Küresel piyasalarda ABD dolarının geleceğine ilişkin tartışmalar giderek tırmanıyor. Siyasi ve ekonomik dönüşümlerin, uluslararası finansal sistemde en baskın para birimi olan dolara duyulan güven haritasını yeniden şekillendirdiği bir dönemde, Amerikan doları yatırımcılar açısından ABD’nin iç ve dış politikalarının seyrine dair artan bir kaygının göstergesi olarak görülüyor.
Jeopolitik, parasal ve mali faktörlerin iç içe geçtiği bu ortamda yeşil para üzerindeki baskılar artıyor. Washington’un müttefikleriyle yaşadığı gerilimlerden, para politikasının yönüne ilişkin belirsizliklere; bütçe açığı ve kamu borcunun genişlemesine dair endişelerden küresel sermayenin daha güvenli ve istikrarlı alternatif limanlar arayışıyla temkinli biçimde yeniden konumlanmasına kadar pek çok unsur bu süreci besliyor. Bu dönüşüm, piyasa performanslarına da net biçimde yansıyor. Değerli metaller ve rakip para birimleri doların cazibesindeki azalmadan fayda sağlarken, piyasalar ABD parasındaki zayıflığın ekonomik dengelere hizmet eden kontrollü bir seyir mi izleyeceğini yoksa küresel ekonomide daha geniş çaplı bir istikrarsızlık ve belirsizlik döneminin erken uyarı sinyaline mi dönüşeceğini dikkatle izliyor.
Doların dalgalı seyri
Dolar, haftanın ilk günlerinde yaşanan dikkat çekici gerilemenin ardından sonraki işlem gününde dengelenme eğilimi gösterdi. Bu toparlanma, ABD yönetiminin “güçlü dolar politikası” izlediğine dair yapılan açıklamalarla destek buldu. Söz konusu açıklamalarda, güçlü doların temel ekonomik göstergeleri doğru zemine oturtmak anlamına geldiği vurgulandı; ayrıca döviz piyasalarına doğrudan müdahale edildiği yönündeki iddialar da reddedildi.
Öte yandan piyasalarda, çok sayıda yatırımcının önümüzdeki dönemde doların daha da zayıflamasını beklediği yönündeki beklentiler öne çıkıyor.
Bazı büyük finans kuruluşlarının analistleri, dolar konusundaki kötümserliğin temel nedenlerinin hala geçerliliğini koruduğuna dikkat çekiyor.
Uluslararası varlık yönetimi çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde ise, ABD yönetiminin müttefik ülkelerle yaşadığı son gerilimlerin, altının güçlenmesi ve doların zayıflamasıyla birlikte okunduğu ifade ediliyor. Bu tablo, izlenen politikaların öngörülemezliğine dair ciddi soru işaretleri yarattığı şeklinde yorumlanıyor.
Ayrıca, ABD’nin bazı yabancı para birimlerini desteklemek amacıyla piyasaya müdahale edebileceğine yönelik güçlü sinyallerin, politika yapıcıların doların değer kaybı riskini ikinci planda gördüğünü düşündürdüğü belirtiliyor. Bu değerlendirmeler, son dönemde farklı ülkelerle koordineli müdahale ihtimaline dair artan beklentilere atıfla yapılıyor.
Bazı bankacılık çevreleri ise, euro’nun dolar karşısında alternatif bir rezerv ve işlem para birimi olarak öne çıktığını vurguluyor. ABD’deki politika yapım sürecine ilişkin belirsizlikler arttıkça, bu eğilimin daha da belirginleştiği ifade ediliyor.
Analistlere göre dolar üzerinde aynı anda etkili olan çok sayıda başlık bulunuyor. Bunlar arasında olası bir hükümet kapanmasına dair endişeler, bazı büyük para birimlerindeki sert dalgalanmalar, merkez bankası yönetimine ilişkin kulis bilgileri ve ABD’nin müttefikleriyle yaşadığı siyasi gerilimler yer alıyor.
Bazı stratejistlere göre, son dönemde gündeme gelen jeopolitik başlıklar dolar açısından ek bir risk primi yaratmış durumda.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen küresel düzenin sarsılmasının, uzun vadede dolar için olumsuz bir zemin oluşturduğu; bu durumun yatırımcıları dolar cinsinden varlıklardan uzaklaşmaya ya da kur riskine karşı korunmaya yönelttiği ifade ediliyor.
Döviz piyasalarına müdahale edilebileceğine dair söylentilerin de, yönetimin ihracat rekabet gücünü artırmak amacıyla doların değer kaybına daha fazla tolerans gösterebileceği algısını güçlendirdiği ve bu nedenle dolar üzerindeki baskıyı artırdığı belirtiliyor.
Bu süreçte, Atlantik’in diğer yakasında yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelerin, yatırımcıların bazı Avrupa para birimlerine yönelik beklentilerini daha olumlu hale getirdiği gözlemleniyor. Özellikle Avrupa’nın en büyük ekonomisinden gelen verilerin, piyasalardaki iyimserliği desteklediği ifade ediliyor.
ABD Başkanı ise yaptığı son açıklamalarda, doların aşırı derecede zayıfladığı görüşüne katılmadığını, aksine güçlü bir performans sergilediğini savundu ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların doğal olduğunu dile getirdi.
Derin dönüşüm
Piyasa uzmanlarına göre, ABD yönetiminden gelen son açıklamalar doların değer kaybı sürecinin hızlandığına işaret ediyor. Bu gerilemenin yalnızca kısa vadeli fiyat hareketlerinden ibaret olmadığı, küresel piyasalarda yaşanan daha derin bir dönüşümün yansıması olduğu ifade ediliyor.
Doların hızla zayıflaması, altın ve gümüş gibi değerli metallerin cazibesini doğrudan artırıyor. Bu varlıklar artık yalnızca enflasyona karşı korunma aracı olarak değil, aynı zamanda doların alım gücündeki erozyona karşı bir güvence olarak da görülüyor. Her düşüş dalgasında değerli metallere yönelen güçlü sermaye akımları bu durumu teyit ediyor.
Uzmanlar, zayıf doların kısa vadede özellikle çok uluslu ABD şirketlerinin karlılığını destekleyebileceğini, çünkü yurt dışı gelirlerin dolara çevrildiğinde daha yüksek göründüğünü belirtiyor. Ancak orta ve uzun vadede hızlı ve düzensiz bir değer kaybının, piyasalar tarafından yapısal bir risk sinyali olarak algılanabileceği ve güveni zedeleyebileceği uyarısı yapılıyor.
Bu senaryoda doların zayıflığı, hisse senetleri ve sektörler için destekleyici bir unsur olmaktan çıkarak, finansal istikrarsızlık kaynağına dönüşebilir.
Öte yandan doların değer kaybı, dolar cinsinden borçları bulunan gelişmekte olan ülkeler açısından para birimleri üzerindeki baskıyı hafifletebilir ve bu ülkelere yönelik sermaye akımlarını destekleyebilir. Ancak bu sürecin kademeli ve düzenli olması gerektiği; ani ve düzensiz bir düşüşün yatırımcı güvenini sarsabileceği vurgulanıyor.
Zayıf doların tahvil piyasaları ve enflasyon üzerinde de etkileri bulunuyor. İthal enflasyonun artması, merkez bankalarının işini zorlaştırırken, para politikası üzerindeki siyasi baskıların arttığı bir dönemde bu durum daha da karmaşık hale geliyor.
Uzmanlar, ABD yönetiminin “doların iyi durumda olduğu” yönündeki mesajlarının hem siyasi hem de ekonomik boyutlar taşıdığına dikkat çekiyor. Bu yaklaşımda doların gücü, kur seviyesinden ziyade Amerikan ekonomisine ne ölçüde hizmet ettiği üzerinden değerlendiriliyor. Daha zayıf bir doların ihracatı desteklemesi ve dış ticaret açığı üzerindeki baskıyı azaltması bu bakış açısının temel unsurları arasında yer alıyor.
Bu açıklamaların, piyasaları sakinleştirmeyi ve doların düşüşüne dair olumsuz yorumları sınırlamayı amaçladığı; fiili güçten ziyade bir iletişim mesajı taşıdığı belirtiliyor. Uzmanlar, doların yavaş ve kontrollü biçimde zayıflamasının riskli varlıkları destekleyebileceğini, ancak sert ve hızlı bir düşüşün belirsizlik ve oynaklığı artıracağı uyarısında bulunuyor. Önümüzdeki dönemin, yaşananların geçici bir geçiş süreci mi yoksa küresel piyasalarda daha geniş çaplı bir endişe dalgasının başlangıcı mı olduğunu göstereceği ifade ediliyor.
Ayı piyasası
Piyasa gözlemcileri, doların bir “ayı piyasası” içinde değerlendirildiğini belirtiyor. Bazı değerlendirmelerde, Amerikan parasının zayıflamasının ABD ekonomisi açısından “iki ucu keskin bir kılıç” olduğu vurgulanıyor.
Ekonomi çevrelerine göre, doların değer kaybı ABD ihracatını daha rekabetçi hale getirirken, iç piyasada zayıf doların her zaman güven yaratmadığı ifade ediliyor. Süregelen enflasyon, artan bütçe açığı ve kamu borcu ile devlet tahvillerinin hem yurt içinde hem de yurt dışında satılması gerekliliği dikkate alındığında, piyasa güveninin kritik önemde olduğu belirtiliyor.
ABD ekonomisi
Piyasa uzmanlarına göre, doların değer kaybı ihracata odaklanılması halinde ABD ekonomisi için olumlu sonuçlar doğurabiliyor. Zayıf dolar, Amerikan ürünlerine küresel pazarlarda güçlü bir rekabet avantajı sağlıyor ve bu ürünleri diğer ülkelerin mallarına kıyasla daha ucuz hale getiriyor. Bu yaklaşımın geçmişte farklı ülkeler tarafından da uygulandığı hatırlatılıyor.
Doların düşüşünün ABD ihracatını fiilen desteklediği ve ürünleri dünya genelinde daha cazip hale getirdiği belirtilirken, olumsuz etkinin özellikle petrol ihracatçısı ülkelerde hissedildiği ifade ediliyor. Petrolün dolar üzerinden fiyatlanması, bu ülkelerin varil başına gelirlerini reel olarak aşağı çekebiliyor ve bu durum kamu maliyeleri üzerinde baskı yaratabiliyor.
Uzmanlar ayrıca, doların değer kaybının küresel piyasalarda belirsizliği artırdığını; varlık fiyatlarında sert dalgalanmalara, yatırım akışlarında bozulmalara ve yatırımcı davranışlarında değişimlere yol açtığını belirtiyor.
Önümüzdeki dönemde ABD devlet tahvillerine olan ilginin azalabileceği, buna karşılık bazı alternatif para birimleri ile altın, gümüş ve bakır gibi değerli metallere yönelimin artabileceği ifade ediliyor. Bu eğilimin gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskı oluşturabileceği ve döviz rezervlerinin erimesine yol açabileceği vurgulanıyor.
Bu ortamın yatırımcıları güvenli limanlara yönelttiği; ABD hisse senedi ve tahvil piyasalarından uzaklaşarak değerli metallere yönelimin arttığı belirtiliyor. Bu durumun bazı ülkelerde varlık satışları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu da ifade ediliyor.
Son olarak, doların düşüşünün yabancı yatırımcıların gelişmekte olan piyasalardaki hisse ve borçlanma araçlarına ilgisini azalttığı; yatırımcıların kur riskinden kaçınmak amacıyla yatırımlarını yerel para birimleriyle dengelemeye yöneldiği aktarılıyor.
Küresel parasal sistem açısından bakıldığında ise, para birimlerinin dolardan koparılması ya da başka para birimleri veya emtialara bağlanmasının uzun vadede gündeme gelebileceği; ancak bunun son derece karmaşık, uzun soluklu ve riskli bir süreç olduğu vurgulanıyor.