Peygamber Sevdalıları Ankara Derneği tarafından "Şubat Ayı, Şehadet Ayı" olması münasebetiyle gerçekleştirilen program, Çankaya ilçesindeki Türkiye Diyanet Vakfı Konferans Salonu’nda yapıldı.

Program, HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin İmir, HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, Mersin Milletvekili Faruk Dinç, STK ile siyasi parti temsilcileri ve vatandaşların yoğu katılımıyla gerçekleştirildi.

Program, Muaz Demir Hoca’nın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Ardından Peygamber Sevdalıları Ankara Derneği Başkan Yardımcısı Mustafa Karakaş açılış konuşmasını gerçekleştirdi.

7-39

Şehadet ayı temalı sinevizyon gösteriminin ardından Prof. Dr. Halis Aydemir, "Şehitler Gecesi" konulu kapsamlı bir konuşma yaptı.

"Hayata giriş çok enteresan"

Prof. Dr. Halis Aydemir, "Çok enteresan bir hayat yaşıyoruz. Çok ilginç, geliştirici bir muamma. Bakmayın, biz alışmışız; 'bebek' diyoruz, 'çocuk' diyoruz, 'yeni doğan' diyoruz. Kabulleniyoruz. Aslında girişler çok acayip. Gelen hiçbir kimse eski bir kimse; nereden geldiğini hatırlamıyor. Cenab-ı Hak öyle bir formül uygulamış, öyle bir yol koymuş ki… Bebek diyoruz, henüz konuşmayı bilmiyor diyoruz, yeni doğdu diyoruz ve kabulleniyoruz. Aramıza bizim gibi insanlar katılıyor, çaktırmadan çok yumuşak bir geçişle de o kendisi de bunun farkına varmadan hayata dahil oluyor, hayata angaje oluyor ve bakmışsın buralı olmaya başlıyor. Ama gerçek kaybı burada oluyor. Sonradan buraya geldiğimiz, gözümüzü birdenbire burada açtığımız gerçeği kayboluyor. Oysa bunu biliyoruz. Hayata bu yönüyle bakınca çok ilginç. Buraya birdenbire geldik, bunu biliyoruz. Cebimizde cüzdanımız, kimliğimiz; saatimiz, vaktimiz, gönlümüz… Hepsini hayırlı taşımaya çalışıyoruz. Bu taraf çok ilginç; geliş kısmı böyle. Ve hiçbirimiz nereden geldiğimizi bilmiyoruz. 'Yoktuk' demek dile kolay varlık hissi yoktuk demekle aşılacak bir şey değildir. Belli ki bir yer vardı. Buraya intikal ettirildik ama intikal ettirilirken adeta uyutulduk. Öncesini hatırlamıyoruz. Hayata giriş çok enteresan." dedi.

4-120

"Hayatın giriş noktası ne kadar gizemliyse, çıkışı da o kadar gizemli"

Konuşmasının devamında Aydemir, "Çoğumuz bu girişte yaşanan bu enteresan durumu unutarak ortalara geliyor. Ortaları yaşarken hep buradaymışız gibi, bu hayatın hep içindeymişiz gibi kabulleniyoruz ve bütün meselemizi, bütün çabamızı buraya yoğunlaştırıyoruz. Varsa da yoksa da burada harcıyor. Demiyor ki ben sonradan geldim buraya. Hadi giriş gizemliydi; çıkış da bir o kadar gizemli. Hayatın giriş noktası ne kadar gizemliyse, çıkışı da o kadar gizemli. Koskoca, dev gibi adam birdenbire yere yıkılıyor ve artık ondan hiç ses gelmiyor. Düne kadar yiyen, içen, gezen, dolaşan; gözüne bir şey kaçsa rahatsız olan adam, taş gibi yerde yatıyor. Ayaklarından çeksen, üzerine çıksan zıplasan artık tepki yok. Bu da çok ilginç. İki ucu böyle olan bir hayatı yaşıyoruz. Bu dediğim durum bazılarımıza değil, hepimize denk geliyor. Hepimiz böyle başladık ve hepimiz öleceğiz. Bu, bizim hayatımızın gerçeği. Eğer bu iki durumu göz ardı edersek, bu hayatı doğru yaşayamayız." ifadelerine yer verdi.

5-86

"İnsan olarak olağanüstü donanımlara sahibiz"

Allah Azze ve Celle'nin "Her nerede olursanız olun, ölüm sizi yakalayacaktır; isterse sağlam kalelerde olun." buyurduğunu belirten Aydemir, "Böyle enteresan bir hayat yaşıyoruz. Konuşması bile bir acayip doğumla başlayan, ölümle sonlanan bir sürecin içerisindeyiz. Derme çatma bir yerde değiliz. Çok iyi yaratılmışız. Her türlü nimetle donatılmışız. Sıradan makineler değiliz. Harika ahseni takvim üzere yaratıldık. Olağanüstü donanımlara sahibiz. Mükemmel bedenlere sahibiz. Ortam güzel, mekân güzel, hayat güzel… Keşke kalabilsek diye çok çırpınıyoruz. Biraz daha tutunmaya çalışıyoruz. Sahip olduklarımızı kaybedeceğimiz gerçeğine rağmen artırmaya çalışıyoruz. Bazısı gayrimeşru yolları bile göze alıyor. Komşunun tarlasından bir santim daha almak için sınırı değiştirmeye çalışıyor. Bu kadar çok beğendiğimiz bir hayatı yaşıyoruz." şeklinde belirtti.

'Aranızda ölümü Biz takdir ettik kimse Bizi engelleyemez'

Aydemir, sözlerinin devamında şunları aktardı:

"Otuzlara, kırklara gelmeden hopluyoruz, zıplıyoruz; hareketler yapıyoruz. Gıdalara dikkat ediyoruz. 'Sağlıklı kalmalıyız, daha uzun yaşamalıyız' diyoruz. Hayatı seviyoruz. Kimse hayatı beğenmediğimizi söyleyemez. Hepimiz hayatı seviyoruz. Birine 'ne kadar da genç kalacaksın' deseniz çok memnun olur. Çok daha fazla yaşayacak olmak hepimizin istediği bir şey. Ama bu, mukadder çizgiyi değiştirmiyor. Ne kadar genç kalırsak kalalım, ne kadar bakımlı olursak olalım; hiçbirimizin dilinden 'Ben hep yaşayacağım, asla ölmeyeceğim' gibi bir söz çıkması mümkün değil. Böyle bir söz çok ahmakça olur. Çıksa güldürür insanları. Ölümün ne denli mukadder olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. 'Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Kimse Bizi engelleyemez.' (Vakıa Süresi) Bu da mukadder sonumuz bizden önce hiç kimse geri kalmadı. Allah’ın Resulü (sav) buyurdu ki: 'Yüz yıl geçtiğinde yeryüzünde o gün yaşayanlardan hiç kimse kalmayacaktır.' Düşünün; bu koca salonda, Ankara’da… Geçen yüzyıldan burada bir insan var mı? Yüzü aşmış, yüz beş, yüz yedi yaşında biri? Yok. Çünkü burası bir doldur boşalt sistemi. Biz buradan çıktığımızda, göğe doğru inenleri çıkanları görsek diyeceğiz ki; 'Çok belliydi, burası bir giriş-çıkış yeri olduğu' ama içerideyken insan başka hissediyor. İçerideyken insan yerelleşiyor, ortama alışıyor; ortamı sevmeye ve sahiplenmeye başlıyor. Bu da bizim gerçeğimiz."

2-224

'Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar'

"Bize yön vermeye çalışan iki şey var." diyen Aydemir, "Biri duygularımız, diğeri akledişimiz. Biz bunların arasında hayatımızı yaşıyoruz. Duygularımız; sevgi, tutku, hırs, arzu, şöhret isteği, kazanç arzusu, öfke, haset gibi pek çok unsuru barındırır. Akleden yanımız ise veri temellidir, delil temellidir, muhakeme üzerine kuruludur. Kalbin ve aklın bizi doğruya yönlendirmesi gerekir. Allah Teâlâ buyuruyor ki: 'Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar.' (Nisa Süresi) Bu cephede savaş sadece silahlı mücadele değildir. Üniversitede okurken, bilim öğrenirken, teknoloji geliştirirken de bir mücadele vardır. Müminler öyle güçlü silahlara kavuşmalıdır ki, güç namına zalimi kafiri caydıracak öyle üstün güce, silaha ve mühimmat sahip olmalılar ki bunu 'Ben geliştirmeliyim, paradigmayı değiştirmeliyim, bambaşka silahı ben icat etmeliyim. Müminlerin askerî ve savunma kapasitesini bir üst seviyeye taşımalıyım' diyerek sınava çalışan, derslerini en iyi şekilde anlamaya çalışan, hayatının kariyer planlamasını ucu şahadete çıkan bir süreçte teknoloji geliştirmeyi, fabrika kurmayı, sanayide yer almayı; üretmeyi ve güç oluşturmayı hedeflemelidir. Sabah akşam Kur'an okuduğu ve ayetlerden 'Gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.' (Enfâl) Ön hazırlık Allah'ın emri." dedi.

1-155

"Cihat sadece savaş meydanında olmaz üniversitede, projede, teknoloji geliştirirken; hatta üniversiteyi seçerken bile bu bilinçle hareket edilmelidir"

Resûlullah (sav) döneminde Mekke'den örnek veren Aydemir, "Resûlullah (sav) orada, Hazreti Sümeyye en ağır işkencelerden geçiriliyor; ama müminlerin bir hazırlığı yok. Medine'de Allah Teâlâ belli bir hazırlık seviyesine ulaşıldığında izin verdi. Sonra da sayısal dengeleri öğretti: 'Sizden şu kadar kişi olursa, onlardan şu kadarını yenebilir.' Bu iş ezbere değildir. Üç kişi, üç milyon kişinin karşısına hazırlıksız çıkıp kendini katlettirsin diye bir şey öğretilmedi. Bize strateji öğretildi, hazırlık öğretildi. Cihat sadece savaş meydanında olmaz. Üniversitede, projede, teknoloji geliştirirken; hatta üniversiteyi seçerken bile bu bilinçle hareket edilmelidir. Zalime karşı; mazlum hangi milletten olursa olsun, hatta hayvanlar ve doğa dâhil olmak üzere adaleti ayakta tutmak için güç sahibi olma düşüncesi gençlere kazandırılmalıdır. Allah adaleti emrediyor. Allah’ın kelimesini yüceltmek için kuvvete kavuşmak gerekir. Eğer gençlere sadece 'Çift maaş olsun, yazları tatil yapalım' hayaliyle üniversite hazırlığı yaptırırsak, bu memleketin istikrarını ve istiklalini koruyamayız. Şairin dediği gibi: 'Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.' Bu anlayışa sahip olmak gerekir." ifadelerine yer verdi.

"Şehadet bilinci, 'Okumama gerek yok, çalışmama gerek yok; nasıl olsa bir yol bulur ölürüm' anlayışı değildir"

Aydemir, "Cenab-ı Hakk’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan; mazlumu korumayı, zalimin elini kesmeyi ve adaleti yükseltmeyi hayatın amacı olarak bu uğurda can vermeyi göze alan insanlar yetişmelidir. Hayatını şehadet bilinciyle taçlandırmayı düşleyen, Allah ile buluşma heyecanını taşıyan kimseler daha üretken olur. Daha iyi üniversiteler kazanır, daha yüksek teknoloji geliştirir, daha büyük ticaretler yapar. Kazandığı imkânları da Allah yolundaki hayırlı işlere sarf eder. Şehadet bilinci, 'Okumama gerek yok, çalışmama gerek yok; nasıl olsa bir yol bulur ölürüm' anlayışı değildir. Sahabe kiram böyle değillerdi. Döndüklerinde hayatı en güzel toplumsal yararın en üstüne fayda sağlayacak şeklinde çalışan bunu Allah'ın rızası olarak gören ok atarken kılıç hazırlarken üretirken toplumun iktisadını yükselten güçlü toplum güçlü askeri kapasite Allah'ın bizden emrettiği beklediği her boyuttaki toplumsal kuvveti yükseltmek cihadın bir parçasıdır." şeklinde konuştu.

"Hazırlığı olmayanın inandırıcılığı yoktur"

Son olarak Aydemir, "Şu anda dünyada Müslümanlar gerçek manada istikrarlarına sahip değiller. Çünkü düşmanları caydırıcı güçleri yok. Küçücük bir israil, etrafındaki başkentlere bakarak tehdit dili kullanabiliyor. Bir gecenin sabahına etrafta bir tek Müslüman başkent kalmaz. Adamın elinde 400 tane nükleer başlıklı füze var. Nükleer gücü bölgede mutlak. Arkada Amerika var mış bu varmış bunların önemi yok. Dolayısıyla müminlere karşı, her türlü hazırlığı en kötü seneryoya göre yapmışlar. Biz onun gölgesinde yaşıyoruz. Dolayısıyla müminler her türlü silahı mevcut olan çeşitlerini tamamını elde edecek ve yenilerini keşfedip mutlak bir üstünlüğe kavuşacak hale gelmeleri Allah'ın bir emridir. Şehadet arzusu ve hülyası, ancak gerekleri yerine getirildiği zaman gerçekçi olur ve gerçekleşir. Aksi takdirde sözde kalır. Bu yüzden Cenab-ı Hak vaktiyle 'Elinizi çekin' buyurduğunda, 'Savaşalım, savaşalım' diyenlerin bir kısmı iş ciddiye bindiğinde geri çekildi. Ne zaman ki savaş farz kılındı, birçoğu kaçtı, birçoğu geri durdu. Dün bunun edebiyatını yapanlar, bugün ortada yoktu. Hazırlığı olmayanın inandırıcılığı yoktur. Bir insanın çocuklarına, gençlerine sorduğumuzda; kariyer hedefleri şehadet bilinciyle temellenmiyorsa, askerî hazırlık ve her türlü ekonomik, iktisadî ve stratejik hazırlık… Savaş bütün boyutlarıyla gerçekleşir. Bunu düşünmüş ve buradaki yerini buradaki sorumluluğunu şahadet vizyonuyla kendisine misyon belirlememiş ise o zaman böyle geceleri düzenleriz. Allah Azze ve Celle’nin şu buyruğunu haber verir: 'Eğer gerçekten savaşa çıkmak isteselerdi, elbette onun için bir hazırlık yaparlardı.' (Tevbe, 46) Hazırlığı olmayanın inandırıcılığı yoktur." ifadelerine yer verdi.

Program, İlahi Sanatçısı Osman Gündüz’ün seslendirdiği ezgi ve marşların ardından Mamak Merkez Camii İmam Hatibi Ali Büyükkaya Hoca’nın yaptığı dua ile sona erdi.

Kaynak: İLKHA