Güncel

Ortadoğu Uzmanı Öncer: İran’da yaşananlar Türkiye’de yapılmak istenenlerin provasıdır

Ortadoğu Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Öncer, Amerika ve işgal rejiminin İran üzerinden yürüttüğü planların yalnızca bu ülkeyle sınırlı olmadığını belirterek, “İran’da yaşananlar, Türkiye’de uygulanmak istenen senaryoların bir provasıdır.” dedi.

Abone Ol

Ortadoğu Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Öncer, Amerika ve israilin İran’a yönelik politikalarını değerlendirerek dikkat çeken açıklamalarda bulundu. İran’a doğrudan müdahale edemeyen Batılı güçlerin, iç karışıklıklar ve dolaylı yöntemlerle hedeflerine ulaşmaya çalıştığını ifade eden Öncer, bu sürecin uzun vadede Türkiye’yi de hedef aldığını vurguladı.

“Doğrudan saldırıya cesaret edemiyorlar”

Amerika ve işgalci rejim "israilin" İran’da köklü bir değişim oluşturmak amacıyla ortak operasyonlar yürüttüğünü hatırlatan Öncer, şunları söyledi:

“Ancak beklemedikleri bir tabloyla karşılaştılar. İran’ın israile yönelik olası uzun süreli saldırıları israil için ciddi bir tehdit oluşturuyor. İran’ın 5–10 gün boyunca israili bombalamaya devam etmesi hâlinde israilin tamamen yok olabileceği anlaşıldı. Bu nedenle süreç bir anlaşmayla durduruldu. Bugün Amerika ve israilin İran’a doğrudan saldırmaya cesaret edememesinin temel nedeni de budur. Bunun yerine içeriden müdahale yöntemleri devreye sokuluyor. Bu tablo, Amerika ve israilin bugün İran’a doğrudan saldırmaktan kaçınmasının nedenini açıkça ortaya koymaktadır. İçeriden halklar, ajanlar ve çeşitli etki araçları kullanılarak toplumsal karışıklık çıkarılmak istenmektedir.”

“Sözde demokrasi ve barış söylemleri devrede”

Amerika’nın geçmişte Irak ve Afganistan’da izlediği politikaları hatırlatan Öncer, Batı’nın gerçek niyetini hiçbir zaman açıkça dile getirmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Batı hiçbir zaman gerçek niyetini açıkça dile getirmez. Amerika hiçbir zaman ‘petrol için gidiyoruz’ demez; her zaman özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık söylemlerini kullanır. Amerika Irak’ta, Afganistan’da ve dünyanın birçok bölgesinde petrol ve çıkar için aynı yöntemlere başvurmuştur. Bu söylemler, kamuoyunu ikna etmeye yönelik ve gerçekte çıkar temelli müdahaleleri gizlemek için kullanılmaktadır.”

“Batı gittiği yere özgürlük getirmedi”

Batı’ya yönelik eleştirilerini sürdüren Öncer, Amerika ve Batılı ülkelerin bugüne kadar müdahil oldukları hiçbir coğrafyada kalıcı huzur ve özgürlük sağlayamadığını söyleyen Öncer, “Saddam Hüseyin’in devrilmesi sürecinde Irak’ta binlerce Müslüman katledildi. Başlangıçta umutlanan halk, sonrasında çok ağır bedeller ödedi. Bir zamanlar Saddam’ın devrilmesini alkışlayan birçok Iraklı vardı ancak sonrasında Amerika’nın neler yaptığını hep birlikte gördük. Batı destekli tüm sözde devrimlere ve darbelere karşıyız. Halkların kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.

Batı hayranlığıyla hareket eden kesimlere de seslenen Öncer, Amerika ya da Batı’nın özgürlük getiren bir medeniyet olmadığını, yalnızca kendi çıkarlarını toplumlara dayatan bir yapı olduğunu ifade etti.

“İran’da yaşananlar Türkiye için ciddi bir uyarıdır”

Dr. Öncer, İran’da yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıdığını belirterek şunları söyledi:

“İran halkı kendi tercihini kendisi yapmak zorundadır. Batı tarafından atanacak yöneticilerin çok daha kötü olacağına inanıyorum. Çünkü Batı tarafından atanan yöneticiler meşruiyetini kendi halkında değil, Batı’da arar. Bu da ülkeyi Batı çıkarlarına tamamen açık ve savunmasız hâle getirir. Türkiye’nin mevcut süreçte İran yönetimine destek vermesini olumlu buluyorum. Uzun vadede şunu iyi görmemiz gerekiyor: İran’da yaşananlar, Türkiye’de uygulanmak istenen senaryoların bir provasıdır. Yarın benzer faaliyetler Türkiye’de de uygulanmak istenebilir. Tıpkı 15 Temmuz sürecinde olduğu gibi, dışarıda hazırlanan senaryolar içeride hayata geçirilmeye çalışılabilir.”

“Sorunlarımızı kendi iç dinamiklerimizle çözmeliyiz”

Müslüman toplumların bilinçli olması gerektiğini vurgulayan Öncer, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu dünyada hiçbir sistem kusursuz değildir. Zaten her şey dört dörtlük olsaydı, imtihan için bu dünyaya gönderilmemize gerek kalmazdı. Elbette eksikler ve kusurlar olacaktır ancak sorunları dış müdahalelerle değil, kendi iç dinamiklerimizle çözmemiz gerekir. Amerika’dan, Avrupa’dan ya da NATO’dan barış beklemek gerçekçi değildir. 1960’lı yıllardan bu yana Türkiye’de özellikle PKK meselesi üzerinden dış kaynaklı ‘barış’ söylemleri dayatılmıştır. Ancak bunun sonucunda kalıcı bir huzur sağlanmamış, aksine çatışmalar daha da derinleşmiştir. NATO’nun, Amerika’nın ve sözde barış güçlerinin müdahil olduğu her yerde savaş büyümüştür. Çünkü bizim coğrafyamıza gerçek barış ve huzurun gelmesi, Amerika ve israilin çıkarlarına hiçbir zaman uygun olmamıştır.”