ONLAR ÜMMETİN KALBİNDEDİR!

Abone Ol

Bir süre önce 90`lı yıllarda resmi kurumların kullandığı bir yerden insan kafatasları çıktı.

Eskiden Jandarma Merkez Komutanlığı, Diyarbakır Cezaevi ve Adliye binasının bulunduğu alanda bir süre önce başlatılan restorasyon çalışması sırasında (12 Ocak günü) insanlara ait kafatasları çıkması üzerine konuya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı el attı.

Savcılığın gözetiminde sürdürülen kazılarda, bugüne kadar 26 kişiye ait kafatası ve kemikler bulundu.

Diyarbakır/Sur ilçesi/İçkale`deki kazılarda ortaya çıkanlar üzerine herkes oraya dikkat kesildi. İlk anda birçok kimse aynı şeyleri düşündü.

Bazıları hemen bulunan kafataslarının Ergenekoncuların infaz ettiği kişilere ait olduğunu iddia etti; ama sonra başka iddialar da gündeme geldi.

Kimileri İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp infaz edilen mazlumlara ait olduğunu söyledi. Bazıları da Şeyh Said ve arkadaşlarına ait olduğunu iddia etti bulunan kemik ve kafataslarının.

Geçen hafta Devlet Bahçeli`nin tepkisinden söz ettik.

Durumdan kaygılandığı besbelliydi.

Kimlere ait olduğu bir şekilde ortaya çıkar elbette; ama bu vesile ile mezarı olmayan aziz insanların mücadelesi ve fedakarlığı canlandı gözlerimizde.

O büyük insanları hatırladık.

Coğrafyamızın mazlum ve mağdur iki 'Said'i…

Evet, mezarı olmayan 'Said'ler…

Şeyh Said Efendi ve Bediuzzaman Said Nursi.

Hilafetin kaldırılışına, yeni cumhuriyetin milliyetçi politikalarına, batılılaşma hareketlerine karşı kıyam eden ve idama giderken 'Perva etmediğini, çünkü ölümünün Allah ve din için olduğunu söyleyen Şeyh Said…

Ve dönemin cellatları…

Kıyamı içerde milliyetçi, dışarıda şeriatçı olarak yansıtanlar…

Cenazesini ailesine ve sevenlerine göstermeden gömen, cenazeye bile düşman kindar bir güruh…

Şeyh Said`in torunlarından biri dedesinin cenazesinin orduevinin bahçesinde gömülü olduğunu söylemiş.

Bununla ilgili bir çalışma yapılır mı, yapılmaz mı bilmem; ama konunun gündeme gelmesi önemlidir.

O dönemlerde yaşananları unutmamak gerekir.

Unutturmamak için belli periyotlarda etkinliklerle gündemde tutmak da faydalı olabilir.

Cenazeye bile düşman olan bir rejimin yüzünü herkes görmelidir.

Öyle ya konu Şeyh Said`le de sınırlı değildir.

Said Nursi de aynı insanlık dışı muameleye maruz kalmıştır.

Hayatı boyunca zindanlarla, sürgünlerle, zehirlemelerle karşılaşan bu mübarek insan, vefat ettiğinde Urfa`da Dergah`ın bahçesine defnedilmişti.

Vefat tarihi 23 Mart 1960 'tır.

Vefatından yaklaşık 2 ay sonra 27 Mayıs askeri darbesi gerçekleşti.

Ve bir buçuk ay sonrası…

Bir gece, kalbinde insani değerlerin zerresini taşımayan birileri Üstad`ın mezarını parçaladı ve cenazesini bilinmeyen bir yere götürdü.

Bazıları Isparta`ya defnedildiğini söylüyor, ama kimileri de Akdeniz`e atıldığını iddia ediyor.

O dönem Albay rütbesinde olan Alpaslan Türkeş`in bu işi yapan ekibin içinde olduğu ve na`şın nereye götürüldüğünü bildiği söylendi; ama Türkeş, ölünceye kadar bu konuyu açıklamadı. Yani iki Said`in de mezarı yok!

Hayatlarında zulme uğradıkları gibi vefatlarından sonra da zulme uğradılar.

Onları unutturmak istediler.

Ama bu zulme önayak olanlar, 'Said'leri, mazlum halkın ne kalbinden ne de hafızasından silebildiler.

İki Said de ümmetin kalbinde yaşıyor.

Kıyamlarıyla, zulme boyun eğmeyişleriyle, yol göstericilikleriyle, eserleriyle…

Rabbim onları rahmeti ile kuşatsın ve isimleri gibi onları 'Said' kılsın!

'Said'lere selam olsun!