Her yıl aynı tabloyla karşılaşıyoruz: Üniversite mezunu işsizler ordusu büyürken, sanayi kuruluşları, atölyeler ve teknik işletmeler “kalifiye eleman” bulamamaktan yakınıyor. Bu çelişki bize aslında çok net bir gerçeği söylüyor: Eğitim sistemimiz ile iş gücü piyasası arasında ciddi bir kopukluk var. Bu kopukluğun giderilmesinde en kritik anahtar ise mesleki eğitimdir.
Uzun yıllar boyunca toplumda başarı, yalnızca akademik eğitimle ve üniversite diplomasıyla ölçüldü. Oysa hayatın gerçekleri bu algıyı çoktan geride bıraktı. Bugün iyi yetişmiş bir tekniker, usta ya da ara eleman; teorik bilgisi olup pratiği olmayan birçok mezundan daha kolay iş bulabiliyor, daha yüksek gelir elde edebiliyor. Buna rağmen mesleki eğitim hâlâ “ikinci seçenek” olarak görülüyor. İşte asıl sorun tam da burada başlıyor.
Mesleki eğitim, yalnızca bireye iş kazandıran bir alan değildir; aynı zamanda ülke ekonomisinin bel kemiğidir. Üretim, teknoloji, sanayi ve hizmet sektörleri nitelikli insan gücüyle ayakta durur. Kalifiye eleman yoksa, makine de teknoloji de tek başına bir anlam ifade etmez. Bugün gelişmiş ülkelere baktığımızda, mesleki eğitimin ne kadar güçlü ve itibarlı olduğunu açıkça görürüz. Almanya’daki çıraklık sistemi bunun en somut örneklerinden biridir. Okul ile iş dünyası iç içedir ve gençler mezun olmadan üretimin bir parçası hâline gelir.
Türkiye’de ise mesleki eğitim çoğu zaman sınavlarda yeterli başarıyı gösteremeyen öğrencilerin yönlendirildiği bir alan olarak algılanıyor. Bu yaklaşım hem gençlere hem de ülkeye haksızlıktır. Oysa doğru planlanmış bir mesleki eğitim sistemi; öğrencinin yeteneğini keşfeden, onu erken yaşta hayata hazırlayan ve üretime kazandıran bir yapı sunar.
Ayrıca mesleki eğitimin toplumsal algısı mutlaka değişmelidir. Aileler çocuklarını yalnızca “beyaz yakalı” hayaliyle yönlendirmemeli; yetenek, ilgi ve becerileri dikkate almalıdır. Çünkü mutlu ve başarılı bir birey, sevdiği ve iyi yaptığı işi yapan bireydir. Meslek sahibi olmak, alın teriyle üretmek bir eksiklik değil; aksine bir değerdir.
Mesleki eğitimin güçlenmesi için sadece okulların değil, iş dünyasının da sorumluluk alması gerekir. Sanayi ile eğitim kurumları arasında güçlü iş birlikleri kurulmalı, müfredatlar piyasanın ihtiyaçlarına göre güncellenmelidir.
Sanayi ile eğitim kurumları arasında güçlü iş birlikleri nasıl kurulmalı?
1. Ortak Planlama ve Müfredat Geliştirme
-Sanayi temsilcileri müfredat komisyonlarında aktif rol almalı,
-Hangi becerilere ihtiyaç duyulduğu düzenli olarak okullara aktarılmalı,
-Müfredatlar teknolojik gelişmelere göre sık sık güncellenmelidir.
2. Uygulamalı Eğitim ve Uzun Dönem Stajlar
-Öğrenciler yalnızca kısa süreli stajlarla değil uzun dönem işletme temelli eğitimle sanayiye entegre edilmelidir,
-Haftanın belirli günleri okulda, belirli günleri işletmede olacak şekilde hibrit modeller uygulanmalıdır,
-Staj süreci gerçek sorumluluklar içermeli, sadece “gözlem” aşamasında kalmamalıdır.
3. Usta–Öğretici ve Akademisyen Değişimi
-Alanında uzman sanayi çalışanları okullarda ders, seminer veya atölye çalışmaları yapmalıdır,
-Öğretmen ve akademisyenler de belirli dönemlerde sanayi kuruluşlarında çalışarak güncel teknolojileri yerinde öğrenmelidir.
4. İstihdam Odaklı İş Birliği Modelleri
-Başarılı öğrencilere mezuniyet sonrası iş garantisi veya öncelik tanınmalıdır,
-İşletmeler, kendi ihtiyaçlarına göre öğrenci yetiştirmeyi bir yatırım olarak görmelidir,
-Okul–sanayi protokolleri uzun vadeli ve bağlayıcı olmalıdır.
5. Kariyer Rehberliği ve Erken Yönlendirme
-Meslek tanıtım günleri, fabrika gezileri ve kariyer söyleşileri düzenlenmelidir,
-Öğrenciler hangi mesleğin ne tür fırsatlar sunduğunu sahada görerek karar vermelidir.
6. Devlet Desteği ve Teşvik Mekanizmaları
-İş birliği yapan işletmelere vergi indirimi ve sigorta teşvikleri sağlanmalıdır,
-Mesleki eğitim projeleri için hibe ve fonlar artırılmalıdır,
-Başarılı modeller yaygınlaştırılarak örnek hâline getirilmelidir.
Netice itibariyle sanayi ile eğitim kurumları arasındaki iş birliği “zorunlu bir görev” değil, karşılıklı kazanç sağlayan stratejik bir ortaklık olarak görülmelidir. Eğitim üretime, üretim de eğitime yön verdiğinde; nitelikli insan gücü yetişir, işsizlik azalır ve ülke ekonomisi güçlenir.