<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>| Doğruhaber</title>
    <link>https://dogruhaber.com.tr</link>
    <description>Türkiye ve İslam dünyasından son dakika haberleri, gazete manşetleri ve doğru analizler Doğruhaber'de. Siyaset, ekonomi ve güncel haberler parmaklarınızın ucunda. Namaz vakitleri ve en son haber akışı için güvenilir internet haber kaynağınız: dogruhaber.com.tr.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/haber-yorum" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 26 Apr 2026 23:05:11 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/rss/haber-yorum"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Neden mi Boykot? Volkswagen israilin "Demir Kubbe" ekipmanlarını üretmeye başladı]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/neden-mi-boykot-volkswagen-israilin-demir-kubbe-ekipmanlarini-uretmeye-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/neden-mi-boykot-volkswagen-israilin-demir-kubbe-ekipmanlarini-uretmeye-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Volkswagen şirketi, israilin demir kubbesi için ekipman üreteceğini duyurdu. Dün Hitler’in Yahudi öldürmesine yardım eden bu şirketin, bugün Yahudilerin Filistinlileri şehid etmesine yardım ediyor olması ironik ve düşündürücü… Peki Volkswagen böylesi skandal bir girişimi neden gizli kapılar arkasında yapmıyor da, tüm dünya Müslümanlarının gözüne sokarcasına ilan ediyor? Boykottan hiç mi korkmuyor!!!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır Volkswagen markalı otomobillerin boykot edilmesi gerektiği söylenip duruyor. Ancak sahada bunun etkilerini pek göremiyoruz. Volkswagen şirketi Müslümanların bu lakaytlığından cesaret almış olacak ki, israilin demir kubbesi için ekipman üreteceğini duyurmaktan çekinmedi.</p>

<p>Peki kimdir bu Volkswagen şirketinin sahipleri? Daha önce neler yapmışlardı, bugün neler yapıyorlar? 2. Dünya savaşı sırasında Hitler’in soykırımları için ekipman ürettikleri doğru mu? Sürekli olarak, soykırıma uğrayanın değil de soykırım yapanın yanında olmak ne ifade ediyor? Bunu nasıl anlamalıyız?</p>

<p><strong>Nazi Mirasından Modern Savaş Teknolojisine</strong></p>

<p>Volkswagen’in temelleri, bizzat Adolf Hitler’in emriyle ve toplama kamplarındaki esirlerin zorla çalıştırılmasıyla atıldı. Bu esirlerin içinde yoğunluklu olarak Çingeneler, Rus mahkumlar ve Yahudiler vardı. Yani Volkswagen aslında kan üzerinde kurulmuş kirli bir şirkettir.</p>

<p>Volkswagen, İkinci dünya savaşı süresince Nazi soykırımcılarının en büyük lojistik destekçisiydi. Ve bugün Volkswagen şirketinin, israilin Filistin’de uyguladığı soykırımın en büyük destekçilerinden biri olması, tarihin en trajikomik ve kanlı ironilerinden biridir.</p>

<p>Şirket daha dün Hitlerin komutasında soykırıma eşlik ederken, Bugün Hitler’in ezeli düşmanı Siyonist yahudilerin komutasında aynı görevini idame ettirmektedir.</p>

<p><strong>Şirketin Bu Cesareti Nereden Geliyor?</strong></p>

<p>İnternetteki ilgili platformlardan edindiğimiz verilere baktığımızda Volkswagen’in satış profili ve Pazar payı "Müslümanların boykota riayet etmediğini" net bir şekilde gösteriyor. Pek tabii ki herhangi bir finansal kaygı gütmeyen şirket soykırım suçlarına destek verme konusunda daha bir pervasız olmakta beis görmüyor. Zira büyük şirketlerin dini paradır. Finansal olarak onları etkilemeyi başaramazsak, onları yönlendirmekte başarısız olacağımız da aşikardır.</p>

<p><strong>Asıl Sorun Volkswagen mi israil mi?</strong></p>

<p>Günümüzde dünyayı devletlerin değil, şirketlerin yönettiğine dair çok güçlü ön kabuller ve görüşler mevcuttur. Bu görüşlere göre uluslararası şirketlerin onay vermediği hiçbir politika, devletler tarafından pratiğe sokulamaz. Yani devlet mekanizması kendini, bünyesinde faaliyet gösteren şirketlerin çıkarlarına göre dizayn etmekte heveslidir.</p>

<p>Bu görüş hiç de yabana atılacak bir görüş değildir, zira Volkswagen için kimin kimi öldürdüğünün hiç önemi yoktur. Onun için önemli olan tek şey kendi karlılığıdır. Eğer Hitler Yahudileri öldürürken onun yanında durmak karlıysa, şirket onun yanında durur. Eğer Yahudiler Filistinlilere soykırım yaparken israilin yanında durmak şirket için daha karlıysa şirket onun yanında durur. Şirket tam tersini düşünürse, o zaman israilin yanında durmaz.</p>

<p>Bu bakış açısıyla yola çıkarsak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İsrail, kendisine destek veren Volkswagen, Coca Cola, Mc. Donalts gibi kirli şirketlerin katkıları olmasa, bu kadar pervasızca soykırım girişimlerinde bulunamazdı. ABD kendi uluslararası şirketlerinin menfaatlerinin tehlikeye gireceğini düşünse, soykırıma bu kadar doğrudan destek vermekten çekinirdi.</p>

<p><strong>Şirketler Devletlerin Arkasından Çekilirse Ne Olur?</strong></p>

<p>Büyük şirketlerin dininin para olduğu tespitiyle bir üst paragrafta söylediklerimizi harmanlarsak karşımıza şöyle bir sonuç çıkacaktır.</p>

<p>2,5 milyar Müslüman bu şirketlere yapılan boykota sadakatle devam etseydi, bu şirketler para akışının tehlikeye girdiği bu ortamdan bir an önce kurtulmak isteyeceklerdi. Bunun için de kendi devletleri üzerinde sahip oldukları güç odaklarını harekete geçirerek politika değişikliği isteyecekler ve devletler buna kayıtsız kalamayacaklardı. Görünüşte de olsa israil ile aralarına mesafe koymak zorunda kalacaklardı. Dış desteğini yitiren israil, daha ılımlı politikalar arayışına girecekti.</p>

<p><strong>Boykot, Boşa Kürek Çekmek mi?</strong></p>

<p>Şimdi o “Coca Cola içmediniz diye israil yok mu oldu?” diyenlere şunu soralım. Siz boykotu bu kadar sığ ve amaçsız mı görüyorsunuz gerçekten? Daha coca cola içmekten vazgeçemeyen insanların akşam haberlerinde Filistinli çocuklara üzülme hakları yoktur. Çin ve Japon gibi alternatif birçok araç şirketinin sunduğu seçenekler dururken, “ne yapayım bu daha konforlu” diyerek israil markalarına yönelenler, mezarlarındaki konfor için de bir şeyler yapmayı hiç mi düşünmüyorlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyübi’nin o meşhur menkıbesiyle bitirelim yazıyı. </i></p>

<p><i>Selahaddin Eyyubi’nin Haçlı işgali altındaki Kudüs’ü kurtarmak için hazırlık yaptığı dönemde, ordusundaki bir genç heyecanla yanına gelir ve şöyle der:</i></p>

<p><i>"Ey Sultanım! Ordumuz güçlü, kılıçlarımız keskin, yüreğimiz iman dolu. Daha ne bekliyoruz? Neden hemen harekete geçip Kudüs'ü kâfirlerin elinden almıyoruz?"</i></p>

<p><i>Sultan Selahaddin, gencin bu heyecanına karşı sessiz kalır, sadece tebessüm eder ve o an cevap vermez. </i></p>

<p><i>Ertesi gün sabah namazı vaktinde Sultan, camide cemaati dikkatle süzer. Namazdan sonra yanındakilere döner ve: "Dün bana Kudüs'ü neden almadığımızı soran o ateşli genç nerede? Onu cemaatin arasında göremedim." der.</i></p>

<p><i>Yanındakiler, gencin cami cemaati arasında olmadığını söylerler. Bunun üzerine Selahaddin Eyyubi, o meşhur sözünü söyler:</i></p>

<p><i>"Kendi rahatını bozup sabah namazına gelemeyen genç, nasıl olur da konforunu ve canını ortaya koyup Kudüs'ü fethetmeye gidecek?</i></p>

<p>Büyük komutanın bu müthiş tespitinin yanına biz de şunları ekleyelim: “Basit bir boykot eylemine katılamayan halklar, rahatlarını bozup Kudüs için bedel ödemeye nasıl razı olacak. Her eylem ilk adımla başlar. Kudüs için direnişin ilk adımı boykottan geçer. Önce ilk adımı atalım. Soykırım yanlısı kirli şirketlere “biz buradayız henüz ölmedik” diye mesajımızı verelim. Sonra Kudüs’ün kurtuluşu çok da uzakta değildir inşaallah.</p>

<p>Mesut Tunce</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AMMAR KIZILÇINAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber-Yorum</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/neden-mi-boykot-volkswagen-israilin-demir-kubbe-ekipmanlarini-uretmeye-basladi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 18:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/03/orucu-bozan-ve-bozmayan-seylerin-tam-listesi-29.jpg" type="image/jpeg" length="13300"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Epstein, Modern Barbarlık ve Zifiri Karanlık Çağında İslam’ın Apaydınlık Nizamı]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/epstein-modern-barbarlik-ve-zifiri-karanlik-caginda-islamin-apaydinlik-nizami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/epstein-modern-barbarlik-ve-zifiri-karanlik-caginda-islamin-apaydinlik-nizami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya, Epstein davasıyla birlikte parıltılı hayatların ardındaki zifiri karanlığı konuşuyor. Servet, siyaset ve teknolojinin zirvesindeki isimlerin adının karıştığı bu vahşet, modern dünyanın ahlaki iflasını bir kez daha kanıtlıyor. Ancak bu tablo, sadece birkaç "sapkın zenginin" hikayesi değil; sistemin ahlaki bir denetimden yoksun kalışının sonucudur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşte tam bu noktada İslam, sunduğu önleyici tedbirler ve caydırıcı müeyyidelerle temiz bir toplumun tek reçetesi olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlığın kurtuluş reçetesini ancak İslam sunar!</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">1. Suç Oluşmadan Önce: "Bataklığı Kurutmak"</span></strong></span></h2>

<p>İslam’ın en büyük hikmeti, suçu sadece işlendikten sonra cezalandırması değil, önce suçun zeminini ortadan kaldırır yani suça giden yolları daha en baştan kapatır (Seddi-Zerayi). Kur’an-ı Kerim, sadece suçu değil, suça götüren adımları da hedef alır:</p>

<ul>
 <li><strong>Zinaya Yaklaşmayın: </strong>"Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." (İsrâ, 32). Ayet "zina yapmayın" değil, "yaklaşmayın" diyerek; fuhuş şebekelerini, müstehcenliği ve istismara zemin hazırlayan tüm ara yolları kapatır.</li>
 <li><strong>Toplumsal Barikat: </strong>Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin..." (Müslim). Bu, toplumdaki "nüfuzlu kişilerin" gizli kapaklı işlerini görmezden gelmeyi değil, ifşa ve müdahale etmeyi emreder.</li>
</ul>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">2. Güç Sahiplerine Karşı "Muhammedî" Tavır</span></strong></span></h2>

<p>Bugün Epstein davasında gördüğümüz en büyük rezalet, "dokunulmazlar" sınıfıdır. Siyasetçiler ve zenginler, paralarıyla hukukun dışına çıkabilmektedir. Oysa Hz. Peygamber’in (sav) bu konudaki tavrı, insanlık tarihinin en keskin adalet çizgisidir. Asil bir aileden bir kadın suç işlediğinde, araya hatırlı kişileri koyup cezanın affedilmesini istediklerinde Allah Resulü (sav) şu tarihi dersi vermiştir:</p>

<p>"Sizden önceki milletlerin helak olmasının sebebi; içlerinden asil/güçlü biri suç işlediğinde onu bırakmaları, zayıf biri suç işlediğinde ise ona cezayı uygulamalarıydı. Allah’a yemin ederim ki, suç işleyen kızım Fatıma bile olsa, onun da cezasını verirdim!" (Buhârî, Müslim).</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">3. Fesatçılara Verilen Cezaların Hikmeti</span></strong></span></h2>

<p>Çocuk istismarı, insan kaçakçılığı ve toplumu ifsat eden organize suçlar İslam’da "Fesat fi’l-arz" (yeryüzünde bozgunculuk çıkarma) kapsamında değerlendirilir. İslam’da bu suçlara öngörülen ağır cezalar, sadece suçluya bir ceza değil, diğer güç odaklarına bir gözdağıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün Batı hukukunda "iyi hal" veya "şüpheli ölümlerle" (Epstein’in hücresindeki ölümü gibi) kapanan dosyalar, İslam’ın "Kısasta sizin için hayat vardır" (Bakara, 179) ilkesinin ne kadar hayati olduğunu ispatlamaktadır. İslam, mağdurun hakkını merkeze alarak adaleti tesis eder. Cezasını hemen verir. Hem toplum vicdanını teskin eder hem ailenin adalet duygusunu yerine getirir hem de suçun bir daha işlenmemesi için gözdağı verir.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">4. İnsan Onuru ve Mutlak Adalet: Bir Kişi, Tüm İnsanlıktır</span></strong></span></h2>

<p>Epstein vakasında kurban edilen her bir masum can, aslında insanlığın ortak vicdanına indirilmiş bir darbedir. İslam, bir insanın hayatına ve onuruna kastetmeyi kozmik bir cinayet olarak görür:</p>

<p>"Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur..." (Mâide, 32)</p>

<p>Bu ayet, insan hayatına verilen değerin en somut belgesidir. İslam’da "kul hakkı", Allah’ın bize yüklemiş olduğu en ağır yükümlülüktür. Mahkeme-i Kübra’da hiçbir servetin ve hiçbir lobinin bu hakkın karşısında duramayacak olması, Müslüman ferdin en büyük güvencesidir.</p>

<h2><span style="color:#ffffff"><strong><span style="background-color:#c0392b">5. Güzel Ahlak: Erdemli Tolumun İnşası</span></strong></span></h2>

<p>Yasalar ne kadar sert olursa olsun, bireyin kalbine bir "iç denetçi" yerleştirilmedikçe bu tür canavarların türemesi engellenemez. Hz. Peygamber (sav), "Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" (Muvatta) buyurarak, temiz bir toplumun ancak karakter inşasıyla mümkün olacağını göstermiştir. Güzel ahlak; "hiç kimsenin görmediği yerlerde bile Allah’ın gördüğünü" bilmektir.</p>

<p>Epstein vakası bir sonuçtur; ilahi nizamdan kopan bir dünyanın hangi çukurlara yuvarlanabileceğinin birer ibret vesikasıdır. İnsanlığı bu bataklıktan kurtaracak olan ne göstermelik yargılamalar ne de içi boş özgürlük sloganlarıdır. Kurtuluş; her canı aziz bilen, adaleti mülkün temeli kılan ve ahlakı imanın bir parçası gören İslam’ın diriltici soluğundadır.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber-Yorum</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/epstein-modern-barbarlik-ve-zifiri-karanlik-caginda-islamin-apaydinlik-nizami</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 21:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/02/ekran-goruntusu-2026-02-02-131355.png" type="image/jpeg" length="28293"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Suriye’deki Planlı Sefalet]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/suriyedeki-planli-sefalet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/suriyedeki-planli-sefalet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suriye’nin petrol yataklarının büyük çoğunluğunu, en verimli tarım arazilerini ve su kaynaklarını kontrol eden, arkasına ABD’nin devasa mali ve askeri desteğini alan bir yapının; bugün yönettiği halkı "iki dilim ekmeğe ve iki battaniyeye" muhtaç bırakması, bir beceriksizlik değil, bilinçli bir yönetim tercihidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>120 bin kişilik bir askeri güce her türlü imkanı seferber eden <strong>"dağ kadrosu" </strong>hiyerarşisi, sivil halkın en temel kışlık ihtiyacı olan mazotu bile stoklamamış, halkı kasten açlık ve sefalet sarmalına hapsetmiştir. Kaynaklar halkın refahı ve bölgenin altyapısı için değil, örgütün ideolojik savaş aygıtını beslemek için harcanmıştır.</p>

<p><strong>İdeolojik Dayatma ve Toplumsal Yabancılaşma</strong></p>

<p>Örgüt, bölgedeki Kürt ve Arap halklarının bin yıllık inanç, gelenek ve toplumsal yapılarını hiçe sayarak, dışarıdan ithal bir ideolojiyi ve yaşam tarzını zorla dayatmaktadır. Kendi halkının sosyolojisine savaş açan bu yapı, demokratik düzen vaadiyle gelip otoriter bir vesayet rejimi kurmuştur. Özellikle Arap gençlerini yeni Suriye devletine karşı savaşmaya zorlamak ve bölge halklarını bir<strong> "vekalet savaşı"</strong>nın yakıtı haline getirmek, stratejik bir intihardır. Bu zoraki yaşam tarzı dayatması, Deir ez-Zor gibi bölgelerde patlak veren Arap aşiret ayaklanmalarının ve Kürt halkındaki derin sessiz öfkenin ana sebebidir.</p>

<p><strong>Diplomatik İflas ve Yenilgiyi Zafer Diye Pazarlama</strong></p>

<p>Siyasi düzlemde ise tam bir basiretsizlik hakimdir. ABD’nin <strong>"ilişkimiz geçici ve taktikseldir"</strong> yönündeki açık beyanlarını okuyamayan, Washington’un bir NATO müttefikiyle olan stratejik bağlarını göz ardı eden bu yapı, halkın kaderini pamuk ipliğine bağlamıştır. Yapılan tüm bölgesel ve uluslararası anlaşmalardan dönülmesi, verilen sözlerin tutulmaması örgütü güvenilmez kılmıştır. Daha da vahimi, sahada sürekli toprak kaybedilmesine ve geri çekilmelere rağmen, masaya sanki bir zafer kazanılmış gibi oturulmasıdır. Bu gerçeklikten kopuk kibir, rasyonel bir çözümün önündeki en büyük engeldir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Mağduriyet Üretimi ve Sorumluluktan Kaçış</strong></p>

<p>Yönetim, kendi yarattığı siyasi ve askeri enkazın sorumluluğunu üstlenmek yerine, bu enkazdan <strong>"mağduriyet rantı" </strong>devşirmeyi bir strateji haline getirmiştir. Soğuktan ölen çocukların, göç yollarında sefil olan ailelerin acısı; örgütün hatalarını örtmek ve halkın duygularını konsolide etmek için kullanılmaktadır. Kendi pisliğini temizlemek yerine suçu sürekli dış güçlere havale eden, başarısızlıkları başkalarına fatura eden bu anlayış, halkın sırtındaki en büyük yüktür. Halkın acıları üzerinden siyasi ömür uzatma çabası, vicdani ve ahlaki bir çöküşün yansımasıdır.</p>

<h2><strong>Bir Halkın Geleceğinin İpoteği</strong></h2>

<p>Son 50 yılın tecrübesi göstermektedir ki; Kürt halkının çıkarlarını örgütün ideolojik bekasına feda eden bu yapı ne demokratik bir düzen ne de onurlu bir gelecek vaat etmektedir. Sürekli bir yenilgi ve mağduriyet döngüsü üreterek halkı bu döngüye hapseden anlayışla hesaplaşılmadığı sürece, yaşanan sefalet bir kader gibi kuşaktan kuşağa aktarılacaktır. Artık bu <strong>"danışıklı dövüşe" </strong>ortak olmamak ve yaratılan mağduriyet edebiyatına teslim olmamak, bölge halkı için bir varoluş mücadelesine dönüşmüştür. Peki çözüm ne?</p>

<h2><strong>Çözüm için atılacak adımlar:</strong></h2>

<p><strong>1. "Yerel Meclisler" Üzerinden Sivil Yönetim Modeli</strong></p>

<p>Mevcut yapıdaki "sözde" konseylerin aksine, gerçek yetkiye sahip ve "dağ kadrosu" komiserlerinden bağımsız yerel meclislerin kurulması ilk adımdır.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Aşiret ve Aile Temsiliyeti:</strong> Bölgenin gerçeği olan Arap aşiret liderleri ve Kürt aile büyüklerinin doğrudan karar verici olduğu bir mekanizma kurulmalıdır.</li>
 <li><strong>Veto Yetkisi:</strong> Yerel halkın yaşam tarzına müdahale eden veya onları zorla silah altına alan kararların, bu yerel sivil meclisler tarafından veto edilebilmesi gerekir. Bu, ideolojik dayatmanın önündeki en güçlü sivil barikattır.</li>
</ul>

<p><strong>2. Ekonomik Özerklik ve "Kaynakların Yerelleşmesi"</strong></p>

<p>Halkın açlık ve sefalet içinde olmasının temel nedeni, petrol ve tarım gelirlerinin merkezi bir örgüt kasasında toplanıp askeri amaçlarla kullanılmasıdır.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Gelirlerin Bölgede Kalması:</strong> Petrol kuyularının ve tarım arazilerinin geliri, doğrudan o bölgenin belediyesine ve sivil yönetimine aktarılmalıdır. <strong>"Kobanili çocuk ısınamıyorsa, Haseke’deki petrolün geliri nereye gidiyor?"</strong> sorusunun cevabı şeffaf bütçeyle verilmelidir.</li>
 <li><strong>Sivil Kooperatifçilik:</strong> Örgüt güdümlü yapılar yerine, halkın kendi ürettiğini sattığı ve karını paylaştığı ideolojiden arındırılmış kooperatifler teşvik edilmelidir.</li>
</ul>

<p><strong>3. Ortak Güvenlik ve "Yabancı Unsur" Reddi</strong></p>

<p>Kürt ve Arap gençlerinin bir ideoloji uğruna <strong>"vekil asker"</strong> olarak kullanılmasını engellemek için güvenlik mimarisi sivilleştirilmelidir.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Yerel Polis Gücü (Asayiş):</strong> Güvenliğin, dışarıdan gelen ideolojik kadrolar yerine, o bölgenin çocuklarından oluşan ve sadece iç asayişten sorumlu olan profesyonel polis güçlerine devredilmesi gerekir.</li>
 <li><strong>Sınır Güvenliği ve Uzlaşı:</strong> Komşu ülkelerle (Türkiye ve merkezi Suriye hükümeti) sürekli çatışmayı besleyen kadroların yerine, gerilimi düşürecek ve bölgeyi "güvenli liman" haline getirecek sivil heyetler diplomasi yürütmelidir.</li>
</ul>

<p><strong>4. Eğitimde Kültürel Çoğulculuk ve İdeolojik Arınma</strong></p>

<p>Çocukların bedenleri üzerinden rant devşiren yapı, onların zihinlerini de ideolojik müfredatla ipotek altına almaktadır.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Milli ve Dini Değerlere Saygılı Müfredat:</strong> Arap ve Kürt toplumunun tarihsel, dini ve kültürel kodlarıyla çatışmayan, uluslararası geçerliliği olan bir eğitim sistemine geçilmelidir.</li>
 <li><strong>Dini ve Sosyal Özgürlük:</strong> Zorla dayatılan seküler-ideolojik yaşam tarzı yerine, toplumun doğal muhafazakar yapısına ve inançlarına müdahale etmeyen bir kamu düzeni inşa edilmelidir.</li>
</ul>

<p><strong>5. Siyasi Meşruiyetin Yeniden İnşası</strong></p>

<p>Örgütün "anlaşmalardan dönme" alışkanlığına karşı, bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve aşiretler kendi siyasi iradelerini ortaya koymalıdır.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Suriye İçi Çözüm Odaklılık:</strong> Bölgeyi küresel güçlerin oyun sahası olmaktan çıkarıp, Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde ama geniş yerel yetkilere sahip bir statü için merkezi hükümet ve muhalif unsurlarla <strong>"sivil muhataplar" </strong>üzerinden masaya oturulmalıdır.</li>
</ul>

<p><strong>Sonuç ve Engeller</strong></p>

<p>Bu modellerin önündeki en büyük engel, elindeki silah gücünü ve petrol gelirini bırakmak istemeyen<strong> "vesayetçi kadro"</strong>dur. Halkın bu modelleri hayata geçirebilmesi için <strong>"mağduriyet edebiyatını"</strong> terk edip, kendi çocuklarının geleceğini bu dar kadronun elinden alacak bir sivil itaatsizlik ve irade beyanı sürecine girmesi kaçınılmazdır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber-Yorum</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/suriyedeki-planli-sefalet</guid>
      <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/01/suriyedeki-planli-sefalet-1.jpg" type="image/jpeg" length="36008"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İflasın Anatomisi: Neden Çöktüler?]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/iflasin-anatomisi-neden-coktuler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/iflasin-anatomisi-neden-coktuler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarih boyunca onuruyla, inancıyla ve yiğitliğiyle anılan mazlum Kürt halkı, son on bir yıldır ruhsuz yapının elinde tarihin en büyük trajedisini yaşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kırk yıllık bir kan ve nefret siyasetinin sonunda PKK’nın vardığı nokta, sadece askeri bir mağlubiyet değil, topyekûn bir zihniyet iflasıdır!</p>

<p>Onca yıl <strong>"halkların özgürlüğü"</strong> maskesiyle yürütülen bu kirli savaşın finalinde; ellerinde kalan tek şey, darmadağın olmuş bir hayal ve emperyalist güçlerin masasında meze edilmiş bir örgütsel yapıdır. Dağlarda verdikleri sözde mücadeleyi, Suriye’nin düzlüklerinde birer <strong>"paralı asker" </strong>olarak tamamlayanlar, bugün teslim bayrağını çekerken aslında kendi halkına verdikleri zararın hesabını verememenin de ezikliğini yaşıyorlar. Kendi çocuklarını dahi ateşe atmaktan çekinmeyen bu yapı, sığındığı okyanus ötesi güçlerin kendilerini ilk fırsatta feda edeceğini anlayamayacak kadar basiretsiz çıkmıştır. 40 yılın özeti; boşa giden on binlerce can, hüsranla biten ideolojik fanteziler ve asil bir halkın sırtına saplanan ihanet hançeridir!</p>

<p><strong>Bu yalancılar kapımıza geldiği zaman bunun hesabını sormayacak mıyız?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Suriye’de dış güçlerin gölgesinde bir "<strong>fantezi dünyası"</strong> kurmaya çalışan PYD, bugün kendi yarattığı enkazın altında kalmıştır. 11 yıldır verilen sınırsız desteğin 11 günde buharlaşması, bir "<strong>kahramanlık</strong>" hikayesinin değil, bir "proje" iflasının öyküsüdür. Nerede askerlerin? Nerede o övündüğün savaşçıların, silahların? Nedir bu arkana bile bakmadan cephelerden kaçışların?</p>

<p>PYD, bölge halkının ruhuna, dinine ve geleneklerine aykırı bir ideolojik gömlek dikmeye çalıştı. Ancak zorla silah altına alınan çocuklarla, yabancı güçlerin gölgesinde ve halka zulmederek kurulan bir yapı; gerçek bir orduyla karşılaştığında 11 yıllık birikimini 11 günde terk etmek zorunda kaldı. Çünkü kökü dışarıda olanın, toprağa tutunması imkansızdı!</p>

<h2><strong>İflasın Anatomisi: Neden Çöktüler?</strong></h2>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>İdeolojik Fanatizm:</strong> Bölge halkına yabancı, Marksist-Leninist temelli ve tepeden inme bir ideolojiyi zorla dayattılar.</li>
 <li><strong>İnanç ve Gelenek Düşmanlığı:</strong> Coğrafyanın bin yıllık İslam geleneğine, aile yapısına ve aşiret hukukuna savaş açtılar.</li>
 <li><strong>Çocuk Savaşçılar Utancı:</strong> Kendi ideolojileri için küçük çocukları ailelerinden koparıp cepheye sürecek kadar alçaldılar.</li>
 <li><strong>Halkı Ateşe Atmak:</strong> "Halk savaşı" yalanı altında, savaştan anlamayan sivilleri profesyonel orduların önüne sürerek katliamlara kapı araladılar.</li>
 <li><strong>Batılı Fanteziler:</strong> Ortadoğu’nun gerçeğini değil, Batılı efendilerinin duymak istediği seküler masalları sahada uygulamaya çalıştılar.</li>
 <li><strong>Stratejik Ahmaklık:</strong> ABD desteğinin sonsuz olduğunu sanıp, kullanıldıktan sonra kenara atılacak birer piyon olduklarını göremediler.</li>
 <li><strong>Düzenli Ordu Olamamak:</strong> Silah yardımıyla milislik yapmayı ordu kurmak sandılar; hiyerarşi ve disiplinden yoksun bir yapıdan öteye geçemediler.</li>
 <li><strong>Gerilla Yalanı:</strong> Yıllardır "gerilla eğitimi" aldıklarını iddia etmelerine rağmen, profesyonel bir güç gördüklerinde savaşmayı hatırlayamayacak kadar beceriksizleştiler.</li>
 <li><strong>Halka Zulüm:</strong> Bölgedeki Arap, Türkmen ve hatta kendilerinden olmayan Kürtleri zorla göç ettirip mülklerine çöktüler. Arapların şehirlerini işgal ettiler.</li>
 <li><strong>Sürekli Kaçış Modu:</strong> Savunma hattı kurmak yerine, bedel ödememek için her çatışmada bölgeyi terk edip kaçmayı gelenek haline getirdiler.</li>
 <li><strong>Kürtlere İhanet Suçlaması:</strong> Kendi akılsız stratejilerine destek vermeyen her Kürdü "hain, satılmış, ajan" olarak yaftalayıp, halkı kendi içinde böldüler.</li>
 <li><strong>PR Balonu:</strong> Kendilerini dünyaya "yenilmez" diye pazarlayıp, sahada ilk kurşunda dağıldılar.</li>
 <li><strong>israil Dostluğu:</strong> Müslüman coğrafyasında işgalci siyonistler ile saf tutarak tüm bölge halklarının nefretini ve öfkesini kazandılar.</li>
 <li><strong>Acziyet ve Ağlama Kültürü:</strong> Sıkıştıkları her an "siviller ölüyor" edebiyatı yaparak halkı yardıma çağırdılar. Bir askeri yapının sivilin arkasına saklanması korkaklığın zirvesidir!</li>
</ul>

<h2><strong>Bedel Ödemeden Terk Edilen Topraklar</strong></h2>

<p>PYD, kurulduğu günden beri hiçbir bölgeyi kanıyla, canıyla değil, birilerinin ricasıyla almıştır; o destek kesildiğinde ise arkasına bakmadan kaçmıştır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Afrin:</strong> "Aşılmaz kalemiz" dediler, harekât başlayınca lider kadro ilk uçakla kaçtı.</li>
 <li><strong>Resulayn ve Tel Abyad:</strong> Tüneller kazdılar ama içinden sadece kaçmak için çıktılar.</li>
 <li><strong>Son Çöküş:</strong> Bugün Tel Rıfat’tan Münbiç’e, Fırat’ın doğusuna kadar her noktada aynı panik hâkim. Haseke, Kamışlı, Kobani… Buralarda da ancak Amerika’yı devreye sokarak, ağlayıp sızlayarak kirli antlaşmalarla tutunabildiler! Bir taraftan kahramanlık masalları, diğer taraftan ölüyoruz, bitiyoruz, katliama uğruyouz ağlayışları! Siz nasıl bir mahlûksunuz savaşta ölünce ağlıyorsunuz? Adı üstünde savaş ya ölür ya da öldürürsün! Ağlamaya utanmıyor musunuz?</li>
</ul>

<p>Tarih boyunca onuruyla, inancıyla ve yiğitliğiyle anılan mazlum Kürt halkı, son on bir yıldır bu ruhsuz yapının elinde tarihin en büyük trajedisini yaşıyor. Kahramanlığıyla nam salmış bir halkın evlatları; ne idüğü belirsiz bir ideolojik fantezinin, okyanus ötesi hesapların ve köksüz bir sosyalist hayalin kurbanı edilmiştir. Kürdün dinini ondan koparınca işte böyle avare bir hale getirdiniz!</p>

<h2><strong>Bir Halkın Kimliğini Çalmanın Bedeli</strong></h2>

<p>Kürt halkı dindardır, geleneklerine bağlıdır, namusuna düşkündür. Ancak bu yapı, bu halkın camisini, inancını ve bin yıllık değerlerini hedef alarak işe başladı. Kendi halkının kutsallarına söven, sapkın akımlara meze eden, ona yabancı bir gömlek giydirmeye çalışan bu zihniyet; Kürtleri bölgenin asıl unsuru olmaktan çıkarıp, küresel güçlerin elinde bir "piyon" haline getirdi.</p>

<p>Kürt halkı zilleti hak etmiyor!</p>

<p>Bunlar, bu asil halkın ismini kullanarak girdiği her yerden kaçarak, Kürt kimliğine "firari" damgası vurmaya çalıştı. Namuslu Kürtleri "hain" diye yaftalayanlar, her yenilgide sivil halkın arkasına saklanıp mazlumu canlı kalkan yaptılar. Bu asil halkı savunmasız bırakıp kaçmak kahramanlık değil, korkaklıktır! 11 yıllık birikimi 11 günde terk edip giderken, geride bıraktıkları tek şey gözü yaşlı analar ve harabeye dönmüş şehirlerdir.</p>

<p>Bu halkın geleceğini çalanlardan, çocukları sapan taşından koparıp kurşunların önüne atanlardan, bölgeyi İsrail’in ve emperyalizmin oyun sahasına çevirenlerden elbet hesap sorulacaktır. Kürt halkı; kendisine zulmeden, kendisini dünyadan izole eden ve inancıyla kavgalı olan bu yapıya mahkûm değildir!</p>

<p>Afrin’den Münbiç’e, Haseke’den Kobani’ye... Hani nerede o öve öve bitiremediğiniz savaşçılarınız? Yoksa LGBT'cilere yardıma mı gittiler? Ekolojik dengelerle mi uğraşıyorlar? Moderniteyi mi tartışıyorlar? Aslında bütün bunlar bu kof ideolojinin iflasıdır!</p>

<p>Bir halkın en büyük trajedisi, temsil iddiasıyla ortaya çıkanların o halkın ruhuna hançer saplamasıdır. Müslüman Kürt halkını "ajanlık" ile suçlayanların, bugün kimlerin piyonu olarak sahada savrulduğu ayan beyan ortadadır. Bunlar sadece kendi ideolojik bekasını düşünerek bütün bir halkın geleceğini ateşe vermiştir.</p>

<p>Kürtler artık sizin gerçek yüzünüzü tanıdı, size uydukları her anın kayıp ve zarar olduğunun farkına vardı. Kof ideolojilerinizin Kürtleri nasılda ABD’nin ve siyonizmin piyonu haline getirdiğini ve Kürtleri onların siyasi çıkarları uğruna nasılda kurban ettiğini herkes ama özellikle de Kürtler gördü. Artık kapısına gittiğinizde size inanacak Kürtler yok, sizden geçmişin ve bugünün hesabını soracak Kürtler var!</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber-Yorum</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/iflasin-anatomisi-neden-coktuler</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/01/p-h-o-t-o-2026-01-22-12-33-00.jpg" type="image/jpeg" length="88966"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Direnişe Boyun Eğen Zalimler!]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/direnise-boyun-egen-zalimler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/direnise-boyun-egen-zalimler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emperyalistler eliyle İslam dünyasında savaşlar, işgaller ve zulümler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Ancak süregelen işgaller ortaya destansı direnişler ve direniş hikayeleri de bırakmakla birlikte zalimlerin direniş karşısında nasıl mağlup olduğunu da gözler önüne serdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslam dünyasında işgale uğramış ve bu işgaller nedeniyle büyük bedeller ödemiş yerlerden biri de Afganistan’dır. Önce Sovyet Rusya’nın sonrasında ise Amerika’nın işgaline uğrayan Afganistan bu işgaller süresince çok fazla bedeller ödedi. Ancak ne Ruslar ne de Amerikalılar Afganistan’da işgallerini kalıcılaştıramadan direnişin karşısında mağlup bir şekilde kaçmak zorunda kaldılar.</p>

<p>Geçtiğimiz hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ülkesinde görev yapmaya başlayacak büyük elçilerin güven mektuplarını almak için Kremlin Saray’ında bir tören tertip etti. Törene 32 ülkenin büyük elçisi katılmıştı ve her biri Putin’e kendi ülkeleri adına güven mektubunu takdim edip görevine başlayacaktı. Ancak içlerinde öyle bir ülkenin büyükelçisi vardı ki gören herkesi maziye götürdü.</p>

<p>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de kabul ettiği büyükelçiler arasında Afganistan'ın Moskova Büyükelçisi de vardı ve büyükelçi tarafından kendisine sunulan güven mektubunu teslim aldı. Rusya, 1979’dan 1989’a kadar işgal ettiği ve yüzbinlerce sivili vahşice katlettiği ancak direniş karşısında kaybettiği bir İslam beldesinin büyükelçisini hem de İslam Emirliği temsilcisi olarak kabul etmesi direnişin zaferini ve zalimlerin direniş karşısında nasıl da boyun eğdiğini bir kez daha gösterdi.</p>

<p>Sovyet Rusya'nın Afganistan'a saldırısı 24 Aralık 1979'da başladı-15 Şubat 1989'a kadar devam etti. Yani tam 9 yıl, 1 ay, 3 hafta ve 1 gün sürdü. En iyimser rakamlara göre 79'da 14 milyon olan Afgan nüfusunun yüzde 10'u bu savaşta öldü. Milyonlarcası yaralandı ve başka ülkelere sığındı. Sonra da diğer iri deccalle devam etti çileleri o ayrı hikâye.</p>

<p><strong><em>Yalnız şu tablo hakikaten ibretlik.</em></strong></p>

<p><strong><em>Büyükelçinin verdiği en net mesaj herhalde şudur:</em></strong></p>

<p><strong><em>Siz anglosakson kılığa bürüneli asırlar oldu da.</em></strong></p>

<p><strong><em>Bizi kendinize benzetemediniz.</em></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><em>Zerre kadar size özenmedik.</em></strong></p>

<p><strong><em>Ne sarığımız düştü başımızdan.</em></strong></p>

<p><strong><em>Ne sakalımız kısaldı.</em></strong></p>

<p><strong><em>Ne sınırlarımızı değiştirebildiniz ne dilimizi.</em></strong></p>

<p><strong><em>Ne düşüncemizi yontabildiniz ne kültürümüzü.</em></strong></p>

<p><strong><em>Biz savaşı, sizi sahamızdan çıkarınca değil, kendimiz olarak kalınca kazandık.</em></strong></p>

<p><strong><em>Sizden sonraki conilere de öykünmedik.</em></strong></p>

<p><strong><em>Şimdi şurada bir fotoğraf çeksinler beraber, İki bağımsız devlet niyetine.</em></strong></p>

<p><strong><em>Bükülmemiş bileklere bir buse daha kondurun bay vlad!</em></strong></p>

<p><strong><em>Ve bu sahne, kendini Sovyet imparat</em>orluğunu yeniden canlandırmaya adayan bir Rus liderle yaşanıyor.</strong></p>

<p><strong>"Sadakallahü ve Rasulühü."</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Haber-Yorum</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/direnise-boyun-egen-zalimler</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/01/g-tv2-beb-q-aoi-n-b-i-1.png" type="image/jpeg" length="55169"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM DÜŞMANIYLA KOL KOLA]]></title>
      <link>https://dogruhaber.com.tr/dem-dusmaniyla-kol-kola</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dogruhaber.com.tr/dem-dusmaniyla-kol-kola" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğruhaber - Mesut Tunce</p>

<p>DEM Parti belli ki dünya gündemini yakından takip etmeyi seviyor. İran’daki son olaylarla ilgili yaptığı sert ve provokatif açıklamayla da bunu ayan beyan gözler önüne serdi.</p>

<p>Önce DEM’in ne söylediğine bir bakalım.</p>

<blockquote>
<p>· İran’da sokağa çıkan KADINLAR, gençler ve farklı kimlikten insanlar, ağır ve kabul edilemez bir şiddetle karşı karşıya kalıyorlar.</p>

<p>· İran’da ÇOCUKLARIN zorla itirafçılığa maruz bırakılması insanlık dışıdır.</p>

<p>· İran yönetimi, baskı ve şiddetle yönetme ısrarından vazgeçmeli ve DEMOKRATİK kanalları acilen açmalıdır.</p>

<p>· DEM Parti, Emperyalist güçlerin Orta Doğu’yu ve Afrika’yı yeniden dizayn etmek için düğmeye bastığının farkındadır ama yine de İran halklarının onurlu ve meşru mücadelesinin yanında durmakta kararlıdır.</p>
</blockquote>

<p>Şimdi neresinden tutarsak elimizde kalacak olan bu açıklama garabetini, okuyucuyu fazla sıkmamaya çalışarak deşelim.</p>

<p>Açıklamada gözümüze ilk çarpan kelimeler; kadın, çocuk, azınlıklar ve demokrasi oluyor. Yani DEM işlediği kabahatin farkında olacak ki, tutarsızlığını bir nebze olsun yumuşatabilmek için, basabileceği tüm düğmelere aynı anda basmaya çalışmış. Zira bir yandan emperyalist projelerin varlığından DEM vurup, bir yandan da emperyal çizgiyle bire bir aynı perdeden açıklama yapmak her babayiğidin harcı değil.</p>

<p>Ayrıca tabirimiz çok kaba kaçmayacaksa, sizce de DEM Parti kendi kendine gelin güvey olmuyor mu?</p>

<p>Yani hem ilgi alanını Türkiye’deki Kürtlerin haklarını müdafaa etmek olarak açıklayacaksın, hem de dünya devlerinin kapıştığı bir sahada üstüne vazife olmayan konular hakkında üst perdeden açıklamalarda bulunacaksın. Sen kimsin ya diye sormazlar mı?</p>

<p>DEM Parti’nin emperyal projelerin farkında olduğunu iddia etmesi, pratiğiyle çok ciddi tezatlar barındırıyor.</p>

<p>Yani hem böylesi iddialı bir açıklamada bulunacaksın, hem de İran’da dış odaklı olduğu aşikâr eylemleri, “halkların onurlu ve meşru mücadelesi” gibi iddialı cümlelerle savunmaya kalkacaksın. Bu durumda emperyalist dediğin ABD, İngiltere ve İsrail ile aynı çizgide buluşmuş olmuyor musun?</p>

<p>Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…</p>

<p>Gelelim kadınlar, çocuklar ve azınlıklar hakkındaki duyarlılığına…</p>

<p>Ölen 19 gösterici üzerinden kadın ve çocuk vurgusu yapan DEM’in, Gazze’de vahşice katledilen on binlerce kadın ve çocuk için ağladığını gören oldu mu? Orada yuvaları bombalanarak bebekleriyle birlikte şehit edilen kadınlar, sizin kadın tanımınıza uymuyor mu?</p>

<p>Kurban eti dağıtırken vahşice katlettiğiniz Yasin Börü, sizin çocuk tanımınıza uymuyor mu?</p>

<p>19 kişi için girdiğiniz duygusal triplere 10 binlerce masum insan için neden girmediniz.</p>

<p>ABD ve İngiltere israili kınamadığı için mi siz de kınamadınız.</p>

<p>Sahi siz karşısında durduğunuzu iddia ettiğiniz emperyalist güçlerin onaylamadığı hiçbir kınamaya cesaret edemiyor musunuz?</p>

<p>Kınadığınız yerden illa ki İslam kokusu mu gelmesi gerekiyor.</p>

<p>Daha çarpıcı olan şey ne biliyor musunuz? DEM, İran’ı özgürlükleri tanımaya davet ediyor. Çağrıyı öyle bir havada yapıyor ki, sanki İran özgürlükçü bir yol takip ederse, sorunlar bir anda barışçıl yollarla çözülecek.</p>

<p>İran’daki eylemcilerin, sizin destek verdiğiniz GEZİ eylemcileri gibi “sorun ağaç değil, hala anlamadınız mı?” demeyeceğini nereden çıkardınız?</p>

<p>Kaldı ki, etki alanı içerisindeki hiçbir yapıya yaşam şansı tanımayan DEM’in bu çağrıda bulunması oldukça ironik değil mi? Eşbaşkan’ınızın çağrısıyla başlayan 6-8 Ekim olaylarının anıları zihinlerde hala dip dipdiri duruyorken, özgürlükçü söylemlerde bulunmak yüzsüzlük olmuyor mu?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çok fazla soru sorduk, gelin konumuzu bir tespitle kapatalım:</p>

<p>Bizce DEM’in açıklama ve eylemleri, onu Orta Doğu'da İslam kokusu gelen tüm yapılara karşı Batı'nın doğal müttefiki haline getiriyor. Nitekim bunun pratikteki karşılığını, DEM’in sırtını dayadığı YPG-ABD işbirliği örnekliğinde görüyoruz. YPG’nin, Suriye’de Esed güçlerine karşı tek bir kurşun bile atmış değilken, bölgedeki tüm İslami yapılarla dur durak bilmeyen bir çatışma içerisinde olması, DEM ve unsurlarının aslında kime hizmet ettiğinin apaçık göstergesidir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>AMMAR KIZILÇINAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Haber-Yorum</category>
      <guid>https://dogruhaber.com.tr/dem-dusmaniyla-kol-kola</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dogruhabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/dogruhaber-com-tr/uploads/2026/01/1-1-32.jpg" type="image/jpeg" length="41100"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
