Uzun zamandır Volkswagen markalı otomobillerin boykot edilmesi gerektiği söylenip duruyor. Ancak sahada bunun etkilerini pek göremiyoruz. Volkswagen şirketi Müslümanların bu lakaytlığından cesaret almış olacak ki, israilin demir kubbesi için ekipman üreteceğini duyurmaktan çekinmedi.
Peki kimdir bu Volkswagen şirketinin sahipleri? Daha önce neler yapmışlardı, bugün neler yapıyorlar? 2. Dünya savaşı sırasında Hitler’in soykırımları için ekipman ürettikleri doğru mu? Sürekli olarak, soykırıma uğrayanın değil de soykırım yapanın yanında olmak ne ifade ediyor? Bunu nasıl anlamalıyız?
Nazi Mirasından Modern Savaş Teknolojisine
Volkswagen’in temelleri, bizzat Adolf Hitler’in emriyle ve toplama kamplarındaki esirlerin zorla çalıştırılmasıyla atıldı. Bu esirlerin içinde yoğunluklu olarak Çingeneler, Rus mahkumlar ve Yahudiler vardı. Yani Volkswagen aslında kan üzerinde kurulmuş kirli bir şirkettir.
Volkswagen, İkinci dünya savaşı süresince Nazi soykırımcılarının en büyük lojistik destekçisiydi. Ve bugün Volkswagen şirketinin, israilin Filistin’de uyguladığı soykırımın en büyük destekçilerinden biri olması, tarihin en trajikomik ve kanlı ironilerinden biridir.
Şirket daha dün Hitlerin komutasında soykırıma eşlik ederken, Bugün Hitler’in ezeli düşmanı Siyonist yahudilerin komutasında aynı görevini idame ettirmektedir.
Şirketin Bu Cesareti Nereden Geliyor?
İnternetteki ilgili platformlardan edindiğimiz verilere baktığımızda Volkswagen’in satış profili ve Pazar payı "Müslümanların boykota riayet etmediğini" net bir şekilde gösteriyor. Pek tabii ki herhangi bir finansal kaygı gütmeyen şirket soykırım suçlarına destek verme konusunda daha bir pervasız olmakta beis görmüyor. Zira büyük şirketlerin dini paradır. Finansal olarak onları etkilemeyi başaramazsak, onları yönlendirmekte başarısız olacağımız da aşikardır.
Asıl Sorun Volkswagen mi israil mi?
Günümüzde dünyayı devletlerin değil, şirketlerin yönettiğine dair çok güçlü ön kabuller ve görüşler mevcuttur. Bu görüşlere göre uluslararası şirketlerin onay vermediği hiçbir politika, devletler tarafından pratiğe sokulamaz. Yani devlet mekanizması kendini, bünyesinde faaliyet gösteren şirketlerin çıkarlarına göre dizayn etmekte heveslidir.
Bu görüş hiç de yabana atılacak bir görüş değildir, zira Volkswagen için kimin kimi öldürdüğünün hiç önemi yoktur. Onun için önemli olan tek şey kendi karlılığıdır. Eğer Hitler Yahudileri öldürürken onun yanında durmak karlıysa, şirket onun yanında durur. Eğer Yahudiler Filistinlilere soykırım yaparken israilin yanında durmak şirket için daha karlıysa şirket onun yanında durur. Şirket tam tersini düşünürse, o zaman israilin yanında durmaz.
Bu bakış açısıyla yola çıkarsak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İsrail, kendisine destek veren Volkswagen, Coca Cola, Mc. Donalts gibi kirli şirketlerin katkıları olmasa, bu kadar pervasızca soykırım girişimlerinde bulunamazdı. ABD kendi uluslararası şirketlerinin menfaatlerinin tehlikeye gireceğini düşünse, soykırıma bu kadar doğrudan destek vermekten çekinirdi.
Şirketler Devletlerin Arkasından Çekilirse Ne Olur?
Büyük şirketlerin dininin para olduğu tespitiyle bir üst paragrafta söylediklerimizi harmanlarsak karşımıza şöyle bir sonuç çıkacaktır.
2,5 milyar Müslüman bu şirketlere yapılan boykota sadakatle devam etseydi, bu şirketler para akışının tehlikeye girdiği bu ortamdan bir an önce kurtulmak isteyeceklerdi. Bunun için de kendi devletleri üzerinde sahip oldukları güç odaklarını harekete geçirerek politika değişikliği isteyecekler ve devletler buna kayıtsız kalamayacaklardı. Görünüşte de olsa israil ile aralarına mesafe koymak zorunda kalacaklardı. Dış desteğini yitiren israil, daha ılımlı politikalar arayışına girecekti.
Boykot, Boşa Kürek Çekmek mi?
Şimdi o “Coca Cola içmediniz diye israil yok mu oldu?” diyenlere şunu soralım. Siz boykotu bu kadar sığ ve amaçsız mı görüyorsunuz gerçekten? Daha coca cola içmekten vazgeçemeyen insanların akşam haberlerinde Filistinli çocuklara üzülme hakları yoktur. Çin ve Japon gibi alternatif birçok araç şirketinin sunduğu seçenekler dururken, “ne yapayım bu daha konforlu” diyerek israil markalarına yönelenler, mezarlarındaki konfor için de bir şeyler yapmayı hiç mi düşünmüyorlar.
Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyübi’nin o meşhur menkıbesiyle bitirelim yazıyı.
Selahaddin Eyyubi’nin Haçlı işgali altındaki Kudüs’ü kurtarmak için hazırlık yaptığı dönemde, ordusundaki bir genç heyecanla yanına gelir ve şöyle der:
"Ey Sultanım! Ordumuz güçlü, kılıçlarımız keskin, yüreğimiz iman dolu. Daha ne bekliyoruz? Neden hemen harekete geçip Kudüs'ü kâfirlerin elinden almıyoruz?"
Sultan Selahaddin, gencin bu heyecanına karşı sessiz kalır, sadece tebessüm eder ve o an cevap vermez.
Ertesi gün sabah namazı vaktinde Sultan, camide cemaati dikkatle süzer. Namazdan sonra yanındakilere döner ve: "Dün bana Kudüs'ü neden almadığımızı soran o ateşli genç nerede? Onu cemaatin arasında göremedim." der.
Yanındakiler, gencin cami cemaati arasında olmadığını söylerler. Bunun üzerine Selahaddin Eyyubi, o meşhur sözünü söyler:
"Kendi rahatını bozup sabah namazına gelemeyen genç, nasıl olur da konforunu ve canını ortaya koyup Kudüs'ü fethetmeye gidecek?
Büyük komutanın bu müthiş tespitinin yanına biz de şunları ekleyelim: “Basit bir boykot eylemine katılamayan halklar, rahatlarını bozup Kudüs için bedel ödemeye nasıl razı olacak. Her eylem ilk adımla başlar. Kudüs için direnişin ilk adımı boykottan geçer. Önce ilk adımı atalım. Soykırım yanlısı kirli şirketlere “biz buradayız henüz ölmedik” diye mesajımızı verelim. Sonra Kudüs’ün kurtuluşu çok da uzakta değildir inşaallah.
Mesut Tunce