Pastayı kim yiyor?

Abone Ol

'Ekmek bulamayanlar pasta yesinler' meselesini hepimiz biliyoruz. Fakat ' Pasta yiyenler ekmeğe ihtiyaç duymadıkları için pasta yiyor' meselesini ise daha fark edememişiz. Bu meseleyi şöyle açıklayalım;

Seçime aylar kaldı. Vatandaş ise sert esen ekonomi fırtınasında savrulup duruyor. Siyasetin dili de git gide ağırlaşıyor. Partiler birbirine olmadık laflar ediyor. 'Kirli üsluptan kendini beri tutan siyasileri ve partilerini tenzih ederek' bunu söylüyorum. Siyaset çözümlerin merkezi olması gerekirken maalesef bu kutuplaştırıcı üsluptan dolayı karmaşıklığın ve girdapların merkezine dönüşmüş. Herkes kendisinin doğru olduğunu söylerken rakibini kötülemeyi de ihmal emiyor. Anlaşılan o ki halkın gündemi onları pek ilgilendirmiyor. Memleket meseleleriyle ilgileniyorum diyenler sadece sözde kaldıklarının ya farkında değil ya da bu şekilde işlerine geliyor. Pandeminin etkileri hala geçmemişken bir de Rusya-Ukrayna savaşı ülkemizi çok ciddi bir şekilde etkiledi. Ama bu krizi Türkiye fırsata çevirecek mi? Bekleyip göreceğiz.

Sorunlar çok ve kış kapıya dayandı. Vatandaş; şehirde elektrik, doğalgaz faturalarını kara kara düşünürken kırsalda da elektrikle beraber kömür ve odunu düşünüyor. Yüksek faturalar kiralarla yarışır durumda. Bir an önce çözümün ilk adresi olan hükümet bu sorunlara çare bulmalıdır. Devlet vatandaşların meselelerini çözmek için var olan en büyük kurumdur. Devlet; kavganın, ihalelerin, adam kayırmanın ve makam-mevki elde yeri değildir. Vatandaşa hizmetin yeridir.

Asgari ücretli ve asgari ücretin de altında geliri olan vatandaş, eğitim için memleketini terk etmek zorunda kalan öğrenciler, ektiğinin karşılığını alamayan çiftçiler, alın terini emeğe ve geçim kaynağına dönüştüren işçiler ve daha nice dar gelirli vatandaş… Üniversite öğrencilerinin burslarıyla alakalı daha önce yazmıştık. Belki tekrar olacak ama aldığı burs, suyun içine atılan kartopu gibi eriyor. Asgari ücret ise daha hesaplara yatmadan eriyor. Vatandaş pazara çıkıp alışveriş yapmaya korkuyor. Alışveriş sepeti eskiden 150-200 liraya doluyorken şimdi ise 500 liraya dolmuyor bile. Peki, bu millet bunu hak ediyor mu?

Ülkemizin dağı taşı havası çok güzel, vatandaşların sıcakkanlılığı ise bu güzelliğe renk katıyor. Bu vatandaş hep çileli bir yaşam mı sürecek? Bu insanlar bunu hak edecek ne yaptı? Kaderimizdir çekeriz diyoruz ama veriler ortada. Gelirin %60'ını nüfusun %10'nu cebe indiriyor. Ortadaki pasta eşit bir şekilde bölüşülmüyor. Bundan dolayı fakir ve zenginin arasında hep uçurum var. Hava, iktisadi açıdan puslu ve endişe vericidir. Kimse bu havada dışarı çıkamıyor veya çıkmak istemiyor. Dışarı çıkan risk alıyor. Cennet bahçesi yurdumuzun dışında en ufak bir hareketlenme memleketi fena etkiliyor. Herhangi bir ülkenin hapşırığından ülkemizde neredeyse ekonomik kriz çıkacak. Pamuk ipliğine bağlı ekonomimiz hiç de içler acısı değil. Fakat bahsini ettiğimiz %10'luk kesimin keyfi yerinde krizde bile kazancını 4'e 5'e ve daha fazlasına katlamış durumdadır.

Gelirde adalet sağlandığında, azdan az çoktan çok vergi alındığında belki rahat bir nefes alınabilir. En önemlisi de üretimi arttırmaktır. Çiftçi tarlasını endişe duymadan ekebilmelidir. Devlet, hayvancılık sektörünü de canlandıracak hamleler yapmalıdır. Büyük şirketler ve bankalar krizde karlarını yükselttiler. Eyvallah ama bu oyunda sadece büyükler kazanıyor. Gelirde adalet sağlanmadıkça biz bu konulara daha çoook yazarız.