Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta iki öğrencinin kendi okullarında gerçekleştirdikleri kanlı eylem, doğal olarak herkesin gündemi oldu. Gündem olmasına oldu, ama önemli olan, sorumluluk makamında olanların bu olaylardan gereken dersleri çıkarmakla kalmayıp, yükümlülüklerini yerine getirip getirmeyecekleridir.
Hepimizin üzerinde mutabık kaldığı gibi, okullardaki bu şiddet eylemleri failleriyle ve o faillerin ruh halleri, çevreleri ve yaşam tarzlarıyla sınırlı değildir. Aileden başlayarak öğretmenlerine, idarecilerine, ilgili bakanlıklara ve hükümete kadar hepsinin bu şiddet eylemlerinde yükümlülüklerini ihmal ettikleri oranda payları vardır. Bu kişi ve kurumları birer birer ele alıp değerlendirdiğimizde, hepsinde de ciddi eksiklikler olduğunu göreceğiz. En vahimi ise, bu kişi ve kurumların bu eksiklikleri bilmelerine rağmen, yükümlülüklerini yerine getirmemeleridir. Ne yazık ki, yükümlülüklerimizi yerine getirmeme sorunumuz okullarımızla ve eğitim sistemimizle sınırlı değil. Örneğin, yükümlülüklerimizi yerine getirmediğimizden dolayı deprem olaylarında ve trafikte yaşadığımız maddi ve manevi kayıplar…
İnsanın olduğu yerde şiddet de vardır ve olacaktır. Dolayısıyla şiddeti ortadan kaldıramayız, ama kontrol altına alabiliriz. Bu da merhametin yanında şiddeti de kullanmakla mümkündür. Tabii, bu şiddet adaletin ve merhametin sınırlarını aşmamalıdır.
Bunun adına merhameti ve şiddeti yerli yerinde kullanmak da diyebiliriz…
Merhamet ve şiddet…
Her ikisi de insanda var olan iki soyut değer ve iki potansiyel güçtür. Her ikisi de insanın eylemleriyle somutlaşırlar ve görünür olurlar. Merhamet, iyidir, iyinin adıdır, iyiliktir. Şiddet ise, hem iyiye ve hem de kötüye kullanılabilen potansiyel bir güçtür. Şiddet, iyinin emrinde olduğunda ve iyilik adına kullanıldığında güven oluşurken, kötüye kullanıldığında da güvensizlik oluşur ve onu takiben envaiçeşit kötülükler hüküm sürer.
Merhamet ve şiddetin diğer bir özellikleri de, insanın iradesi ve çabaları oranında azalıp çoğalıyor olmalarıdır.
Sahip olduğumuz gücü ve şiddeti iyiye kullanmak da, kötüye kullanmak da bizim elimizdedir. Şiddet kötüye kullanılmasıyla çıkan sonucun adı zulümdür.
Nitekim cereyan eden savaşlar, soykırımlar, tacizler, tecavüzler, hırsızlıklar, yolsuzluklar ve kısaca bütün hak tecavüzleri, insanların sahip oldukları şiddeti kötüye kullanmalarıdır.
Görüldüğü gibi şiddet, toplumsalın da ötesinde küresel bir sorundur. Çocuklarımızın okullarda sergiledikleri şiddet de aileden, çevreden, sosyal medyadan ve şahit oldukları kötü örneklerden derledikleri olumsuzlukların toplamıdır. Öyleyse insanın zararına olan ne kadar olumsuz şey varsa, hepsine karşı sağlıklı bir mücadele vermeliyiz ki, o zararlı şeyler evde, sokakta, işyerinde ve okulda şiddete dönüşmesin.
Bu vesile ile malum okullardaki saldırılarda hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar ve milletimize baş sağlığı diliyor ve yükümlülüklerimizi hatırlatıyorum.