"Vücut ısısı yükselip 38-40 dereceyi bulabilir. Terlemenin azalması, sıcak kuru bir cilt, yüksek nabız, yüksek solunum sesleri, bilinç bulanıklığı, kas krampları, şuur kaybı ve denge bozukluğu, güneş çarpmasının klinik belirtileridir. Mümkün olduğu kadar güneşin tepede olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında dışarıya çıkmamak gerekir. Belirtilen saatlerde ağır fiziksel aktivitelerde bulunmamak gerekir. Fiziksel aktiviteler sabah ile akşam saatlerine alınmalı. İnce, hava geçiren pamuklu kıyafetler güneş çarpmasından koruyabilir. Dışarıya zorunlu çıkmak gerektiğinde şemsiye kullanılmalı. Bol su ve elektrolit sıvı tüketilmelidir. Isı ve nemli ortamlardan kaçınılmalıdır. Serin ve kuru yerler tercih edilmelidir. Sıcak havalarda vücudu soğuturken ani soğuk duşlar da zararlı olabilir. Ilık bir duş alınmalı." </strong>diye ifade etti.</p>

<h2><strong>"Güneş çarpmalarında tedavilerin en büyüğü su ve mineral takviyesidir"</strong></h2>

<p>Güneş çarpması, beyin ve böbrek hasarına kadar gidebilen ciddi bir rahatsızlık olduğunu vurgulayan Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<blockquote>
<p><strong>"Avrupa ve ülkemizi ciddi anlamda tehdit eden, sıcak havanın etkili olduğu bu dönemlerde güneşten uzak durulmalıdır. Güneş çarpmalarında tedavilerin en büyük ayaklarından biri su ve mineral takviyesidir. Güneşin en yoğun olduğu saatlerde çalışmak zorunda olan insanlar var. Bu kişilerin güneşten korunması için hafif kıyafetler giymelerini ve şapka takmalarını öneriyoruz. Vücut hassasiyetleri varsa güneş kremleri kullanılmalıdır. Kesinlikle susuz kalınmamalıdır. Susuz kalındığı zaman böbrek yetmezliğine kadar giden bir süreç gelişebilir." diye konuştu.</strong><br />
 </p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/uzman-isim-uyardi-gunes-carpmasini-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/06/sicak-gunes-carpmasi.jpg" type="image/jpeg" length="62213"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs salgınında son durum!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/hantavirus-salgininda-son-durum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/hantavirus-salgininda-son-durum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 'MV Hondius' adlı yolcu gemisinde başlayan hantavirüs salgınında vaka sayısının sabit kaldığını belirterek, salgının sona ermek üzere olduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 'MV Hondius' adlı yolcu gemisindeki hantavirüs salgınına dair güncel gelişmeleri paylaştı.</p>

<p>Salgının sona ermek üzere olduğunu söyleyen Ghebreyesus, gemi kaptanı ve mürettebatının büyük bir kısmının karantina sürecini tamamladığını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalanan kişilerin 33 ülke ve bölgedeki 600'den fazla temaslısının izlendiğini belirten Ghebreyesus, söz konusu temaslıların yüzde 80'inden fazlasının 42 günlük takip süresini bitirdiğini ifade etti.</p>

<p>Vaka artışının durduğuna dikkat çeken Ghebreyesus, “Vaka sayısı, 3 ölüm de dahil olmak üzere 13'te sabit kaldı. Bu salgını bitirmeye yaklaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/hantavirus-salgininda-son-durum</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 18:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/05/hantavirus-2459284-3.jpg" type="image/jpeg" length="30955"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Epilepsi ilaçları kişiye özel planlanmalı!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Epilepsi tedavisinde en önemli unsurun doğru ilaç seçimi ve düzenli takip olduğu belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, hastaların hızlı sonuç alma beklentisi nedeniyle zaman zaman yanlış tedavi yaklaşımlarına yöneldiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, epilepsi hastalığının tedavisinde doğru ilaç seçimi, kişiye özel yaklaşım, gebelik ve genetik riskler gibi konularda açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Epilepside hızlı çözüm arayışı yanlış tedaviye yol açabiliyor!</p>

<p>Epilepsinin, halk arasında sara hastalığı olarak bilinen ve nöroloji pratiğinde sık karşılaşılan hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Nöbetlerin korkutucu olması nedeniyle hastalar genellikle tedaviden kısa sürede sonuç almak ister ve bu süreçte birçok farklı hekime başvurabilir. Oysa epilepsi hastalarının yaklaşık yüzde 70’i, uygun ilaç seçimi ve düzenli takip ile tedaviye oldukça iyi yanıt verir.” dedi.</p>

<p>Epilepsi tedavisinde en sık karşılaşılan sorunlardan birinin, çoklu ilaç kullanımı ve ilaçların düşük dozlarda verilmesi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Birden fazla ilaç kullanılsa da bunların etkili dozlara ulaşmaması tedavinin başarısını azaltır. Oysa nörolojide temel prensip; tek ilaçla başlanması, ilacın etkili ve tolere edilebilen en yüksek doza kadar artırılması, yanıt alınamadığı durumlarda ise uygun bir ilacın eklenmesidir.” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kişiye özel tedavinin anahtarı ilaç kan düzeylerinin ölçülmesi!</p>

<p>Geçmişte ilaç dozlarının hastanın kilosuna göre hesaplanırken, günümüzde epilepsi ilaçlarının kandaki düzeyleri ölçülerek daha hassas bir tedavi planı oluşturulabildiğini aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Her epilepsi ilacının kanda bulunması gereken bir tedavi aralığı vardır. İlacın düzeyi bu aralığın altında kaldığında yeterli etki sağlanamazken, üst sınırın aşılması yan etki riskini artırır. Bu nedenle ilaç kan düzeylerinin takip edilmesi, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır.” dedi.</p>

<p>İlaç düzeylerinin ölçülmesinin aynı zamanda kişiye özel tedavinin de temelini oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Çünkü insanların bağırsak yapıları, metabolizmaları ve karaciğer fonksiyonları birbirinden farklıdır. Aynı doz ilaç, farklı kişilerde farklı kan seviyelerine ulaşabilir. Bu nedenle tedavinin bireyselleştirilmesi gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz!</p>

<p>Tedavide karşılaşılan bir diğer sorunun ise nöbet tipine uygun ilaç seçilmemesi olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepside her nöbet türü için aynı ilaç kullanılmaz.” dedi.</p>

<p>Ayrıca ilaç seçimi yapılırken hastanın yaşı, cinsiyeti ve yaşam planlarının da dikkate alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, şunları söyledi.</p>

<p>“Özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda, ileride gebelik planı olabileceği göz önünde bulundurularak ilaç tercihi yapılmalıdır. Çünkü bazı epilepsi ilaçları gebelik döneminde kullanıma uygun değildir. Bunun yanı sıra epilepsi ilaçlarının yan etki profilleri de farklılık gösterir. Bazı ilaçlar dikkat dağınıklığı, uyku hali ve yorgunluğa neden olabilirken; bazıları kilo alımına, iştah artışına veya iştah kaybına yol açabilir. Kimi ilaçlar ise depresif belirtileri, öfke veya sinirliliği artırabilir. Bu nedenle ilaç seçimi yapılırken hastanın ruhsal durumu, kilosu, yaşam tarzı ve mesleği de göz önünde bulundurulmalıdır.”</p>

<p>Epilepsi kalıtsal olabilir ama risk sanıldığı kadar yüksek değil!</p>

<p>Epilepsi ile ilişkili bilinen bazı genetik özellikler olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Özellikle bazı nöbet türleri ailelerde daha sık görülebilir.” dedi.</p>

<p>Ancak genel olarak epilepsi hastası bir kişinin çocuğunda epilepsi görülme olasılığının toplum ortalamasına göre yalnızca bir miktar arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, “Toplumda yaklaşık yüzde 1 olan risk, epilepsi öyküsü bulunan ailelerde yüzde 2 civarına çıkabilir. Bu nedenle epilepsi hastalarının çocuklarında mutlaka epilepsi gelişeceğini söylemek doğru değildir. Öte yandan çocukluk çağında ateşli havale geçirmiş annelerin çocuklarında da ateşli havale görülme riski daha yüksektir. Ayrıca çocukluk döneminde ateşli havale geçiren kişilerde ilerleyen yıllarda epilepsi gelişme olasılığı da artmaktadır.” diye konuştu.</p>

<p>Epilepsi hastaları da sağlıklı gebelik geçirebilir!</p>

<p>Toplumda yaygın olan ‘epilepsi hastalarının çocuk sahibi olmaması gerektiği’ inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Epilepsi hastalarına ‘gebe kalmayın’ ya da ‘çocuğunuzda mutlaka epilepsi olur’ şeklinde bir öneride bulunulmaz. Uygun ilaç düzenlemeleri ve düzenli takip ile epilepsi hastaları sağlıklı gebelikler geçirebilir ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilir.” dedi.</p>

<p>Gebelik döneminde salgılanan progesteron hormonunun nöbetler üzerinde koruyucu etkisi bulunduğuna değinen Prof. Dr. Tarlacı, özellikle gebeliğin ilk üç ayından sonra, progesteron düzeylerindeki belirgin artış nedeniyle birçok hastada nöbet sıklığının azaldığını ve sonraki aylarda nöbetlerin daha iyi kontrol altına alınabildiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/epilepsi-ilaclari-kisiye-ozel-planlanmali</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2025/12/epilepsi-2.jpg" type="image/jpeg" length="85425"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
