PKK’nın Sapkın İdeolojisi İfşa Olmuştur

Abone Ol

YPG ile Suriye ordusu arasında yaşanan çatışmaların ardından sosyal medyaya düşen bazı görüntüler, aslında yıllardır inşa edilmekte olan sapkın bir zihniyeti bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Abdullah Öcalan’a secde edilen, onun ilahlaştırıldığı, kimilerince “peygamber” mertebesine yükseltildiği sahneler; namazla alay edilen, Kur’an-ı Kerim’in ayaklar altında çiğnendiği ve İslam’ın en temel sembollerinin aşağılandığı görüntüler, PKK ideolojisinin Kürt halkını getirmek istediği noktayı ifşa etti.

Bu manzaralar, elbette her Müslümanın vicdanında derin bir öfkeye ve bu zihniyete yönelik tepkilerin ortaya çıkmasına neden oldu. Sosyal medya üzerinden yükselen tepkiler, inancına ve kutsalına sahip çıkan insanların doğal refleksiydi. Fakat asıl ibret verici olan, bu görüntülerin kendisi kadar, hatta belki daha da fazlası, bu görüntüleri savunmaya çalışanların tutumuydu. Eleştirenlere edilen hakaretlerin, savrulan küfürlerin, “bunda ne var” rahatlığıyla yapılan meşrulaştırma çabalarının gösterdiği gerçek şudur: Ortada münferit bir sapkınlık değil, köklü ve sistematik bir zihniyet vardır.

Kendisine ideolojik önder olarak küfrü ve inkârı açık birini seçmiş, onun sözlerini sorgulanamaz birer “hakikat” gibi benimsemiş bir yapılanmadan, bir kitleden, bir güruhtan söz ediyoruz. Abdullah Öcalan’ın yıllardır kaleme aldığı metinler, yaptığı konuşmalar ve savunduğu fikirler ortadadır. İslam’a mesafeli değil, açıkça düşmandır. Kur’an’a, Peygamber’e ve İslam ahlakına karşı alaycı ve aşağılayıcı bir dil kullanmıştır. Dinleri “geri kalmışlık unsuru” olarak tanımlamış, vahyi reddetmiş, ilahi ölçü yerine Marksist-Leninist bir dünya görüşünü mutlak doğru olarak dayatmıştır.

PKK ve onun uzantıları, ortaya çıktıkları günden bu yana sadece silahlı bir örgüt olmadılar; aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir inanç, bir din inşa etmeye çalıştılar. Bu nedenle İslam’ı aşılması gereken bir engel olarak gördüler. Çünkü İslam; aileyi, iffeti, emaneti, adaleti, güveni, barışı ve ahlakı emrediyordu. Onların tahayyül ettiği düzende ise sınırsızlık vardı, ahlaki bağlardan kopuş vardı. Bu yüzden camiler hedef alındı, imamlar öldürüldü, dindar Kürtler “işbirlikçi” yaftasıyla tasfiye edildi. Bu yüzden Kürt halkının yüzyıllardır taşıdığı dini ve ahlaki kodlar sistematik biçimde tahrip edildi.

Abdullah Öcalan’ın putlaştırılan ve tıpkı Nemrut ve Firavun gibi kendisine tapınılan bir figüre dönüştürülmesi şaşırtıcı değildir. Put, sadece taştan yapılmaz; bazen ideolojiden, bazen kişilikten yapılır. Secde edilen her şey ilahlaşır. Bir beşere kutsiyet atfetmek, onu sorgulanamaz ilan etmek, sözlerini vahiy gibi görmek, İslam’ın reddettiği en temel sapmadır. Sosyal medyaya yansıyan görüntüler, bu sapmanın artık gizlenmediğini, açıktan yaşandığını göstermektedir.

YPG ile Suriye ordusunun çatışmaları bahane edilerek bu görüntüleri bir öfkenin şuursuzluğu olarak yansıtmak, çuvala sığmayan mızrağın görünen kısmını saklamaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Bu görüntüleri gizleyip Kürtlerin çektiği acıları öne sürmek, masallarla uyutulan bir halkın uyanmasını önlemeye yönelik girişimlerdir. Kürt halkı, bu zihniyetten çok zarar görmüştür.

PKK, nasıl Türkiye’deki Kürtler değilse, YPG de Suriye’deki Kürtler değildir. İkisi de Kürt halkına silahla, baskıyla, kanla tahakküm etmeye çalışan sapkın zihniyetli yapılardır. Bu zihniyetin sapkınlığı ifşa olmuşken, halkı Suriye’deki savaşa taraf kılmaya çalışmak, beyhude bir girişimdir. YPG kaybediyor diye Kürtlerin katliama maruz kaldığına kimse inanmıyor ve tıpkı Kobani’de olduğu gibi sokakların karıştırılması için çağrı yapılmasına da artık kimse destek vermiyor.

Kutsallara yapılan saldırılar karşısında susmak, bu zihniyetin sıradanlaşması tehlikesini doğuracaktır. Bu nedenle Kürt halkının, bu sapkın ideolojiyi hâlâ “özgürlük mücadelesi” diye pazarlamaya çalışanlara prim vermemesi gerekmektedir.

Çünkü maske düşmüş; hakikat, eninde sonunda görünmüştür.