Kılıçdaroğlu’nun partisinin sadece ciddi oy oranına ve ana muhalefet dinamiğine sahip bir siyasi örgüt olmanın ötesinde devlet denince akla getirilen korku duvarlarını temsil etmesi nedeniyle, şu anda izlediğimiz gelişmeler, cumhuriyet rejiminin varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu radikal adımlar öncesinde bir çeşit sterilizasyon olabilir mi?
Olabilir değil olmalıdır.
Çünkü coğrafi konumu, tarihi mirası ve demografik yapısıyla bölgesel ve küresel ölçekte doğal bir liderlik potansiyeline sahip bir ülke, artık daha fazla sırtında saplı altı ok ile canlılığını koruyamaz.
Çünkü Asya ile Avrupa'yı birleştirmenin yanında İslam medeniyetinin son büyük siyasi temsilcisi olan Osmanlı Devleti'nin varisi konumundaki bir ülke, bu derin mirası inkâr ederek kendisini asıl kimliğinden koparan ve bölgesel vizyonunun önüne ciddi engeller koyan bir kamburla belini doğrultamaz.
Çünkü Kemalizmin diri tutulan tek ilkesi olan laikliğin vesayet anlayışı; halkın inanca dayalı iradesinin önünde set olarak durdukça, kimlik krizini ve ahlâk bunalımını önlemede çaresiz kalan bir yönetim, dağa düşen gölgeye kutsallık atfederek kör ebe oynayamaz.
Çünkü Afrika gibi devasa bir sahada kendine stratejik bir zemin bulma hedefinde ciddi mesafe kat etmiş son yirmi yılın Türkiye’si, Tanzanya’daki Hadzabe kabilesinde bile bulunmayan paganist tapınma ritüelleriyle kendini dünya aleme daha fazla rezil edemez.
Çünkü hem güçlü tarihi öykü hem de bölge halklarının genlerinde henüz sönmemiş haldeki uzun himaye nostaljisini iyi değerlendirip Balkanlar’da varlığını hissettirmek için hayli çaba sarf eden son yılların Türkiye’si, Tito ve Enver Hoca çağrışımlı devlet etiketiyle oralara daha fazla yapışamaz. Yapışsa da üzerine yazacak bir şey bulamaz.
Çünkü Suriye devriminin son kertesinde “kayıp patronun dönüşü” adıyla filmi çekilecek bir ışıltıyla yeniden sahneye çıkan Türkiye, kendini misakı milli sınırları içine hapsetmiş bir donuk ideoloji ile ikbâli için yazdığı senaryoyu boğmaya devam edemez.
Şu şüheda beldesinin yapısal sorunlarının çözümleri önünde en büyük engel zayıflatılırsa, o vakit, kurucu tabunun kaymağını, iktidarın sunduğu balla yemeye alışmış sızma tipler de suyu azalan gölde kıyıya vuran balıklar gibi deşifre olacaklardır.
Daha açık konuşalım.
100 binden fazla camiinden günde beş vakit ezan okunan bir ülkede laikliği morgta tutup da arada bir varmış gibi yapmanın yorgunluğuna yeter artık.
Kemalizm olmazsa anayasa filan yazılamayacağı için devlet yıkılır paranoyası için tedavi vakti. Bununla geçinen bir avuç ruhban sınıfından da ürkmek lüzumsuz.
Ve CHP’nin bir türlü barışamadığı İslam, Ezan, Kur’an, Hac, Kurban, Tesettür, Alkolsüzlük..
Ve bunların sevdasıyla büyüyen yeni nesil.
Bu tezatı hiçbir mezatta satamazsınız.
Bakın Kostarika’da aile, evlilik, doğum oranı gibi meseleleri İsviçre’den alınacak Medeni Kanun’la filan çözeriz zannına kapılabilirsiniz. Ama konuşurken dillerde tüy bittiği halde “zamanı var” denilen tutarsızlığın daniskasıyla bu diyarı şahlandıramazsınız.
Bir ülkede bir asır boyunca hep romeo-juliet oynanmaz. Tıpkı devlet opera ve balesinin şu coğrafyaya zerre kadar yakışmaması gibi.
Velhasıl sürekli ertelenen yaralara merhem sürme fırsatı inşallah bu defa kaçırılmaz.
Neyse şu maç bitsin hele.
Kılıçdaroğlu’nun partisinde..
Bayramınız mübarek olsun.